Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Bülent Eczacıbaşı Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

KRİZ TÜRKİYE İÇİN FIRSAT OLABİLİR
10.11.2008
Okunma Sayısı : 44774
Oy Sayısı : 6
Değerlendirme : 5
Popülarite : 3,89
Verdiğiniz Puan :
 

 

KRİZ TÜRKİYE İÇİN  FIRSAT  OLABİLİR
Bülent Eczacıbaşı
.
.

Platin dergisinden  Aylin Löle hanımın yaptığı söyleşiyi paylaşıyorum...
.
.
 

.
.

KRİZ TÜRKİYE İÇİN  FIRSAT  OLABİLİR

Öncelikle sadece Türkiye'nin değil tüm dünyanın  yakından izlediği krizi sorarak başlamak  istiyorum. Kimine göre büyük buhran kimilerime göre kapitalizmin iflas bayrağı… Peki sizin  değerlendirmeniz ne?

BE: Dünya,  tarihin en büyük  finansal  krizlerinden  biriyle karşı karşıya kalmış  durumda. Piyasalar, gelişmelerin  nedenleri ve sonuçları hakkında henüz bir görüş birliğine varmış  durumda değil. ABD ve Avrupa'da hükümetler, finansal sistemin  bütününü tehdit etmeye başlayan ve birçok büyük  ve köklü finans kuruluşunun iflas etmesi ya da satın  alınmasına yol  açan krize sık sık müdahale etmek  zorunda kalıyorlar. Tüm dünyada başlıca merkez bankalarının  eşzamanlı  faiz indirimleri de piyasalardaki tedirginliği azaltmış  gözükmüyor. Piyasalardaki sert dalgalanmaların bir süre daha varığını koruyacağı tahmin  ediliyor. Küresel  kredi krizi, banka ve finans kurumlarının  bilançolarındaki likit olmayan , sorunlu varlıkların zaman  içinde temizlenmesi , sermaye tabanlarının  güçlendirilmesi ve piyasalarda güven ortamının  yeniden  oluşmasıyla birlikte er ya da geç sonlanacaktır. Bu çerçevede, krizin  reel ekonomi üzerindeki etkilerinin  önümüzdeki dönemde de gündemde olacağını tahmin  etmek güç  değil. Amerika ve Avrupa ekonomilerinde belirginleşen yavaşlamanın , 2009 yılında küçülmeye dönüşmesi  beklentisi yaygın. Hatta,  hükümetler hızlı  ve etkin tedbirler almazlarsa bu küçülmenin  alışık olmadığımız boyutlara ulaşmasından  korkuluyor. Bu duruma bakarak, 2009 ve belki de 2010 yılında da, ekonomik faaliyetlerdeki yavaşlamanın  gelişmekte olan ülkelerin de gündeminde olacağını söyleyebiliriz. Özetle,  tüm dünyada ve tabii Türkiye'de de, zorlu ve risklerin  iyi analiz edilmesi gereken  bir döneme giriyoruz.

Sizce Türkiye, bu süreçten  nasıl etkilenir?

BE:Son verilerin  de işaret ettiği  gibi, Türkiye ekonomisinde de yavaşlama eğilimi belirgenleşiyor. Bunun yanında, enflasyondaki direncin  sürmesi ve dünyadaki belirsizlikler artarken  cari açık düzeyinin  yükselişini sürdürmesi, ekonomiyi daha da kamunun  mali ve finansal  disiplin  konusunda her zamankinden daha hassas davranması , vazgeçilmez bir şart olarak ortaya çıkıyor. Bu konunun, IMF ile yapılacak  bir yeni  anlşama ile sağlama alınması bence çok gerekli. Böyle bir yola gidilmezse, yerel seçimler ortamında kamu  maliyesinde gevşeme olması  endişesi artacaktır.

.
.

.
.

Son dönemde Türkiye'deki iç dinamiklerin de etkisi ile global  krizin  Türkiye ekonomisine ve özellikle yabancı sermaye çekme performansına etkisini nasıl görüyor sunuz?

