Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Lider Odaları       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

MUSTAFA SÜZER Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

TRT Haber Söyleşi MUSTAFA SÜZER
10.08.2011
Okunma Sayısı : 7423
Oy Sayısı : 3
Değerlendirme : 5
Popülarite : 2,39
Verdiğiniz Puan :
 

 

TRT Haber Söyleşi MUSTAFA SÜZER

.
.

izlemek için

.
.
.

TRT Haber Söyleşi MUSTAFA SÜZER

Deşiifresi

Mustafa Süzer (MS)

TRT HABER: Dolar 28 ayın zirvesinde. Dış ticaretçilerin istediği şey oluyor mu yavaş yavaş. Kurla ilgili yorumunuz nedir?

MS: Öncelikle böyle kıymetli bir kanalda, değerli bir programda beni davet ettiğiniz için çok teşekkür ederim sizlere. Sorunuza gelince ihracatçı kur artışına hiç doymaz. Bana göre yeterli değil bu. Biraz daha artması lazım. Bana göre geç kaldı bu. Devalüasyon etkisi vermeden yavaş yavaş daha artması lazım.

En büyük derdimiz cari açıksa ki öyle gözüküyor Türkiye'de ekonomide başka iyi gözükmeyen bir şeyimiz yok. Bu cari  açık meselesinin kapatılmasının en iyi enstrümanı Türk Lirası'nın değerinin düşürülmesi Bunu mümkün olduğunca fazla yapmak lazım.

OĞUZ KARAMUK : Siz aynı zamanda dış ticaretin dışında aslında bankacısınız. Kent Bank'ın eski patronusunuz. Hırvatistan'da bir banka aldınız, burada da bir banka lisansı çıkarmak için görüşmeleriniz var. Son iki günde hem Başbakan  yardımcısı  Ali Babacan'ın hem Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Bülent  Gedikli'nin açıklamaları var. Basına kriz geliyor diye yansıdı. Siz ne diyorsunuz kriz geliyor mu?

MS: Bir kriz var ama abartıldığı kadar değil. Ben onu hükümetin haklı olarak kişileri tasarrufa yönelendirmeleri için hafif  korkutma hareketi olarak düşünüyorum. Çünkü Türkiye'de tasarruf oranı yüzde 17'lere kadar düştü. Bunun yüzde 25'in altında olmaması lazım. Herkes bir şeyler harcıyor.  Buda hükümeti rahatsız ediyor. Beni de rahatsız ediyor. Merkez Bankası'nın ,  BDDK'nın aldığı kararlara rağmen hala insanlar harcamaya devam ediyorlar. "Kriz gelecek, biraz harcamanızı kısın" demek doğru bir şey ama bakalım oda ne derece tutacak . Vatandaş buna inanacak mı?

Ben Amerika'nın veya Avrupa'nın desteklediği veya oradan bize yönelecek  bir krizi çok büyük kötü sonuçlar vereceğini düşünmüyorum.

OĞUZ KARAMUK : Gene  teğet geçer diyorsunuz?

MS: Gene teğet geçer . Aslında Avrupa ve Amerika'nın kriz ile ilgili  problemi diğer ülkelerden çok farklı. Çünkü onların bir enstrümanı var. Bir dolar var, bir euro var. Bir nevi altın gibi kıymetli bir meta. Kağıdı koyuyorsunuz üzerine mürekkebi basıyorsunuz  ve herkese satıyorsunuz bunu. Amerika'da kriz çıkıyor herkes dolar alıyor. Avrupa'da kriz çıkıyor euro alıyor. Bu iki paranın paranın dışında bir şey olduğunu gösteriyor. Bu iki para yatırım aracı.

OĞUZ KARAMUK : Tam tersinin olması lazım, krize giren ülkenin parasının değerinin düşmesi lazım.

MS: Düşmesi lazIm, insanların oradan kaçması lazım. Ona rağmen öyle bir alışkanlık oluşmuş ki insanlar korktuğu zaman dolara veya euro'ya koşuyorlar.

SADİ ÖZDEMİR: Söylediğiniz tersi olarak bizim paramızın değeri düşüyor, onların ki yükseliyor. Ekonomiyi yakın tarihi içinde yaşadınız. Hiç hükmetten birileri kriz geliyor diye uyardı mı?

