Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

UĞUR DÜNDAR Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

UĞUR DÜNDAR, HALUK ŞAHİN TV8 Söyleşi
15.10.2010
Okunma Sayısı : 5556
Oy Sayısı : 3
Değerlendirme : 5
Popülarite : 2,39
Verdiğiniz Puan :
 

 

UĞUR DÜNDAR, HALUK ŞAHİN TV8 Söyleşi
.

Sevgili Haluk Şahin ile TV8 de birlikte olduk. Anılarımızı anlattık. Eski günlerimizi andık. Sizlerle paylaşmak istedim...

.
.

izlemek için tıklayın 

.
.
.

UĞUR DÜNDAR, HALUK ŞAHİN TV8 Söyleşi
Deşifresi

Uğur Dündar (UD)
Haluk Şahin (HŞ)

TV: Kendilerini başladıkları günkü temizlikte  tutmayı başarmış yegane iki haberciden, iki yayıncıdan bahsediyorum. Ustalarımdır, hocalarımdır,  benim içinde büyük bir gururdur. Hoşgeldiniz hocam, hoşgeldiniz Uğur abi. Haluk hoca TV8'de birlikte çalıştığım hocam . Bizim için buradada benim için habercilik anlamında da  kutup yıldızım olarak hep anlatıyorum, söylüyorum. Uğur abi'de keza radyoculuğa  başladığım yıllarda tanıştığım, her zaman sıkıştığımızda bir telefon kadar yakın olup ve gidip akıl danıştığımız, bize her zaman yoldaş vermiş  bir ustamız. Tekrar hoşgeldiniz. Ne zaman tanıştınız?

UD: Benim askere gittiğimde, yedek subay olarak. Yaşım bölüğün en küçüğüydü, 21 yaşındaydım ve en uzun boylusuydum bölüğün. En uzun boylular kıdemli yapılırlar genellikle. Zor bir iştir. Hem arkadaşlarınızı kırmayacaksınız, hem disiplin altında tutacaksınız. Yaşında verdiği heyecanla ben o işi sevdim. Aslında ben sorumluluk taşımayı seven bir insanım. Hangi işi yapsam en iyisini yapmak isterim. Sokağa çıkıp simit satsam en iyi simidi satmaya gayret ederim. Derken arakadaşlarımında teveccüğü ile ben bölük kıdemlisi  oldum. Yürütüyoruz, komutlar veriyoruz . Dört tane bölüğümüz var. Haluk'da o bölüklerden birinde yedek subaylığa aday, sene 1965 bizim Haluk ile ilk tanışmamız orası.

TV8: Asker arkadaşısınız.

HŞ: 1965 in Mart ayında birgün Uğur Dündar ile Tuzla'da tanıştık. 45 yılı bulan bir olay bu. Bir süreç aynı zamanda , 5 ayrı yerde beraber çalıştık. Dostluğumuz ise  beraber çalıştığımız , çalışmadığımız zamanlarda hep böyle süre gitti. Uğur'a rastladığımda Uğur televizyoncu değildi. Çakı ibi bir yedek subay adayıydı, o işi hakikaten çok iyi yaptı.

Uğur, disiplinli ve düzenli çalışan bir insan olduğu için, askerde olsa çok başarılı olurdu. Çünkü orada hem hiyerarşiye saygısı vardır hem kuralları önemser en önemlisi yapmak durumunda olduğu işi çok iyi yapmaya çalışır. Öyle bir 45 yıllık dostluk.

TV8: Sevgili seyirciler kitap evlerine gittiğinizde göreceksiniz, Nedim Şener'in , aynı aynı gazetede yazmaktan  gurur  duyduğum sevgili kardeşim Nedim Şener'in yazdığı Uğur Dündar'ın hayatını anlatan "İşte Hayatım" kitabı kitap evlerinde.

Televizyonların önünde geçen, birçoğuna hepimizin şahitlik ettiği bir hikaye bu. Bu kadar çok rağbet görüyor olması insanların Uğur Dündar'ın  hayatına dair böyle talepte bulunmasını neye bağlıyorsun Uğur abi?

UD: Doğrusunu istersen 10 gün içinde birinci sıraya oturmasını birazda şaşırarak değerlendiriyorum. Çünkü ben herşeyden önce niçin bu kitabı anlatmaya verdim, Nedim Şener niçin  dürüstlük içinde kaleme aldı bu kitabı? İnternete bakıyorum benim doğum yerim, doğum tarihim, benim ile ilgili birçok bilgi yanlış. Dolayısıyla oturup benim kendi hayatımı anlatmam ve doğru bilgileri aktarmam gerektiğini düşündüm.

Ben 40 yıldır ekrandayım, 41. yıla girdik . Bu arada çeşitli jenerasyonlar vakti ile geliyorlar, geçiyorlar. Bizim vakti ile yaptığımız bütün Türkiye'yi sarsan haberler bir sonraki jenerasyon tarafından hatırlanmıyor, bilinmiyor. Hatta zaman zaman kendi emslektaşlarımız arasında bile "Yahu Uğur Dündar  bugüne kadar ne yapmıştır acaba?" diye küçümseyenler. Bende cahilliğe veriyorum yada başka amaçlarla, art niyetle söylendiğini düşünüyorum. Ama yinede böyle değerlendirmeler yorumlar çıkıyor. Peki biz  ne yaptık? Bugüne kadar yaşlanmak için mi yaşadık. Hayır, bugüne kadar mesleğimin  ilkelerine sıkı sıkıya sarılarak halkın gerçekleri öğrenme hakkına nasıl hizmet etmemiz gerekirse o şekilde hizmet ettim. Bu arada önüme bir sürü tuzak çıktı, onlara düşmedim. Bir sürü tehlike atlattım. Haluk bunların çoğuna birlikte çalıştığımız dönemlerde tanık olmuştur veya sonra bir şekilde haberdar olmuştur. Haluk biliyor benim adımın nasıl bir çeteye, ölüm listesi içinde havale edildiğini, ölüm emrimizin nasıl verildiğini Haluk biliyor. Ben kendimden fazla da bahsetmek istemiyorum ama şukadarını söyleyeyim bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde eğer  siz sırtınızı sadece seyircinize, o da halkın gerçekleri öğrenme hakkıdır bence ona dayarsanız, dürüst kaldığınız sürece yıkılmazsınız ama başınız beladan kurtulmaz. Ben gelmiş geçmiş bütün iktidar döneminde , iktidarların hışmına uğramış, öldürülmeye uğraşılmış, işinden atılmış, iftiralara maruz kalmış, çok acılar çekmiş bir insanım. Ama geriye dönüp baktığımda utanılacak, korkulacak acaba birgün bulurlarmı diye  kirli bir  iz bırakmadığımı düşünüyorum. Onun için cesaret ile, samimiyet ile bu kitabın yazılmasını düşündüm. Nedim'de çok başarılı bir iş çıkardı.

