Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Cüneyt Asan Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

CÜNEYT ASAN Bülent Şenver'in Odası TV Programı
21.08.2007
Okunma Sayısı : 17140
Oy Sayısı : 12
Değerlendirme : 5
Popülarite : 5,4
Verdiğiniz Puan :
 

 

CÜNEYT ASAN Bülent Şenver'in Odası TV Programı
.
.

 Türkiye'de ilk resimli kredi kartı uygulamasını başlatan, yenilikçi ve yaratıcı duayen bankacı Sayın Bülent Şenver bey benimle gençler için bir televizyon programı yaptı. Bana tecrübelerimi paylaşma fırsatı yarattı. Sizlerle paylaşmak istedim.

.
.

 izlemek için 

.
.

 dinlemek için 

.
.

 


CÜNEYT ASAN Bülent Şenver'in Odası TV Programı
Deşifresi
.
.
Cüneyt Asan (CA)
Bülent Şenver (BŞ)
.
.

BŞ: Bülent Şenver'in odasına hoşgeldiniz. Bülent Şenver'in odasında Bülent Şenver'in konuğu Sayın Cüneyt Asan . Hoşgeldiniz Cüneyt Bey.

CA: Merhaba efendim nasılsınız?

BŞ: Teşekkür ederim.

Ben sizi gördüğüm zaman birde masanın üzerine baktığım zaman herhalde  bir insanın iştahı kabarıyor ama birde bu kadar güzel şeyleri siz bir araya getirmek için  Günaydın Gda kurucu ortağı olarak muhakkak çok emek vermişsinizdir.

Şimdi bu masanın üzerindekilere baktığımız zaman bazı insanlar bunlara sıradan bir et gibi bakar.

Ama ben sizin gözlerinizin içinde yanan ışığı görüyorum, siz bunlara bakarken sadece et diye bakmıyorsunuz değil mi?

CA: Gayet tabii. Şimdi onlara zaten bakarken bir kere en önemli şeyi kattık onlara dünyanın en kutsal şeyi emeği kattık, sevgiyi kattık onun için bakışlarımda malzemelere bakarken onları görürsünüz. Doğrudur, size katılıyorum.

BŞ: Siz bunları elinize aldığınızda da ben dikkat ediyorum başka türlü bir ifadeyle onlara bakıyorsunuz sanki onlar bir sanat eseri gibi bakıyorsunuz.

CA: Tabii zaten bunlar çok güzeller.

Herkesin güzele baktığı gibi bende  çok güzel bir şey elimde olduğunu düşünerek onlara öyle bakıyorum.  

Bir de düşünün ki bunlar pişmiş ve tabağınızda, ne kadar keyifli olur.

Çünkü bunların lezzetlerinide ben biliyorum dolayısıyla çiğken nasıl bakıyorsam pişmişkende o duygularla bakıyorum ve öylede yiyoruz.

BŞ: Cüneyt Bey ben bunlarla ilgili size bazı sorular soracağım ama  ondan önce şunu merak ediyorum , insanlar hayatta belli bir noktaya çıkarken eziyet çekiyorlar, belli bir noktaya çıkabilmek için  çok çalışıyorlar emek veriyorlar ve o emeklerinin karşılığınıda görmek istiyorlar.

Geçtikleri zorluklar bazen bazı insanları yıpratıyor ve bazen bazı insanlar çabuk havlu atıyorlar .

Bazıları hayata küsüyor ,bazıları başarısızlık gördüğü zaman ben bu işi galiba yapamayacağım diyor vazgeciyor, ama sabır eden sebatlı olan  ben bu işi yaparım diye işini hakikaten düzgün yapmak için uğraşanlarda hayatta başarılı olabiliyorlar.

Sizin hayatınızın kilometre taşlarından bize birkaç taş geçmişinizden söylermisiniz?

Nerede başladınız?

Nerede başladınız?

Hangi önemli zorluklardan geçtiniz?

Bizimle bunları paylaşır mısınız?

CA: Hay hay memnuniyetle.Herkesin dünya bakışı  ve hayat şekli farklı olabilir ama herkesinde bir yerden başlaması gerekir.

Benim sanıyorum ki bugün düşündüğümde başarının en büyük etkinin yaptığı şeyin fakir bir  ailenin çocuğu olduğum şeklinde geliyor bana.

Her şeye her açlığın, bir çok şeye ihtiyacın, bir yere  gelmemin şart olduğunu düşünmem ve o doğrultutada  ve inanılmaz bie emek  ve gayretle buralara geldik.

Bugün baktığımda hakikaten çok büyük emek verdiğimi bunların içinde hiç çocukluğumun olmadığnı, hiç delikanlılığımızın olmadığını yani evleninceye kadar flört bile etmediğimi , evleninceye kadar değil ben evlenirkende flört etmedim eşimi iş yerlerimden birinde tanıdım dolayısıyla dolu dolu bir emek, hiç yaşanmayan bir çocukluk, delikanlılık, ve gençlik gençlik ama bütün bu bedelleri ödeyerekte inan çok doğru çok düzgün bir yere geldiğimi düşünüyorum, başardığımı düşünüyorum.

BŞ: Zorluklar diyorsunuz beni biledi hayatta ve bu zorluklar da beni bilediği için bende başarılı olmak için başkalarından daha fazla emek sarfettim, daha fazla hırslı oldum.

CA: Doğrudur. Özetlersek 365 günün 18 saatini çalıştığımı söyleyebilirim.

BŞ: 18 saat.

CA: 365 günün 18 saatini çalıştığımı söyleyebilirim.

BŞ: Her gün 18 saat.

CA: Ve hiç cumartesi Pazar da hayatımda olmadı .

Şu son yollara kadar inanın hala 18 saatin altında çalışmadığımı söyleyebilirim.

Geceleri mezbahalarda kesimleri yaparken aynı günün sabahı sadece duş yapıp kıyafetlerimi değiştirip dükkanlarıma geldim.

BŞ: Sabahları kaçta kalkıyorsunuz?

CA: Her sabah 6 da kalkarım inanılmaz bir alışkanlık robot haline getirdim kendimi adeta, başka türlüde buraya gelebileceğimi zannetmiyorum.

