Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Vural Gökçaylı Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Türkiye'de Moda
02.09.2013
Okunma Sayısı : 2452
Oy Sayısı : 1
Değerlendirme : 5
Popülarite : 0
Verdiğiniz Puan :
 

 

 Türkiye'de Moda Vural Gökçaylı

.
.

CNN Türk benimle bir söyleşi yapmıştı. Sizinle paylaşıyotrum.

.
.

 Türkiye'de Moda Vural Gökçaylı 

Ünlü modacı Vural Gökçaylı, Türkiye'de moda tasarımının yıllardan bu yana en iyi noktada olduğunu cnnturk.com'a anlattı.


Paris'te eğitim alan Gökçaylı, Türkiye'ye 1968'de dönerek Rumeli Caddesi'nde atölyesini kurdu.

Ünlü modacı, moda hakkındaki görüşlerini ekonomiyi, siyasal yapıyı ve Türkiye'nin içinde bulunduğu anı da değerlendirerek aktardı.



Versace Türkiye'ye geldi ve yeni yatırımlar yapabileceğini söyledi. Türkiye'de modaya bakışınız nasıl?


Vural Gökçaylı:
"Versace tamamen ticari bir tasarım. Versace hep öyleydi, buraya gelmesi fazla birşey ifade etmiyor benim için. Ama maalesef Türkiye'de 'bir yabancı isim olsun da, ne olursa olsun' görüşü var. Bu serbest ekonomi piyasasından sonraki olay.

Bir yerde batının Türkiye üzerindeki oynadığı bütün emperyalist olayların bir uzantısı. İşte her şeyin batıdan satın alınması, Türkiye'ye herşeyin  girmesi, serbest ekonomiden önce bu kadar hazır giyim girmezdi.

Şimdi mesela içkiye fazla vergi ko nuyor ama hazır giyime pek fazla dokunulmuyor. Halbuki siz Amerika'ya bir Chanel tayyör götürürseniz, Chanel tayyöre 10 dolar ödediyseniz, 8 dolar da vergi koyuyor.

Çünkü diyor ki: "Amerika'da da bu yapılabiliyor, sen bunu sokamazsın." Tabii Özal zamanında böyle kapılar açıldı."



Yani bu 80'li yıllardan sonraki bir gelişme mi diyorsunuz?


Vural Gökçaylı:
"Birinci Dünya Savaşı'ndan önce, biliyorsunuz Türkiye'de muhteşem bir tekstil sanayisi vardı. Tekstil sanayisi dendiği zaman bunu fabrikasyon olarak anlamayınız.

Her ilde el tezgahlarıyla dünyanın en güzel kumaşları dokunuyordu. Bunların başında da Bursa geliyordu. Bursa'nın kumaşları Çin ile eşdeğerdi. Ham ipekçilik muhteşem birşeydi.

Fakat Avrupa'nın o zaman bize oynadığı bir oyun vardır, bizim köylü kadın tezgahında dokuduğu ipek kumaşı 10 kuruşa satıyorsa, Avrupa makinede dokuyup onu Türkiye'ye sattı iki kuruşa! Bütün o el tezgahlarını çökertti. 

Osmanlı'nın bütün o fakirleşmesi, o dönemde başlıyor. Sonra Özal döneminde de böyle birşey yapıldı. Bakınız şimdiki Nişantaşı Beymen'in yerinde İpeker perakende mağazası vardı. 



Vural Gökçaylı kimdir?
 Ünlü modacı Vural Gökçaylı, İtalyan Lisesi'nde okuduktan sonra, 1962 yılında Paris'e gitti.

Alliance Française'de Fransız dili ve edebiyatı öğrenimi gördü. Ecole du Louvre'da ve Académie des Beaux Arts'da tiyatro kostümü eğitimi aldı.

Givenchy'de stajın ardından Jean Patou'da o zaman artistik direktörlüğünü yapan Michel Goma'nin, Angelo Tarlatzi ile birlikte asistanlığını yaptı.

1967'de Hollanda'da ilk kez Paris anlamında kurulan büyük modaevi olan Franz Molenar'in artistik direktörü oldu.

Amsterdam'da kaldığı süre içinde Paris, New-York ve Berlin'de sergilenen üç kolleksiyon hazırladı.

1968 basında Paris'e dönen Gökçaylı, ilk olarak Sylvie Vartan'in butiği için bir koleksiyon hazırladı.