MS: Hükümetler genelde krizi yok derler, inkar ederler. Hükümetin bu seferki tutumu biraz insanların harcamalarını kesmek ve tasarrufa yönlendirmek için korku oluşturmak.

OĞUZ KARAMUK : Bankacılıkta finas ve para ile başladık. Biraz da geçmişe götürelim. Sizi üzecek konulara girelim diyoruz. 2001 yılının temmuz ayı,  Kentbank, bankanıza el konuldu. Onun ardından dava açtınız. Benim bildiğim Türkiye'de bankasına el konulup , dava açan ve bu davayı kazanan tek banka patronu sizsiniz. Aslında haksızlık olduğu ortaya çıktı fakat fiziksel olarak  geri dönüş imkanı olmadığı için , Kentbank tasfiye edildiği için Kentbank'ı alamadınız.. Tekrar bankacılık sektörüne  girdiniz. Ne düşünüyor sunuz? Ömrünüzün belki 10 yılı gitti Kentbank'ın peşinden. O dönemde yaşananları nasıl değerlendiriyor sunuz?

MS: Öncelikle Türkiye'nin tam çıkış döneminde iş yaparken ekonominin çıkışa başladığı dönemlerde iş yaparken, bazı kazalara uğramanız mukadder. Bizim arabamızın durduğu yerde başka bir araba geldi çarptı bize. Ama ölmedik yaralandık, o yaralarımız iyileşti. Feda olsun ülkemize ne yapalım.

OĞUZ KARAMUK : Kırgın olduğunuz kimse var mı?

MS: Kırgın olduğum kimse yok. Ben önce BDDK yönetimine çok kırıldım ama sonra onların bizim bankayı vermemek için ne kadar direndiğini gördüğüm zaman bir şey diyemedim.

TURHAN BOZKURT: Sizin bankanıza el konulması ile ilgili o dönemi kurcaladığınızda özellikle  ile IMF'nin , BDDK'ya yazdığı yazılarda üç bankanın ismini verdiği  .Bunlardan biri de  Kentbank. "Bu üç bankaya el koymazsanız kredi dilimini serbest bırakmayacağız." Orada ki o bilgi hala o dönemde acaba   bazı şeyleri IMF'mi istedi  sorusunu getiriyor. BDDK diyor ki "Biz grup ile görüştük sermaye artışı yapacak, problem yok" diyor ama belki o yazıdan sonra el koyuluyor.

SADİ ÖZDEMİR: Ne yaptınızda siz böyle bir şey geldi.

MS: Krizin çıkışı normal bir kriz değildi. Bizim 2000 senesine bakacak olursanız en iyi senelerinden biriydi. Otomobil satışlarının reskoru 2011'de kırılabildi. 2000 senesi en fazla otomobil satılan seneydi. Gayrimenkul fiyatları çok artıyordu, piyasalar çok iyiydi. Bankalarda paraları ne yapacağını şaşırmıştı. Tam pazarlama yapalım bu paralar bizde kalmasın diyordu.. Hatta enflasyon düşüşe geçmişti, iyi bir gidişat vardı. Orada bir şekilde koaliasyon hükümetinin siyasi bir hatası oldu.

O hatayı ben şöyle bir hikaye ile anlatayım;

Yarım akıllı bir adam "Ölüm nasıl bir şeymiş?"  diye söylenip duruyormuş." "Şu mezarlıkta yat, ölümün  nasıl bir şey olduğunu anlarsın." O da yatmış, ertesi sabah kahveye gelmiş , yüzü gözü kan revan içerisinde. "Ne oldu? Ölüm nasıl bir şey diye sonca  "Kötü bir şey değil yatıyorsun uyuyorsun ama ne zaman ki camcının katırını ürkütünce çok kötü oluyor. Bir gürültü duydum, gece yarısı uyandım, o anda camcı geçiyormuş katır ,ile beraber , katır ürktü  adamın camları kırıldı, beni çok fena dövdü, yoksa ölüm kötü bir şey değil." Diyor. Bizde camcının katırını ürküttük o dönemde.