BŞ: Sonra 6 da kalkıp nereye gidiyorsunuz?

CA: Önce mezbahaya giderim sonra geri dönerim.

BŞ: Orada ne yapıyorsunuz?

CA: Mezbahada her zamanki gibi kesimlerimiz var.

BŞ: Kesimlerin başındamı bulunuyorsunuz?

CA: Tabii, hayvanların sağlıklı olduğunu, köyden aldığımız hayvanları yada çiftliğimizde yetiştirdiğimiz hayvanların sağlıklı gelip gelmediğine  göreceğiz, sonrada sağlıklı bir şekilde mezbahaya sokacağız , hayvanları yıkayacağız, temizleyeceğiz ki kaliteli mamül almak için  ön safha yapılacak işlerin bir fiil yapılması gerekir.

Eğer bunları yapmazsak hatta yoldan gelmiş hayvanları dinlendirmeden kesersek bu dahi etin kalitesine yansır.

BŞ: Dinlenecek önce hayvan.

CA: O bir canlı, insandan hiçbir farkı olmayan bir canlı.

O da yorulur, oda üzülür, oda darılır, oda kırılır çünkü o bir canlı.

Dolayısıyla bu gözle baktığınızda ona bu ilgi ve alakayı gösterdiğinizde size işte böyle çok güzel mamül verir ama gayet tabii  bunun hayvan ırkıylada alakası var.

Çok kaliteli bir mamülü alabilmeniz için ilk önce hayvan ırkının güzel olması gerekiyor.

Gelecek hayvanın ırkını bir kere doğru tesis etmek lazım ki doğru mamul alalım.

BŞ: Peki siz şimdi kesimhane de bu kadar zamanı harcadınız, etler kesildi sonra kesildikten sonra hemen satışamı sunuluyor?

CA: Hemen satışa sunullmaz kesildikten sonra beş saat gibi buzhaneye girmeden dışarıda serin odalarımızda tutulur.

Buzhane olmayan tabii serin odalarımızda tutulur , burada tabii ön sıcaklığını attıktan sonra buzhanelere konulur.

Buzhanelerde üç gün dinlendirildikten sonra işleme alınır yani kakas halindeki hayvanı üç gün sonra parçalamaya başlıyoruz.

Sonra bölümlerine göre ızgara yapılacak, ızgara, pirzola kısımlarını kısacası ızgara olacak kısımlarını 20 gün, 21 gün, 30 gün ,35 gün gibi , kuru sistem  -3 gibi donmayacak şekilde 20 - 25 gün  süre dinlendiriyoruz. Sonra müşteriye sunuyoruz.

Tabii bu et kuru dinlendirme dediğimiz bir sistemdir bu , dünyada yapılan bir sistemdir bu dolayısyla  bunu uyguladığınız zaman ızgara olacak etlerde çok farklı boyutlara varır.

Elimde gördüğünüz etle o sistemle hazırlanmış dinlendirilmiş yemeğe hazır hale getirilmiş.

BŞ: Hangi hayvanın eti?

CA: Bunlar özel üretmiş olduğumuz sığırlar. Bakın mesela bir hayvanın aynı kısmı olmasına rağmen renk farkı görülecektir.

BŞ: Niçin?

CA: Bu Avusturya Angusu dediğimiz tarz bir sığır etidir. Bu da süt danası

BŞ: Hangisini yiyelim biz? Hangisi lezzetli bunların ?

CA: İkiside çok lezzetlidir ama bu sığırın aramosı  yağının  fazla olasından dolayı biraz daha yoğundur.

Bu aromayı seviyorsanız bu sığırı yiyeceğiz, daha hafif olsun istiyorsak süt danasını yiyeceğiz.

BŞ: Bunları almak ucuzmudur, yoksa herkes yiyemez mi bunları?

CA: Bizim ülkenin belli bir standartı yok.

Ettede bir standart yok ama çok ucuz değil ama biz yapabileceğimiz her şeyi kendimiz ürettiğimiz için sanırım söylemekte  hiç sakınca görmüyorum rakiplerimizden daha iyi müşterilerimize daha iyi sunduğumuzu söyleyebilirim.

Mesela bu Avusturya Angusu'na benzettiğimiz bu sığırın bu şekildeki kilogramı 25 milyon Liradır.

Aslında bunun maliyeti bir hayli yüksektir , bu maliyetlere çok paralar kazanacak şekilde satılacak maliyetler değil.

Kar marjı düşüktür.

Buradaki amaç ve maksat müşteriye en uygunu, en güzeli sunmak.

İşin artık en güzel tarafındayız, işin artık keyif tarafındayız.

Zaten çok çalıştık ürettik çok şükür  dükkanlarımız oldu, mağazalarımız oldu, bunun yanında restoranlarımız oldu,

BŞ: Sizin kaç dükkan oldu?

CA: Epeyi oldu dükkanlarımız çoğaldı. 7 tane dükkanımız oldu, kasap dükkanımız her zamanki gibi Bostancı'da  ama Etilerde Suadiye'de, Bostancı'da , Acarkent'te dükkanımız oldu.

Çok kısa süre sonra İstanbul Park oluşum diye bir şey var o oluşum içinde de yerimizi alacağız 15 Agustos gibi çok ciddi bugüne kadar İstanbul'da yapılan, .

Türkiye'de yapılan kasabın çok farklı boyutlara süreceğimiz bir dükkan yapacağız.

BŞ: Bazı gençlerimizi ben görüyorum et sevmiyorlar vejeteryan deniliyor bazan et yerine ot yeme konusunda sağlıkla ilgilide bazı şeyler yazılıyor, çizliyor, etten kaçın ot yeyin veya et olacaksa beyaz et gibi deniliyor böyle genç yaşta olan insanlara siz bu etide çok  iyi tanıyorsunuz bir kere et yesinler mi ? önce onu soralım size.

BŞ: Özellikle gençler yesinler.

BŞ:Niçin?

CA: Bir kere özellikle kırmızı et dediğimiz bu ette protein dünyanın en kuvvetli ve herkeste olması gereken , insana enerji veren, kan yapan bir madde.