TV8: Sayın hocam, Uğur Dündar'ın hikayesinin önemli noktalarında sizde varsınız.

HŞ: Ben bazen kendi hayat hikayemi okuyormuşum gibi de hissettiğim oldu. Çünkü bazı bölümleri birlikte yakından yaşadık.

TV8: Benim merak ettiği şu; birlikte yaptığınız , unutamadığınız, çok zor dönemden Türkiye belkide geçerken , dostluğumuzun, haber arkadaşlığımızın mihenk taşıdır dediğiniz bir hikayenizi sorsam aklınıza ne gelir?

HŞ: O kadar uzun bir döneki bu onun içinde zorluklar içinde olduğumuz dönemler oldu,  başarılı olduğumuz dönemler oldu. Arena'da bulunduğumuz dönemlerde 1992 yılından 2000 yılına kadar biz Uğur'la beraber çalıştık. Bu hakikaten çok yakın bir çalışma dönemi idi. O dönemde çok zor dönemler oldu. Uğur'un bahsettiği gibi dört koruma ve Uğur'un zırhlı araba içinde gezmek zorun dakaldığı çok haklı nedenler ile .

TV8: Dört koruma ve zıhrlı araba ile mi geziyordunuz?

UD: Türkiye'nin en acımasız çetesine adımız öldürülmek üzere verilmiş ve bu emniyet kaynaklarından bizi seven, dürüstlüğümüze inanan, yaptığımız haberleri yapılması gereken çabalar olarak gören insanlar  tarafından bize bildirildi. "Adınız verildi, biz Uğur Bey'i severiz, bilsin" şeklinde haber geldi. Onca yargısız infazı yapmış olan , faili meçhul cinayetleri yaşadığımız o süreç içerisinde siz  korunma durumundasınız. Bazıları "Uğur Dündar neden koruma polisi ile geziyor" diye kendi mesleğimizin içinde yazanlar .Koruma polisimizin fotoğrafını verip deşifre edenler,  mesleğimizin içinde maalesef  böyle alçak, aşağılık insanlar da var.

Biz o dönemlerde çok büyük tehlikeler atlattık, çok büyük tuzaklar kuruldu. Çok şükür bunları atlatarak bugünlere geldik. Fakat o süreçte iktidarlar, iktidar gücü bizim karşımızda olsa bile güvendiğimiz kurumlar vardı. Mesela bunların başında hep yargı gelmiştir. Ben  daima yargının kararlarına saygılı olmamız gerektiğini , yargıya olan inancımızın sarsıldığı takdirde kamuya olan gücümüzü hiçbir şekilde sağlayamayacağımızı bütün haberlerimde dile getirmişimdir. Bugünde yargıya sonsuz saygım var. İftiralarla mücadele edersiniz, iktidar sizi hırpalar, kullanmak ister bazı güçleri onlara karşı  yine dürüst , tarafsız yargı ile mücadele verirsiniz. İftiracıların   sizin aleyhinize çeşitli yanlış yalan haberleri yapanları, orada cezalandırabilirsiniz yargıda. Ama yargının size iftira attığı bir süreç başarsa, yargı buna alet olursa o zaman soruşturmacı gazetecinin hayatı  o zaman büyük tehlikede. Şu içinden geçtiğimiz süreci hayatımın en zorlu dönemi olarak görüyorum.

TV8:  Bu önemli  bir tespit.

UD: Gayet tabii, çünkü size birisi iftira atarsa bunun hesabını yargıda sorarsınız. Ama yargı iftira atarsa onun hesabını kimden soracaksınız? Ahirette.

TV8: Bende size onu soracaktım hocam, zor bir dönemde kamu  faydası için yaptığımız şeyin adı gazetecilik .En zor dönem hangisiydi? Diye soracaktım siz bu dönem dediniz.

HŞ: Parasız kaldığımız dönemler oldu, sıkıntılar çektiğimiz dönemler oldu, birbirimizden borç paralar aldığımız dönemler oldu, çok uzun zamana yayılmış bir dostluk bu ama bu arada birlikte ödüller aldığımız , örnek gösterildiğimiz dönemlerde oldu. Bu bir süreç, uzun bir süreç günümüz birçok açıdan zor bir dönem ama insan  geçmişte olan kötü şeyleri unutabiliyor, daha kolay unutabiliyor . Mesela Uğur Dündar, TRT'de çalışamaz duruma düşürüldü. Şimdi bu TRT'de çalışamaz durumuna düşürülmek, işini yapamaz durumuna düşürülmek demek. Şimdiki gibi bu kanal olmazsa öbür kanal olur gibi bir seçenek yoktu. Ya TRT'de yapıyordun ya TRT'de yapamıyordun. O dönem çok önemliydi.

TV8: Ne zamandı bu?