1968'de Türkiye'ye dönen sanatçı Rumeli Caddesi'nde atölyesini kurdu ve ilk koleksiyonunu Büyük Ankara Oteli ve Park Otel'de sundu.

Gökçaylı, 1998 yılından bu yana, Yeditepe Üniversitesi'nde 'Kostüm Tarihi' ve 'Moda Tarihi' dersleri veriyor. 

İpeker biliyorsunuz 70 yıldır en iyi ipek yapan Türk firmalarından birisi. İpek vual, ipek krep jorjetleri filan Avrupalılar da gelir İpeker'den alırdı. Tük ipeği, emprimesi, şifonu olarak. Fakat serbest ekonomiden sonra bütün Avrupa'nın kumaşı Türkiye'ye yayıldı.

İpeker bakın kapattı mağazasını. Artık haute couture çalışmıyor. Konfeksiyon sanayi için sentetik bazı şeyler üretiyor. Tabii Çin'in karşısında da rekabet edemedi, Avrupa'nın karşısında da rekabet edemedi.

Bakınız Vakko eskiden tek tabancaydı ipek kumaşta, haute couture kumaşında. Bugün Vakko dükkanına gidin kendi imal ettiği kumaştan fazla Avrupa kumaşı var. Bu tamamen batının Türkiye üzerindeki ekonomik ambargosu, ekonomik emperyalizmden başka hiçbir şey değil.

O serbest ekonomiden sonra Türkiye'de şimdi o bizim güzel kumaşlarımızı unutalım. Onun ilerlemesini de unutalım. Türk kumaş sanayi ancak kot kumaşı yapıyor."



Kot kumaşını kim yapıyor?


Vural Gökçaylı:
"Kot kumaşında dünyanın en büyük birkaç tesisinden biri de Türkiye'de. Konukoğulları yapıyor. Antepliler. Antep'ten bütün dünyaya kot kumaşı satıyorlar. O bakımdan sevindirici.

Ama öbür taraftan bizim o güzelim kumaşlarımız yok... Serbest ekonomiden önce genç neslin küçük butiklerde kendi ürettikleri konfeksiyon vardı. İki genç kız ortak olur, zevkli, kendi ürettikleri birşeyleri satarlardı. Onlar da geçimini öyle sağlardı. Onları da unutunuz... Onun yerini dışarıdan gelen 'fan-fin-fonlar' aldı. O 'fan-fin-fonlara' da bayılıyoruz!"



O 'fan-fin-fon'ları biraz açalım mı?


Vural Gökçaylı:
"İşte orada bilmem ne ismi olacak. Ona bayılıyoruz. O bir kompleks! Hala Asyalılıktan vazgeçemedik. Ama şimdi Türkiye'de çok bilinçli insanlar zaten Türk modacılarını tercih ediyorlar.

Yani sizin burada gördüğünüz bu hanımefendiler dünyayı satın alabilirler. Christian Dior'dan da giyinebilirler."



Ama onlar sizi seçmiş. Neden?


 

Vural Gökçaylı:
"Burada başka türlü birşey buluyorlar. Onlara özel hitap edebiliyoruz. Bir de bunlar, oturmuş, eski aileler, iyiyi kötüyü, güzeli çirkini, kaliteyi ve kalitesiz olanı anlıyorlar.

Fakat bizde Özal'dan beri para o kadar fazla el değiştirdi ki… İşte bazı politikacılar da Versace kravat taktığına göre birkaç otel de içini dekore ettirdikten sonra teknesinin içini de dekore ettiren yeni zenginleri alırsanız tabii ki onlar da Versace giyinecekler!"



Buradaki sorun kültürü algılayamamak ve kendi değerlerimizi görmemek mi?


Vural Gökçaylı:
"O kültür, bu arabesk yaşamdan vazgeçemediğimiz müddetçe, kültür seviyemizi  artırmadığımız müddetçe hiçbir zaman olmayacak. Çünkü Türkiye tam bir mehter takımı gibidir, 'iki adım ileri, bir adım geri'.