Şimdi bunu insanlara özellikle bluğ  çağında gençlere yeme derseniz ne yapmış oluruz biz bunlara

BŞ: Kötülük etmiş oluruz.

CA: Bütün düny abunu böyle kabul eder zaten.

BŞ: Hangi eti yesinler?

CA: Tabiki önce kırmızı et . Neden kırmızı et efendim çünkü kırmızı et insana adalesi güçlenir, kafa yapısı, beyni güçlenir ve kan yapar.

Dolayısıyla kırmızı etin çok önemi var.

Etin neresi diye düşünecek olursak ızgara yapılacaksa ızgara kısmı  yenilecek tabii, ama yemekte kullanılacaksa yemeklik kısmı ,.

Etin her yerinden her şey çok güzel olmaz.

Çok yumuşak olan bir bonfileyi isz tutup yemekte  tencere yemeğinde kullanırsanız o size çok güzel olmaz.

BŞ: Her et yerinde güzeldir.

CA: Yerinde güzel, yerinde kullanılınca güzel. Doğru kullanmak lazım.

BŞ: Hep söylerler yağda kızartmak yerine ızgara daha sağlıklıdır. Sizde öylemi söylüyorsunuz ızgarayı mı tercih etmek lazım?

CA: Izgara , yapan kişiye göre değişiyor ama ızgara daha bir keyiflidir.

Daha kan  kalacağı için daha faydalıdır.

Çünkü pişirilecek yemeklerde tencerelerde et nispet dahilinde kanını , ruhunu kaybedecektir.

Dolayısıyla ızgara et yemekte fayda var.

BŞ: Buradaki bu şeylerin bir tanesini gösterdiniz siz ama baın başka bir şey daha var o nedir.

CA: Bu çalışma sürecimiz içinde yıllar bizi başka boyutlara getirdi

Çünkü sürekli gelişmek ve gelişmek durumundayız.

Sürekli değişeceğiz ve gelişeceğiz.

Değişime ve gelişime açık  olmalıyız.

Şahane etlerin mamüllerin mademki ham maddesi bizde vardır bizde bunu dünyadaki yapılan örnekleri gibi  İtalya gibi, Fransa gibiAmerika  gibi, işlemeliydik ve ürün haline getirmeliydik diye düşünüyorduk .

Örneğin bu elimizdeki bir kuzunun butundan yapılmış olan bütün dünya'nın bunu domuz butundan ürettiği paraşutta dedikleri et.

Biz bunu kuzudan yaptık

BŞ: Bunu gören domuz zannetmesin.

CA: Değil ama.

BŞ: Görüntü olarak çok güzel  bir  görüntüsü var zannedebilir ama domuzun butu daha büyüktür daha iridir dolayısıyla onu bir yerden hemen farkederler. Kesilmiş haline bakarsak.

BŞ: Böyle doğrayınca böylemi oluyor?

CA: İnce ince, salam makinasında kesildiğinde bu hali alır , çok keyifli çok görsel bir halide var.

BŞ: Bunlar pişirilmeden mi yeniliyor?

CA: Tabii bunlar füme yapılmıştır özel erik ağacı ve kiraz ağacı dalından füme yapılmıştır.

BŞ: Nasıl oluyor o?

CA: Kiraz ağacının isi dumanı ete çok uygun bir lezzet vermektedir.

Diğer ağaçlar daha yoğun olduğu için dumanları rahatsız edecek boyuta getirir eti  ama kiraz ve erik ağacı dallarından yapılan füme çok daha güzel.

BŞ: Peki bunları sandviçlerin içinemi koyuluyor.

CA: Çok güzel sandviç olur çok güzel soğuk tabağı olarakta kullanılabilir. Soğuk olarak kullanılacak yerde en ideal et.

BŞ: Çok güzel bunlar birde ben burada görüyorum bazı  

CA: Bunların yanında esas bizim ülkemizde yapılmakta olan sucuk yaptık.

BŞ. Çok büyük bu değil mi?

CA: Sucuğu yaptıktan sonra sucuğu renklendirdik şekillendirdik, çeşitlendirdik.

BŞ: Şimdi bizim ağzımız sulanmaya başladı bunları böyle görünce acıkmaya başladık.

CA: Hem bu işi seviyorum , hem et yemeği seviyorum dolayısıyla ben eti anlatırken ben eti konuşurken  yaşarım. Izgarada pişmi eti yiyormuş gibi hissederim.  

BŞ: Ben birde şunu ilginç buldum siz hayvanı anlatırken ona karşı duyduğunuz  sevgiyle anlattınız ki onu yıkadınız, onu dinlendirdiniz  bir anda benim içimde şöyle bir his uyandı .

O kadar değer verdiğiniz o kadar önem verdiğiniz bir hayvanın tam kesim anında herhalde içinizde hangi fırtınalar oluyor?

Onu merak ediyorum.

CA: Fırtınalar kopar özellikle süt kuzularını keserken bu fırtınalar bende çok  kopar .

Bir yavrunun annesinden ayrılması gibi bir şey bu .

Ama bir gerçek var bunu kabul etmek lazım bu hayvanların bu canlıların dünyaya geliş sebebi belli, geliş sebebi belli .

Ben Tanrı'dan daha iyi bilmem, işine karışmam, o  en iyisini bilir.

BŞ: Allah bunları bu maksatla  yaratmış.

CA: Yaratmış . Dolayısıyla ben bunu müşterime en şekilde müşterime sunabilirsem kendimi şanslı hissederim.

BŞ: O kadar çok sık hayvan gördünüzkü siz kesime giderken , kesilecelerini hissediyorlar mı?  Öyle bir his oluyorlarmı?

CA: Küçük baş olan kuzularımız koyunlarımız hissederler ama çok enteresandır kuzuda buna rağmen bir duygu vardır bir tanesini kestiğiniz zaman hepsi arka arkaya teker teker gelirler.

Birbirlerini seviyorlar ayrılamıyorlar.

Bıçağa bile giderken kesime bile giderken hani koyun gibi bir tabir varya onun gibi giderler.

BŞ: Bile bile ölüme giderler.

