Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Lider Odaları       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Özhan Erem Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

17 Ağustos'un Hatırlattıkları!
31.07.2009
Okunma Sayısı : 84497
Oy Sayısı : 22
Değerlendirme : 5
Popülarite : 6,71
Verdiğiniz Puan :
 

 

"Bir daha olursa, oraya hemen ulaşacağım ve kurtarabildiğim kadar can kurtaracağım"....

Salı,17 Ağustos 1999, saat 03:00...  İstanbul,  Kavacık...

Normal zamanda "top atsalar" uyanmayan ben, depremden üç- beş dakika önce uyanıyorum... Farklı bir enerji, bir huzursuzluk var içimde.

Ve başlıyor... Derinlerden gelen büyük bir gürültüyle,  insanı donduran, olduğu yerde kilitleyen o "muhteşem" sarsıntı...

Pencereden bakıyorum...

Boğazın Avrupa yakasına, gökdelenlerin olduğu bölgedeki yüksek binalara bakıyorum... sanki donmuş gibiyim, tek düşüncem;

"Hangisi yıkılacak"?..

Sanki bir sinema perdesinde, TV ekranında izlercesine bekliyorum;

"Hangisi yıkılacak"?..

Ne dua edebiliyorum, ne kaçıp saklanmak geliyor içimden... Ne de içeride uyuyan çocuklarıma koşuyorum... Sanki ben o anın sadece seyircisiyim...

Ne içindeyim, ne dışındayım... Adeta rüyada gibiyim, sadece bakıyorum;
"Hangisi yıkılacak"?..

Cuma, 27 Ağustos 1999; yaklaşık on gündür izliyoruz;

Söz hep habercilerde...  yansıtılan her olay bir dram...

Mutluluklar da var arada... Enkaz altından çıkabilen mucizeler... Küçük ama büyük mucizeler...

Yıkıntılarda yankılanan "Orada kimse yok mu?" repliği kazınıyor zihnimize...

Tanıdığım bütün "küçük" erkek çocuklarının ve benim yeni kahramanımız "Akut gönüllüleri"...

Bağları çözük postalları ve beyaz maskeleri ile sembolleşiyorlar gönlümüzde...

Yaklaşık on gündür sadece seyrediyor ve dinliyoruz!... Yardım konvoyları...

TV ler yansıttıkça oradaki çaresizliği, halkımızın verdikçe veresi geliyor... yardım toplayan toplayana...

Eh, Bizde insanız.. Egomuz rahatsız oluyor!.. Bir şeyler yapmamız lazım, ailecek...

Pazar, 29 Ağustos 1999, öğlen saatleri, Adapazarı...

İki kamyon dolusu yükle Adapazarı'na giriyoruz... Kamyonlardın biri silme gıda ve erzak, diğeri kolonya...

Afet koordinasyon merkezi kabul etmiyor... "Ağzına kadar doluyuz, Gölcüğe götürün" diyorlar...

Yollar kapalı, kağnı süratinde ilerliyoruz...

Varıyoruz... Gölcüğün içinde kesif bir koku!... o koku bugün hâlâ içimi titretir hatırladıkça...

Yol kenarları hayırseverlerin getirdiği/gönderdiği giyecek eşyalarıyla dolu, ama kimse yüzüne bile bakmıyor elbiselerin...

Çünkü enkazların başında hala öbek öbek umut var...   birden iniyorum arabadan ve kolonya dolu kamyona yöneliyorum "açın" diyorum, "biraz kolonya verin bana"...  Yüklenebildiğim kadar kolonyayı dağıtıyorum enkaz başındakilere... hem de herkese birer şişe... Yıkanıyorlar adeta... bitiren, bir şişe daha, bir şişe daha istiyor... kolonya ilaç gibi geliyor onlara...

Kolonyacı, babama sormuş; "neden  alıyorsunuz bu kadar kolonyayı?"... Deprem zedelere dağıtılacak deyince para almamış bir kamyon kolonyaya...

Soruyorum enkaz başındakilere;  "Nasıl oldu?"...

Diyorlar ki "Bağıra bağıra can verdi bir çoğu"... ekliyor biri; "Ne erzak, ne çadır, ne elbise, ne de battaniye... Can kurtarmak önemli, gerisi hikâye"...

