Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Ayşe Kulin Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

AYŞE KULİN Habertürk Konuğu oldu
29.09.2012
Okunma Sayısı : 5804
Oy Sayısı : 2
Değerlendirme : 5
Popülarite : 1,51
Verdiğiniz Puan :
 

 

AYŞE KULİN Habertürk Konuğu oldu

.
.

Habertürk televizyonu benimle bir söyleşi yaptı.
Sizlerle paylaşıyorum...

.
.

izlemek için  
.
.

AYŞE KULİN Habertürk Konuğu oldu
Deşifresi

Ayşe Kulin (AK)

HABERTÜRK: 1 Gün'de geride bıraktığımız 28 dakika içinde şehit haberlerini ekrana getirdik. Yapılan ters açıklamaları sizlere ilettik. Polisin vatandaşa şiddetini ekrana getirdik. Bu günden, yorucu bir günden, insanı üzen bir günden istedik ki biraz şiirin, edebiyatın laikliğine sığınalım. Ayşe Kulin 1 Gün'de konuğum. Ayşe Hanım Hoşgeldiniz.


AK:
Hoşbulduk.


HABERTÜRK:
İyi ki geldiniz, çünkü hakikaten bu gündemin içerisinde iyi şeyler konuşmaya, en azından iyi şeyler düşünmeye çok ihtiyacımız var. Sanırım şiir'de bunun en iyi yöntemlerinden biri. "Saklı  Şiirler " öyküsünü anlatır mısınız? Gerçekten şiirler bugüne denk tatlıydı.

AK: Saklı şiirler, bir kavanozun içine kapatılmış gibi duruyor.

Çünkü çok uzun zamandır benim çekmecemde duruyorlardı.

Aşağı yukarı 30 yıl oldu.

Ben bunları zaman içinde yazmışım.

Daha bir sürü de var. Aralarından ancak bunları seçmeye cesaret edebildim.

Yayıncının fikriydi. Çünkü benim öykü kitaplarım var.

Onları bir araya toplamak istedik. "Başka şeyler de var mı? Şiirler yok mu?" dedi. "Var" dedim.

Önce onları yapalım, şiirler okunmadı, kitaplar daha önce vardı, onları hikayeler haline getirmek üzere yola çıkmıştık.

Önce şiirleri yapalımla yola çıktık.

Ben önce cesaret edemedim ama önsözde dediğim gibi o şiirler belki biraz havalanmak istediler.

Çok zorlukla seçtim aralarından. Böyle bir şiir kitabı hazırladım.

HABERTÜRK: Şiirler kendi kaderlerini tayin ettiler aslında beklide, beklide sabırlı oldular beklediler, günyüzüne çıkmayı beklediler. Bir kısım okumak isterim önsözden
"Şiirlerimin arasında sadece babam için 1983 yılında yazdıklarım, bir "Babalar Günü" vesilesiyle  yazıldıktan  19 yıl sonra buluşabildi okurla. Diğerleri hep saklı kaldılar."
Mahcubiyetten miydi? Şiirleri neden günyüzüne çıkarmakta bu kadar beklediniz?

AK: Bekledim. Çünkü şiir çok zor bir şey.

Şairlerde benim çok değer verdiğim insanlardır.

Ayşe Kulin olarak ben şiirlerimle ortaya çıkmak istemedim doğrusu.

Çok da titizlenerek seçtim.

Bir de kitaplarımla romancı olarak tanınmış olduğum için her alana el atıyorum, onu da yaz, bunu da yaz, çekingenlik duydum.

Ama çok severek yaptığım bir iş benim şiir yazmak ve okumak.

Çocukluğumdan beri de kulağım hep doludur şiirle.

Öyle bir evde de büyüdüm.

HABERTÜRK: Aslında önsözde de bunu da belirtiyorsunuz. Okumaya başladığınız ilk günden beri şiir yazdığınızı itiraf ediyorsunuz. Onun duygusu daha mı farklı?

AK: Şair olmak ayrı bir şey.