CA: Ben bazan şunu düşünüyorum bu canlı hayvanlar insanlardan dah açok birbirlerini seviyorlar gibi.

BŞ: Daha bir birlik mi var

CA: Sanki, özellikle küçük baş olan kuzu koyunlarda bunu daha çok hissediyorum. Sanki daha duygusallar gibi biz onlara kaba tabir koyun gibi tabirini kullanırızya orada inanın , duygusal olanlar koyun gibi ya bıçağın altına gidiyor derler ama ben bu duygusallıkla baktığımda bu ne sevgi diye bakıyorum.

Ölüme bile hep beraber gidebiliyorlar.

BŞ: Siz herhalde bu duyguları her kesime gittiğinizde yaşıyorsunuz, görüyorsunuz ama sizleride herhalde mutlu eden memnun eden mademki diyorsunuz.

Allah bu maksatlı bu hayvanları yaratmış eğer onların etinden de fayadalı olacak insanlara bir katkıda ben bulunuyorsam oda sizi mutlu ediyor.

CA: Kaldı ki dünyadaki en değerli varlık insan . İnsana hizmet anlayışı çok farklıdır. İnsana doğru hizmet verildiği zaman zaten hakka hizmet verilmiştir.

Rahmetli Özal bunu çok iyi izah ederdi, anlatırdı oradan bende alışkanlık haline geldi bu  söz, Sayın Özal'dan kaldı bana.

"Halka hizmet hakka hizmettir."  derdi. Dolayısıyla ne kadar iyisini yapıyorsanız o çok güzel bir duygu.

BŞ: Ben şimdi size gençlerimiz için bir kaç öğüt vermenizi isteyeceğim.

Bülent Şenevr'in odasında Bülent Şenver'in konuğu Sayın Cüneyt Asan şimdi üç yap üç yapma bölümündeyiz.

Cüneyt Bey gençlerimiz için üç tane gençler muhakkak hayatta yapın diyebileceğiniz  neler olabilir?

CA: Ben maneviyata çok değer veririm.

Manevi yanımda çok güçlüdür diye düşünüyorum.

Onun için bu noktaya şuradan başlamak isterim.

Mutlaka yapın diyebileceğim şeylerin başında anne ve babalarına mutlaka son derece sevgili ve saygılı olmalılar.

Sevgili ve saygılı , sevgi ve saygı gösterin demiyorum sevgili ve saygılı olsunlar.

BŞ: Bu daha farklı bir ifade değil mi?

CA: Programı izlerlerse insanlar benim yüzümdeki ifadeden bakarlarsa ne demek istediğimi anlayacaklardır zaten.

Dolayısıyla birinci gençlerden istediğim anne ve babalarına saygılı olmalarıdır.

Bu onların hayatta yapacakları işi kolaylaştırır, çok kokaylaştırır, o zaman Allah'ta onların ilerini kolaylaştırır.

Maneviyatım güçlü diyorumya bu zaten birbirini tamamlar.

Annelerinin dualarını alsınlar, onu hiç ihmal etmesinler.

Yapmayın diyeceğim şeylerden bir taneside sakın ha böyle yapmayın mutlaka anne ve babanızı mutlu edin.

Yapmazsanız eyvah derim ve onlar gittikten sonra inanılmaz mutsuz olurlar zaten.  Niçin yapmadım diye.

BŞ: İkinci olarak ne söyleyebilirsiniz?

CA: Ülkelerini çok sevsinler.

Bizim ülkemiz Türkiye ülkelerini çok sevsinler.

Dünyanın en güzel ülkesinde yaşıyorlar.

Ve zamanlarını asla boşa harcamasınlar.

Çünkü yaşadığımız dünyada geri getiremeyecekleri  tek  şey zaman.

Her şeyi yeniden yeniden kazanabilirler ama zamanı tekrar geriye getirmek gibi bir şansları yok.

BŞ: Bir yapma sakın anne babaya kötü davranma, ilgisiz davranma, sakın yapmak ikinci olarak ülkenize asla yanlış yapmayın . Bunu iyi düşünsünler ülkeye yanlış yapmak ne demek acaba?

CA: Çünkü biz bu ülkeyi bu hale getirmek için çok bedeller ödedik. Büyük Atatürk önderliğinde 300-400 bin şehit verdik.

BŞ: Ve ağaçları kesiyorlar ben ülkeye yanlış yapmadım ki diyorlar.

CA: O bir çöle gitsin çölde 3 gün kalsın, anlayacak onu.

Anlayamıyor ağacı idrak edemiyor.

Oksijensiz kalır, sel onu alır götürür, bir çok  bir çok şey anlatabiliriz ağacın bilincinde değil. Ağacın ne anlama geldiğini bilse bunu söylemeyecek zaten.

BŞ: Şimdi ben sizi soru yağmurumla ıslatmak istiyorum, size yağmur yağdıracağım hazırsanız eğer.

Bülent Şenver'in odasında, Bülent Şenver'in konuğu Sayın Cüneyt Asan ile birlikteyiz şimdi soru yağmuru .

Birinci damlamı size soru olarak gönderiyorum.

Size göre Türkiye'de muhakkak değişmesi gereken  bir şey?

CA: Mutlaka değişmesi gereken şey seçim sistemi.

BŞ: Nesini beğenmiyorsunuz?

CA: Ben cocukluğumda Sayın Demirel'i görmüştüm neredeyse hala Demirel var ,

Demirel yoksa halefi var yoksa o ruh var, o ruh var önemli olan bu seçim sisteminin var olduğu sürece bu hiçbir zaman değişmeyecek.

Bu ülkede daha iyi bir yere gelemeyecek beni en çok üzenlerden biri budur.

Daha da açmak gerekirse seçim sistemi bize şunu getiriyor; başkan ve başkanın adamları, başkan ve halkın adamları değil.

BŞ: Değişmesini istediğiniz halkın adamları, halkın temsilcileri.

CA: Mesela ben Erzincanlı isem.

BŞ: Öylesiniz.

CA: Öyleyim benim kendim Erzincan milletvekilini Erzincan seçmeli, Erzincan'lıyı seçmeli. Hem Erzincanlı seçmeli hemde Erzincalıyı seçmeli.

