Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Lider Odaları       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞ Odası       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

NURETTİN ÇARMIKLI Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Cezaevine Gidişin Öyküsü...
13.10.2007
Okunma Sayısı : 12046
Oy Sayısı : 38
Değerlendirme : 4,68
Popülarite : 7,4
Verdiğiniz Puan :
 

 

Cezaevine Gidişin Öyküsü...
Nurettin Çarmıklı


Anılarımı "Babama Söz Verdim" adlı bir kitapta topladım. Mamak Cezaevi'nde yatmama da neden olan Ayaş Tüneli Projesi'ni bu kitapta detaylı bir şekilde anlattım.

30 yıl önce işe başladığımızda tığ gibi delikanlıydım, tünelin bittiğini görmeye ömrüm yetecek mi bilmiyorum.

Kitabımda cezaevine gidişin öyküsünü de yazdım. Aşağıda sizlerle paylaşıyorum.


'Meclis'ten çıkarken kelepçe taktıklarında başımdan aşağı kaynar su döküldü'


 

"Garnizona gidince" diyorum, "bir komutan çıkar karşıma, özür dilerler, çıkarırlar kelepçeyi..." İlk kez ihtilalin ne olduğunu anlamaya başladım. İdama giden bir adammış gibi hayatım önümden geçiyordu 

Ayaş Tüneli Türkiye'nin en büyük ihalesiydi

Yıl 1976. Dünyanın en uzun 6. demiryolu tüneli olarak projelendirilen Ayaş Tüneli'ni taahhüt altına aldık. Tünel için açılan ihale o zaman Türkiye'nin en büyük ihayesiydi ve 800 küsur milyona bizde kaldı. O zamana kadar Türkiye'de kimse yanlardan girmeden 10.5 km. uzunluğunda tek boy bir tünel açmamış. Bu yüzden tecrübeli bir firma ve bu işi yapacak makina yok. 3 Avusturyalı mühendisi Türkiye'ye getirdik. Makinaları aldım. Bunlar Türkiye'de ilk kez yapılan şeylerdi.

1979 yılında bir kararname çıkarılmıştı, burada Ayaş Tüneli zammı açıkça belirtiliyordu. Ecevit hükümetinin bakanlarından Tuncay Mataracı, ihtilalden sonra tutuklanınca sanıyorum AP'den de birilerini alıp dengeyi sağlayalım mantığı hakim oldu. Böylece AP'nin Bayındırlık Bakanı Selahattin Kılıç dosyasını açtılar. "Nurettin Çarmıklı'ya özel kararname çıkartılmış, ona özel zamlar verilmiş" iddiasını attılar.

Şöförlere hamiline çekler yazardık

Beni de soruşturmaya aldılar. 1979'da Ecevit hükümeti sırasında pek çok şeyin sıkıntısı çekilmeye başlanmıştı. Akaryakıt temin edebilmek için şoförleri Gerede'ye hatta daha da ileriye kadar gönderdik. Ceplerine para koyar, 300-500 fazladan para verip akaryakıt temin ederdik. Bunu yapmasak işler duracak. Aldığımız yakıtlar karşılığında da hamiline diye çekler yazardık.

Genel müdüre verdiğim borcu rüşvet saydılar

O günlerde Bayındırlık Bakanlığı Demiryolları Liman ve Havalimanları Genel Müdürlüğü'nden emekli olmuş bir tanıdığım zorda kalmış, benden ricada bulundu. Bir araba alacak, 500 lira eksiği var. O sıralar, gazeteler araba için kampanyalar düzenliyordu. Suat Taftalı Bey'e de Hürriyet'ten araba çıkmış, onun ödemesini yapmak için benden borç istedi. Devletin bir genel müdürü. Emekli olmuş, bir araba alamıyor. Ben Suat Bey'e o parayı hiç düşünmeden verdim. Çeki de hamiline kestim, îş, "Nurettin Çarmıklı rüşvet verdi" şekline dönüştü. Bu benim çok ağırıma gitti.

Askerler alakasız sorular sordu

Bizimle ilgili soruşturma, askeri hakimler tarafından Meclis'te yapılıyordu. Beni Meclis'e çağırdılar. Orada askeri hakimlerin karşısına çıktık. O sorgular sırasında ilginç bir tavrı vardı askerlerin. Sürekli alakasız alakasız sorular soruyorlar, giyim kuşamımı sorguluyorlardı. "Sırtındaki elbise nereden?" diyorlar, "Avrupa'dan" diyorum. "Ayağındaki ayakkabı nereden?", 'Avrupa'dan". "Allah Allah... Biz burada birçok şeyi bulamıyoruz. Siz Avrupa'dan giyiniyorsunuz". Bu tarz bir sorgu oluyordu.

Sonra "Sen çek vermişsin, hamiline çek vermişsin" dediler. O zamanlar bazı lüks mallar, ev eşyaları Türkiye'de bulunmuyor. Yurtdışında belli bir süre kalan devlet görevlileri, yurda dönüşlerinde bu eşyaları getirip, satıyorlar... Bizim hanım da böyle yurtdışından dönen bir subaydan birkaç kez eşya almıştı. Bana Suat Taftalı'nın kız kardeşinde çıkan çeki sorup duruyorlar. Sonunda dedim ki, "Bizim hanım, çeki ev eşyaları aldığı subayın hanımına verdi. Çek de oradan bir yerlere gitmiş olabilir. Yakıt almak için verdiğimiz çeklerden biri gitmiş olabilir."