BE: Yabancı sermaye, ülkemiz gibi yüksek cari açık  veren ülkeler açısından  hayati önem taşıyor. Bu bağlamda, 2008 yılına ilişkin olumlu bir eğilimden  bahsetmek mümkün gözükmüyor. Yılın ilk yedi ayında net doğrudan  yabancı  yatırımların  geçen senenin  aynı dönemine göre yaklaşık  yüzde 40 oranında gerileyerek  7,5 milyar dolar civarında gerçekleştiği  gözleniyor. Bu yılın ilk yedi ayında performansımız farklı değil. Unutmayalım  ki,  bu bunalım  öncesi  dönemin  verileri. Şimdi  işler daha da güçleşecek. Dış açık  içinde özel sektör borçlarının ağırlığı, önümüzdeki dönem  için reel  sektörün  ne kadar büyük risk altında olduğunu gösteriyor. Bu  koşullarda öncelikle kamu dengelerinin  sürdürülmesinin  ve finans piyasasında çalkantıların önlenmesinin  ne kadar önemli olduğu  ortaya çıkıyor. Ancak,  bu yeterli değil; yatırım  ortamını geliştirecek yapısal  dönüşümleri de hızla tamamlayamazsak, doğrudan  yabancı  sermaye yatırımlarında artış  beklememiz gerçekçi olmaz.

AKP'ye açılan  kapatma davasının  sonuçlanmasından sonra, "Dava sonuçlandı, Türkiye'nin  artık  önü açık.  Havası hakimdi… ancak Türk ekonomisi kronik  sorunlar çözülmeden  büyümeyi sürdürebilir mi? Sizce bu sorunlar nelerdir? Çözüm  için ne yapılması  gerekiyor?

BE: AKP'ye açıla n kapatma davasının  sonuçlanması kuşkusuz önemli bir siyasi  belirsizliği  ortadan  kaldırdı ve siyasi alandaki tıkanıklık  bir bakıma giderilmiş oldu. Ancak,  çok önemli  olmakla birlikte siyasi istikrarın tek başına ekonomik büyümeyi  sağlamadığı da bir gerçek. Bunun ötesinde, yalnızca siyasi  ve ekonomik istikrarı korumaya dayanan  politikaların  da bir süre sonra tıkanmaya başladığını görüyoruz. Bu nedenle,  enflasyon  yaratmayan  sürdürülebilir büyüme için,  dış konjonktürü de dikkate alan bir strateji oluşturulması gerekiyor. Bu çerçevede bir süredir, Türkiye'nin sorunlarını  ve ihtiyaçlarını iyi belirleyen, tarafların  üzerinde uzlaştığı ve uygulama süreci net olarak  belirlenmiş bir sanayi  stratejisinin üzerinde duruluyor. Sanayi  sektörünün yapısal  sorunlarına odaklanacak , sektörün  ithal  aramalına bağımlı yapısını  dönüştürecek ve iş  gücü piyasasını daha esnek  hale getirecek bir plan,  orta vadede bir sürüdürülebilir büyüme ortamı oluşturmak için çok yararlı olacaktır. Ancak, bugünkü global  finansal  kriz koşullarında, elbette öncelikli olarak mali, parasal ve finansal  disiplini yansıtacak tedbirler, enflasyon  ve dış dengelere ilişkin  olumlu  doğrudan etkilerinin yanında  yurtdışı piyasalara verilen  önemli  bir mesaj  olarak  hayati önem  taşıyor.

İş dünyasının önde gelen  bir temsilcisi olarak  Türk ekonomisindeki zayıf ve güçlü noktaları nasıl sıralıyorsunuz? Bu  konudaki değerlendirmeniz nedir?

