Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Ahmet Başar Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Bülent Şenver'in Konuğu Ahmet Başar
21.11.2005
Okunma Sayısı : 13492
Oy Sayısı : 16
Değerlendirme : 4,94
Popülarite : 5,95
Verdiğiniz Puan :
 

 

Bülent Şenver'in Konuğu Ahmet Başar
Bankacı Gözüyle


Ahmet Başar (30 Nisan 2015)
.
.

Ahmet Başar'ın Gençliğe Seslenişini kendi sesinden dinlemek için bilgisayarınızın sesini açıp lütfen yandaki ikonu tıklayın.     

Ahmet Başar (AB)
Bülent Şenver (BŞ)


Bülent Şenver'in Konuğu Ahmet Başar

Portreler Dergisi için Sayın Ahmet Başar ile Moda'daki dükkanında hoş bir sohbet yaptım.

Sizinle paylaşmak istedim...

BŞ: Sayın Ahmet Başar, Ahmet Başar  kimdir?

Bize kendinizi anlatır mısınız?


AB: 1963-64 yılında Ankara Kolejinden  mezun  oldum.

1968  senesinde Mülkiye , Siyasi şubeyi  bitirdim.

Oxford'da iki yıl 'high proficiency in english' eğitimi aldım.

Türkiye'ye döndükten sonra ailemin işi olan film dağıtım işletme ve ithalatçılık işine girdim.

Warrner Brothers,Columbia ve United Artist gibi Amerikan yapımcı ve dağıtımcı şirketlerin tek temsilcisi oldum.

1970 –73 senelerinde  Türkiye'de  film işi epeyce karıştı. 

Yurtdışından özellikle cin  filmleri Türkiye'ye girmeye başladı.

Seks filmleri furyası başladı.

TV yeni ve etkin görsel bir ortam yarattı. Amerikan fılmlerinin hasılatı düştü ilgi de azaldı.

Bu gelişmeler üzerine profesyonel olarak calısmaya başladım. Gürer Mobilya A.Ş.' de genel müdür olarak çalışmaya başladım.

Bir yıl sonra Koç grubunda Ram Dış Ticaret'e geçtim.

On yıl Ram Dış Ticaret'te genel müdür yardımcısı olarak çalıştıktan sonra yine Koç grubunun bir şirketi olan Düzey Pazarlama'da sekiz yıl genel müdürlük yaptım.

Bundan sonra Halis Toprak Bey'in transfer teklifiyle Toprak Holding'e geçtim.

Toprak Dış Ticaret yönetim kurulu başkanı ve diğer şirketlerinin  de yönetim kurulunda bulundum.

Bundan üç yıl sonra Erol Aksoy Grubu'na geçtim. 

Showpa'nın genel müdürü olarak girdiğim grupta Show TV, Emek Sigorta,  Emek Hayat Sigorta ve tüm diğer kuruluşların yönetim kurulu üyeliği yaptım.

İktisat gayrımenkul Yatırım sirketini kurdum.

Sekiz sene bu grupda çalıştıktan sonra Uzan Holding'te CEPS adlı corporate telecommunication konumunda bir şirket kurarak genel müdürlüğünü yaptım.

Nihayet 2002 yılında profesyonel hayata veda ederek kendi işimi kurdum.

BŞ: Sayın Ahmet Başar, siz is hayatınızda bugün ismleri basında çok duyulan  dört tane önemli patronla çalışmışsınız.

Vehbi Koç, Halis Toprak, Erol Aksoy ve Hakan Uzan.

Bugün bu isimlerden üçü iş hayatında  şirketleriyle ilgili çeşitli sıkıntıları olan kişiler.

Her üçünün de bankalarına el konuldu, şirketleri zora düştü.

Haklarında davalar açıldı. İş hayatında itibarlarını kaybettiler.

Servetleri eksildi. Güçleri azaldı. Size sormak istiyorum.

Patron seçerken, çalışacakları  insanı ve şirketi seçerken, gençlerin kulaklarına küpe olacak ne tür öğütler vermek istersiniz?


AB: Ben şöyle düşünüyorum, gençler iş seçerken ilk önce işin kendi tahsil ve terbiyelerine, isteklerine, yetişme tarzlarına  uygun olup olmadığına baksınlar.

Kendi yaşam tarzlarına, kültürlerine ve egitimlerine uygun olup olmadığını düşünsünler.