Şimdi bakınız gene geri vitese takmış gidiyor Türkiye, 'ileri gidiyorum' diyor ama bazı şeyler de geri gidiyor. İşte geçen gün bakanlardan birinin hanımı tek başına bir masada yemek yiyip "ben halimden memnunum" dedikten sonra…

Kadın hakları, insan hakları, kadına olan hürmet, kadına olan saygı, anneye olan saygı, kız kardeşe olan saygı... Üst düzey biri olduğu zaman da bir soru işareti koyarsınız orada."



Giyim tarzını da eleştiriyorsunuz.  Batı yadırgıyor mu Türkiye'yi sizce?




Vural Gökçaylı:
"Tabii yadırgıyor. Türkiye'yi ben de yadırgıyorum. Batı diyor ki: "Sen batılı değilsin, sen AB'ye giremezsin. Bazı normları var."

Türkiye'de ihtilal olduğu zaman felsefe derslerini yasak ettiler. Mantık okumayan bir genç çocuk, iyi kötüyü nasıl algılayabilir, dini nasıl düşünebilir? Dini işte bu şekilde düşünebilir. Bir de şunu düşününüz, dünyanın hiçbir yerinde Türkiye kadar kutuplaştırılan iki gençlik yok.

Bir yerde en ileri teknolojiyle okuyan, en iyi kolejlerde okuyan, batı eğitimi alan, Oxford'da okuyan gençlik var, diğer tarafta da imam hatiplerde okuyanlar var ve Arap kültürüyle yetişen kızlar, erkekler... Siz bu çocukları yan yana getiriyorsunuz ve "bu ülke sizin, bu ülkede siz beraber yaşayacaksınız" diyorsunuz.

O başka giyiniyor, öbürü başka giyiniyor. O başka düşünüyor, öbürü başka düşünüyor. Bu mümkün mü? Bunu kimse de söyleyemiyor, bu mümkün değil... 

Biz devekuşu gibi kafamızı gömüyoruz Türkiye'de, çok rahatız, çok iyiyiz gibi. Fakat bu arada Türkiye'de herşey pazarlanıyor yabancılara. Yalnız giyisi mi, ziraat de öyle.

Yakında belki portakalı da dışarıdan alacağız. Bakınız muzumuz var mı? Nerede bizim o küçük muzumuzun güzelliği… Kaldı mı? Yok ki! İnsanlar bundan pek rahatsız gibi gözükmüyor. Ya da öyle mi gösteriliyor?

Bir ara Türkiye'de o yok, bu yok... Kahve yoktu, viski yoktu. Özal'dan sonra bir davet var, büyük bir işadamının evinde ona katıldım. İş adamının hanımı müşterimdir.

Herkes mutlu mesut, çünkü Özal var. Herkes diyor ki: 'Cebimizde dolar var' 'Doları çıkarabiliyorum', 'doları harcayabiliyorum', 'markete gidip viskimi alabiliyorum' ve 'gidiyorum şunu bulabiliyorum' diyor.

"Onurunuzu buluyor musunuz?" dedim ben de birtanesine. 'Bugün İran cumhurbaşkanı Ankara'ya geldi ve Anıtkabir'e gitmeyi refüze etti. Türkiye için, bu ne kadar büyük bir ayıp. O zaman Özal da dedi ki: "Eee, ne yapalım, biz ticaret  yapıyoruz İran'la gitmezse gitmez." 

Siz düşünebiliyor musunuz bizim cumhurbaşkanımız Paris'e gitse… Paris'te zafer anıtına her cumhurbaşkanı bir çelenk koyar ve saygı duruşunda bulunur.

Anıtkabir de bizim için odur. Türkiye'nin onurudur, Türkiye'nin anıtıdır. Atatürk için de bir semboldür o. Şimdi diyeceksiniz ki bu konuşmaların modayla ne ilgisi var."

Ben öyle demiyorum… Tam tersi siz modayı daha derinden, daha sosyolojik, ekonomisi ve politikasıyla ele alıyorsunuz...




Vural Gökçaylı:
"Evet.. Ekonomi, politika ve moda yıllardan beri bunun içinde. 1800'lerden beri, II Mahmut'un kıyafet kanunundan beri onun içindeyiz. Batılılaşan bir Osmanlı, batılı yaşam tarzını seçen bir Osmanlı, batılı gibi giyinen bir Osmanlı.

Eğer II Mahmut, Mektep-i Harbiye'yi kurmasaydı, cumhuriyet zaten olmazdı. Atatürk zaten o mektebin içinden çıkıp da böyle bir cumhuriyeti kuramazdı.