UD: 1979'u 80'e bağlayan yılbaşı gecesi ben İstanbul televizyonunda  program müdürüyüm, o zamanki televizyonun gücünü anlatıyorum bir örnek ile. Çok mithiş bir program yaptık. O dönemin  televizyon çalışanları  çok müthiş bir program yaptık. Bende sorumlusuyum o yayının, program müdürüyüm. Allah rahmet eylesin Burhan Felek bize çok övgü dolu bir yazı yazmıştı ki çok zor beğenen bir insandı, hiç beğenmezdi. Çıktım televizyondan dışarıya Erevizyona bağlandık saat 02: 30 da bütün İstanbul  göz kırpıyor televizyon yayınları dışarıdan anlaşılırya, karşıya baktım bütün televizyonlar göz kırpıyor , yani tüm Türkiye o saate kadar ekranın başında bizi izliyor ve ben aynı televizyonda,  tek kanallı televizyon döneminde acımasız bir sansüre maruz kaldım.

Bakırköy ruh ve sinir hastalıkları hastanesinin bir geçmişi vardır ki , Nazi dönemi temerküz kamplarında ancak benzer olaylar yaşanır. Arenadan önce. Bu kadar  karanlık, insanın tüylerini ürperten,  kapkaranlık suçlarla dopdolu bir dönem. Ve o dönemde o hastane ile çıkar ilişkileri olan bir kişi TRT'de Yönetim Kurulu Üyesi. Benim o geçmişi anlatmamı istemiyor. Sabaha kadar hiç uyumadan, sadece sabaha doğru  şöyle bir masanın üzerinde 1-2 saat kestirerek , kurgucu arkadaşım Serhat üstüme paltoyu serdi ve ben 1-2 saat kestirdim. Sabah yönetim kurulu tarihte ilk defa bir program için toplandı ve benim yaptığım çok başarılı araştırmacı gazeteciliğimi Bakırköy hastanesini acımasızca budadılar. Son dönemi kaldı ve ben  tek kanallı televizyonda bütün Türkiye'nin bizi seyrettiği dönemde birdaha mesleğimi yapmamayı göze alarak bastım istifamı. Sene 1986

HŞ: 1977 yılından bende bir anı  anlatayım.  Bizim Uğur ile dostluğumuz devam ediyor ama biz TRT'den ayrıldık. İsmail Cemi'i attılar diye, hukuka haykırı bir şekilde . Günün birinde tekrar TRT'ye dönmeyi umud ediyoruz, çünkü çok başarılı bir dönem geçirmiştik.  İstanbul'a geldik, politika diye bir gazete  çıkarttık. Uğur'da bizimle beraberdi. Hazırladığımız reklamı  beraber hazırlamıştık. Uğur'un sesi ile. O yerlerde vardır ve çok tarihi bir yer taşır İsmail Cem'in gazetesi. Derken Babıali'yii biliyorsun orada işler istendiği gibi gitmedi ve ben işsiz kaldım, Uğur'da asıl işini yapamıyordu.

TV8: Ne iş yapıyordunuz?

UD: Pastahane işletiyordum. Oradan kazandığım paranın aşağı yukarı tamamına yakın bir kısmını, bunu da ilk defa söylüyorum gidip İsmail Cem'e veriyorduk. O sırada gazete tutmamış, allah rahmet eylesin her ikisininde Ercan Arıklı'nın da  belirli bir finansman güçleri var.O da tükenmiş.  Öğlenleyin hamburger ile idare ediyorlar, gün geliyor bir senet oluyor ödeyemiyorlar, dedim ki "Ben bugün bu parayı kazanıyorum, buyrun sizin olsun." Sonra başka bir şekilde , kitapta anlattım Cem Bey bana fazlasıyla ödedi. O iş devam etsin diye ben dışarıda başka işler yaptım.

HŞ: 1977 yılında  yine Uğur ile bu türden dirsek temasımızı devam ettirdiğimiz dönemde politika gazetesinden de açıkta  kaldık, TRT'ye bizi geri almıyorlar. Benim Amerika'da yapılmış doktoram va  ama bu doktora tezim TRT'nin özerki üzerineydi ve TRT'nin özerki ile ilgili birşeyler yazdığınız zaman eleştirde yapmak zorundasınız. Boğaziçi Üniversitesi'ne başvuru yaptım, bana dediler ki: "Tezinizi getirin, bırakın" Tezimi götürdüm  ses seda çıkmıyor bekledim, bekledim , günün birinde haber gelmeyeceğini anlayıpm için gittim hoca yoktu ve sekreterden tezimi aldım. Tezimin üzerinde bir not "Menfi. Hükümet hakkında eleştirel yorumlarda  bulunuyor." Kötü dönemlerden bahsediyoruz, o sırada şimdi halen şöhretli olan , aynı  siyasi fikirde olmadığımız fakat  insanlara yaklaşımı dolayısıyla takdir ettiğim bir insan bana geldi ve "Haluk, Türkiye'nin en önemli  seyahat firmalarından biri seni genel müdür olarak almak istiyor." Dedi. İşsizim. Düşündüm , düşündüm, belirli bir yere kendini hazırlamışsın 180 derece öbür tarafa gitmeye başlayacaksın, nereye varacağın meçhul ama büyük bir ihtimalle kaybolacaksın. Bence en zor dönemler onlardı.

UD: Gazetecilik öyle bir meslek ki eğer vicdan sahibi isen, eğer mesleğini hakikaten evrensel ilkeler doğrultusunda yapıyorsan , gün geliyor seni öldürmek isterler, seni  bu mesleği yapamaz hale getirmek isteyenler  bile  bir şekilde karşına korunması gereken insanlar olarak çıkıyor. Nedir? Birileri iftira  niteliğinde öylesine bir dosya hazırlamışlar ki zahmete katlanmadan, bütün resmi belgeler içinde. Sahte değil, içinde resmi belgeler var. Otur yaz. Mesela ANAP döneminde Mesut Yılmaz, Turgut Yılmaz sırf beyaz enerjide , sırf onun adı geçiyor ve ben onu ayıklamadan diğer adı geçen insanlarla birlikte yayınladım  diye çekmediğim ne kaldı bilemiyorum doğrusu.