Dünyanın bir düzeni var. O düzenin içerisinde güç odakları var. O güç odaklarının Türkiye'nin çok iyi geçinmesi gerekiyor eğer kalkınmak istiyorsa , eğer halkımızı refah içinde yaşatmak istiyorsa, hükümetlerin birinci görevi o güç  odakları ile iş birliği halinde olmak. Bunu yaparken hem kendi ülkenin menfaatini kollarsın, hem vatandaşını refah içinde yaşatırsın, hem de o odakları rahatsız etmezsin.

OĞUZ KARAMUK : Kim bu güç odakları?

MS: Herkes biliyor da bunu çok açık söylemeyelim. Irak'ta girme meselesi vardı, o zaman ki hükümet çok büyük bir hata yaptı, girişe engel olmak istedi . Ecevet'in karşı çıkması rahmetlinin bize bu şeyi yarattı gibi geliyor.

TURHAN BOZKURT:IMF'nin bunun etkisi olduğunu düşünüyorsunuzdur.

MS: Bir ülkede kriz çıkardığınız zaman o iktidarın yaşaması mümkün değil. Bugün kriz çıkartan hükümeti en yakın yandaşları dahi terkederler. Herkes nefret eder sizden. Çünkü herkesin ekmeği azalıyor. 2001 krizinde Türkiye'de insanların servetinin yarısı kayboldu.

SADİ ÖZDEMİR: O zaman şu soruyu sormak istiyorum; daha sonraki dönemde o krizi atlatan banka patronların bankaları çok değerli hale geldi. Yabancı ortaklar geldi. Sizin kaybınız ne kadar olmuş olabilir?

OĞUZ KARAMUK : Sizden daha küçüktü benim bildiğim Denizbank, Finansbank, bunlar daHa sonra 3.5 milyar dolara satıldı.

MS: Giden gitti ağlayacak halimiz yok. Bundan sonrasına bakacağız.

TURHAN BOZKURT:Elinizde hukuki bir iade kararı var. Mustafa Süzer'e bankacılık lisansını iade edeceksiniz dedi BBDK'ya. Bu anlamda bir iadei itibar, devletten özür hatta belki bir günlüğüne Kentbank'ı açıp kapamak gibi bir şey düşünür müsünüz?

MS: Bizim kaybımızın önlenmesi mümkün değil. Giden gitti. Sizin de söylediğiniz gibi 4-5 milyar dolarlar emsali satıldı. Artık onlara üzülerek bir yere varamazsınız. Biz düşmeye, kalkmaya alıştık  Türkiye'de. Krizlere alıştık. Giden gitti. Yenisine bakacağız. Biz şuanda banka konusunda BDDK yetkilileri ile görüşme halindeyiz. Bir anlayış çerçevesinde birbirimiz ile devam ediyor görüşmelerimiz.

Şu ortam yeni bir banka için 2002 ile 2010 arasındaki altın çağı kaçırdık. Bundan sonra yeni kuracağınız bir bankanın 6-7 sene para kaybetmesi mukadder. Alacaksınız, büyüteceksiniz, ama bunu gene yapacağız  da daha uygun bir ortamda yapacağız.

Şimdi Hırvatistan ile başladık. Bir müddet sonra Türkiye'de de aynı şeyleri yapabileceğime inanıyorum.

TRT HABER: 2001 Kentban'tan bugüne kadar geçen sürede finansal olarak toparlanmaklamı harcadınız bu süreyi? Yoksa tekrar bankacılığa dönmek için enerji toparlamakla mı?

MS: Bankacılığa dönmek bizim için birinci sırada değildi. Biz ilk önce evimizin içini düzeltmeye çalıştık. Çünkü banka krizi diğer şirketlerin krizine benzemiyor, her türlü etkiliyor sizi. Bereket versin piyasada itibarımız iyi olduğu için, bir de bizim hiç kimseye borcumuz yoktu. Bankamız fonu alındığı dönemde hiç bankaya kuruluşa borcumuz yoktu. Dolayısıyla tekrar Osmanlı'dan sonraki Türkiye Cumhuriyeti gibi yavaş yavaş taşları yerine koyarak bir yere geldik.

OĞUZ KARAMUK : Ne var şuanda Grupta şirket olarak?