BŞ: Ne kadar ilginç bağlar kurdunuz. Ben zengin olmak istiyorum diyen bir gencimize ne söylersiniz? Ona yol göstermek için.

CA: Öncelikle karar vermeli ben zengin olacağım diye karar veriyorsa ona karar verecek, bir de nasıl zengin olacağım diye karar  verecek, zengin olmanın çok çeşitleri var, çok yönleri var. Zenginlik anlayışada bağlı.

Ama ben maddi olarak zengin olacağım diyorsa bir kere buna karar verecek ve tabii çalışacak. Ne iş yaparsa yapsın en iyisini yapacak.

En iyisi olmayabilir ama en iyisi olmak için çaba sarfedecek.

BŞ: İş hayatında siz en çok rastladığınız etik olmayan , ahlaki olmayan ne tip davranışlar gördünüz?

CA: Ben bunu çok yaşarım .İnsanlar sözlerinde durmazlar,

Alışverişlerde sözden önemli bir şey yok. ,

Eskiden ne çek ne senet bir şey kullanmazdık sadece sözle hallederdik ama bugün öylemi ?

Bu gün gelmiş olduğu boyutlar inanılmaz.

Öyle bir hal almışlı ki kim kimi çarpmışsa nasıl çarptım, nasıl onu kandırdım.

BŞ: "Böyle gelmiş böyle gider". Türkiye'de böyle gitmemesi gerken ne var?

CA: Böyle gelmiş ama böyle gitmeyecek ben inanıyorum ki , bu ülkenin gelişmesiyle alakalı olarak biraz öncede söylediğim gibi seçim sistemi değişirse aslanlar gibi gençler çok iyi okumuş gençler biliyorum, tanıyorum, eğer genç insanları siyasete meclise taşıyabilirsek her şey değişecek.

:"Devletin malı deniz yemeyen domuz" diyorlar . Sizce bu zihniyet nasıl değişir?

CA: Bu zihniyette yine bir az önce anlattığım gibi o genç aslan gibi dinamik insanların çocukları eğer siyasete taşırsak onların duruşlarından değişir.

BŞ: Üzüm üzüme baka baka kararmaz mı?

CA: Üzüm üzüme baka baka kararır ama biz onları değiştirmeyi hedefliyoruz zaten.

BŞ: Bir yağmur daha en son ne zaman ağlamıştınız?

CA: En son annemin cenazesinde ağladım. Pardon önce annem rahmetli oldu beş ay sonra babam rahmetli oldu en son babamın cenazesinde ağlamıştım.

BŞ: En son kimin elini öpmüştünüz?

CA: Biz ruh olarak biraz Anadolu yapısına sahip olduğumuz için saygı duyduğumuz herkesin elini öperiz. Dolayısıylada şudur diye hatırlamıyorum.

BŞ: Ben ayakta alkışlarım, siz neyi ayakta alkışlarsınız?

CA: Kolay kolay ayakta alkışlayacağım gibi bir şey görmüyorum .

BŞ: Size benzeyen bu etleri yapabilen bir genç yetişse onu ayakta alkışlamazmısın?

CA: Alkışlarım saygı duyarız ama buda değil bu yapılmış zaten daha fazla şeyler istiyorum.

Benim istediğim şeyler ülke  adına bir şeyler, ülke çok gelişmeli değişmeli o zaman bunları yapmak için benim gibi bu kadar çok uğraşmayacak, bu kadar çaba göstermeyecek, gençliklerini, delikanlılıklarını yaşayacaklar.

BŞ: Evlenmek isteyen bi rgencimiz var size geldi dediki neye dikkat edeyim eş seçerken , nelere dikkat etsin?

CA: Bir kere akıllı olsun. Birinci derecedeki düşüncem akıllı olsun .

.Seçeceği eş akıllı olsun, güzellik.

CA: Güzelde olsun ama en evvel akıllı olsun.

BŞ: Ailesi nasıl olsun?

CA: Aileside düzgün olmalı tabiki. Mümkün olduğu kadar eğitimli, modern,medeni,çağdaş, Atatürk'çü,

BŞ: Zengin olsun mu?

CA: Çok önemli değil . Eğer bunlar olursa o olur zaten.

BŞ: Parasal zenginlik değil manevi zenginlik.

CA : O çok önemli bakın dünyanın en büyük milli piyangosunun evlilik olduğunu düşünüyorum. İsabetli bir velilik zaten zenginliktir.

BŞ: Ama böyle derseniz şöyle söylüyorsunuz aynı milli piyangodaki gibi isabetli evlilik yapan birmilyonda bir , üç milyonda bir o kadar azmıdır?

CA: Dünyanın en büyük piyangosu hakikaten evliliktir. İnanın buna inanıyorum ben bu şanslı insanlardan biriyim.

BŞ: Allah uzun ömürler versin , mutluluğunuzu daim ettirsin.

Ben sizi soru yağmuruyla ıslattım , isterseniz birazcık ara verelim kurulanalım sonra hoş sohbetimize tekrar devam edelim.

Bülent Şenver'in odasında Bülent Şenver'in konuğu sayın Cüneyt Asann .

Kısa bir süreden sonra tekrar birlikte olacağız.

BŞ: Bülent Şenver'in odasında Bülent Şenver'in konuğu Sayın Cüneyt Asan. Cüneyt bey kurulandık yağmurdan sonra şimdi ben size bir vaka hazırladım bir etik vaka buda siz olsaydınız ne yapardınız?

Bülent Şenver'in odasında Bülent Şenver'in konuğu Sayın Cüneyt Asan'a soruyorum  siz olsaydınız ne yapardınız?

Müsaade ederseniz vakamı size okumak istiyorum .

Samet Bey ülkesinde tanınmış önemli bir iş adamıdır.  

Bir gün kulübün  başkanı Azmi Bey yönetim kuruluna girmesi için teklifte bulunur. İşlerinin aksayacağını bile bile Samet Bey bu teklifi kabul eder.

Başkan Azmi bey  Samet bey'e transfer sorumluğunu verir, Samet beyden antrenörlerin istekleri doğrultusunsa transferlerini yapmaya başlar.