Mutlaka keyif alacakları, benimseyecekleri  işleri seçmelerini öneririm.

Bunu seçerken de dikkat edecekleri en önemli nokta,  seçecekleri şirketin geçmişinin nasıl olduğunu öğrenmeleridir.

Bu şirket kaç seneden beri yaşamaktadır?

Bu yaşam süresince ne gibi atılımlar, yatırımlar yapmıştır?

Bu yatırımlarda, atılımlarda  başarılı olmuş mudur? 

Bu şirketi yönetenlerin şahsiyetleri, kimlikleri, ne kadar zamandır profesyonel yaşamın içinde oldukları? 

Bunlar hakkında bilgi edinip, kararlarını  cok dikkatli ve akıllıca vermeleri grekir.

Tabii gençlerin  Türkiye'deki en önemli problemleri işsizlik.

Böyle  olduğu için, gençler bir an evvel kapağı bir yerlere atmaya,  iş bulmaya çalışıyorlar.

Hemen işe gireceğim diye acele etmemek gerekir.

Önce çalışacakları işyerinin devamlılığını,  doğruluğunu,  dürüstlüğünü ve istikbalini düşünerek  iş seçmek gerekir diye düşünüyorum.

 
BŞ: Ahmet Bey, ben size yine bu sorunun devamı olarak şunu sormak istiyorum. Gençler, çalıştığınız Koç grubunu başarılı, diğer üç grubu ise başarısız olarak değerlendiriyorlar.

Bu patronların ve grupların birbirlerine benzeyen ve benzemeyen özellikleri nelerdir? 


AB: Şimdi bu çok doğru bir soru. 

Bu soruya kısa cevap vermek istiyorum.

Başarısız olan grubların en belirgin özelliği, kurumsallaşmamış olmalarıdır.

Koç Grubu tamamen organizasyon, sevk ve yönetim biçimini rahmetli Vehbi Koç beyin sayesinde çok kısa sürelerde ciddi biçimde kurumsallaştırmıştır.

Koç Grubu tüm kuruluşlarının yönetimlerini profesyonellerin ellerine bırakmıştır.

Profesyonelleri de seçerken çok dikkatli seçim yapmışlardır.

Koç grubunu başarılı, diğerlerini başarısız yapan en belirgin özellik budur.

Diğer özellik ise özkaynak ve sermaye konusudur.

Koç Grubu özellikle özkaynaklarını, sermayelerini  ön plana çıkararak  yatırımlarını geliştirmiştir.

Diğer başarısız olmuş gruplar ise sıfır özkaynakla, sıfır sermaye ile büyük işler yapmaya başlamışlardır.

Başarı ve başarızlığı etkileyen bir önemli faktör de ahlaklı olup olmamaktır.

Ahlak denince önemli bir sözu hatırlarım hep.

'İnsanları ahlaken eğitmeden, zihnen eğitirseniz, toplumun başına bela olacak insanlar yaratırsınız'.

Başarısız olan bu üç grup da sadece cesaret, devlet desteği, devlet kredisi,  ve verimsiz elemanlar çalıştırarak bir yerlere ulaşmaya çalışmak istemişlerdir.

Tabiatıyla sonuç hüsran olmuştur.

Tekrar etmek istiyorum; 'İnsanları ahlaken eğitmeden, zihnen eğitirseniz, toplumun başına bela olacak insanlar yaratırsınız'.

BŞ: Ahmet Bey,  siz otuz yıl boyunca bu

dört tane patron grubuyla çalıştıktan sonra  birden bire 'yeter artık' dediniz.  İstifa edip Kadıköy Moda'da bir antikacı dükkânı açtınız.

Bu değişimi bize anlatır mısınız?

 
AB: Şimdi tabii bu uzun ve keyifli bir hobinin sonucu diyebiliriz.

Çok küçük yaşlardan itibaren koleksiyonculuk tutkum vardı.

Kendi kendine gelişen bir tutkuydu bu. 

Bu koleksiyonculuk ilk başlarda son derecede ilkeldi, primitifti.

Bu hem maddi,  hem kültürel açıdan öyleydi.

Ondan sonra yavaş yavaş konuya, hem daha çok merak sardım, hem de parasal açıdan  daha rahat olduğum zaman bu konuyla daha  çok ilgilenmeye başladım.

 
BŞ: Müthiş şeyler mi topladınız?

AB:  Tabii ilk  başlarda çok basit şeyler topluyordum.

Gazoz kapakları topluyordum. 