Turgut Yılmaz'ın hayali ihracat yaptığına dair  Maliye Bakanlığı'nca hazırlanan dosya geldi.  otur yaz. Ben Almanya'ya arkadaşlarımı gönderdim , araştırdılar, doğru bilgilerle geldiler. İçim rahat etmedi, kalktım  kendim gittim kinci kez araştırdım, taraştırdım müthiş uğraşlar sonucunda aslında o ihracat yapılan firmaların gerçekte var olduğunu ve devletin oradaki temsilcilerinin bu araştırma zahmetine katlanmaksızın o dosyayı hazırladığını, gerçekte ihracatın yapıldığını ve Turgut Yılmaz'a konuda o konuda iftira atıldığını anladım. Turgut Yılmaz'ın ismini bu konuda neden açıklamadığımı belgeleri kullanarak tane tane anlatarak onların gözü önünde yırttım.Ben onu yayınlasaydım kimse bana dava açamazdı, çünkü elimin altında dosya vardı, belgeler vardı. Ama sonuçta yapılacak  olan bir iftiraydı. Abi, kardeş beni mesleğimden kazımak istediler. Bir süre aşkın bir sürede, yaptırmadılar. Sırf o haberde adı geçiyor diye. Ben monte etmedim ki onu. Çıkartmış olsam çifte standart uygulamış olacağım. Onların kişilik haklarını ve toplum önündeki itibarlarının  sıfırlanmalarını engelledim.

HŞ:  Bu soruşturmacı gazetecilik meselesi fevkalade önemli.  Toplumların sağlığı, demokrasinin içselliği açısından fevkalade önemli. Son zamanlarda istediğimiz oranda yapılamıyor, ben bunu çok ciddi bir tehlike işareti olarak görüyorum.

 Bugün Yunanistan'dan gelen haberleri izlerken, şunu düşündüm; Yunanistan'daki basın o cümbüşe katılıp gözlerini kapayacağı yerde, çatır çatır soruşturmacı gazetecilik yapsaydı Avrupa Birliği'ne ülkemizde aslında bir milyon zeytin ağacı varken 3 milyon zeytin ağacı var diye raporlar gönderilirken, bütün bilançolar makyajlanırken, binbir türlü dolap çevrilirken aman bizim suyumuz kesilmesin diye kafasını başka yere çevireceği yerde bütün bunları ortaya koymuş olsaydık Yunanistan bugün bu duruma düşmezdi. O yüzden çok önemli bunun yapılabilir olması ve hakikaten büyük bir övünç ile söyleyebilirim 1992 ile 1998 yılları arasında Arena programı bu görevi hakkı ile yerine getirdi. Elbette daha önceki dönemlerde özellikle yazılı basında Uğur Mumcu'nun adını anmak lazım. Soruşturmacı gazetecilikten bahsederken herhangi bir şeyden bahsetmiyoruz, demokrasinin ve toplumsal düzenin sağlıklı çalışması için    elzem olan bir şey.

UD: Bu nedenle Uğur Mumcu , allah rahmet eylesin, nur içinde yatsın benim zorda kaldığım her  zaman yardım elini uzatmıştır ve benimle  ilgili en umut verici,  en destekleyici, benim en mesleğe bağlayıcıdır. Bazen insan bırakmak istiyor mesleği. Niçin ben bu kadar acı çekiyorum? Niye ben bunlara muhatap oluyorum diye düşünürken o anda Uğur Mumcu gibi bir kalem geliyor, birşeyler yazıyor ve sen tekrar cesaretlenerek aşkla devam etme olanağını  buluyorsun.

TV8: İsmail Cem ile ilgili , hocamızın yazdığı bir yazıya gidelim . Çok güzel bir şey yazdınız " Çok güzel başbakan olurdu İsmail Cem."  Benim içimde hep yaradır İsmail Cem'in kurduğu partinin bu ülkede  layık görüldüğü oy , benim zaman zaman yazdığım ve bu ülkeye hiç yakıştıramadığım bir oydur. Ne sahtekarlar ne oylar alırken, İsmail Cem'in yüzde 1 kusurlarda kalan oyu herhalde bizim demokrasi tarihimiz  açısında pek de övünülecek bir oy değildi dimi hocam?

HŞ: Bence Cem'in hastalığını tetikleyen olayda odur. Çünkü Cem o olayda ağır bir ihanete uğradı.

TV8: Reklamlara gireceğiz, reklamlardan sonra Uğur Dündar ve Haluk Şahin ile soruşturmacı gazeteciliği, onların tertemiz bugüne kadar getirdiği geçmişlerini, bugünkü gazetecilikkte  yazmalarını konuşacağız. .Reklamlardan sonra Bunu Konuşalım devam edecek.

TV8: Bunu Konuşalım'a devam ediyoruz, konuklarımız Uğur Dündar ve Haluk Şahin . Elektronik posta gelmiş bir seyircimizden ve diyor ki "Sevgili Işık, Uğur Dündar sizden çok daha genç gözüküyor ekranda" demiş. Cevabını ben nasıl vereceğim bilmiyorum.

UD: Şaka yapmıştır.

TV8: Hiç şaka olduğunu sanmıyorum.

HŞ: Sen biraz yıpranmışsın.

TV8: Hele şuanda çok yıprandım hocam.

UD: Sende benim yaşıma geldiğinde benim gibi gözükürsün.

TV8: Sizin gibi olayım da abi, nasıl göründüğüm hiç önemli değil. Sizin gibi olabilmek benim için yeterlidir. Azad Gündoğan gönderiyor Amerika'dan "Merhaba Uğur ve Haluk beyler, 1990'larda PKK , devlet çatışmasının en yoğun olduğu dönemde gazetecilikleri açısından Uğur Bey ve Haluk bey bugün gazeteciliklerini nasıl değerlendiriyorlar. O günkü gazetecilik ve bugünkü gazetecilik arasında nasıl farklar görüyorlar?" demiş.

HŞ: Gazetecilikte  toplumsal bütün olarak ele alınmak zorunda.  Bir takım toplumsal tabular eğer egemen ise gazeteciliğinde etkisi altında kalmamsı mümkün değil.

TV8: Nedir o hocam?