Önceleri takım iyi sonuç alır, ancak daha sonra takımın  performansı bozulur. Ve antrenör bu takıma iyi bir santrafor lazım der.

Bir yabancı kulüpte çok iyi bir santrafor bulunur başkan Azmi Bey'de Samet Bey'den bu yabancı ülkeye gidip parayı verip bu santrafonu almasını ister. Kulübünde nakit parası olmadığı için parayı  Samet Bey'in ödemesini rica eder.

Kulüp daha sonra sana borcunu öder Sametçiğim der. Samet Bey uçağa atlar, futbolcuyu almaya gider, yabancı kulübün başkanıyla başlar pazarlık yapmaya ve anlaşırlar ancak sonuna doğru konuşmalarının yabancı başkan der ki;

Bir şartım var el sıkmadan önce size o şartımı söylemek istiyorum.

Buyrun der Samet Bey şartım şudur der; Futbolcumuzu size 900 bin euroya veririz.,veririz ama bu aparayı aldığımzıa dair size herhangi bir yazılı belge veremeyiz.

Biliyorsunuz bu gibi alışverişlerde paranın hepsini futbolcu almıyor , etraftaki üç beş kişide bu paradan bir şeyler alır. Tamamsa hadi gel el sıkalım bu işi bitirelim der. 

Samet Bey şaşırır, kalır başkana sormak için 10 dakika müsade ister hemen cep telefonunu açar başkan Azmi arar  durumu anlatır.

Başkan ona şöyle der Sametçiğim takım bu haftada yenildi statta taraftarlar yönetim istifa, yönetim istifa, diye bağırıyorlar tesislerimizin önünde aleyhimize tezahuratlar yapılıyor bu santrafonu almadan dönersen dönüşünde sende bende istifa etmek zorunda kalabiliriz.

Ne yap yap parayı öde al bu herifi bize , sen bir belge melge uydur getir muhasebeye ver hadi Allah yardımcın olsun der kapatır.

Telefonu kapattıktan sonra Samet Bey bir taraftan cep telefonunu kırarcasına sağ elinin içinde sıkıştırırken bir taraftan da ne yapmam gerekiyor diye düşünmeye başlar.

Toplantıya geri dönüp ben bu şartlarda bu oyuncuyu alamam mı desem yoksa sahte bir belge uydurup , parayı verip oyuncuyu alıp geri mi dönsem? diye düşünür.

Sayın Cüneyt Asan bu Samet Bey'in yerinde siz olsaydınız bu durumda siz ne yapardınız?

CA: Ben bunun cevabını vermek için hiç düşünmeye gerek yok. Ben bu alışverişi yapmazdım diye düşünüyorum.

BŞ. Niçin? Yönetim istifa.

CA: Takım kurtulabilir, spor bir yarış bu sene şampiyon olmayabilirde, yönetimler giderler gelirler, buda mümkün oda olabilir ama ben bu şekilde  hiç etik olmayan bir alışveriş , onursuz bir alışveriş, birilerinin birilerini kandırdığını görüyorum , öyle görüyorum dolayısıyla tarzım olmadığı bir alışveriş olduğu  için  ben bu alışverişi yapamam.

BŞ: Başkan Azmi Bey söyledi.

CA: Başkan Azmi Bey bile olsa bu onursuz bir alışveriş bana uymadı, tarzım değil.

BŞ: İlerde bu benim başıma dert çıkarır bela olur mu diyorsunuz?

CA: Hem öyle olur, hemde yapı olarak yaradılış olarak tarzım değil bu şekilde alışveriş yapmak.

Belgesiz hesap verme gibi bir sorumluluğun olan bir yer var ise mutlak sürede hesabımı verebilmeliyim.

BŞ: Ama o belgeyi  uydurma doldurup vereceksiniz.

CA: Benim tarzım değil yapamam böyle bir şey

BŞ: Sahte belge yapamazmısınız?

CA: Yapamam, olmaz . Başkan dahi olsam kaybedeceğim yer başkanlık bile olsa yapamam.

BŞ: Peki kulüpten mi istifa edersiniz o takımı tutmaktan mı vaz geçersiniz? Ne yaparsınız?

CA: Önce kulüpten istifa ederim.

BŞ: Yönetim Kurulu Üyeliğinden.

CA: Gayet tabii. Böyle düşüncelerin var olduğu, etik olmayan düşüncelerin var olduğu, hatta onursuz bir duygu ve düşüncelerin var olduğu bir yerde zaten bu duygular içerisinde sporda olmaz, başarıda olmaz.

BŞ: Yönetim Kurulu Üyeliğinizden istifa ederdiniz ama kulüp üyeliğinizi devam ettirirdiniz.

CA: Kulüp üyeliğimi devam ettirirdim.

BŞ: Takımıda tutmaya devam ederdiniz.

CA: Ederdim.

BŞ: Bu düzeni değiştirmek içim çaba sarfedermiydiniz yoksa ben susayım  banane mi derdiniz?

CA: Hayır oda tarzım değil. Elimden geleni yapmaya çalışırım.

BŞ: Bu vaka benim hayalimde uydurduğum yarattığım bir vaka hakiki bir vaka değildi ama gençlerimize bu vaka örnek olsun diye söyledim. Bu ve benzeri şeyler sadece kulüp ve futbolcu ile ilgili  değil başka işlerde de olabilir.

CA: Hayatın içinde bu var. Önemli olan biz bu işin içinde olmayacağımız. Hayatın içinde bunlar zaten var.

BŞ: Her zamanda olacak. Dünyanın he ryerinde Amerikada'da  bu tip şeyler olabilir. Ama onun içinde biz olmayalım  diyorsunuz.

CA: Herkes ben olmayacağım derse hiç kimse olmaz.

BŞ: Çok güzel söylediniz. Ben şimdi size müsaade ederseniz bir obje  göstermek istiyorum ve size soracağım bu objeye bakıp diyeceğim gençlerimize bir öğüt verin.

Bülent Şenver'in odasında, Bülent Şenver'in konuğu Sayın Cüneyt Asan şimdi bir göster bin işit.