Mesela o zaman Türkiye'de Coca-Cola yoktu.

Cola kapağı toplamak çok önemli bir şeydi.  İşte o şekilde yavaş yavaş  ilerledim.

BŞ: Sonra neler topladınız?

AB: Sonra tabii işler gelişti.

Kitaplar okudum. Kendimi egittim.

Özellikle yurt dışı gezilerimde antika fuarlarına, antika pazarlarına  gittim, gördüm.

Onlar sabahları saat  dörtte beşte açıldıkları için,  çok erken kalkar, ziyaret eder, saat dokuzdan sonra da kendi işimi yapardım. 

Bu yavaş yavaş ciddi bir  hobi haline geldi.

Bunda özellikle  Rahmi Koç Bey'in de önemli bir katkısı da oldu.

Çünkü Rahmi Bey Türkiye'nin en önemli koleksiyoncularının başında gelir. 

Yolun sonuna doğru da  profesyonel hayatı bıraktıktan sonra kendime göre artık keyifli ve en uygun iş olarak bu işi gördüm.

Neden en uygun iş olarak buldum? 

Sevdiğim bir işti.

İnsanın sevdiği bir iş yapması, özellikle kendi sağlığı açısından, zevki açısından çok önemli.

Şimdi, Fransa, İngiltere, Amerika ve İtalya gibi memleketlerdeki fuarlara gidip, gercek antika eserleri (taklit biçiminde yapılanlar değil) 17.18. 19.yüzyıl  gerçek  obje ve mobilyaları bizzat seçip toplayıp satın alıp Türkiye'ye getiriyorum. Alıcıların beğenisine sunuyorum.

 
BŞ: Ahmet Bey,  ben sizin Moda'daki dükkânınızı da ziyaret ettim.

Çok hoş,  samimi ve sıcak bir havası var.

Orada en çok dikkatimi çeken, alt kata, bodrum kata indiğimde, gördüğüm kütüphaneniz oldu. 

Orada  yaklaşık 2000  küsuru aşmış kitabınız vardı.

Güzel bir kütüphane yapmışsınız.  

Nasıl oluştu  bu kütüphane?


AB: Bu kitaplığın oluşmasında ana kaynak benim antika ve sanat eserlerine olan  merakımdır.

Sadece gözün görmesi yetmez.

Bir objeyi seçerken, göz  çoğu zaman aldanabiliyor ama, bu gözü bilgili bir şekilde kullanırsanız, ikisi bir araya geldiği zaman, cidden değerli olan bir objeyi farkediyorsunuz ve onu satın almanız mümkün oluyor.

Bir objeyi almadan önce onun ne olduğunu, hangi devre ait olduğunu,  ne olması gerektiğini,  doğru olanın ne olduğunu anlamak için sanat kitapları almaya başladım. 

Bu sanat kitapları tabii çok geniş bir konu.

Çok geniş bir alana yayıldığı için, plastik sanatlar  var, diğer sanat dalları var.

Resimler de kendi  içlerinde dönemlere ayrılıyor.

18. Yüzyıl klasik Hollanda resmi,  Amerikan ekolü gibi çeşitli konular ve departmanlar var. 

Hepsinin, neyin ne olduğunu anlamak  için kitaplar karıştırmak gerekiyordu.

Bir resim kitabı alırken yanında başka bir  kitabı da alıyorsunuz.

Ben bunları  hem yurtiçinden hem yurtdışından alarak, uzun senelerdir, aşağı yukarı 2000'i aşkın kitaptan oluşan bir kütüphane yaptım.

BŞ: Benim de bankacılık konusunda üç bini aşmış kitabım var.

Onları her gören  diyor ki "Bülent Bey hepsini okundun mu bunların?"

Ben de size aynı  şeyi soracağım.

2000 kitabın her birinin, her sayfasına baktınız mı?


AB: Mümkün değil tabii.

Çoğunu şöyle bir karıştırıyorsunuz. 

Karıştırdığınız zaman  size çok ilginç gelen ya da aradığınız bir şeyi bulmak için karıştırıyorsanız,  lazım olan şeyi okuyorsunuz, diğerlerine de şöyle bir  bakıyorsunuz. Sonra kütüphanenize koyuyorsunuz.

BŞ: Ahmet Bey yine dükkânınızı ziyaret ederken  orada bir 'Charlie' gördüm. 

Çok hoş, çok sevimli ve sizi çok seven bir 'Charlie' gördüm. 