Cumhuriyetin arka tarafını düşünmemiz lazım. Meşrutiyetler, Genç Türkler'in hareketleri... Bütün bunlar, hepsi, Abdülaziz'in Fransa seyahati derken, batılılaşan bir Osmanlı görüyorsunuz. Oradan da çıkan muhteşem entellektüel Genç Türkler görüyorsunuz, arkadan  Atatürk'ü görüyorsunuz bütün bunları yapan.

Atatürk niçin Kastamonu'ya gidiyor da 1925'te "bu şapkadır ey millet" diyor, niçin İstanbul'da demiyor? Çünkü eğitmek için. Niçin İstanbul'da fabrika değil, Anadolu'nun her ilinde fabrika diyor?

1950'de bütün fabrikalar Anadolu'da. Kapatıp hepsini İstanbul'a getirdiler. Ben çocukken 750 bin olan şehir nüfusu şimdi 12-14 milyon kişi oldu. Nedir bu çarpıklık! Kimse buna 'dur' demiyor.

Kimse de düşünmüyor 10 yıl sonra ne olur bu İstanbul, 20 yıl sonra ne olur bu Türkiye! Günü, anı yaşadığınız zaman çok mutlu bir ülkeyiz."



Gündelik yaşıyoruz galiba..  Şimdi şu marka işine gelelim mi biraz? Yabancı marka tüketimi Türkiye'de ne durumda?


 

Vural Gökçaylı:
"Anlatayım. İşte Versace geliyor hiç beni ilgilendirmiyor.  Şurada Max Mara var. Herkes bayılıyor. Paltoları çok kötü ve o paltoları üzerlerinden dökülür halde bayıla bayıla giyiyorlar, ellerinde de birtane markalı çanta.

Memnunlar hallerinden, zaten o markayı giydiklerinde bir de elmas yüzük taktıklarında, tamam!"



Marka giyince 'her şey tamam oldu' diye mi düşünülüyor?


Vural Gökçaylı:
"Sizin de tanıştığınız Ayşe Beyazıt, o kadar çok yurtdışı seyahatine gider gelir, onun bir gün yabancı marka giydiğini görmedim.

Günlük kıyafet alır ama gece bir yere ya da Avrupa'ya gittiği zaman benim elbisemden, benim tasarımlarımdan başka birşey giymez.

Fransız cumhurbaşkanı dışarı giderken her modacısından birer tane elbise sipariş ederdi karısına. Bütün markalardan birer tane seçerdi ve hiçbirine ayrıcalık yapmazdı, dışarıda onları lanse edebilmek için. Biz neyi lense ediyoruz, ne bekliyoruz Avrupalı modacılardan."



Tarihten, ekonomiden, politikadan, batılaşma gibi konulardan bahsettiniz. 'Aslında
moda bunların ekseninde oturuyor' dediniz. İnsanlar sokağa çıkarken giyiniyor, kimi marka, kimi hazır giyim, kimi haute couture. Bunun arkasında para modaya akıyor diyebilir miyiz?



Vural Gökçaylı:
"İnsanları soyutlayamıyorsunuz modada. Rusya'ya bakınız, hepsi prototip giyindiler. Mao dönemi Çin'de, batılılar Mao modası diye Mao yakasını çıkardılar, 7'den 70'e, generalinden erine kadar aynı tip giyindiler.

Ama soyutlayamadılar... Bugün Çin'de moda var, çünkü psikolojik bir tedavidir moda. Psikoloğun yapamadığını moda tasarımcıları yapabilir."



Sizin tedavi ettiğiniz kadınlar da oldu mu? Nasıl terapi uygular modacı?




Vural Gökçaylı:
"Çok oldu.. güzel değildir, kısa boyludur ama bütün ümidi bendedir. Gelir, bende güzel hisseder kendini ve çıktığı zaman da öyle hissetmesini sağlarım. Kendine yakışan birşey bulurum ve onun da beğenmesini kendini rahat hissetmesini sağlarım.

Mesela, insan hakları konusunda en büyük savunucu kim? Amerika. En büyük müttefiki kim? Suudi Arabistan. Düşünebiliyor musunuz, Türkiye'ye "sen insan haklarına bak" diyor, "sen şöyle yap, demokrasine dikkat et." Sonra gidiyor Suudi Arabistan Kralı'nın kolunda geziyor Bush ya da çiftliğinde ağırlıyor."