Karar veriyorum, ahdediyorum ; "Bir daha olursa, oraya hemen ulaşacağım ve kurtarabildiğim kadar can kurtaracağım"....

Bu büyük travma ile küçük dünyama geri dönüyorum... hayat devam ediyor...

Cuma,12 Kasım 1999, İstanbul... Saat 18:57... Levent'te, ofisimde yakalanıyorum...

17 Ağustos'a göre daha küçük bir sarsıntı ama bu kez iliklerime kadar hissediyorum... Çünkü artık biliyorum, daha birkaç ay önce gözümle gördüklerim geliyor aklıma... titriyorum...
"bir yerler yıkıldı mı acaba?", "öyleyse, şu anda nerede, kaç kişi, nasıl öldü" yada "ölen var mı acaba?"...

İlk dürtü, en yakınlarının durumunu öğrenmek, sonra hemen "Haber alabilmek" oluyor insanın bu gibi hallerde...

Hey hat! Çelişkili ve biri birini tutmayan haberler sağanak gibi yağıyor üzerimize...

Zaten akşam olmuş, hemen eve gitmek üzere yola çıkıyorum... Kavacık, Beykoz'a...

Arabada  radyodan alıyorum doğru haberi; "Merkez üssü Düzce......"...

"Düzce'ye ulaşılamıyor"...

Evde televizyona yapışıyorum... Daha çok haber?, daha çok haber?...

Kanalın birinde canlı telefon bağlantısı var... Düzce Devlet Hastanesi Başhekimi, feryat, figan!...

Arabadan konuşuyor; " henüz Hastaneye varamadım" diyor... "Her yer enkaz ve duman var" diyor...

Perişan oluyorum, Ahdim aklıma geliyor; "Bir daha olursa, oraya hemen ulaşacağım ve kurtarabildiğim kadar can kurtaracağım"....

Şoförümüzü,"Eray'ı" arıyorum, "Hemen gel Düzce'ye can kurtarmaya gidiyoruz" diyorum...

Son depremin kahramanı Akutçular gibi postalları giyiyorum, bağları açık...

Bahçede kazma kürek var ama sığmıyor arabanın bagajına... "Kes" diyorum Eray'a, "Saplarından biraz kes, sığsınlar"...

Adapazarı'ndan sonra Jandarma otoyolu kapatmış, "sadece acil yardımlar geçebilir diyor"...

Jandarmaya komutanı edasıyla sesleniyorum... "Oğlum aç, görevliyiz!" diyorum...

"Baş üstüne" diyor açıyor bariyeri... geçiyoruz... Arkama bakıyorum, canlı yayın arabaları dahil, bir Allah'ın kulunu  bırakmıyor...

Yol bomboş, biz de bastıkça basıyoruz...

Ve Düzce'deyiz...

Haydâ!, nereden başlayacağız bilemiyorum... Binaların bir çoğu yıkılmış... yer, yer hâlâ duman çıkıyor...

Bir yerden başlamamız lazım... İlk gördüğümüz bina enkazına yöneliyorum...

"Kimse var mı!"... bağırıyorum; "Kimse var mı!"...  Ses yok!...

Beş katlı bir apartman...  akordeon gibi öne yatmış...  birkaç adım atınca beşinci kattayım... biraz arkaya doğru yürüyünce odalar beliriyor...

Şimdi mutfaktayım!... yemek pişiyormuş belli ki, her yer batmış... yerdeki tencereye dokunuyorum hala sıcak mı diye ... buzdolabı devrilmiş, üzerine perdeler dökülmüş... Yerlerde insan arıyor gözlerim, sesleniyorum yine...

Alt katlara ulaşmak mümkün değil, ama hiç ses yok zaten...

Orayı terk ediyorum...

Biraz ilerde bir bina, bu sefer üst katlar birbirine yapışmış... alt iki kat kısmen girilebilir gibi...
Seksen, doksan santimlik bir kat düşünün... giriyorum içeri... eşyalar üst üste ve ezilmiş... yine insan arıyor gözlerim, sesleniyorum... cevap yok!...

Tam çıkarken, o gece orada TGRT adına haber kovalayan Jülide Ateş'i görüyorum, arabadan bana yönelip soruyor "Orada kimse var mı?".. "yok" diyorum...