Charlie'yi bize anlatır mısınız?


AB: Benim ciddi bir köpek tutkum var.

Doğduğum günden beri köpekle büyüdüm.

Hatta ilkokula başladığımda, öğretmen ailemin  isimlerini sorduğu zaman;

"Annem, babam  ben ve Hamlet"   demiştim. (Hamlet o zamanki köpeğimizin adıydı)

Çok merak etmişti öğretmen ve arkadaşlarım.

Hamlet köpeğim deyince büyük bir şakınlık olmuştu sınıfta. 

Hiç unutmam. 

O zamanlar Türkiye'de köpek beslemek az görülen bir şeydi.

O zamandan itibaren  her zaman bir köpeğim oldu.

Üç adet german shephard bir adet cockerspaniel ve, şimdi bir tane labrodorum var. Labrodor altı yaşında. 

İsmi 'Charlie'. 

Benim düşünceme göre  insan beyninin dinlendiği üç tane şey var.

Bir tanesi  köpeğinizle dolaşmak, ikincisi  balık tutmak, üçüncüsü ise yelken sporu yapmak.

Bunları yaparsanız kafanızı çok güzel boşaltabilirsiniz diye düşünüyorum.

BŞ: Ahmet Bey hayatta en çok istediğiniz şey nedir?

AB: Zor soru .

Her şeyi yapmak isterim. İnsanın yaşı ilerledikçe düşünceleri, istekleri değişiyor.

Şimdi en çok istediğim şey, sanırım pek emin degilim ama,  minimum riskle, keyifli,  gamsız ve kedersiz yaşayabilmek.

BŞ: Minimum risk ve minimum problem?

AB: Evet aynen öyle.

BŞ: Peki Ahmet Bey, minimum risk ve minimum problemle yaşamak için ne yapmak gerekir?

AB: Bu tabii bir paradox.

Bu ne demek biliyormusun?

Hayattan  hiç zevk almayacaksın, hiç yaşam sevincin olmayacak ot gibi yaşayacaksın demek değil tabi.

Hayattan hem zevk alacaksın hem yaşam sevincin olacak hem de risksiz, dertsiz bir hayat yaşayacaksınız.

Biraz zor gibi görünse de ben artık böyle yaşamak istiyorum. 

BŞ: Hiç bir insana  ot gibi yaşamayı  tavsiye etmiyorsunuz değil mi?

AB: Kesinlikle. İnsan heyecansız yaşadığı zaman, o hayat zaten hayat değil.

İnsanın mutlaka her saniye, bakın dakika degil saniye, değişik bir heyecan yaşaması lazım ki, yaşadığını anlasın.

BŞ: Ahmet Bey, Türkiye'de etik ve iş ahlakı,  gençlerin erozyona uğradığına inandıkları  bir konu. Sizin de işi hayatında  tecrübeleriniz çok.

Türkiye'de etik değerlerin oluşturulması için neler yapmalıyız?


AB. Tabii iş hayatı ve etik konusunda bir erozyon olduğu muhakkak.

Ama  bu erozyonun sebepleri çok  ciddi ve detaylı araştırılması gereken bir konu. 

Şimdi hep görüyoruz, özellikle forumlarda tartışılıyor.

Bunun, Özal'ın getirdiği bir şey olduğu konusunda  yargılar var.

Ben buna kesinlikle inanmıyorum. 

Etik bozulması, erozyonun oluşması, piyasa şartlarından öte insanların özellikle ahlaken eğitilmeden zihnen eğitilmesi, piyasada gördüklerinden, medya ve yan kuruluşlardan etkilenerek çabuk para kazanmak, çabuk rahat etmek  ve daha çok harcamak dürtüsünden ileri geliyor.

Bu dürtüyle de  insanlar, ciddi bir bilgileri olmadan, ciddi bir yatırım kaynakları  olmadan birtakım yatırım projelerine giriyorlar. 

Ve bunların sonucu hüsran oluyor.

Bu sadece Türkiye'de değil,  dünyanın birçok ülkesinde olan bir şey ama Türkiye'deki yüzde oranı dışarıdaki Batı ülkelerini kıyaslarsak tabii ki  fazla.

Az gelişmiş ülkelerle kıyaslarsak daha az.

Etiksizliğin en önemli önleyicisinin eğitim olduğunu düşünüyorum.