Ben şair olduğumu hiçbir zaman iddia etmeyeceğim.

Bir küçük şiir kitabım olabilir, başka. Ama şairler şiirlerini soluyarak yaşıyorlar adeta.

Her an o şiirler iç içe.

Bir mısra geliyor akıllarına yazıyorlar, apayrı bir duygu.

Herkes kolay kolay şair olmuyor.

HABERTÜRK: Keşke daha çok şiir okunsa. Şiirin belki masumiyeti izi bulunduğumuz stres ortamından bizi uzaklaştıracak. Bu arada seyircilerimizin Ayşe Kulin'e soruları olabileceğini tahmin edebiliyorum. Habertürk  üzerinden Ayşe Kulin'e sorularınızı iletebilirsiniz sevgili seyirciler.

Kitabın içeriğine baktığımız zaman ayırdığınızı da görebiliyoruz.  Babanıza hitap ettiğiniz bir bölüm, orada da şiirler var. Bir şiiriniz yayınlanmıştı, bir başka şiirinizde Cantan Erçetin'in sesi ile hayat verdiği iki şiir bugüne denk günyüzündeydi, onlara yenilerini eklediniz.

AK: Candan'ın seslendirdiği şiirde basılmış değildi tabii, cd'ye okundu.

HABERTÜRK:
Biraz baba kız ilişkinizi konuşmak isterim.

AK:
Konuşalım, çok güzel bir ilişkiydi çünkü.

HABERTÜRK:
Babalar günü de geçtiğimiz pazardı. Nasıldı babanız ile ilişkiniz?

AK:
Ben babamın tek çocuğuydum.

Tek kızı, tek evladı ve babama çok düşkündüm.

Bütün kızlar babalarına düşkün olur denilir, doğru.

Babama anneme olduğumdan daha çok düşkündüm.

Babamı kaybettiğim zaman iki kolum kesildi kolsuz kaldım, kanatsız kaldım gibi oldu.

Çok üzülmüştüm. Çok iyi bir ilişkim vardı babamla.

Hem çok severdim babamı, hem çok hayrandım, çok takdir ederdim.

Benim rol modelimdi diyebilirim. Onun için babamın 80.

Yaşına basarken bir şiir hediye etmek istedim. İlk şiiri öyle yazdım.

Bir de hattata yazdırdım, çerçevelettim, hediye ettim.

Sonra babam hastalandı, hastalandığı süreç içinde, üç aylık bir hastalıktı bu, ikinci bölümü yazıldı şiirin.

Kaybettikten sonra da üçüncü bölümü yazdım.

Yıllar geçti, yine yayıncı "Senin nelerin var, toparlayalım, basalım" dediği zaman babalar günü geliyordu.

Ben bu şiirleri çıkardım, sonra yayıncı dedi ki, "Remzi Kitapevi" ydi o zaman yayıncı. "Ayşe, babalar gününde bu çok hüzünlü bir şiir."

Çünkü kaybettiğim babam için yazmıştım.

"O zaman ben başka bir şiir yazayım" dedim.

Ama babalar gününe yetişecek mi?

Çok az bir zaman kalmış.

Bu sefer oturdum, daha neşeli bir şiir yazmaya çalıştım ki sırf soksun bu şiiri devreye.

O da en son bölümdeki şiir.

O da sanki indi bana, çok çabuk yazdım.

Birkaç saat içinde yazdım, götürdüm, "Yazdım, ne olur bunu basalım, babam çok uzun bekledi bu" dedim.

Çünkü babam onu yazılı görmeyi çok arzu etmişti.

HABERTÜRK:
"Suların Peşinde" Birinci bölüm babanızın hastalığı ile ilgili, ardından "Yorgun Akıyor Sular"  diyorsunuz ve "Sular Küskün" üç bölüm. Babanıza 80. Yaş armağanı, arkasından hastalığı ile ilgili "Yoğun Akıyor Sular" diyorsunuz, "Sular Küskün"  babanızın ölümü ile zaten kitabınızın son bölümü oluyor. Kısa bir aranın ardından devam edeceğiz.
Ayşe Kulin'in günyüzüne çıkardığı saklı şiirleri konuşmaya devam ediyoruz. Kitapta aşk şiirleri var. Bir de sizinle hakikaten özdeşleşen,  kardelenleri hatırlatan bir başka şiir var. "Töre Kızı" acı bir gerçeği siz bir de şiirle aktarıyorsunuz.