Siz bunları söylediğinizde marjinal olarak mı algılanıyorsunuz acaba?


Vural Gökçaylı:
"Evet ben bunları konuştuğum için marjinal olarak görülüyorum. Ben bir aydın olarak bunu söyleme ihtiyacı duyuyorum ve bunu da kimse ne söylüyor, ne yazıyor, ne çiziyor.

Aynı Bab-ı Ali dönemindeki gibi, Teyfik Paşa hükümeti gibi 'evet efendim, sepet efendimle', bu ülke nereye kadar gider bilmiyorum. Bugün dünyada herkes kendi modacısını savunuyor ve kalkındırıyor, 'markalarımızı giyinin' diye.

Bugün Türkiye'de hangi işadamı bir modacıya yatırım yaptı? Yatırım yapmanın ötesinde buraya bu 'fan- fin-fon' markalarını getirenler hepsi. Ne paralardır bilmiyorum, aklanacak mı, karalanacak mı, kim var arkalarında bilmiyorum. Geliyor markalar...

Ama gerçek anlamda biz Don Kişot gibi yaşıyoruz bu ülkede. Zaten Fransızlar hep "neden Türkiye'ye döndün" derler, bazen de Türk arkadaşlarım.

Türkiye'nin herşeyini özlediğim için döndüm. O zaman biz Moda'da otururduk, ben Modalı'yım. Kadıköy vapurunu özlemiştim ama vapur bile kalmadı. Şimdi bütün bu markaların neticesi Türk ekonomisi nereye bağlanacak?

Sonra bu işi yapan firmalara ne gibi yük bindirecek? Burada çalışan personelin ilerideki durumu ne olacak? Her gün kapımızı çalan bir sürü terzi var iş arayan..."



Sizden sonraki jenerasyonda da önemli isimler var ama onların da söylediği şu: 'Yeni tasarımcılar yetişiyor, okul bitiriyor ve düşündüğü şey hemen Londra'ya gitmek' Burada bu mümkün değil mi?




Vural Gökçaylı:
"Yeni neslin içinde bazı iyiler var. İsim söylemeyeyim ama çok kötüleri de var. Benim içeride dikiş diktirmediğim, birkaç ay çalışmış biri, yenilerin yanında bir numara. Yani provaları o yapıyor. Ben hala etek diktirmemişim ona. Ama zaten ona gelen müşteri de onu anlıyor.

Ben haute couture yaptım diyor, haute couture'ün 'h'sini bilmiyor çoğu. Teknik olarak bilmiyor. Haute couture havai bir hadise değil, haute couture ciddi bir meslek. Mimari gibi estetik yönü, kreatif yönü, teknik yönü bütünleştiği zaman güzel bir olay.

Siz bunu iyi ve tam yakalayamazsanız bu olmuyor. Bu da hem eğitimle, hem tecrübeyle, hem çalışmayla olabiliyor. Kusura bakmayın ama ne zamandan beri İngilizler iyi modacıydı? Ne zamandan beri İngiltere iyi modacı oldu da İngilizler çok iyi giyindi? Prenses Diana haricinde…"



Bu da bir yabancı marka açmazı değil mi?




Vural Gökçaylı:
"Evet.. İngiltere'ye gittim moda eğitimi gördüm, yani nedir bu? Son yıllarda mesela ben yurtdışına gelinlik yapıyorum. Hem de ne ailelere yapıyorum. Son Ürdün'deydim ve muhteşem bir gelinlik yaptık. Türkiye'ye geldiler ve burada yaptırdılar.

Son yıllarda Amerika'da okuyan gençlik evlendiği zaman gelinliğini Amerika'dan getirtiyor. Vallahi burada Fatih'teki gelinlikçilere diktirseler daha iyi, çünkü Amerika'daki gelinlikleri ben gördüm çok kötü.

Nedir bu özenti? Türkiye'deki el emeği başka hiçbir yerde bu kadar kaliteli ve değerli değil. Bir sürü ünlü mimarımız var, batılı mimardan daha iyi ama ismi George değil Mehmet!

Bütün o Bab-ı Ali kompleksinden bir kurtulsak, sanatta çok ileriyiz. Haute couture'de de emin olun. Hala dokunulmamış olan haute couture, ama bu haute couture'e de bir gün dokunacaklar."



