Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Arman Manukyan Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

İş Hayatımda Japonya
01.12.2009
Okunma Sayısı : 6563
Oy Sayısı : 3
Değerlendirme : 5
Popülarite : 2,39
Verdiğiniz Puan :
 

 

İş Hayatımda Japonya
Arman Manukyan
.
.

İş hayatımızla ilgili olarak 1963 yılında ilk olarak Japonya ile temaslar kurmaya başladım. Tabii yazışma usulü ile iletişim kurmaya başladım ve olumlu cevaplar geldi. Ben zaten Japonya'ya Amerika'dayken göz koymuştum.

Çünkü pek çok Japon mamullerine rastlıyordum. Bütün dedim Japonya'dan  bazı firmaların mümessilliğini almak ve Japonya ile ticaret yapmaktı. Türkiye'ye döner dönmez, Japon Ticaret Odası'na gittim ve Japonya'da bizim işlerle ilgili bütün fabrikaların adreslerini aldım. Hepsine birer mektup yazdım. O zaman öyle mail, faks da yok,  hiçbir şey yok. Yalnız mektuplaşma var. 1963'ün  sonlarına doğruydu bunlar. 1964'te olumlu cevaplar gelmeye başladı. Okada adında bir firmadan çok olumlu bir cevap geldi ve bana: "Biz bugüne kadar Türkiye ile çalışmadık. Sizinle çalışmayı çok arzu ederiz. Madem böyle oldukça orta çaptan daha büyük firmanız var. Sizin branşta bizimle teşrik-i  mesai edebilirsiniz" diyor. Çok sevindim. 1964'te atladığım  gibi Japonya'ya gittim.

Okada firmasından beni karşıladılar.  Çok da sempatik  bir müdürleri vardı  ve bugüne kadar görüşürüz. Çok yakın, yani kardeş gibi olduk kendisi ile. Hiroshi Kawanishi adında bir Japon'du. Beni o karşıladı ve tam kırk beş gün kaldım.

Japonya'ya gitmeden  evvel Tayland'a da uğradım, Hong Kong'a uğradım, kırk beş gün kaldım. Aşağı yukarı bir ay da Japonya 'da sürdü . Buraları  hem gezmek, hem de ticari anlamda piyasayı kontrol etmek istiyordum. Japonya'da bir ay kaldım. Tabii gezdirdiler de bu turistik seyahat değil, aynı zamanda iş seyahati. Bütün fabrikalara gittik.

Ben kendilerine taleplerimi, hangi mallarla ilgili olduğumu söyledim. Onların  fabrikalarının kendi mümessillikleri var. Her bir fabrika gezisi bir iki gün sürüyor. Tabii kolay değil, uzak şehirler var. Japonya'nın  bütün şehirlerini gezdim, Kobe, Osaka, Nagoya, Yokohama, Tokyo. Türkiye kadar Japonya'yı da bilirim. Çünkü sonra dört kere daha gittim.

Okada firması daha sonra bana, "Madem  böyle ciddi insanlarsınız, size Türkiye mümessilliğini verelim" dedi. İlk yabancı mümessilliğimiz Japonya'da Okada ile oldu. Resmi sözleşmeleri yaptık. Biizm çalışma grubumuz; elektromekanik aletler, el aletleri grubu, fabrikaların kullandığı malzemelerdi.

Fakat  her Japonya'ya gidişimde de yeni bir alet görüyordum. Bizim burada bildiğimiz , o zamanlar için oldukça dar bir çerçeve içerisinde kalıyordu. Bir sene sonra tekrar Japonya'ya gittim. Bu arada komünikasyonlarımız ve iç ticaret hacmimiz gelişiyor. Bir ziyaretimizde yük kaldırma araçlarını, forkliftleri gördüm. Türkiye'de de pek yok forklift. Fakat gözüm kesti. "Bunlardan ithal edebilsem, Türkiye'de bir Pazar buluruz. Uğraşırım, ederim, varımı, yoğumu veririm" dedim.

O arada hocalıkla birlikte, günde on üç- on dört saat çalışıyorum. Ağır bir çalışma ama gençlik var. Nasıl olsa yaş 30 – 32, en faal  dönemimiz. He okula derse geliyorum, hem işte çalışıyorum. Babam da sağ, kuzenlerim var, aşağı yukarı on beş kişi çalışıyor yanımızda.

Anadolu'ya müşterinin ayağına adam göndermeye başladık ve Anadolu'nun her şehrinde acentelikler kurduk. Amerika'dan kapmış olduğumuz bu kavram beni çok etkiledi. Sık sık seyahatlere gidiyorum. Bir taraftan Avrupa'ya da gidiyorum. Ama daha fazla uzak Şark'a gidiyorum, mümessillikleri de alıyorum.

Bunun yanıda pek çok mümessillikler aldık Japonya'dan Okada firması vasıtasıyla.

Forklift olayına gelirsek. 1965 – 66'da forklift aracı  geldi. 1 tonluk  bir araç. Yani 1 ton yükü, çatallarının üzerinden 3-4 metreye kaldırıyor. Sermayesi 45 bin lira. 5 bin lira kar koyup 50 bin liraya satmak istedim. Ozamanlar Japon malı bütün dünyada iyi olarak tanınıyor.