BE: Öncelikle, küresel  piyasalardaki belirsizliğin  bu denli  yoğun olduğu bir döneme, 2001 krizinden  alınan  dersler sayesinde oldukça sağlam bir bankacılık sistemi ile giriyor olmamız çok olumlu. Yine 2001 krizi sonrası kamu maliyesinde mali disiplin ile birlikte gelinen  noktanın  son derece önemli olduğunu düşünüyorum. Bu bağlamda, mali disiplinin önümüzdeki dönemde bir kez daha kritik bir rol oynayacağı anlaşılıyor. Ülkemizin, 2002-2006 döneminde, bir taraftan enflasyonu da düşürerek  yakaladığı  güçlü büyüme süreci,  maalesef cari açığı da artırarak oldukça riskli seviyelere getirdi. O dönemde rahatça ve kaliteli  kaynaklardan  finanse edilen açık bugün  dünyada azalan  likiditeyi de dikkate alırsak  Türkiye eokonmisinin  yumuşak  karnı  olmaya devam ediyor. Hepimizin  hatırlayacağı gibi , IMF ve Avrupa Birliği ilişkileri birer çıpa olarak  2002-2006 yıllarında yakalanan  başarılı  performansta önemli rol oynamışlardı. Bugün  bu iki  çıpanında varlığından  söz etmek  mümkün gözükmüyor. Özellikle, kamuoyunda AB üyeliğine ilişkin 2002-2006 döneminde yakalanan  heyecanın  ve motivasyonun  yeniden oluşturulması gerekiyor. Bu hızlı bir şekilde yapılmasa bile,  bu dönemde vizyona işaret eden mesajlar vermek  ve mesajlarda tutarlı olmak  önemli.

Aslında karamsar olmak bizim de pek hoşumuza gitmiyor. Fakat yine de risklere karşı hazırlıklı olmanın,  fırsatları öneceden öngörmek  kadar etkili olduğuna inanıyoruz. Sizce, Türk ekonomisinin  önündeki en büyük  rsikler nelerdir? Türk iş  dünyası bu risklere karşı ne yapmalı?

BE: Küresel  gelişmelere iş dünyası açısından  bakarsak,  risk yönetiminin belki de şimdiye kadar hiç olmadığı kadar önemli olduğu  bir döneme girdiğimizi  söyleyebiliriz. Bu bağlamda, nakit yönetimi ve  mali sağlamlık  firmalar için her zaman  olduğundan  daha çok  dikkat edilmesi  gereken  bir konu olarak karşımıza çıkıyor. Bunun yanında,  firmaların  özellikle borç ve alacakları  arasındaki vade ve döviz cinsinden  uyuşmazlıkları çok yakından  takip edilmesi  ve bu konuda gerekli  önlemleri  alması gerekiyor. Alacakların kalitesi  ve yönetiminin de firmalar tarafından  kritik  bir konu olarak değerlendirilmesi  gerektiği  kanısındayız. İçinde bulunduğumuz dönem , getirdiği zorlukların yanı sıra kuşkusuz fırsatlar da sunacaktır. Bu bağlamda, mevcut krizin Türk firmaları tarafından  küresel pazardaki pozisyonlarını  güçlendirebilecekleri  bir fırsata dönüştülmmesi de mümkün olabilir. Bu dönüşüm  için ise bir taraftan dış  konjonktürü   yakından  takip ederken diğer taraftan  da araştırma, geliştirme,  markalaşma ve yenilikçilik  gibi konuları, iş yapma biçimlerimizin  bir parçası  haline getirmemiz lazım.
.
.

.
.

Sizce Türkiye ve Türk  girişimcisi, hangi coğrafya ve sektörlere yönelmeli? Daha açık  konuşursak; bizi nerede parlak  bir gelecek bekliyor?

BE: Artık hiçbir pazar  dünya rekabetine kapalı değil; bu  nedenle başarılı  girişimcilerimiz aynı  Türkiye'de olduğu gibi  diğer ülkeler de de rekabet  üstünlükleri oluşturabildikleri tüm  alan ve sektörlerde girişimlerde bulunuyorlar. Daha önce çalıştıkları, bilgi, deneyim ve dolayısıyla  yetkinlik sahibi  oldukları sektörde daha başarılı  olduklarını  görüyoruz.

Eczacıbaşı Grubu sadece ticari başarısıyla deği, spordan eğitime, kültür sanattan doğanın  korunmasına kadar birçok  alanda imza attığı sosyal sorumluluk projeleriyle öncü bir rol oynuyor. Sosyal sorumluluk alanında yeni  projelerinizden bahseder misiniz?