Muhtemelen benim, o enkazdan kurtulup çıkmakta olan bir deprem zede olduğumu sandı diye düşünüyorum...

Orada rastladığım çoğu deprem zede yi, kaldırımlarda oturup, sabit bir noktaya boş bakan, ilk şoku atlatmaya çalışan, yüzü gözü bereli insanlar olarak hatırlıyorum...

Nihayet enkaz altında biriyle sıcak temas sağlıyoruz;

Biraz daha merkezde bir bina, o da arkaya yatmış... içeri girdikçe tavan alçalıyor... tam en kuytu köşeye vardığımda artçı sarsıntı başlıyor!...

İnanılmaz bir duygu, yıkık bir binanın içindesiniz ve yine deprem oluyor!...

Bina zaten harap, her an yerle bir olabilir ve siz içinde çaresiz, sarsıntının geçmesini bekliyorsunuz...

Sarsıntı bitince bizim gibi arama kurtarma yapan başkaları da geliyor içeri...

Biri, "Abi, arkandaki duvardan ses geliyor" diyor...

Daha önce tespit etmiş ama artçılar başlayınca dışarı kaçmış çocuk... dikkatimi o noktaya verince derinden bir ses, bir yakarış duyuyorum...

Bulunduğum, sırtımı yasladığım duvarın arkasından geliyor...

Adı Hüseyin'miş...

Konuşuyorum onunla, tam yerini tespit etmek için... "Bacağımı hissetmiyorum" diyor Hüseyin...

Alt kata atlamam lazım... bir delik buluyorum ama aşağısı zifir karanlık, atlasam kaç metre belli değil... "Fener" diyorum, iki dakika sonra elden ele geliyor... delikten alt katın zemini yaklaşık iki buçuk metre, hemen aşağı sarkıyorum, hop zemindeyim...

Hüseyin'in bulunduğu kirişin altındaki kat bu... yine ulaşamıyorum ama artık rahatça konuşabiliyoruz... kirişten kan damlıyor, belli ki Hüseyin den damlıyor... delikten yukarıdakilere koordinatları bildiriyorum...

Teçhizatlı ekipler ve ambulans geliyor, kurtarma başlıyor...

Biz Eray'la yine karanlık bir sokağa dalıyoruz... Hüseyin'e ne olduğunu, kurtulup, kurtulamadığını hâlâ bilmiyorum...

Biraz ilerleyince bir arsa görüyorum, üzerinde iki metre moloz...

Belli ki bina tamamen çökmüş...

Üzerine çıkıyorum, sesleniyorum, cevap yok...

Eray bir kasa buluyor, kasa kapalı ama anahtarlar üzerinde... "Anahtarları çıkar,uzaklara fırlat at" diyorum...

Artık sabah olmak üzere, enkazlardan kurtarılanlar Devlet Hastanesine götürülüyor...

"Hastaneye gidelim" diyorum...

Hastane fûl... Yaralılar bahçede şilteler üzerinde yatıyor... Personel canla başla çalışıyor ama bu kadar yaralıya yetişmeleri imkansız...

"Hadi Eray" diyorum, "sıva kolları"

Bir kadın yerde, serum takılmış inliyor, belli ki durumu ağır... yanında beş yaşlarında bir kız çocuğu, onunda kolunda serum takılı, ağlıyor...

"Bir yerin mi ağrıyor yavrum" diyorum... "Çişim var" diyor, ağlıyor...

Yıllarca İki oğlumu da her gece çişe kaldırıp işeten ben,  çaresiz bir durumda kalıyorum... Hiç kız çocuğu işetmemişim ki !...

Oysa oğlanların pipilerini tutarsın ileri doğru, oldu bitti işte!..

"Destur" diyorum, kollarımı oturak yapıp kızı kavrıyorum, Eray da serumu tutuyor...

Hemen bahçenin bir köşesine gidiyoruz, yapıyor, rahatlıyor yavrucak...

Annesi gözleriyle teşekkür ediyor...

Ertesi gün öğlende İstanbul'dayız... Yorgun, üzgün ama huzurlu...

Anneme anlatıyorum yaşadıklarımı...

Annem hakkını helâl ediyor...

Özhan Erem
07.2009 ve daima...
oerem@expochanneltv.com

.
.
 
.

.

.
.
.

Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org