İnsanlara liselerde, üniversitelerde  iş ahlakı, etik neymiş, nasıl kurulur, onun için  gerekli organlar nedir konusunda ciddi bir eğitim verildiği takdirde etiksizliğin mümkün olduğu kadar minimuma ineceği kanaatindeyim.

Dolayısıyla her üniversitede,  hatta her lisede,  iş hayatının nasıl organize edildiğini nasıl, hareket edildiğini,  nasıl başarıya ulaşılacağını, hangi kurallarla  ve bu kuralların nasıl gerçekleşeceği konusunda eğitim verilmeli.

Her zaman kural kural ve kural derim.

Batıda yaşayan dostlarımız bilir.

Kuralları ihlal ederseniz işiniz biter.

Dolayısıyla herkes bunu bilir ve ona gore hareket eder.

Bizim harikulade ülkemizde kural var mı?

Var olan kurallar bile uygulanıyor mu?

BŞ: Sayın Ahmet Başar,  size göre mutluluk nedir? 

Bize mutluluğun bir tanımını yapar mısınız?


AB: Mutluluk  özgür olmaktır. Özgür insan mutludur.

BŞ: Bu kısa cevabın ben hemen devamını getiriyorum. 

Özgür olmanın tanımını yapar mısınız?


AB: Özgür olmak; akıllı bir insanın, deneyimli bir insanın yaşayacağı şeyleri  kendi irade beyanına göre, kendi yaşam tarzını kurmasına, kendi istikbalini kendi istediği, düşündüğü yolda, hiçbir etki altında kalmadan, hiç kimsenin tesiri altında kalmadan, özellikle düşünce ve davranışlarını yönlendirebilmesidir diye düşünüyorum.

BŞ: Peki aile  hayatındaki mutluluk özgürlüktür diyebilir miyiz?

Aile hayatında mutluluğu tanımlar mısınız?


AB: Tabii gençler için aile hayatının iş hayatıyla çok büyük bir ilişkisi  vardır.

Eğer aile hayatında huzur, keyif yoksa, iş hayatında da keyif ve huzur yaratmak  çok zordur.

Dolayısıyla aileyi seçerken de, çok dikkatli düşünüp, çok dikkatli seçmek, özellikle kendi karakterine  düşüncelerine uygun bir insan bulup, onunla evlenmek  çok gereklidir diye düşünüyorum.

Vehbi bey insan secerken ailesine cok dikkat ederdi.

BŞ: Ahmet Bey  siz çocuklarınıza, onların iyi bir insan olabilmeleri için onlara ne söylerdiniz?

AB: Çocuklarımla, çocukluklarından beri, çok ciddi bir şekilde ilgilendim. 

Her zaman onlar için en çok istediğim ve yönlendirdiğim ilkeler; çalışkan, akıllı ve dürüst  olmalarıydı.

Benim inandığım şey, insanların çalışkan, akıllı ve dürüst oldukları takdirde ve yan etkilere kapılmadıkları takdirde ve yollarını düz olarak yürüyebildikleri takdirde  başaramayacakları  hiçbir şey yoktur.

BŞ: İki çocuğunuz var.

AB: Evet bir kızım ve oğlum var.

Oğlum Cem Başar  Koç Lisesi'ni bitirdikten sonra University of Syracuse'dan mezun oldu.

New York da Merrill Lynch de iki yıl calıştıktan sonra ülkesine dönüp Egebank treasury'de iki yıl çalıştı sonra askerlik yaptı.

İki yıl Karamehmet grubunda Zedpaş şirketine direktorlük yaptıktan sonra şimdi de Doğan Medya Grubu'nun Bimas Şirketi'nde  direktörlük yapıyor.

Kızm Banu Başar ise Üsküdar Amerikan Lisesi'ni bitirdikten sonra Boston'da Babson Üniversitesi'ni honorla bitirdi. 

New York'ta Smith Barney-Salomon Brothers şirketinde dört yıl çalıştıktan sonra Türkiye'ye döndü.  Türkiye'de İktisat Bankası'nda çalıştı.

Şimdi HC İstanbul adlı bir Amerikan  finans şirketinde genel müdür muavini.

BŞ: Ahmet Bey, bu  hoş sohbetimiz için çok teşekkür ediyorum.

Siz bu hoş sohbetimizi hangi cümlelerle bitirmek istersiniz?


AB: Ben de çok teşekkür  ediyorum.