HŞ: Mesela kürt kelimesi kullanılması açısından. Biz daima Güneydoğu demeye özel bir özen gösterdik. Ama mesela ondan önceki dönemde 1980'nin sonralarına kadar Kuzey Irak'taki  muhalif unsurlar diye söz edilirdi Barzani ve Talabi aşiretlerinden söz edilirken. Türkiye değişim çinde. Bu değişim içinde zannediyorum ki Güneydoğu ile ilgili gazetecilik açısından bugün daha özgür, daha ileride bir yerdeyiz. Ama  orası çok problemli bir bölge. Rahat gazetecilik yapılan bir bölge değil. Silahlı güçlerin dağlarda dolaştığı bir yerde , kentlerde dükkanları kapatabildiği bir yerde çok rahat ve özgür gazetecilik yapıldığını söylenmesi münkün  değil.

UD: Kitapta da okuyanlar görecekler ben İstanbul'da doğdum.  Gördüğüm kentler Tekirdağ ve Çanakkale'idi babamın memuriyeti nedeni ile . TRT'ye başlar başlamaz, tevizyon prodüktörü olur olmaz. Ali Rıfat Paşa'nın kara yollarının  kurucusu , başlatıcısının  bir sözü vardır "Gidemediğin yer  senin değildir."diye , ben 70'li yıllarda Doğu'ya gittim. Hep doğu'ya gitim ve doğudaki insalarımızın sorunlarını anlatmaya. Arkamızdan da istihbaratçılar gitti raporlar düzenlendi. O zaman gördüm ki Doğu Anadolu bir sürgün yeri olarak görülmüş devlet tarafından. Devlet kurtulmak istediği kamu görevlilerini oraya göndermiş. Bana göre pırıltılı gelecek vaad eden bürokratların oraya gönderilmesi ve oradaki vatandaşların sevgi ve şevkatle kucaklanması gerekir. Bunları anlatmaya çalıştım. Bahsettiğiniz 90 lı yıllarda terör olayları tırmanmış . Ben dönemin Genl Kurmay Başkanı  Doğan Güreş tarafından şunu soyledim  diye bir görüntü geçti elimize . PKK terör örgütü militanları geliyorlar bir askeri birlik gibi bizin Kuzey Irak sınırındaki bir hudut karakolumuza hakim tepelere yerleşiyorlar, ve pusu birlikleri yok, öncü birlikleri yok, gece oluncada karakol aydınlatılıyor, çim halısaha gibi ışıklandırılıyor , hedef haline getirliyor. Oradan da yağdırıyorlar füzeleri, askerler bir iki karşılık veriyor.  O görüntüleri ekrana getirmedim ama seyrederken ağladım. Ve ondan sonra 17 yanılmıyorsam 20 civarında bir şehit veriliyor. O adamlar kahkahalar atarak çekiyorlar gidiyorlar. Bende dedim ki "Kaçakçılık için düşünülmüş, kaçakçıları önlemek için düşünülmüş  bu karakolların durumları son derece terör örgütü ile mücadelede yetersiz kalıyor. Bunların yerlerinin değiştirilmesi yada başka türlü önlemlerin alınması gerekir"
 Dedim. Nitekim yalçın kayalıkları, hakim  tepelere birlikler yerleştirildi. Dağcılarda, Aktütün'de istediği başarıyı elde edemedi teröristler. Ben bunu çıkıp ekranda söyledim idye  dönemin genel kurmay başkanı Doğan Güreş Paşa , Ertuğrul Özkök'e telefon açıyor "Uğur Dündar  bir daha böyle konuşmalar yaparsa onu divan-ı harbe veririm." Diyor. Biz söylenmesi gereken her sözü zamanında hiç tereddüt etmeden söyledik.

TV8: Sedat Ekmekçi'ler size çok selam gönderiyor..

UD: Benim çok vefakar cefakar arkadaşım.

TV8: Herkesin merak ettiği soru şu; bugün çok özel bir hayat hikayesi, gazetecilik habercilik tertemiz geçmiş bir yaşam . Bugün nasıl görüyorlar gazeteciliği? Diye soruyorlar. Çok farklı bir gazetecilik ve habercilik tarzıda türedi. Sizin arkada görüntüleriniz var. Haber uğruna helikopterlerden atlayan gazeteciler bugün özel uçaklarla seyahate gidip , dünyanın en pahalı otellerinde kalan , oralardan haber bildiren, bence hiçbir haber değeri olmayan gazeteci arkadaşlarımız çıktı.

HŞ: Benim gazetecilik mesleğine olan inancım arttı. Gerçekten vazgeçilmez bir iş olduğuna inanıyorum. Buna karşın günümüz basın camiasından hiç memnun değilim. Bir kere fevkalade derin bir şekilde bölünmüş durumdayız. Ve bu bölünme içerisinde bir tarafta önceliği halkın gerçekleri öğrenme adına  doğruları elinden geldiği kadar çıkartmaya çalışan bir ekip var. Diğer tarafta  bütün amacı kendince siyasi olabilir, cemaatsel olabilir, .başka bir amaca hizmet etmek üzere gazeteciliği kullanan bir ekip var. Bunlarla bizim aramızda kötü bakışlar var. Biz onların yaptıklarını mesleğimize yüklediği ağır yük ve sorumluluk yüzünden kızarak izliyoruz. Onlarda bizi çeşitli şekillerde  yaftalayarak etkisiz hale getirmeye çalışıyorlar.

Şuanda Türkiye'de çok ciddi bir mücadele ceryan ediyor medyada. Bunun safları belli. Uğur Dündar'ın Star televizyonunda yaptığı haber bülteni belirli bir habercilik anlayışının amiral gemilerinden birisi vaziyette . O yüzden sürekli hücumlara  uğruyor.

UD: Her dönemde iktidarı destekleyen gazeteler olabilir, bunu açıkta dektare eder,  dünyanın her tarafında vardır. Ama hiçbir demokratik hukuk devletinde bizde şuanda gördüğümüz medya fotoğrafı gerçekleşemez. Şöyle gerçekleşemez; bugün başbakanın karşısında oturuken esas duruşta duran gazeteciler var. Bırak ayakta hazırol vaziyette olmayı, oturuken bile esas duruşta durduğunu hissettiren gazeteciler var.