Nasıl dokunacaklar?




Vural Gökçaylı:
"Dışarıdan gelen bütün bu markalar günün birinde yerini kaybedecek."



Olabilir mi böyle birşey?


Vural Gökçaylı:
"Olabilir, niye olmasın! Olabilir..."



Öyle mi olacak yoksa insanlar gerçekten markanın ötesinde kendilerini rahat hissedecekleri kendi markalarını mı yaratacaklar?




Vural Gökçaylı:
"Bakınız benim bir arkadaşım var, İsviçre'de okudu, bütün sınıf arkadaşları İsviçre'de ve devamlı İsviçre'ye gider gelir. Oranın zenginleri de onun arkadaşları ve eşini de ben giydiriyorum.

Arkadaşım, İsviçre'nin en büyük otellerinin sahibinin karısının, eşinin elbiselerini çok beğendiğini söyledi. Demiş ki: "Değişik, hiç kimsede görülmeyen elbiseler, bütün o markalardan soyutlanmış, girdiği zaman o dikkati çekiyor ben de Türkiye'ye geleyim ve diktireyim."

Bakınız bize Londra'dan gelinlik diktirmeye uçakla gidip geldiler. Ondan sonra Amerika'dan bizim millet gelinlik getiriyor. Yani bizim hala bazı atölyelerimiz bugün Paris'in en büyük atölyeleriyle karşılaştırılabilir ki, şartlarımız çok ağır. Maddi ve manevi yönden... Herşeye rağmen inanılmaz bir misyon veriyoruz.

Ben burada defile yaparken, kreasyonumu hazırlarken, benim sekreterim dışarıdaysa, kapı çalıyor içeriden duyulmazsa ben açıyorum, hava gazı faturası, postacı, 'şuraya bir imza at' diyor.

Bugün Türkiye'de bir misyona sahip olmuş biri olarak bunlarla muhatap olabiliyoruz. Bugün çıkın Paris'e bakın, büyük modacılara... Onları alıp benim yerime getirin birşey yapamazlar.

Bir gün Fransız Büyükelçiliği'ne bir defile yapıyordum. Sakıp Sabancı da vardı... Nejat Bey, "niye parfüm yapmıyorsun?" diye sordu bana. "Nejat Bey'ciğim, nasıl parfüm yapayım, bu bir modacının harcı değil, buna büyük bir kapital lazım" dedim. "Niye yapmayalım? Ben kimya okudum, seninle bunu yapalım. Çok güzel şişeler yaptırırız, güzel de bir etiket yaparız" dedi.

O arada Sakıp Sabancı dedi ki: "Biz zaten sanatçılara, sanatkarlara  gözümüz biraz kısık bakıyoruz. Ama hala o göz açılmadı..."



Açılmadı mı gerçekten? Sanki iş dünyasında açılmış gibi görünmüyor mu size?


Vural Gökçaylı:
"Hala açık değil! Yeterli değil yapılanlar..."



Son zamanda bir de '
moda sanat olarak düşünülmeli mi, düşünülmemeli mi' sorusu soruluyor...

Vural Gökçaylı:
"Bunun sorusu bile saçma. Ama bunu modanın içinde olan insanlar söylüyor, 'moda tam olarak sanat değildir' diye.

Bakınız... İlk, Güzel Sanatlar Akademisi'nde moda bölümü açılmış ve 38'lerde kapatılmış, 'gereksiz' diye. Bu ne kadar yanlış. Şimdi bir ülkede moda, mimari, resim, müzik, bale, tiyatro, opera... Bunları ayıramazsınız, çünkü hepsi bir bütündür.

O ülkenin alt yapısıdır. Ama siz hala bugün Türkiye'de 'sanat mıdır, değil midir?' diye sorduğunuz vakit saçma oluyor. Bu yazbaşı Akmerkez'de ressamlara ödül verilecekti. Bizi de davet ettiler ve gittik.

İsmini de söyleyeceğim, Tomur Hanım diye ressam bir hanım var. Çıktı sahneye,  "bu ülkede sanatkarlara şöyle yapılıyor, sanatkarlar böyle algılanmıyor, sanatkarların ne olduğunu kimse bilmiyor, iki tane manken tiyatro sanatçısı olursa onlara da tiyatro sanatçısı denilirse, o zaman biz sanatkar değiliz" gibi sözler söyledi.