Harpten sonra kötü isim çıkartmışlar. 1960 – 65'lerden bahsediyorum. "Japon malı çürük olur. Harp artıklarından yapıyorlar" diyorlar. El broşürleri bastırmıştım forkliftlerle ilgili, sağa sola dağıtıyordum. Günün birinde bir telefon geldi bana, "Burası Tifdruk Matbaası. Beyefendi, biz sizin forkliftinizle alakadarız, görüşebilir miyiz?" dedi.

Amerika'ya gittiğimde nasıl sevinmiştim, onun belki iki katı  bir sevinç. Ticari bir sevinç. Hemen ertesi güne randevu verdiler, gittim. Tifdruk, büyük bir matbaaydı. O zamanlar Hayat mecmuasını çıkarıyorlardı. Hayat, o zamanın  en meşhur mecmuası. Böyle şimdiki kadar mecmua yok.

Hayat var, Ses var, işte birkaç tane daha var böyle. Akbaba var. Onlar  komik mecbualar. Gittik müdürle konuştuk. Anlatıım, izah ettim. Bütün teknik detaylarını Japonya'dan  öğrenmiştim. Orada eğitim gördüm. Sonra baktım ki Japon malını beğenmiyorlar, ama bu forkliftin markası, Toyounpanki marka dünya çapında bir markaymış. Ben bunları matbaa sahibine anlatmaya başladım. Dünyanın her tarafına ihraç ediyorlar. Tokyo'da, Osaka'da fabrikaları  var,  bir de üçüncü bir şehirde fabrikaları var. Aynı zamanda loader'ler yapıyorlar, yani yer kazan makineleri. Müthiş  gözüm tuttu: "Garantisini ben veriyorum. İki sene de size garanti veriyorum. Hiçbir şey olmaz, hiç merak etmeyin. Siz yeter ki  aracı iyi kullanın" dedim. Adam da, "Zaten çok kullanmayacağız. Kağıt balyaları kaldırmak için müthiş zorluk çekiyoruz" dedi.

Fiyatına da itiraz etmediler. 50 bin lirayı verdi. Kurtuldum, ama kurtuluncaya kadar ben bilirirm çektiğimi. Çünkü mal iki- üç ay satılmadı. Sonra bir deneme daha yapmak istedik. Bu sefer iki tane forklift ithal ettik. Bu sefer daha tecrübeliyiz. İki tane getirdik, onları da sattık. Bu sefer tuğla fabrikaları alakadar olmaya başladılar; tuğlaları kaldırıyorlar. Tuğlalardan  sonra çimento fabrikaları ilgilendi. Yavaş yavaş gelişmeye başladık. Üç oldu, dört oldu, beş oldu. Sonra toplam aşağı yukarı üç yüz tane sattık. Üç yüz tane Mercedes araba satmaya benzer bu iş, yani kolay değil. Ama çok gayret sarf ettim. Sağa sola adam gönderiyorum. Hoca olduğumu söylüyorum. Ticarette, benim hoca olmamın büyük etkis oldu. Güven analamında oldu.

Bana ne iş yaptığımı  sorduklarında "Ben Manukyan Biraderler'in sahibiyim. Ama bir de Boğaziçi Üniversitesi İşletme Bölümü hocasıyım" deyince, "Aman Hocam!" deyip hürmet ediyorlardı. Yani hemen  bir güven oluşuyor. Çok etkisini gördüm  hayatta, her yerde, bugüne kadar da. Birçok kişi adımı bilmez "Hoca"diye çağırır. "Hocam gel…Hocam git…." Hakikaten de bilmeyen çok. Parkçısı da, beberi de, bakkalı da, kasabı da öyle. Gereken itibarı gösterdiler. Bu tabii hocalığın size vermiş olduğu ayrıcalık.

Basit bir örnek vereyim: Birkaç sene evvel arabayı bazen  ben   götürüyordum fenni muayeneye. Müthiş bir kalabalık oluyordu, o zaman şoförüm de yoktu. Memura diyordum ki,

"Memur Bey! Ben Boğaziçi Üniveristesi'nde hocayım  Saat 12:00'de sınavım var."

O da, "Aman , hocayı bekletmeyin!Hocanın arabasını  hemen öne alın" derdi.

Bir bakıyorsun hoop bizim araba hemen öne geçiyor. 5 dakikada işimizi görüyorlar. Güven açısından müthiş bir etkisi vardır hocalığın. Türkiye koşulları böyle, Türkiye'de nereye gitseniz, "Ben üniversitede hocayım" deyin, Boğaziçi olması şart değil, herhangi bir üniveriste de olabilir, bir lise de olabilir , daha değişik gözle bakarlar size.

Daha saygın bir yeriniz var. Tabii trendler son yıllarda değişti. Gayet iyi hatırlıyorum, çocukken  karşımıza bir ilkokul  mezunu  geldi mi: "İlkokul mezunu….İlkokul…Oooo, İlkokul mezunu,bravo!" diyorduk, düşünüyorduk. Zaman geçti, o ortaokul oldu. "Efendim Nuran hanım ortaokul mezunuymuş…." Diye özen gösteriyorlardı.


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org