Birde geçmişte iktidara yakın duran, iktidarı destekleyen gazeteciler vardı ama bugünkü kadar  iktidardan yana olmamak bir meslek suçuymuş gibi, bir meslek kabahatiymiş gibi gösterilme çabası ben hatırlamıyorum. Eğer yandaş değilsen Ergenekoncu oluyorsun. Eğer yalaka değisen mutlaka iktidarı devirme gayreti içinde  olan bir terörist gibi gösteriliyorsun. Bu gazetecilik ahlakına  sığabilecek, evrensel gazetecilik anlayışına oturtulabilecek bir yaklaşım değildir.

Birde bizim Yılmaz Özdil,  benim hayatımda tanıdığım tanıdıkça sevdiğim son derece dürüst yiğit ve delikanlı tabir edilen bir insandır ve kaleminide mesleğine adamış olan  bir köşe yazarıdır..

Çok sevilmek , çok okunmak, çok beğenimek birilerinde bırak yandaşlığı sadece bu nedenle bile bir kıskançlık,  aşağıya çekme çabası bir onuda kendisine benzetme gayreti "Ah bir ayağı sürtsede bunu bir tepelesek" hesabıyla değerlendiriliyor. Şimdi Yılmaz'ın yazdığı yazıda hiçbir şekilde öyle algılanmaması gereken cümleler, Yılmaz'ın bile aklından geçmeyeceği noktalara  çekiliyor, o yandaş dediğimiz kesim  tarafından sanki Yılmaz çok büyük bir suç işlemiş topluma ağır bir hakaret etmişcesine hepsi Yılmaz'a saldırıyorlar.

TV8: Sadece Yılmaz meselesi değil.

UD: Ben Yılmazla birebir çalıştığım için. Ayrıca bir şey daha söylememiz gerekir. Ben şu grupta yıllardır çalışıyorum, bir kırgınlık oldu ben ayrıldım. Bizim yazmamız, bizim ekrandan söylememiz, sonuçta bizim   gazetecilik anlayışı ve yüreğimize bağlı bir gayretin tecellisidir. Ama bizim gibi gazetecilerei taşımakta, bizim gibi gazetecileri sahiplenmekte medya patronları tarafından fevkalade  zordur. Bugün Aydın Doğan'ın başına gelenleri burada söylemek istemiyorum, herkes artık biliyor. İşe yapılan saldırıların çok ötesinde bazı telkinlerin, tazziklerin,  bize söylemiyor ama Aydın Bey'e kat ve kat fazlasının yapıldığını biliyorum ve o nedenlede bizi bugüne taşıdığı için, bugüne kadar gazetecilik mesleğimizi yapar halde tuttuğu için kendisine de buradan teşekkür etmeninde bir gazetecilik ahlakı gereği olduğuna inanıyorum.

HŞ: Gazetecilik mesleğinin belirli ortak değerlerinin  olması lazım.

TV8: Şuan varmı hocam?

HŞ:Şuanda maalesef belirli bir kesim için gazeteciliğin o temel evrensel doğruları ortaya çıkartma üzerine bina edilen ruhu yok.

TV8: Hayatında bir tane özel haber yapmamış insanlar  genel yayın yönetmenliği yapıyor bugün Türkiye'de hocam.

HŞ: Öyle gazeteciler var ki bunlar dan bu hükümet hakkında tek bir eleştirel haberi çıkmaz. Bir gazeteci hükümeti destekleyebilir, gayet doğaldır. Dünyanın her yerinde vardır ama oradaki yazarların zaman zaman o hükümeti eleştirdiklerini ve gazeteciliğin gerektiren türden eleştirel bir mesafe bıraktıklarını görürüz. Mesela bu hiç olmuyor, bu insanlar kalkıyorlar bizim gibi insanlara "Türkiyede bir erk yoğunlaşması, sivil bir otoriter sistemin ortaya çıkma olasılığı var, buna karşı biz demokratlar olarak  dikkatli olmalıyız" dediğin anda "Siz demek ki askeri  vesaaitten yanasınız. Peki nasıl yapıyorsunuz , ikisinede karşıyız. Ama öbür yandan  dünyanın her yerinde bir sivil erkin yoğunlaşmasına karşın demokratların uyanık ve dikkatli olmaları gerekir.

UD: Yaptığımız ne? Yaptığımız sadece olan biteni anlatmak. Çıkıpta bize  "Kardeşim siz şu iktidarın şu yolsuzluğunu ortaya çıkartınız, yolsuzluk diye anlattığınız şey sadece bir iftiradan ibarettir" diye bir  belge gösteremezler. Çünkü böyle bir çabanın içinde olmadık. Biz ne yapmıyoruz? Biz her yapılanı alkışlamıyoruz. Zamanı geliyor dürüst Adalet ve Kalkınma Partili siyasetçilerin varlığınıda söylüyoruz. Ekrandanda söylüyoruz, yazılarımızda da ifade ediyoruz. Bizim yağcılık yapmamızı bekliyorlar, bizimde kendileri gibi koroya dahil olmamızı bekliyorlar. Halbuki  gazeteciler ile siyasi erk arasında mesafe vardır. Gazeteci dediğim gibi aksayan bir iş , bir durum olduğu zaman aksaklığı gösterip , kamuoyu oluşturarak bunun biran önce düzelmesini ve toplumun gelişmesini engelleyen bu tür olumsuzlukların oratadan kalkması için çaba sarfeden insandır. Ve ben alkışlayarak hükümeti her dediğine doğru diyerek, her dediğini varsayımla doğru kabul ederek gazetecilik yaparsam o zaman benim iktidara da kötülüğüm dokunmuş olur. Gazeteciliğin görevi alkışlamak değil, olup biteni dürüstçe kamuya aktarmaktır.