Bunu okuyan bütün dostlarımıza, arkadaşlarımıza, hayatlarının bundan sonraki kısımlarında mutlu, keyifli ve özgür olmalarını temenni ediyorum.

.
.

Bu yazıya yorum yazmak için lütfen tıklayın

.
.


Ahmet Başar
.


Ahmet Başar, Bülent Şenver
.


Ahmet Başar, Bülent Şenver ve Labrador 'Charlie'
.
.
.

Ahmet Başar'ın Gençliğe Seslenişini kendi sesinden dinlemek için bilgisayarınızın sesini açıp lütfen yandaki ikonu tıklayın.        

.
.
.



Yorumlar ( 8 )


- 18 Mart 2005 Cuma  10:58Ne hoş ve hayata dair öğretilerle dolu bir sohbet dedirtiyorsunuz okurlarınıza. Sevgli Ahmet Başar iş hayatına atılacak gençlere yalın ama çok gerçekçi bir tablo çizmiş. Ama benim gözden kaçıramayacağım üstünü özellikle çizmek istediğim bir MUTLULUK tarifi var ki asıl başarının sırrının o sözcüklerde gizlendiğini anlamamak mümkün değil. Sizi tanımak, sizin dostunuz olmak bir ayrıcalık sevgili Ahmet Başar çok yaşayın.Leyla ÜSTEL ÇAĞATAY

- 11 Şubat 2005 Cuma  08:50Sevgii Ahmet,Seninle neredeyse önce Ankara Kolejli olarak vede her ikimizde bir Koç Grubu çalışanı olarak 20 senedir tanıştığımızı farkettim birden. Son zamanlarda çok sık görüşmesekte, seni hep sevdiğimi bildiğini tahmin ediyorum. Ben de senin gibi aile hayatının, yetişme tarzının kişinin geleceğinde en önemli rolü oynadığına inanıyorum. İnanıyorum ki pozitif, sevecen, sıcak bir birlikte ve beraberlikte ilgi ve alaka ile büyüyen, doğru etiklerle yoğrulan çocukluk dürüst, samimi, çalışkan ve en önemlisi sevgi ve duygu yüklü yeşeriyor ve büyüyor. Gerçi günümüzde bu değerlerin doğru değerler olduğu yeni yeni tekrar ortaya çıkıyor. Bizler yetiştiğimiz ve gördüğümüz dürüstlük ve doğruluktan ödün vermeden, yollarımızdan sapmadan çalışarak hayatımızı devam ettirmeye çalışan Koç tatbiki okulundan mezun olmuş kişiler olarak hayatta muvaffak olduğumuza inanıyorum. Bu zorlu yolda Zeynep'in yardımlarını da yadsımayacağını biliyorum. Sevgi ve dostlukla kal diyorum.Banu Basar Cobanoglu

- 10 Şubat 2005 Perşembe  08:49Sevgili Bulent Abi,Babam ile yapmış oldugunuz soylesi benim icin cok hos cunku hergun gorseniz de aile fertlerinizi, bazen yazildigi zaman duygular netlesip guzel bir resim cıkıyor ortaya. sevdiklerinize dısarıdan bakma olanagı elde etmıs oluyorsunuz. Bunun icin size cok tesekkur ederim. Ne de olsa benim, size ve Hulya Hanım'a her zaman sevgim ve saygım sonsuz!turgay(bankacılık okulu)

- 10 Kasım 2004 Çarşamba  20:05insanları ahlaken eğitmeden zihnen eğitmek!!! işte türkiyenin belki de en çetin konusu bu!! ve medyamız bu ahlaki çöküntüde başrolü oynamaya devam ediyor!! buna artık birilerinin dur demesi lazım ama maalesef bu amaçla kurulan üst kurullarda daha şimdiden işlevsiz hale geldi!!!bu medya patronlarının bankalarının batması da acaba patronlarımızın kendi yayınlarını izleyip gazetelerini okurken uğramış oldukları çöküntüden olmasın]!!!Hocam hoş bir söyleşi olmuş!! hoşçakalın!!!turgay(bankacılık okulu)

- 10 Kasım 2004 Çarşamba  20:04insanları ahlaken eğitmeden zihnen eğitmek!!! işte türkiyenin belki de en çetin konusu bu!! ve medyamız bu ahlaki çöküntüde başrolü oynamaya devam ediyor!! buna artık birilerinin dur demesi lazım ama maalesef bu amaçla kurulan üst kurullarda daha şimdiden işlevsiz hale geldi!!!bu medya patronlarının bankalarının batması da acaba patronlarımızın kendi yayınlarını izleyip gazetelerini okurken uğramış oldukları çöküntüler olmasın]!!!Hocam hoş bir söyleşi olmuş!! hoşçakalın!!!Belma OZCOBAN