Şimdi birkaç tane çok iyi manken var. Tiyatrocu oldular, Genco'yla da oynadılar. Birşey var ki Genco gibi muhteşem bir tiyatrocu onları kabul etmiş ve oynatmış. Siz şimdi bir sanatkar olarak, başka bir sanat dalında başarılı olmuş bir insana bunlara söyleyemezsiniz.

Manken de bir sanatçıdır. Hanım yanımdan geçerken "bakar mısınız?" dedim.  O da benim karımı manken zannedip "aman sizin karınız için söylemedim" dedi.

O zaman daha çok kızdım. Bu olacak iş mi? Bunlar, Güzel Sanatlar Akademisi'ni bitirmiş ve ressam olmuş, 'ben sanatçıyım' diyen insanlar."



Türkiye'de
moda ne düzeyde peki?

Vural Gökçaylı:
"Türkiye'de moda tasarımı yıllardan bu yana en iyi noktada."



Şu son dönemi mi söylüyorsunuz?


Vural Gökçaylı:
"Son dönemde de 1950'lerde de… Baktığınız zaman o muhteşem sanatçıların hepsinin ismi unutuldu. Bir Cemal Bürün, bir Fegara, bir Kalarussi. Bunlar hep Türkiye'de en büyük atölyeler.

Hele İkinci Dünya Savaşı'nda hiçbir şey gelmediği zaman mucizeler yaratmış insanlar bunlar. Burada o zaman yine kumaşlar dokunmuş ve defileler yapılmış. Bu insanlar yapmış onu. O insanları hatırlayan var mı?

O ustaların temeli altyapı. Şimdi bu yeni modacılar olsun ve bunlar inşallah bizleri geçsinler. Çok istiyorum. Ben talebelerime de diyorum: "Siz buradan mezun olduktan sonra 'ben modacı' oldum diyemezsiniz." O kadar kolay değil... Bir tıp talebesi, mezun olur ondan sonra yedi sene pratisyenlik yapar, sonra birşey olur.  Dikiş de o kadar mühim birşey. Tabii bir insan hayatı değil ama bir insanın yüzeysel görünümü olayı.

Bunun çok eğitimli insanların elinde olması gerekiyor. Diyorum ki: "Okulunuzu bitirdikten sonra gidin bir tasarımcının yanından önce, büyük atölyelerde çalışın. Dikiş dikin ve çalışın." Ben bütün bu tecrübemi herhalde çalışarak yaptım.

Hepsi okuldan değil, okul elinize güzel bir kağıt parçası veriyor sonra 'sen oldun' diyor. 'Ben oldum' dediğin zaman olmuyor işte. 'Ben oldum' dememek lazım…

Buraya geldiğim her gün yeni birşey yapıyorum, yeni birşey öğreniyorum. Yeni birşey yapacağım heyecanıyla geliyorum. O heyecanla gelmezseniz zaten o sanatı yapamazsınız."



Beğendiğiniz yeni modacılar var mı?


Vural Gökçaylı:
"Evet.. Birkaç tane beğendiğim var, tabii takdir ediyorum. Çok güzel şeyler yapıyorlar, daha da iyi yapsınlar. Ama çoğu 'ben haute couture' yapıyorum demesin.

Yani Versace hazır giyim satıyor, hiçbir zaman da Versace haute couture birşey olmadı. Oldu ama olmadı. Ama hazır giyim sattı. Yani haute couture o kadar ucuz birşey değil. Modacı çok mühim, talep çok mühim, modacıyı besleyen müşteri morali çok mühim.

Modacı için tabii maddi tarafı da önemli, öyle olduğu müddetçe modacı ayakta durabilir. Başka bir geliri olamaz, başka bir iş yapmazsa..."



Peki kadınlar zor mu?


Vural Gökçaylı:
"Kadınlar diye ayırmıyorum ben! Müşteri diyelim. Erkekler bazen daha zor olabiliyor."



Öyle mi?


Vural Gökçaylı:
"Evet, daha zor ve kaprisli olabiliyor. Beni anlamayan hiçbir müşteriyle çalışmıyorum."



Bunu hissettiğiniz an reddediyor musunuz?


Vural Gökçaylı:
"Evet! Ve onun içinde ayakta kaldım. Hiçbir zaman müşterime başımı eğmedim. Hiçbir zaman taviz vermedim, hep kafamı dik tuttum, hep fevkalade hürmetkar oldum ve aynı hürmeti hep bekledim.