AK: Ona vesile olan Bennu Gerede'dir aslında. O bir töre kızı sergisi açtı.

Fotoğraflar çekmiş, sembolik fotoğraflar töreyi anlatan. Bana telefon etti, "Benim sergim olacak, resim adlarını yazar mısın lütfen benim için" dedi.

"Yolla bana fotoğrafları" dedim.

Geldi fotoğraflar, epey bir fotoğraf vardı, onlara baka baka resim adları yazacağım.

Benim elimden şiir çıktı.

Böyle bir gayrete girmedim şiir yazayım diye ama biliyor musunuz şiir, düz yazı ile ifade edemediğiniz duyguları daha iyi veren bir format şiir.

Onun için belki şiir çıktı.

Ben böyle dizdim onları, gelin edinmekte olan bir kız, kurban veriyorlar, elini ayağını bağlamışlar horoz kesiyorlar, kanlı çarşafını sallıyorlar, resimler var çekmiş onları.

Onlar bana bu şiiri itham etti.

Sonra dedim ki "Ben sana bir de düz yazı yazdım, ama önce şiir çıktı elimden.

Hangisini kullanmak istersen onu kullan."dedim. 

 Şiir kullanmak istemeyebilir diye düşündüm. 

Fakat Bennu o şiiri çerçeveletmiş, hem resim altı olarak kullandı, hem de astı sergiye.

Onun için yazılmış bir şiirdir o.

HABERTÜRK: Bir kısmını okuyabilir miyim?

AK:
Tabii.

HABERTÜRK:


TÖRE KIZI


Doğdum. Kızdım.

Bu dünyaya hiç gelmemiş saydılar
İlk avazda beşik kertip kaderimi yazdılar
Bez bebekle oynatmadan otlaklara saldılar
Mahsul biçtim, hayvan güttüm
Yeşermeden büyüdüm

Sonrasında da zaten evliliği, ilk çocuğu, kuma gelmesi ve aslında isyan edemediği isyanını anlatıyorsunuz.

AK: Başkaldırdığı zamanda vuruyorlar zaten.

HABERTÜRK:
"Bu töreye doğan ancak ölümle kurtulur" diye sona eriyor şiir. Biraz da aşk şiirlerini konuşalım mı? Sonra da romanlarla devam etmek istiyorum. Aşk şiirlerini yazmak sizin için daha zor mu? Yoksa daha keyifli mi oldu?

AK:
Keyiflidir aşk şiirleri yazmak.

HABERTÜRK:
 Aşkın kendisi gibi değil mi?  Biz sizden bir şiir dinleyebilir miyiz?

AK:
Sesim o kadar kötü ki, çatal çatal çıkar.

HABERTÜRK:
İzleyicilerimizden gelen sorularda yeni kitap ile ilgili soruların çoğunlukta olduğunu da söylemem lazım.

AK:
Serenad şiiri

SERENAD


Hırka dağının eteğinde çileye giren bendim

Tenime ateşten gömlek giyerek
Gurbetin azgın gecelerinde
Hasretle yıkanırdı ruhum
Uykularda severdim seni
Kendimi tüketerek.

HABERTÜRK: Güzel bir aşk şiiri olmuş, teşekkür ederim. Yeni kitap ne zaman gelecek?

AK:
Yeni kitabı yazıyorum.

Yeni kitap son kitabımın bir devamı niteliğinde.

Gizli Anların Yolcusu. Gizemli bir ölüm ile biter o kitap ve çekiştirdikleri, elde etmeye çalıştıkları ve computerde olan bir hikaye vardır. O hikaye diyelim.