BE: Sosyal sorumluluk  çalışmalarımızı ağırlıkık olarak  kültür-sanat, eğitim  ve spor alanlarında ve kuruluşunda ya da yönetiminde etkin  olduğumuz sivil toplum  kuruluşları aracılığı ile yürütüyoruz. Dr. Nejat Eczacıbaşı'nın  öncülüğünde kurulan  İstanbul  Kültür ve Sanat Vakfı'nın  sponsorluğunda  36 yılı geride bıraktık. İstanbul Modern Sanat  Müzesi  ise sadece Türkiye'nin  ilk özel  modern sanat müzesi  olmakla kalmadı, Türkiye için pek  çok yeni  uygulamanın  öncüsü olduk. Kullandığı aktif pazarlama yöntemleri ile kitlelere ulaşan  bir kurum olmayı başardı. İlk defa bir sanat müzesinin eserleri korumayı ve saklamayı değil,  kitlelerle paylaşmayı öncelikli hedef olarak  benimsememsiyle müzecilik alanında yeni bir dönem  başlatmış oldu. Br. Nejat  F. Eczacıbaşı Vakfı  da bu alandaki çalışmalarımız arasında sıralayabiliriz. Eğitim  konusunda gerçekleştirdiğimiz projelerin en yenisi ise, halen  sürmekte olan Yatılı ilköğretim  Bölge Okulları Hijyen Projesi. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği işbirliği ile gerçekleştirdiğimiz ve öğrencilere çağdaş, kaliteli ve sağlıklı yaşam koşulları sunmayı  amaçlayan  bu proje kapsamında, Anadolu'daki yatılı  ilköğretim  bölge okullarının  banyo ve tuvaletlerini projelendirerek  Vitra ve Artema markalı ürünlerle yeniliyoruz. İlk etapta proje kapsamına alınan  30 okulda, Eczacıbaşı Topluluğu kuruluşların dan İpek Kağıt'ın "İlköğretim Okulları Kişisel Hijyen Eğitimi" de uygulanacak. Zaman içinde Eczacıbaşı Topluluğu'nun diğer alanlardaki birikim ve uzmanlığı da bu okulların  hizmetine sunulacak.

Profesyonelleşme konusunda taviz vermeyen  gruplardan birisiniz…Oğlunuz Emre Eczacıbaşı pazarlamadan iletişime kadar farklı bölümlerde staj yaparak, deneyim  kazandı… Sizden sonraki kuşağın  Eczacıbaşı'ndaki temsili  konusunda nasıl bir yol  haritası çıkarıldı?

BE: Oğlumuz, Harvard Üniversitesin'ni bitirdi. İstanbul'da mali kontrol ve finansal  hizmetler firmasında ve bir sürede Eczacıbaşı kuruluşlarında çalıştı. Şimdi, yurtdışındaki kuruluşlarımızda çalışıyor  ve birkaç yıl  çalıştıktan  sonra ABD'de bir iş idaresi master'ı için  yeniden  üniveristelere başvurmayı planlıyor. Kızımız da aynı  üniversitede okuyor. Çocuklarımızın  kuruluşlarımızda görev  almalarını, her  ana baba gibi biz de arzu ediyoruz; ancak, bunun bir hanedanda olduğu gibi,  veliaht tayini ile otomatik  bir biçimde olmasını  uygun  bulmuyoruz. Sorumluluk  almak isterlerse, bunu  hak ettiklerini de kanıtlamaları  gerekir. Hak etmeyenlere yönetim  sorumlulukları vermek, aile  şirketlerinin  felaket  nedenlerinin başında geliyor.

Çocuklara örnek  olmaya çalışıyorum

"Çocuklara tavsiyelerde bulunmaktan  çok örnek  olmaya çalıştığımızı söyleyebilirirm. Eğer bu  yolla, benim de babamdan  öğrendiğim gibi,  kendi  kendisine saygısı olmayan  insanlardan uzak durmayı, sorumluluk  alabilen insanları aramayı, kendini geliştirmesini seven insanlarla çalışmayı, durmadan öğrenmek, kendini geliştirmek   için çaba  gçsteren  insanlarla çalışıp  dostluk etmeyi, karşı görüşleri dinlemeyi, sosyal sorumluluğun  önceliğini, toplumsal  gelişmenin  bir bütün olarak  görülmesi  gerektiğini, ülkemizin  parlak  geleceğine ve potansiyeline inanmayı öğrenirlerse mutlu olacağım…
.
.


.
.

Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org