Bu kutunun içinde size bir obje getirdim ,bu objeye şöyle beş saniye bakıp tutun açalım birlikte , gençlerimize unutamayacakları bu objeyle ilgili şuradaki objemizi alırsanız  ne getirmişim size.

CA: Bu bir fülüt.

BŞ: Bir kaval ama kesilmiş değil mi? Bundan da bir ses çıkıyor.

CA: Ben kavalı böyle hep büyük düşündüğüm için fülüt dersem daha doğru olur diye düşünmüştüm.

BŞ: Şimdi buna bakıp sazdan yapılmış bununla ilgili gençlerimize ne söyleyebilirsiniz?   Onlara öğüt.

CA: Buna bakınca bunun içi boş .

İnsanlar doğduklarında bilgi olarak içleri boş olarak doğarlar ama bir şekilde o boş olan çocuk zaman içinde kendini doldurabilir işe yarar hale gelir diye düşünüyorum.

Burada da bunu hemen cevaplayabileceğim şekilde böyle algıladım böyle cevapladım.

BŞ: Ne kadar güzel ama düşündünüz.

Diyorsunuz ki bunu tabiatta bu haliyle değilde toprağın üstünde görseniz diyeceksiniz ki bu ne işe yarar ki bundan ne olurki bu bir sazdır diyeceksiniz kurur  gider.

Kuruduktan sonra toprağa karışır yok olur gider.

Halbuki o saza  o şekilde bakarken o gözle değilde başka gözle bakarsanız  ben bu sazdan ne yapabilirim bunu yararlı hale nasıl dönüştürebilirim diye .

Bunun bir hayat evresi var belki toprakta yeşilken başka şeye yardımcı oluyor , başka şeye vesile oluyor dünyanın akışında başka şeye yararı var ama o yarar sona erdikten sonra şöyle demeyin artık bitti bunun yararı bir daha bundan adam olmaz, bir şey çıkmaz demeyin, hala birşeyler olabilir.

İnsanda buna benzetilebilir hiçbir zaman demeyin ki bitti artık benim verimliliğim , ben artık bundan sonra başka bir işe yaramıyorum yaramayacağım demeyin  sizde yararsınız .

Bu tahta parçası dahi bu evreden sonra  ses çıkarmaya başlamıştır.

CA: Çok güzel söylediniz. Duygu olarak çok şey aldım

BŞ: Ne kadar güzel o gözle bakmak lazım.

CA: Bakmak yerine görmek felsefesi çok doğrudur. Bakmak bir şey görmek önemli. Siz bunu izah ederken gördünüz. İzahınızın içinde bunu görmek vardı.

Ben izah ederken çok  fazla göremedim bunuda kabul etmek lazım.

Ben her şeyi bilirim öyle bir şey yok zaten .

Her şeyi öğreneceğiz diye bir şey var.

BŞ: Ego dediğimiz o her şeyi ben bilirimi dememek lazım.

Ama o şu demek değil hırsımızı kaybetmek , istekli arzulu ol ama burnun büyük olmasın.

CA: Mütevazilik insanda var olması icab eden en güzel şeylerden biridir.

Dostlarınız çok olur, sizi sevende çok olur mütevazi  oldukça.

Paylaşımcı oldukça. Ne kadar paylaşırsanız o kadar artar.

BŞ: Siz diyorsunuz ki Allah insanlara paylaşamayacağı zenginlikleri vermesin.

CA: Onun için külfet. Saklamaya çalışacak, hep problem oysa paylaşınca ne olur çok mutlu olur.

Dünyada insanı mutlu eden şöyle düşünüyorum mutlulukların en güzeli vererek mutlu olma şekli. Yani mutlu ederek mutlu olmak şekli  mutlulukların en güzelidir.

BŞ. Verince mutlu oluyorsanız ne mutlu size diyorsunuz.

CA: İnsanlığınızın güzel insan, doğru insan, olduğunuzun belgesi o.

BŞ: Vermeden almak olur mu? Önce vermeli mi?

CA: Doğru olan erdemlik önce vermek , erdemlik bu.

Zaten öyle olmamış olsaydı Tanrı öyle yapmazdı.

Durmadan veriyor, önce veriyor hiç yoktan varediyor veriyor sonra diyorki ben sizin Tanrınızım ben size dünyayı, her şeyi sağlığı bütün bu güzellikleri nimetleri verdim lütfen siz beni sevin sadece.

Sadece sevin diyor, saygı gösterin bana diyor .

Böyle bakarsa insanlarda birbirlerine böyle bakarsa, birimiz birimize bir şey vermişsek ona sevgi ve saygı duymalıyız.

O bize bunu yaptı biz onu kandırmalımıyız.

Dolayısıyla mutlu ederek bence mutlu olmak en önemli mutluluk şekillerinden biridir.

BŞ: Ne kadar güzel ağzınıza sağlık diyorum ben birde size çubuk oyunu oynatacağım.

Bülent Şenver'in odasında Bülent Şenver'in konuğu Cüneyt Asan şimdi kulağınıza küpe olsun çubuk oyunu oynayacağız.

Masamızın üzerinde bir kutu var o kutuyu elinize almanızı rica ediyorum, kulağınıza küpe olsun kutumuz.

Niye çubuk oyunu dedim çünkü bunun içinde çubuklar var, bakın önce size sesini duyurayım , buradan bir tane şansınıza çubuk çekmenizi istiyorum bakalım ne çıkıyor.

Bu çubuğun üzerinde bir güzel söz yazıyor okuyabiliyor musunuz sözü?

CA: "Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol."

: "Cömertlik ve yardım etmede akarsu gibi ol." Ne anladınız bundan?

CA: Bu söz yanılmıyorsam Mevlana'ya ait bir söz. Biraz önce konuştuğumuz şeyin içinde var bu sözün anlamı.

BŞ: Cömertlik ve yardım severlik mi?

CA: Burada gönül zenginliği.

Cimri olma, verici ol, yardımlaşın, paylaşın benim anladığım bu.

Çekmeden biraz önce duygu ve düşüncelerimizde adeta biz bunu yaşamıştık.

Bu sözü çekmemizde çok enteresan oldu.