MS: Şuanda grubumuzda finans şirketlerimiz var, factoring ve leasing şirketlerimiz var, bu sene 500 milyon TL işlem hacmine ulaşıyor şirketler. Oldukça iyi durumdalar. Onun dışında otelimiz var. Ritz Carlton Oteli dünyanın en iyi iş oteli seçildi 2009 senesinde. Dünya'nın bir numarası oldu. Bu çok önemli bir şey. Bütün oteller ile yapılan kişiler ile yüzyüze  yapılan görüşmelerde.

TURHAN BOZKURT: Siz o inşaat ile ilgili geriye dönüp baktığınızda usulsüzlük, bir sıkıntı ya da gerçekten kamu oyunda birilerinin kaybettiği gibi imar planlarını delen bir uygulama oldu mu? Bu anlamda sizin Gök Kafes ile ilgili , Ritz Carlton da var  , değerlendirmeniz nedir orada?

OĞUZ KARAMUK :  Oradan geçerken binanın kütlesi büyük gözüküyor. Türkiye'nin de ilk tip gökdelenlerinden biri. Şimdi olsa daha estetik yapılırmıydı? Yapılamazmıydı?

MS: Ben size isterseniz bina nasıl yapıldı, onu çok kısa anlatayım. Ailem ile Alantur tesislerine tatile gitmiştik. Sene 1981 . Orada yan oda komşumuz o zamanın turizm bakanı Sayın Evliyaoğlu idi. Tanıştık , tavla oynadık, sohbet ettik. O sırada da bu arsa bana teklif edilmişti alırmısın diye. İlhan Bey'e böyle böyle bir arsa var deyince İlhan Bey benim yakamı bırakmadı. "Burayı al ve otel yap, ihtiyacı var Türkiye'nin  böyle bir otele" Dedi.

Buraya geldik. O zaman askeri dönem.  O tarihte böyle bir binayı özel sektörün yapması çok zor bir şey. O güne kadar beş yıldızlı otelleri yapan  hep devlet olmuş, vakıflar idaresi olmuş. Türkiye'de üç tane baş yıldızlı otel var. Hilton, Sheraton, bir de The Marmara var. Özel sektördeki genç bir adamı sıkıştırıyorlar ve beni aramaya başladı Turizm Bakanı. Bu arsada 14 kişinin mülkiyetinde. Kimisi Güney Afrika'da yaşıyor, kimisi Fransa'da kalıyor, bunların bulunması bir araya getirilmesi zor.

Biraz da teşvik sonucu girdim. Bu yaşta olsaydım belki girmezdim. O hükümet Ekonomik Kurulu Kararı çıkarttı, orayı turizm belgesi ilan etti. Bir de bizim yanımızda bir yer vardı onuda turizm merkezi  ilan etti.

Gittik 14 kişiyi topladık, vekaletlerini aldık, inşaatı yapmak için faaliyete geçtik ondan sonra zorluklar başladı. O zaman ki 1. Ordu Komutanı Necdet Öztorun, bu bina buraya yapılmasın dedi. Bize izin veren planlama müdürünü  nezarete aldı ama bir kere inşaatı  başladık. Tek başına yapmaktan çekindik, ben planı Vehbi Koç'a götürdüğümde "bu adamı batırır, böyle bir binayı biz nasıl yapalım?" Dedi. Sonra STFA şirketi ile biz kat karşılığı anlaştık. Bütün projeleri STFA yaptırdı. Yüzde 50-50 anlaştık. Onlar yarı yolda inşaat giderken durumları bozuldu ve iş tamamen bizim üzerimize kaldı. Başka şeylerimizi satarak burayı yükseltmeye başladık ama o dönemde iki tane belediye başkanı değişti, Abdullah Tırtıl Paşa gitti, Bedrettin Dalan geldi.

Bedrettin Dalan o tarihte bizim Yönetim Kurulu Üyemizdi belediye başkanı olmadan önce oraya geldiği zaman  herkes zannediyor ki Bedrettin Dalan verdi. Halbuki biz önceden almıştık buranın iznini. Bedrettin Dalan sadece "Burasını yükselt, geniş bir cephe istemiyorum" dedi.