- 10 Kasım 2004 Çarşamba  11:08Yine her zamanki gibi keyifli okunan güzel bir yazı, keyifli bir söyleşi..Yazıyı bitirdiğimde spot olarak yazıdan aklımda kalan tespit şuydu: başarılı insanların başarılı çocuklar yetiştirdiği..Belki de anne olmanın verdiği hassasiyetle daha birçok değerli mesajın olduğu bu söyleşide en çok önem verdiğim, daha belirleyici tespit bu oldu.. Anne ve babalar çocuklarının hayatında ciddi rol oynuyorlar, yönlendirmeler ne kadar doğru olursa sonuçlar da o kadar güzel oluyor. Ahmey Bey'e de ailesine de başarılarının devamını diliyorum. Ama merak ettim sormayı da çok isterdim neden her iki çocuğu da üniversiteyi yurdışında okumuşlar acaba?Bülent Hocam kaleminize sağlık..Saygılarımla,Murat Can Yoluker

- 06 Kasım 2004 Cumartesi  19:17Ben de Yavuz Bey gibi 'İnsanları ahlaken eğitmeden, zihnen eğitirseniz, toplumun başına bela olacak insanlar yaratırsınız'. sözüne şiddetle katılmaktayım. Üniversiteyi bitiip işe başladığım zaman tebrik mesajlarının yanında, yaptığım meslek sayesinde 'nasıl kısa zamanda köşeyi dönebileceğime dair' bir çok da nasihat [!] aldım. Tabi bu biraz da bizim insanımızın biraz hazıronculuğundan kaynaklanıyor. Gerçekten bence dünyada önemli olan iyi eğitimli olmak, zengin olmak, iyi bir eş sahibi olmak, meşhur olmaktan da evvel 'adam gibi adam' olmak...YAVUZ AKGÜN

- 06 Kasım 2004 Cumartesi  11:48'İnsanları ahlaken eğitmeden, zihnen eğitirseniz, toplumun başına bela olacak insanlar yaratırsınız' cümlesine canı gönülden katılmaktayım.Üniversitelerde okuyan tüm genç arkadaşlarımızın, en azından yaz aylarında, 2 aylığına staj yapmalarını tavsiye etmekteyim.Gençlerimiz, okudukları Üniversitelerin bulunduğu illerde, kahfe köşelerinde tabiri caizse iskambil , okey gibi oyunları, sigara eşliğinde oynayarak, zaman harcamamalı ve kaderci olmamalıdırlar.Gençlerimiz, özgüvenlerini yitirmeden ve gerekli saygıyı elden bırakmadan ve de nezaket kuralları çerçevesinde bulundukları ilde, kendilerine yakın buldukları sivil toplum kuruluşlarında, gönüllü olarak çalışmalarda bulunmalıdırlar.Bu çalışmaların sonucunda, kendileri adına hem sosyal muhit yaratmış olacaklardır hem de iç dünyalarındaki sevgi ve mutluluğu ortaya çıkartabileceklerdir.Bu meyanda, tüm gençlerimize Toplum Gönüllüleri Vakfı[www.tog.org.tr] Tema Vakfı [www.tema.org.tr] Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı[www.tegv.org] Türkiye Etik Değerler Merkezi Vakfı[www.tedmer.org.tr] gibi vakıflarla, işbilirliği içersinde olmalarını tavsiye etmekteyim.Karşılaşılan sorun ne ise, bu sorunu çözme yolunda bir girişimi Sivil Toplum Örgütleri Yardımıyla yapabilmeliyiz.Belki gene ilgili sorunu çözemeyebiliriz, ama ilgilenecek makamlar karşısında konuyu iyice ortaya koyabilir ve çözüme götürecek bir kamuoyu baskısını yavaş yavaş örgütleyebilir ve de etki yaratmaya başlayabiliriz.ÇÖZÜMÜN BİR PARÇASI DEĞİLSENİZ, SORUNUN BİR PARÇASISINIZ..!Şahsınızda kurumunuza da başarılarınızın devamını temenni eder,En Derin Saygılarımı Sunarım.Yavuz AKGÜN


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org