HABERTÜRK:
Onun devamı ile seyircilerimiz merak ettiklerini ve ne zaman okuyabileceklerini soruyorlar.

AK:
Zaman vermek çok zor bir yazar için, zaman zaman yazıyorum.  

Bora'nın çocukluğuna dönüyoruz.

Zor bir coğrafyadan gelen adamın, her şeyin çok zor olduğu, törelerin baskın olduğu bir ülkede eşcinsel olarak da doğmak kolay bir şey değil.

Onun çocukluğu, suça bulaşması, bir nevi kaçışı o köyden.

B
irinci kitaba gelişine kadar olan zaman .

HABERTÜRK:
Bir nevi kahramanımızın geçmişi.

AK:
Kahramanımızın geçmişi ve bizdeki zor hayatların açılımı gibi.

HABERTÜRK:
Bu öyküyü seçerken tereddütünüz oldu mu?

AK:
Birinci seferde mi?

HABERTÜRK:
Evet.

AK:
Hayır, hiç tereddütüm olmadı.

Epey önceden başlamıştım ben bu romanı yazmaya ama araya başka kitaplar girdi.

Örneğin, Türkan Hoca'yı kaybettiğimiz zaman onunla ilgili bir kitap yazmak istedim.

Ona bir veda etmek ister gibi, bir saygı duruşunda bulunmak ister gibi.

Çünkü istemişti onun için bir kitap yazayım. Ben yazmıyordum.

Yaşayan insanların özellikle yazmıyorum yaşam öykülerini.

Ama sonra çok üzüldüm, çok pişman oldum. Araya o kitap girdi.

Veda'dan sonra Veda'nın devamı olan Umut girdi. Sonra dörtleme yaptım biliyorsunuz, Veda, Umut, Hayat, Hüzün ve orada aynı konu, aynı aile, bir yüz yıllık zaman içinde geçiyor ama ben sıkıldım.

Aynı öyküyü tekrar ediyor olmaktan sıkıldım.

Çok değişik bir şey yazmak istedim.

Bu sefer hiç araştırma yapmayayım.

Çünkü benim bütün kitaplarımda, tarih, arkasından sosyal bir durum konuluyor.

Bunu böyle tamamen aşk hikayesi, hiç araştırması olmasın, tamamen kurgu, en ufak bir ilham yoktur o kitapta.

Derken daha ilginçte olabileceğini düşündüm, çünkü toplumumuzda var ve görmezden geliniyor. Artık edebiyata da girdi.

İlk defa ben yazmıyorum böyle bir hikaye ama yeteri kadar yok.

Varoluşlarını yansıtacak kadar çok edebiyata girmiş değil.

Onun için böyle bir kitap yazmayı ben uygun gördüm.

Yazmam lazım diye düşündüm, çünkü toplumu da bir yerde hazırlamak lazım olan şeylere. Yazarların bir sorumlulukları da bir farkındalık yaratmak, olan durumlara dikkat çekmek belki. Böyle bir şey var.

HABERTÜRK:
Nasıl bir tepkiler aldınız?

AK:
Ben çok korktum ama onu göze aldım. Çünkü giderek muhafazakarlaşıyoruz, zaten muhafazakar bir toplumuz.

Çok tepki çekeceğini zannettim.

Hatta satılmaz diye düşündüm, korktuğum hiç başıma gelmedi.

Benim yaşımdaki insanlardan da çok korktum.

Çünkü yaşını başını almış insanlar "Bu da ne" diyebilirler diye düşündüm.

Ama hepsini göze almıştım. Özellikle çok beğendiler.

Hanımlar, yaşını başını almış orta yaş üstü çok beğendiler.

Bende çok memnun oldum.

HABERTÜRK:
Şimdi kahramanımızın geçmişi ile devamı geliyor.

AK:
Evet.

HABERTÜRK:
Konuşurken cümlelerinizin içinde bir şey söylediniz "Yaşam öykülerini kişiler yaşarken yazmayı sevmiyorum" dediniz. Neden sevmiyorsunuz?