Bize "Gidin Amerika'da şu binayı görün, buraya gidin bu binayı görün" dedi. Bizim  mimarı yolladı , mimar gitti baktı kendisi yaptırdı projesini. Onun üzerine biz onun dediğini yaptık.

Bu arada Bedrettin Dalan 1984'de Belediye Başkanı oldu,  4 sene bekletti şöyle yapın, böyle yapın diye Belediye Başkanlığı bitmek üzereyken onayladı. Tam inşaata başlarken Nurettin Sözen geldi.

Gelir gelmez Nurettin Sözen planlama müdürünğü gönderiyor "Git orayı mühürle" diyor. Bunlar gidiyorlar Park Oteli mühürlüyorlar. Park Otel "Niye bizi mühürlüyorsunuz?" diyor . "Süzer'in oteli değil mi burası?" diyor.  "Hayır Sürmeli'nin oteli burası onun ki karşıda." Diyorlar. Planlama müdürü geliyor taşma var diye bizim yerimizi mühürlüyor.

Biz Sözen ile bir hukuk savaşına başladık. O savaşı biz kazandık. İnşaata başladık. Sözen'inde siyasi ömrü kafi gelmedi. Sonra Tayyip Bey Belediye Başkanı oldu. Tayyip Bey "Süzer burayı biraz azalt boyunu"dedi. Kendisinin hala haberi yok, biz onun lafı üzerine 5 kat azalttık.

Özal Hükümeti geldiğinde 1. Ordu komutanı karşı çıktığı için hükümete bir yazı yazdı "Bunu durdurun" diye Necdet Öztorun Paşa. Özal hükümetinin 1. bakanlar kurulu kararı yine bu proje devam etsin diye ikinci defa turizm merkezi ilan edildi. Ondan sonra da biz yolumuza devam ettik, binamızı bitirdik .

Bizim binamızın her türlü ruhsatı, iskanı her şeyi hiçbir binada olmayan kadar fazla.

 SADİ ÖZDEMİR: Kaç sene sürdü başlamak ile bitirmek?

MS: Arsayı alışımız 82 sonu , işletmeyi açışımız 2001 senesi.

TRT HABER:Aslında az önce Kentbank sürecini konuştuk, şimdi Gök Kubbesi . Sizin iş dünyasındaki ömrünüz böyle enteresan mücadeleler ilemi geçti?

MS: hep böyle enteresan mücadeleler  ile geçti. Biz Bahçeşehir'i yaptık, orası da 18 sene sürdü.

SADİ ÖZDEMİR: Türkiye'nin ilk uydukent projesi değil mi? Oradaki ilk uygulama , ilk yöntem daha sonra çok konuluşdu.

TURHAN BOZKURT: Çok yeşillik bırakmışsınız mesela. Bugünkü müteahhitler  sizin gibi yapmıyor.

MS: Biz Bahçeşehir'e ilk başlarken neler çektik? Yine Sözen hükümeti zamanına geldi ilk başlangıcı ve o zaman dediler ki "Küçükçekmece gölünü bozacaksın."  Halbuki Küçük Çekmece gölünün etrafı ev doluydu  ve nükleer santral vardı orada. Öyle bir bahane yaptılar. Tarım arazilerini mahvettiniz  dediler.

OĞUZ KARAMUK : Sizin başladığınız yer çok mahsum bir yer durumunda

MS: Başladığımızda daha iyiydi. Şimdi biraz yoğunluk arttı. 

SADİ ÖZDEMİR: Model neydi? Arazi sizinmiydi? Yada arazimi tahsil edildi? Nasıldı?

MS: 1982 sene içerisinde düşündüm, dedim ki "Ben Türkiye'de özellikle İstanbul'da çok büyük hava kirliliği vardı. Çocuklar okula gidip gelirkenn hava kirli. Temiz bir yerde, bahçeli evde yaşamak istiyorlar. Ben bunun sosyolojik olarak iyi bir iş olacağını düşündüm. 30-35 km bir şey çizdim. Bunun içinde bir arazi bulayım ve 5-6 bin ev yapayım diye düşündüm. Fakat İstanbul'un etrafındaki büyük  arazilerin hepsi ihtilaflı. Ya hazine ile ihtilaflı, ya orman ile ihtilaflı, ihtilafsız yer bulamıyorsunuz. Biz burayı bulduk. Yaşlı bir hanımefendi'nin ve 5 bin dönüm. "Teyze bu 5 bin dönüm fazla bize 2 bin dönümünü ver" diyorum "Hayır, olmaz. 5 bin dönümünü alırsan al, yoksa git yanımdan" diyor. Borca girmek istemiyorum. En sonunda mecbur tamamını aldık.