Bana inanırsa ben inanarak çalıştım, inanarak o servisi verdim. Yeni bir müşteri kapıdan girdiği an ben onunla uyuşabilir miyim, uyuşamaz mıyım, o an anlarım.

İki seans konuştuğunuz zaman zaten olur mu olmaz mı anlıyorsunuz. Bu sanat yalnız para için yapılabilen birşey değil. Ben birçok işadamının eşini refüze ettim. Bu 'benim param var, olmalı' diye birşey değil."



Dikkatimi çeken bir şey de sizin hiçbir popüler sanatçıyı kabul etmemiş olmanız, yanlış mı?




Vural Gökçaylı:
"Doğru, etmedim. Pekinelleri giydirdim, bazı beğendiklerimi giydirdim ama bizim popçuları hiçbir zaman kabul etmedim. Etmem!"



Neden?


Vural Gökçaylı:
"Çünkü benim tarzım değil. Yaptığı müziğe de inanmıyorum. Ben mesela çok opera sanatçısına da diktim. 'Ne söyleyeceksiniz' derdim, söyleyeceği parçaları söylerdi, ben onları dinlerdim ondan sonra tasarımını yapardım.

Bütün bu ayrıntıları düşünmeniz lazım. O nedenle hep korkarım yeni bir müşteriden. Seviye çok önemli. Her parası olanda seviye yok!"



Moda da seviye?


Vural Gökçaylı:
"Moda, Türkiye'de bir sanat ve öyle olmalı. Çünkü üretiyorsunuz, tasarlıyorsunuz, bir mimar gibi işliyorsunuz. Mesela geçen gün haute couture'ün ne olduğunu bilmeyen, benim atölyemden etek diktirmediğim insanı alıp da haute couture yapan bir yer, Osmanlı koleksiyonu hazırlamış Paris'te. "İlk defa ben yaptım" diyor.

74'de ben Brüksel'in ortasında yapmışım Osmanlı koleksiyonunu. "İlk ben yaptım, Paris'te ilk koleksiyonu ben yaptım" diyor. Paris'te ilk defileyi ben yaptım yıl 1970... "Ben yaptım" diyor. 74'te beni Dışişleri Bakanlığı yolladı. NATO'da, Türkiye Büyükelçiliği'nde yaptım, '77 modamızın zaferi' diye.

Soruyor televizyon muhabiri: "Türkiye'de Osmanlı üzerine çalışan var mı?" "Valla yeni farkındalar, ben de bunu daha ciddiye almak istiyorum. Gidip Türk sanatçılarına danışmam lazım" diyor.

Bu kadar cehalet olur mu? Bu kadar olur mu? Sonra bunlar hangi eğitimi yaptılar? Nerede çalıştılar? Nereye gittiler? Kimin yanında çalıştılar? Ne olduklarını biliyorsunuz ve bunlara giden müşteri de var.

Bazı mesleklerin duayenleri vardır her ülkede. O duayenin üzerinden geçerek "Türkiye'de böyle birşey yok, olmadı, ilk ben yapıyorum" demek saçma birşey.

Benden önce Osmanlı tarzını çalışan tabii ki oldu. Mesela Zuhal Yorgancıoğlu çalıştı. Ama Zuhal Hanım başka bir yorum getirdi. O, Osmanlı modellerini aşağı yukarı birebir çalıştı. Ama ben tamamen çağdaş yorum ve çağdaş moda olarak yorumumu yaptım.

Ancak benden önce Zuhal Hanım'ın yaptığını ben inkar edemem, ayıp olur. O nedenle, bu genç arkadaşlar geçmişi unutup, silip, bizleri çiğneyip birşey elde edemezler, yazık olur.

Ayrıca benim de muhatabım değildir. Sadece yanlış şeyler söylenmesin. Çünkü doğru olmayan ürünler sonrasında ortaya çıkacaktır. Biraz düşünerek adım atmalıyız."



Defile ve yeni koleksiyon var mı?


Vural Gökçaylı:
"Yeni koleksiyon ve defile var, mayıs ayında."



Defilenin konusu?


Vural Gökçaylı:
"Defilenin konusu şimdilik saklı. Ama daha sonra size söylerim!"


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org