Yalan haber yapmıyoruz, alay etmiyoruz, yolsuzluk yapıyorlar diye bir iftiraya bir düzmece haber anlayışına hiçbir zaman sahip olmadık. Az öncede söyledim beni mesleğimden kazımak isteyenlerin bile iftiraya uğradıklarında nasıl onların hakkını koruduğumu anlattım. Yarın öbür gün bu iktidar gücüde elden gittiğinde hiç merak etmesinler  o, bugün tapınanlar aynen ayçiçeği gibi başka bir güce yöneldiklerinde bu iftiraya uğrayanların savunucusu yine bizler gibi mesleğinin ilkelerine sıkı sıkıya sarılmış olan gazeteciler olacaklardır.

HŞ: İktidar içinde de daha akıllı olan kesimler  tamamen yandaş kesimlere kendilerini emanet etmenin aslında geri tepen bir silah olduğunu , onların inandırıcılı olmadığını biliyorlar. Biraz önce Uğur'un da anlattığı gibi karşısında oturuken esas duruşta olan dört gazetecinin yaptığı mülakat ile, evrensel gazetecinin saygılı fakat çatır çatır sorularını soran gazetecilerin yaptığı mülakat arasında o mülakata katılanın inanması açısından çok fark vardır.

TV8: En son en zaman böyle bir mulakata denk geldiniz hocam? Başbakanla çatır çatır sorularını soran?

HŞ: Benim hafızam çok kuvvetli değil.

UD: Ben Sayın Başbakana bir sohbetimiz sırasında şunu söyledim;  "Sayın Başkabakan,  eğer bir köşe yazarının elinden birisi kalemini almaya doğru hamle yaparsa , siz lütfen uzanın ve o eli tutun, 'Bırak yazsın' deyin ve kendi döneminize eleştiriye açık olmanın , eleştirye hoşgörü ile yaklaşmanın eşsiz hazzını yaşayın. Ben başbakan olsam beni eleştiren gazete yoksa, o gazetelerin var olması için özel çaba sarfederim."  Bunu söyledim. Çünküz bizdeki siyasetçilerin en büyük talihsizliği, gelmiş geçmiş iktidarlar için söylüyorum, çevresini kuşatan ve onun her dediğini alkışlayan  , gerçeklerden soyutlayan hatta pembe sanal gerçekleri varmış gibi ona kabul ettiren  goygoyculardır. Maalesef iktidar sahipleri onları dirsekleriyle iteleyip karşılarına çıkan  gerçek fotoğrafı görememenin acısını iktadarı kaybettikten sonra hissederler  ve o gerçek ile o zaman tanışırlar ama vakit geç olur.

HŞ: Misal olarak denilirki "Bir ülkede medya ile iktidarın arası çok iyi ise o ülkede demokrasi tehlikedir." Bir paradoks olarak görülüyor ama bu doğrudur. O zaman medya görevini yerine getirmiyor demektir. Biraz evvel Yunanistan'dan örnek verdim, aynı şeyi Amerika Birleşik Devletleri ki , basın özgürlüğü kökenleri  bizimkinden  çok daha geri, kültürü çok daha köklü , buna rağmen 11 Eylül sonrası Amerika Birleşik Devletleri'nde 'de meydanın görevini hakkı ile yerine getirmemesi sonucu Amerika gibi bir ülkede  asla olmayacak  utanç verici şeyler  yaşandı. Şimdi ne diyorlar? Büyük bir hataydı.

UD: Çok fazla düşünmeye gerek yok , Lord Northcliffe  900' lü yılların başında İngiliz Medya patronu, modern gazeteciliğin kurucusu , her zaman söylüyorum ve söylemeye devam edeceğim , demiş ki "Biryerlerde birilerinin ört pas etmeye çalıştıkları şey haberdir gerisi reklamdır" Şimdi bugün  bir kesimin yaptığı reklam. Bu reklamında gerçekten iktidar sahibi olanlara hiçbir yararı yoktur. Reklam reklam olduğunu hissettirir. Nazi  Almanya'sında bile "Propaganda elmadaki gıda gibi saklı olmalıdır" şeklinde  bir anlayış  egemen olmuş. Nazi. Almaya'sında bile. Bugünlerde Hitlerden çok sözediliyor . Bugün bırak propagandayı elmadaki gıda gibi algılamayı, ona  katılmayanların yaftalandığı , bir zamanalar yaftalanmaktan hep şikayetçi olanların yaftaladığı, benim gibi susurluk çetesini mahkum edebilmek için, onun ölüm listesine girmiş bir kişi olarak olağanüstü gayretler sergileyen, nerede kanunsuzluk nerede mafyacılık varsa üstüne giden bir kişiyi bile ergenokoncu olma yaftası ile hemen kamuoyuna dektare edenlere başka söyleyecek  sözüm yok

TV8: Hocam sizde kullanılacak gazeteciler listesindeydiniz değil mi?

HŞ: Evet. Baktım ama o liste fena değildi. Türkiye'de ne kadar gerçek gazeteci varsa o listedeydi. Seninde yaşın yetseydi seninde ismin olurdu.

TV8: Bir reklama giriyoruz, reklamlardan sonra devam edeceğiz.

TV8: 'Bunu Konuşalım'ın son bölümündeyiz yavaş yavaş Uğur Dündar'a ve Haluk Şahin'e veda edeceğiz. Bitirirken küçük küçük hikayeler ile bitirelim istiyorum. Sizin  böbreklerinizi kaptırmak üzereyken kurtardığınız bir hikaye  var İsrail'de galiba.

HŞ: Uğur ile her konuda birbirimize takılırız. Bu konuda da Uğur bana takılır. Çok önemli bir organ mafyası haberi yapıldı Arena tarafından. Arenada'ki diğer  arkadaşlarımızın katkısıyla. Soruşturmacı gazetecilik kollektif bir iştir. Çok kişinin emeği geçer. Mehmet Ali Önel bunlardan birisiydi. Hakikaten çok önemli işler yaptı. Bu arada ben dünyayı iyi bildiğim ve yabancı dilide iyi konuştuğum için uluslararası uzantıları ile ilgil konuları bana verirlerdi. Böbrek mafyasının  efsanevice bir lideri olduğunu öğrendik. Doktor Shapiro ve beni doktor Shapiro peşinden gönderdiler.