SADİ ÖZDEMİR: Ne kadara almıştınız?

MS: Sanıyorum 500 milyon TL  ama dolar bazında ne tutuyor şuanda hatırlayamıyorum. Ve hanımefendi bize tamamını verdi ve alır almaz toprak analizi , planlarını yaptırıyoruz.

Bundan 5 -6 sene önce harita mühendisi bana telefon açıp randevu istiyor. "Peki gelin."dedim geldi  "Ben özür dilemeye geldim. Siz araziyi aldığınızda 1982 kışı bize gelin buranın yüksekliklerini gösteren planını çıkarın . Bunu niye yaptıyorsunuz diye size sorduğumda buraya şehir yapacağım dediğinizde 'allah size akıl versin" demiş bende "İşi bırak git ben güvenmediğim adamla çalışmam" demişim. "O zaman biz böyle bir şey olacağını bilemiyorduk. " dedi.

Oto  yol , dağın başı. Bize hiç kimse inanmadı. Bir tek rahmetli Özal 1983 senesinin Mart ayında  başında beraber geziyoruz, konuşuyoruz  dedim ki "Bir arazi aldım size göstereyim" dedim. O zaman kendisi başbakan yardımcılığından ayrılmış, parti kurayım mı? Kurmayayım mı içerisinde. "Gidip görelim" dedi ve gidince Kosova Et Lokantası açılmıştı orada et yedik ama o aynı zamanda ben ona parti kur diyorum o da çekiniyor tutarmı tutmaz mı diye. Arabaya biniyoruz Özal'ı gören alkışlıyor, selam veriyor, et lokantasında onu selamlıyorlar. Bakın halk sizi seviyor yapın bu işi dedim. Bazıları dertlerini anlatıyor.

Ondan sonra araziye gittik, herkes bana karşı çıkınca bende artık ev yapacağım dememeye başladım. Özal tam ortada ki tepeye çıktı, "Burada çok güzel bir uydu  şehir olur. Bir de bu şehire yabancıların buraya gelmesi için uydu sistemi kurarız burada telefon teleks görüşmeleri hızlı olduğu için ve havaalanına yakın olduğu için yabancıların gelip çalışabileceği bir yer olur." Dedi.

: Demet Hanım biraz önce bir soru sordu. Yaptığınız işlerde uğraşıyorsunuz, uzun sürüyor ama siz de sözünüzü esirgemeyen bir işadamısınız.  Nisan ayında bir açıklamanız var, TÜSİAD ile ilgili enteresan sözleriniz var. "TÜSİAD Türkiye'nin gerçeklerinden uzak kalmış bir grubun derneğidir. Beni geçmişte çok üye yapmak istediler , rahmetli Sakıp Sabancı önüme kağıdı getirdi, üye olmadım." Niye böyle düşünüyorsunuz?

MS: Ben ne düşündüğünü söyleyen bir insanım. Rahmetli Özal "Bana hep doğruyu söylüyorsun ama hep doğruyu söyleme . Bazı doğrular sende kalsın."dedi. ama biz onu beceremiyoruz. Hep doğruyu söylüyoruz.

TÜSİAD'ın benim gözümde birkaç eksisi var. Türkiye'nin gerçeklerinden uzaklar. TÜSİAD üyelerinin yüzde 70'inin Boğaz ile Taksim arası dışında Türkiye'nin dışında Türkiye'yi çok iyi bildiğini sanmıyorum.

Anadolu'dan gelme insanlar var ama çoğunluğu zadegen takımı dediğimiz insanlar.

Halkımızı tanımıyorlar.

Vefalı değiller.

TRT HABER : Bu hep böylemiydi?

MS: Kuruluşundan beri böyle. Bir TUSKON da  veya bbir MÜSİAD'da  biri zora düştüğü zaman hepsi birden yardımcı oluyor onu hayata döndürmek , kazandırmak için.