AK:
Düzenleme olur, çünkü görmek okumak isterler, hep iyi şeyler söylensin ister kendi hayatı yazılırken, onun için olmaz.

Romancı yapamaz. 

Bir araştırmacı olabilir, bir yazarla anlaşabilir ama romancı yaşayan birinin hayatını kolay kolay elini serbest bırakıp yazamaz.

HABERTÜRK:
Peki siz, bir kişinin hayatını yazarken yazdığınız kişiyi tanıyor da olabilirsiniz, tanımıyor da olabilirsiniz. Sizin yazdığınız kişiler yakın çevrenizden kişiler de oldu, tanınmış kişilerde oldu, sanatçılarda oldu, geniş bir aileyi yazdığınız da oldu. Fazla empati kuruyor musunuz? Ben yazar olsam bundan çekinirim. O kişi ile fazla empati kurup, her yaptığı için bir açıklama, bir mazeret üretmeye çalışabilirim.

AK: Aylin benim ilk biyografimdi.

Aylin, benim hem arkadaşımdı, beraber büyüdük, komşumdu, aynı apartmanda yaşadık.

Çocukluğumuz, gençliğimiz beraber geçti. Akraba oluyoruz, aynı okula gittik.

O kadar iyi tanıdığım biriydi ki, onu tabii ki çok empati kurarak ama şu vardı; o evlendi ve Amerika'da yaşamaya başladı uzun müddet.

Ben de Amerika'ya çok uzun yıllar sonra gittim.

Onu Amerika'da gördüm, her iki kocasıyla da gördüm ama çok kısa görüşlerdi onlar. Amerika'da ki hayatını bilmiyorum.

Onun için onu kurgulayarak yazmak zorunda kaldım.

O insanlarla konuştuktan sonra.

Füreya'yı da tanıyordum.

Çok saygı duyduğum bir insandı.

Çok yakınımda değil ki zaten nasıl olsun.

O doksan kusur yaşında hayata veda etmiş.

Onu da gene kendi sesinden 12 tane kaset doldurmuştu başka bir yazar hayatını yazsın diye. Sonra o vazgeçince bana verdi o kasetleri, oradan dinlediklerimle yazdım.

Ama tabii sadece dinlediklerinizle kalamıyorsunuz, mutlaka onu da kurgulamak lazım.

HABERTÜRK:
Tabii ki.

AK:
Sizin bayağı bir boşlukları doldurmanız gerekiyor. Ama o da vefat etmişti. Başka da biyografim yok zaten. Bir de Türkan Hoca'nın var.

HABERTÜRK:
O da zaten bir vefa örneği.

AK:
Bir hayatına dokunuş diyelim.

Gerçek bir biyografinin çok daha kapsamlı olması gerekirdi, çok güzel bir Nehir Kitap var onun hakkında.

Ondan da çok istifade ettim aslında o kitabı yazarken.

Onu çok isteyerek yazdım, çünkü hakkında bambaşka bir ifadelerle bir görüş belirtilmişti.

Aslında Türkan Hoca'nın alakası yok.

Ben tanıdığım, hayran olduğum, çok saygı duyduğum Türkan Saylan'ı büyük içtenlikle yazdım.

Bir de benim elime bir arkadaşı Gökşin Sanal Hanımefendi, çocukken yazışmaya başlamışlar, çok yakın arkadaşı mektuplarını verdi.

O mektuplarda onun bütün safiyetini görebiliyorsunuz, o kadar temiz iki genç kız.

O zamanların genç kızları.

Pırıl pırıl iki pırlanta gibi.

Onlara tanıklık ettim, mektuplar elimdeydi çünkü.

HABERTÜK: Çok teşekkür ediyorum Ayşe Kulin 1 Gün'e katıldığınız için.

AK:
Ben teşekkür ediyorum bu fırsatı verdiğiniz için.

HABERTÜRK:
1 Gün'ü noktalıyoruz. Saat başında yeniden buluşalım.




Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org