UD: Hiçbir kötü niyetimiz yoktu.

TV8: Yıl kaç?

HŞ: 1997. İsrail'e girmek çok zor. Girdik İsrail'e ben doktor Shapiro'yu aradığımı söylüyorum dehşet içinde "doktor Shapiro, o doktor Shapiro mu?" diyorlar. Orada anladım ki doktor Shapiro hakikaten uluslararası bir böbrek örgütlenmesinin en tepesindeki adam ve o zaman Telavil böbrek hastanesinin baş hekimiydi.

UD: Bir Fransız hırsız, dünyaca çok ünlü bir yankesici ayrıca çokta çapkın adı Duval. Duval ölmüş mezarına şöyle yazmışlar. "Ey yolcu, burada Duval yatıyor. Erkeksen cüzdanına, kadınsan kabine sahip ol." Shapiro çıktıktan sonrada "Hey yolcu, böbreklerine sahip ol" diye bir yazı konmuş değil mi gümrükte.

HŞ: Ben bir taraftan böbreklerimi tutarak dolaşıyorum ne olur , ne olmaz. Orada çok güzel bir şey oldu, uluslararası mesleki dayanışmanın bir örneğini yaşadık. Ben soruyorum dedilerki "Filistin'lilerinde böbreklerini götürmüşlerdi onlar , bununla ilgili çok önemli haber yapılmış."Onların pooüler bir gazetesinde ve onlara gittik , onlar bizi aldılar doktor Shapiro'nun etrafından birtakım insanlarla biraraya getirdiler . İtiraf ediyim doktor Shapiro o'ya pek fazla yaklaşamadık ama doktor Shapiro'nun gerçekten uluslararası örgütlenmenin en tepesindeki adam olduğunu  birçok kişiyle konuşarak ve görüntüleyerek kanıtladık.

UD: Yıllar sonra doktor Shapiro'yu suçüstü yakalamak Türkiye'de bize nasip oldu ve organ mafyasının böbrek ticaretinden kazandığı para ile kurduğu hastanede de yakaladık.

TV8: Çok önemli bir ödül aldınız o haberlerden. Bitiriyoruz ama bitirmeden çok küçük bir hikaye var onuda sizden alalım.

UD: Bozcaada'dan bahsetmeden geçmeyelim, ondan sonra kitaba bağlayacağımBugün bana arkadaşım bir mail atmış, ben unutmuştum kitabada koymadım, 1978'de biz Bozcaada'ya gittik. Bozcaada o zamanlar hiç kimsenin bilmediği vatanın Hakkari'si diyebileceğimiz bir yer. Bir tek çatana var , feribot yok birde Yakar Kaptan dediğimiz efsanevi bir kaptan var. Fırtına falan dinlemiyor, yolcuları karşıya geçiriyor. Ona bir jübile yapıyorlar.

Belediye Başkanı Nagihan hanım bize haber verdi , gittik. Laf lafı açtı, Çanakkale Belediye Başkanı'nın danışmanı demiş ki "Bu Bozcaada'yı tanıtmak için bir şey düşündük, Uğur Bey'in önderliğinde bir kooperatif kuralım ve bu kooperatifi adanın en güzel kıyısı olan bir yerde olsun, metre karesi 1 liradan olsun, 1 km lik bir kıyı şeridi tahsis edelim. Ben demişim ki "Böyle bir teklifi ben duymamış olayım, yoksa hemen ekibi toplar buradan ayrılırım" demişim.

Ama ben hayatımın ilk iftirasını kooperatifçi gazetecilerden aldım. O da Antalya Kaş'da. İlan verilmiş, Allah'ın yalçın kayalıklarını gazete ilanı ile parsellemişler, lebi derya gibi satıyorlar. Ben gittim , o yalçın kayalıklardan tırmandım, pantalonum yırtıldı, ayakkabım parçalandı, insanlara dedim ki "İlanlara bakarak bu parselleri almayın, yazık olur paranıza.Çünkü oraya ev  yapamazsınız" dedim.  Mesleğin önemli isimlerinden biri Tercüman gazetesinde "Uğur Dündar, Kaş'taki arazileri değerlensin diye bu haberi yaptı" dedi. Bir araştırıyorum  ki Kaş'ın en güzel yerini  Ankara Gazeteciler Cemiyeti  tutmuş , başkanı da şato gibi bir yer yapmış ve oradaki arazi spekülatörleri ile  bunlar iş birliği halinde bana iftira atıyorlar. Benim o tarihlerde 1970'li yılların başında değil Kaş'da arsam Türkiye'nin hiçbir yerinde tek  cm kare arazim  yok. Bu durumda ben halka doğruyu anlatırken gazeteciler benim bu çabama destek vermesi gereken meslektaşlarım bana o yağmacılar ile işbirliği yaparak çamur atıyorlar. Meslekteki  ilk iftirayı da bana gazeteciler attı. Ama hepsiyle zaman içinde yargı önünde hesaplaştım . 

HŞ: Yakar Kaptanı saygı ile analım. Yakar Kaptan  ile ilgili bir şey söylemek istiyorum. Yakar yaptan buda gibi şişman, Bozcaada sokaklarını dolaşan ve herkesten çok saygı ve sevgi gören bir insandı. 1980 senesine kadar Bozcaada'ya arabalı vapur çalışmıyordu, hep Yakar Kaptan'ın teknesi ile gidilip geliniyordu. Yakar Kaptan'a çok sonrası yıllarda sordum "Ne diyorsun Kaptan, bu adanın durumunu nasıl buluyorsun" dediki  "O araba vapurları başladı , hayat bozuldu"

TV8: Çok teşekkür ediyorum hocam, Uğur abi çok teşekkür ediyorum Bu kitap tevekkeli değil bu kadar çok rağbet görüyor, çok okunuyor. Bir gazeteci olarak benim söyleyeceğim tek şey; Umud ediyoruz sizin yaşınıza geldiğimizde , sizin kariyerimiz gibi bir yerimiz olur.


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org