Hapse girdiğim yıl vergi şampiyonuydum

O yıl vergi şampiyonu olmuştum. 100. yıl işadamı seçilmiştim. Atatürk Orman Çiftliği'ndeki 'Atatürk Evi'ni" yaptırmıştım. Selanik'teki evin birebir aynısını burada yapmıştık. Birkaç gün sonra evin açılışı olacaktı. Birkaç günlüğüne yurtdışına gideceğim, sonra gelip bu açılış törenine katılacağım.

Bu koşullarda soruşturmalara gidip geliyorum, son derece rahatım. Olumsuz birşey çıkacağı aklımın ucundan bile geçmiyor.

Tutuklanmayı filan hiç konduramıyorum

Meclis'ten çıkarken bir astsubay geldi, "Haydi" dedi, "Sizi Garnizon Komutanlığı'na götüreceğiz." İşte ilk kez o zaman içime bir kuşku düştü. Akşam olmuş, bu saatten sonra ne olabilir.

İçimden, "Nurettin" diyorum, "Bu saatte Garnizon Komutanlığı'na gitmek pek hayra alamet değil." Ama yine de tutuklanmayı falan hiç konduramıyorum. "Herhalde" diyorum, "Orada da yapılacak bir işlem var. Fazla sürmez, bırakırlar giderim eve." O günün tarihini hiç unutmuyorum: 20 Ekim 1981

Haydut gibi, hırsız gibi... Kahrediyor, utanıyorum

Meclis'ten çıkarken bana kelepçe taktıklarında başımdan aşağı kaynar sular döküldü, şok oldum. Kendimi kelepçelenmiş, öyle haydut gibi, hırsız gibi, terörist gibi düşünmek kahrediyor, utanıyorum. Artık konuşacağım, derdimi anlatacağım kimse de kalmadı etrafta. Askerler ve ben. Yıkıldım. Aklıma kötü kötü düşünceler geliyor ama kovuyorum. "Garnizona gidince" diyorum, "bir komutan çıkar karşıma, konuşurum. Özür dilerler, çıkarırlar kelepçeyi. Eve kadar götürürler beni." Düşünmeye çalışıyorum ama koşullar da gittikçe kötüleşiyor. O zaman ilk kez ihtilalin ne olduğunu anlamaya başladım. Ellerim kelepçeli garnizona doğru giderken sanki idama giden bir adammış gibi bütün hayatını gözlerimin önünden geçiyordu.

Karmaşık düşünceler içinde ve moral olarak çökmüş bir şekilde geldim Garnizon Komutanlığı'na. Beni koydukları odada sedye gibi bir şey vardı. Bir astsubay geldi. O sedyeyi gösterdi, "Burada yatarsın" dedi. Kafa konulacak yerde kirli bir yastık. Normal zamanda o yastığı görsem midem kalkar. Ama o anda ne sedyeyi ne de kirli yastığı düşünecek halde değilim. Bütün umudum rütbeli birini görüp, derdimi anlatmak. Nedense ortalıkta rütbeli kimse de yok. Karşımdaki en rütbeli kişi, bana sedyeyi gösterip, "burada yatarsın" diyen astsubay.

Albayın ilk cevabı: Eşşoğlu eşşek

Astsubay'a dedim ki, "Ne olur, izin verin bir telefon açayım. Evdekilerin haberi yok. Hiç değilse burada olduğumu haber vereyim, merak etmesinler." Astsubay "Ben o konuda bir şey yapamam" dedi. "Elimden bir şey gelmez, komutan var, onunla konuşun, belki o izin verir" dedi. Komutan bir albay. Koridorda bir aşağı bir yukarı yürüyor. Önündeki, yakasındaki düğmeler açık, volta atıyor. Kapıdan kafamı uzatıp, "Albayım" dedim. Durdu, bana şöyle tepeden baktı. Beni kötü kötü süzdü. Cesaretimi toplayıp, "Sizden bir ricam var. Müsaade ederseniz eve haber vereyim." Albayın cevabı benim için bir başka şok oldu: "Git oradan eşşoğlu essek. Hilton'da yattığını mı sanıyorsun." Başka birşey demeden çekip gitti. İşte asıl o zaman başımdan aşağı kaynar sular döküldü. Anladım ki, Atatürk Evi'ni yaptırmamızın, vergi şampiyonluğumuzun, işadamlığımızın burada bize bir faydası yok.

Sabahı nasıl ettiğimi bilmiyorum. Sabaha kadar uyumadım. Meğer o ana kadar yaşadıklarım hiçbir şey değilmiş. Asıl karabasan beni Mamak'ta bekliyormuş. Bunu ertesi gün anladım.

30 yıl önce tünel işinde tığ gibi bîr delikanlıydım

Ayaş Tüneli aradan yaklaşık 30 yıl geçmesine karşın hâlâ bitirilmiş değil. Tam bir yılan hikayesine dönüştü ve zaman zaman şirketimizin imajını zedeleyen haberlere de malzeme oldu. Oysa Ayaş Tüneli'nin bitmemesinin bizimle hiçbir ilgisi yok. O önemli proje politik nedenlerle ve siyasi kararlar sonucu bu noktaya geldi. Proje hâlâ elimizde. Ama ne bitirilmesine izin veriliyor ne de projeyi bizden alıyorlar. 30 sene evvel o tünel işine başladığımızda ben tığ gibi delikanlıydım. 

.
.


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org