BŞ: O zaman bir tane de ben sizin şansınıza çekeyim, bakalım ne çıkacak. Sizin şansınıza çıkanı da ben okuyayım.

Okuyorum şimdi diyor ki; "İğneyi kendine batırmadan, çuvaldızı başkasına batırma."

Bu ne demek?

CA: Kimseye haksızlık yapma.

Karşındakini eleştireceksen önce kendini onun yerine koy, en azından onun yerine koy.

İğne çuvaldız kadar olmasa bile dolayısıyla haksız yere haksızlık yapma, haksız yere eleştirme, saygılı ol, ben böyle algılıyorum.

BŞ: Burada başkasının yerine kendinizi koyarsanız daha doğru kararlar alırsınız .

Kendinize yapılmasını istemediğin hiçbir şeyi başkasına yapmayın bunları ifade ediyor.

Peki birde keşkeyle başlayan dünya için  keşke ne diyebilirsiniz? Keşke dünyada ne olsa yada ne olmasa?

CA: Keşke dünyada hiç savaş olmasa.

BŞ: Keşke Türkiye'de ne olmasa yada olsa Türkiye için bir keşke seçim sistemi demeyin.

CA: Ülke için isteyeceğim şey huzur , sevgi, barış.

O dindir, dildir ırktır gibi şeylerin yok olması bütün insanların kardeşçe yaşamasıdır.

Sevgi içinde kardeşçe yaşamasıdır.

BŞ: Tek bir millet olarak bölünmeden kardeşçe.

CA: Tek bir millet olarak huzur içinde yaşamaktır. Zaten bu ülke huzurlu yaşamak için her şeyi var olan bir ülke. Problem biz insanlarda bunuda halledersek ki etmeliyiz o zaman kardeş yaşarız.

BŞ: Şimdi de torba oyunumuza geldik. Bülent Şenver'in odasında Bülent Şenver'in konuğu Sayın Cüneyt Asan şimdi torba oyunumuz.

Bu torbanın içinde bakın harfler var, ben istiyorum ki bir harf çekin şansınıza bakalım hangi harf çıkacak  bakalım hangi harf çıktı?

CA: "F"

BŞ: F ile başlayan bir iyi davranış bir doğru davranış aklınıza geliyor mu? Gelmiyorsa bir tane daha çekelim.İyi ve doğru davranış nedir harfimiz?

CA: "Z"

BŞ. "Z" harfi ile iyi davranış, doğru davranış.

CA:  İnsanlık adına tüm insanların  mutluluk adına zengin olmasını isterim.

BŞ: Zenginlik, ne zenginliği olsun ama?

CA: Ruh zenginliği.

BŞ.: Ruh zenginliği,

CA: Sağlık zenginliği isterim.

BŞ: Bir de kötü bir şey için çekelim bakalım veya yanlış bir şey. Baş harfi

CA: "D"

BŞ. Baş harfi D ile başlayan kötü bir şey veya yanlış bir şey olabilir. Varmı aklınıza geken bir tane daha çekin isterseniz. Nedir harf?

CA: "O"

BŞ: Baş harfi "O" ile başlayan kötü bir davranış veya yanlış bir davranış. Bir tanede ben sizin için çekeyim. "U" harfi ile başlayan bir kötü davranış yanlış davranış. Ukalalık

CA:  Evet. Ahlaksızlık, terbiyesizlik bunu açabiliriz haddini bilmezlik.

BŞ: Şimdi ben size hoş bir şekilde birlikte yapabileceğimiz, birlikte okuyup birazcık duygulanabileceğimiz bir şiir getirdim istiyorum ki bu şiiri sizinle birlikte okuyalım ve hoş sohbetimizi bu şekilde sonlandıralım istiyorum  .

Bu şiirimiz  rahmetli Ahmet Muhip Dıranas'ın bir  şiiri , şiir'in adıda Fahriye Abla.

Bir kıtasını ben okuayayım, bir kıtasını siz okuyun.

Hava keskin bir kömür kokusuyla dolar.,
Kapanırdı daha gün batmadan kapılar,
O Afyon ruhu gibi baygın mahalleden,
Hayalimde tek çizgi bir sen kalmışsın bir sen,
Hülyasındaki geniş aydınlığa gülen
Gözlerin, dişlerin ve ak pak gerdanınla

CA:
Ne şirin komşumuzdun sen Fahriye abla.
Eviniz kutu gibi küçücük bir evdi,
Sarmaşıklarla balkonu örtülü bir evdi,
Güneşin batmasına yakın saatlerde,
Yıkanırdı gölgesi kuytu bir derede,
Yaz , kış bir saksısı  pencerede,
 Bahçede akasyalar açardı baharda,
 Ne şirin  komşumuzdun sen Fahriye abla.

BŞ:
Önce upuzun sonra kesik saçın vardı.
Tenin buğdaysı , boyun bir başak kadardı
Altın bileyziklerle dolu bileklerin,
İçini gıdıklıyordu bütün erkeklerin,
Açılırdı rüzgarda kısa eteklerin,
Açık seçik şarkılar söylerdin en fazla,
Ne çapkın komşumuzdun sen Fahriye abla.

CA:
Gönül verdin derlerdi o delikanlıya,
En sonunda varmışsın bir Erzincalı'ya,
Bilmem şimdi hala o kocandamısın?
Hala dağları karlı Erzincan'damısın?
Bırak geçmiş günleri gönlüm hatırlasın
Hatırada kalan şey değişmez zamanla
Ne vefalı komşumuzdun sen Fahriye Abla.

BŞ: Çok teşekkür ediyorum ağzınıza sağlık .

Gençlerle zenginlikleriniz paylaştığınız için ağzınıza sağlık, sağolun.

Bülent Şenver'in odasında Bülent Şenver'in konuğu Sayın Cüneyt Asan'la birlikteydik, gençlerle tecrübelerini, zenginliklerini ve birikimlerini paylaştı .

Unutmayalım gençler bizim her şeyimiz en değerli hazinemiz .

Gençlerimize sahip çıkalım.

Bir başka programda birlikte olmak dileğiyle,

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın.

Hoşçakalın.

.
.
.

.


.

.

.

.

Cüneyt Asan
.
.

      


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org