TÜSİAD zora düşen üyesini ihrac ediyor. Oradan en fazla rahatsız oldum ben.

Olurki insan iş hayatında zora düşer, sen ona yardımcı ol.

Vefasız hiç kimse, hiçbir kurum, hiçir parti başarılı olamaz.

Vefa siyasette de, ticarette de en büyük şartlardan birisidir.

Bir de, 3-4 tane ailenin , grubun çok ağırlığı var.

Onların dedikleri oluyor, diğerleri piyon oluyor. Bende hayatımda hiç kimsenin piyonu olmadım.

Kendimize göre daha küçük yerlerin başkanlığını yaptık ve çok önemli yerlere getirdik .

Benim üyelerine saygım var, hepsi Türkiye'ye faydalı olan, istihdam yaratan büyük kuruluşlar ve yurtdışındaki büyük şirketler ile de yüzümüzü ağartacak şekilde mücadele ediyorlar amam içerdeki tutumlarını çok beğenmiyorum.

TUSKOM ile beraber Tanzanya'ya gittim, Kenya'ya gittim orada gördüm, her üyesi ile tek tek ilgileniyor.

Alıcılar, satıcılar, yatırımcılar  öyle güzel bir organizasyon ki; herkesi yan yana getiriyor.

TÜSİAD'da bu yok. Anadolu sermayesi'ne  yönelik bir harekette görünmüyor.

TURHAN BOZKURT: TUSKOM'un başarı analizini aktardınız ve bence orada çok görünmeyen isimsiz kahramanlar var. Türkiye'den giden ihracatçılar ile alıcılarI buluşturan ve arada tercümeyi yapan  Türk Okullarında okuyan çocuklar var. Olimpiyatlar için geldiler, Türkiye'de bulundular . Bu vesile ile ben  TUSKOM'un başarısı altında pek çok şey olabilir ama bu başarıyı nasıl değerlendiriyor sunuz?

MS: İnanın bana Türk Okulları'nın çok büyük rolü var. Gittiği zaman konuşacağı bir Türk var, ona yardımcı olan, onunla beraber koşturan bir insan var. TUSKOM her yerde heyet kurmuyor. Onlar orada Türkiye'nin müşaviri gibi gencecik arkadaşlar var orada  öğretmenler var onlar sanki gönüllü. Kendi arabalarına bindiriyor, benzini kendi harcıyor, işin düştüğü zaman o okulların Türkiye'ye çok büyük faydası olduğunu düşünüyoruz. Allah onlardan razı olsun, her türlü dilekleri razı olsun.

SADİ ÖZDEMİR:  Normalde TÜSİAD  biraz daha ekonomi ile ilgilenen bir örgüt. Bu söylediğiniz tam tersini ortaya çıkarıyor.Özal'ı da anlattınız ve bununla ilgili bağlantılı bir şey sormak istiyorum. İş dünyası artık İstanbul , Anadolu ayrımıda yapmak istemiyor ama anadolu'da yeni bir sermaye dediniz. Bu ortamı nasıl değerlendiriyor sunuz? Önümüzdeki senelerde Türkiye'nin gelişmiş ülke  statüsüne gelmesi buna mı bağlı.

MS: Okullar ile ilgili konuda ben bundan seneler önce şüpheci olan insanlardan biriydim. 

Niye kuruluyor? Amacı nedir?

Ama son 10 senedir bütün okulların hemen hemen bir kısmını gezdim. Bunların çok halisane niyet ile kurulduğunu ve Türkiye'ye çok yararı olduğunu düşünüyorum.

Seneler evvel bizim veya çocuklarımızın girmek için çırpındığı yabancı okullar vardı. Şimdi aynı konumda bizim okullarımız.

Herkes bizim okullarımıza girmek istiyor. Bizim okulumuzda okuyan çocukta  hem Türkçe öğreniyor, hem Türkiye hayranı oluyor,  hem de buraya faydalı oluyor. Bunların içerisinde bakan olmuş adam  var.

Benim hiç kimseden , hiçbir beklentim yok. Doğru inanmadığım hiçbir şeyi söylemem.  Bunlara vesile olan, kuran yaşatan insanlara hepsine çok çok teşekkür ederiz.

Esas kurucusu olan Fettullah hoca efendinin de buradaki emeği, insanlığa, Türklere hizmeti unutulamaz. Kim kızarsa kızsın doğruları bilerek söylerim kimseden de çekinmem.

Burada sizin sorunuza gelince, bir ülkenin en önemli varlığı insan varlığıdır.

Bir Japonya düşünün, Türkiye'nin üçte biri kadar adalar topluluğu, 120 milyon insan, 50 bin dolar senelik  gelir ile yaşıyor. Hiçbir madenleri yok, petrolleri yok, beşik gibi sallanıyorlar. Bu insanlarının karakteri  ile oluyor. Düzgün insanlar, vatansever, milliyetçi  insanlar ve bu adamlar bizim inandığımız Tanrı'ya da inanmıyorlar. Güneşe inanıyor, kendi ülkesine inanıyor, imparatoruna inanıyor, ama bir şeye inancı var. Dolayısyla bizimde köylü , şehirli, Anadolu'dan gelme ayrımı yapmadan , sağcısı, solcusu, dindarı, herp beraber biribirini seven anlayan insanlar olmamız lazım.

Benim konumum icabı ben hem muhafazakar insanlara hem de liberal laik insanlara yakınım.

Her iki taraftada  çok sevdiğim insanlar var. Bunların birbirlerine bakış açıları daha önceleri daha da şüpheliydi.

Ben de bir misyon gibi oldu, yemek verirken insanları, grupları karıştırıyorum "Ben bu adamı hiç böyle bilmezdim, hakikaten çok iyiymiş ." diyor. 

Dindar olan öbürünü dinsiz zannediyor ama öbürünün de çok muhafazakar  veya değerleri olan kıymetli insan olduğunu görüyor. Laik olan insan öbürünü kara cahil radikal islam zaanediyor, bakıyor ki medeni ve sevecen , dost insan. Bunların birbirlerini anlaması Türkiye'nin en büyük meselesi. 

Şimdi yüzde 50 -50 neredeyse. Yüzde 50'ye yakın laik liberal, yüzde 50'ye yakım muhafazakar bir kesim var.

Birbirlerini tanıyıp, sevip yardımlaşmaya başladıklarında Türkiye'nin önünde hiç kimse duramaz. Hiçbir ülke duramaz.

Birbirimizi tanıyalım, sevelim ve birbirimizin anlayışına düşüncesine saygılı olalım.

TRT HABER : Hedef olarak 2023'ü belirledik. Bu zamana kadar nasıl bir Türkiye hayaliniz, Türkiye ufkunuz var.?

MS: Şimdiye kadar gidişimiz çok iyi. İnşallah bu cari açık meselesini de halledersek 2023 vizyonumuzun çok iyi bir yere geleceğini düşünüyorum. Şımarmamak kaydıyla. Biz iyi olduk, güçlü olduk sağa sola çatalım demeyelim. Bizim karakterimizde biraz bu da var, Türklerin genel karakterinde.

SADİ ÖZDEMİR:  Dış politika çok önemli değil mi?

MS:  Herkes ile iyi geçinmeye devam etmemiz şart. Şuanda çok iyiyiz. Amerika ile de iyiyiz, Rusya ile de iyiyiz, Rusya'nın düşmanı olan Gürcistan ile de iyiyiz. Ortadoğu'da da çok iyi ilişkilerimiz var. Bunu böyle devam ettirmemiz lazım. Biz bir komşumuz ile kötüyüz diye onun tarafını tutup, öbüründen taraf olamayız.

Benim iki arkadaşım birbiri ile kavgalı olabilir ama ben onların kavgasına girmem, onları barıştırmaya çalışırım.

Bir korkum benim biraz fazla abartılı büyümemizi ve gücümüzü abartıp  biraz daha büyüyelim, kendimizi gösterelim , Marmara Gemisi'nde olduğu gibi gidelim yakalım, yıkalım yok.

TRT HABER: Mustafa Bey süremizin sonuna geldik. Çok teşekkür ederiz yayınımıza katıldığınız için.

MS: Ben teşekkür ederim.

.

.

 .      

.
.
.

 

Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org