Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Lider Odaları       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Ayşe Kulin Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

AYŞE KULİN ile BÜLENT ŞENVER "Kitapcan Sohbeti" TÜYAP"
18.04.2020
Okunma Sayısı : 487
Oy Sayısı : 1
Değerlendirme : 5
Popülarite : 0
Verdiğiniz Puan :
 

 

AYŞE KULİN ile BÜLENT ŞENVER "Kitapcan Sohbeti" TÜYAP"

.
.

  AYŞE KULİN ile BÜLENT ŞENVER "Kitapcan Sohbeti"

.
.

 dinlemek için 

.
.



.



.



.



.



.



.



Ayşe Kulin ile Bülent Şenver Sohbeti TÜYAP Kitap Fuarı

Bülent Şenver (BŞ)

Ayşe Kulin (AK)

BŞ: Bugün benim için çok heyecanlı bir gün.

Heyecanlı bir gün olmasının en önemli nedeni yarın 10 Kasımın olması.

Atatürk'ümüzü anacağız.

Bugün böyle bir birliktelikte muhakkak ondan bahsetmemiz tabii ki gerekiyor. 38. Uluslararası İstanbul Kitap Fuarı , Ayşe Kulin Kitapcan sohbetine hoşgeldiniz.

Kitap deyince çok şey söylenebilir ama ben Ayşe Hanım'ın Atatürk ve kitap ile ilgili söylemek istediği çok şey vardır.

Bugün 45 dakikanın hepsini onunla ilgili konuşabilir.

Atatürk ile düşünce olabilir, anı olabilir, gönlünden ne geçiyorsa bizimle paylaşsın istiyorum. Hoşgeldiniz.

AK:
Hoşbulduk efendim. Sizler de hoşgeldiniz.

Teşekkür ederiz geldiğiniz için. Yarın 10 Kasım olduğundan dolayı, maalesef anım yok, çünkü ben doğduğumda vefat etmişti.

Çok isterdim birlikte çekilmiş bir resmimiz olsun.

O mümkün olmadı. Ben de bildiğim bir anıyı sizlerle paylaşmak istiyorum.

İçimden gelen birkaç şeyi de sizlerle söylemek istiyorum.

Sizi 30 Ağustos 1922'ye götüreyim.

Artık savaşın sonunu belirleyen ve kesin zaferimizi belirleyen muharebe yapılmış ve bitmiştir.

Yunan ordusu İzmir'e doğru kaçmaktadır.

Atatürk de Kocatepe'de çadırında eşyalarını topluyor.

Oradan idare etmiş savaşı ama artık aşağıya inecekler, İzmir'e gidecekler.

Bir er çağırır.

Kitaplar var çadırın içinde.

Er'e der ki: "Bu kitaplarıma çok dikkat et. Bir kutunun içine koy.

Aşağıya indir ,İzmir'e getir, nerede kalıyorsam bana getirirsin onları.

Er "Komutanım kutu yok maalesef.

Ama bakarım kitaplarınıza.

Çuval bulurum."

"Dışarı da kutular görüyorum, çadırın dışında, onlar nedir?" diye sorar.

Er: "Onların içinde silahlar var. Kurşunlar var" der.

Bir tanesini gözüne kestirir, "Şunu bana getir" der.

Kutuyu boşaltır, kurşunlar dökülür toprağa.

Er: "Komutanım, yeniden çarpışabiliriz, bunlar bize lazım olabilir."

Mustafa Kemal Der ki:

"Evet, yeniden çarpışacağız hem de çok yakında ama kurşunlar ile değil kitaplar ile vereceğiz savaşımızı bu sefer."

Atatürk, içim titreyerek söylüyorum ki dünyada savaşını kitap ile yapan tek liderdir.

Atatürk yanmış, yıkılmış, üstünde duman tüten topraklarda sadece hastalık var, verem, sıtma, cüzzam, aklınıza ne geliyorsa.

Bütün bu hastalıklarla savaşacak, para yok.

Bütün kaybettiğimiz topraklarda Osmanlı'nın 5 de 4'ü gitmiş.

Türklere Orta Doğu , Anadolu'da Kuzey de bir toprak, denize açılışı yok, orası kalmış.

Atatürk verdiği kurutuluş Savaşı ile Anadolu Yarım Adasını kurtarmış, o muazzam İstanbul şehrini kurtarmış, birkaç tane daha şehir kurtarmış ama elinde bütün kaybettiğimiz topraklardan dökülen göçmenler.

Balkanlarda, Yunanistan dan, Kafkaslardan, dört bir taraftan gelmişler, aç ve hastalıklı onlarda. En korkucu da bu toplanan 10 milyon insanın yüzde 90'nı zır cahil.

Okuma yazma bilmiyor.

Bu halkı okutabilmek için bizim eski Türkçemizi iki yılda sökebilir bir çocuk, çünkü sessiz harf yok, bilgili olması lazım ki kelimeler ne ifade ediyor bilsin.

Halbuki Latin harflerini aldığı vakit, ki bunları daha önceki Padişahlar da düşünmüşler. Biliyorsunuz, hepimizin çocuğu var, Eylül ayında okula gider, yılbaşında okur, okuduğunu söker, yazar. İlk savaşını hastalık ve cehalet ile veriyor.

Okul dışı yaşlar için de her yer de okullar açıyor ki, her yer de okusunlar.

40, 50 60 yaşlarında bile bu çok kolay harfler ile okuma yazma öğrensinler.

Benim dedelerimde gitmiş.

Eski Türkçe bildikleri halde.

Çünkü artık kitaplar öyle basılacak, gazeteler öyle çıkacak.

Bir milleti okutabildiği kadar okutuyor.

Buna çok inat ile direnen bölgeler yok değil.

Onları da herkesin iddia ettiği gibi diktatör değil ki kafalarını kessin.

Onları da bırakıyor.

Bugün hala oralarda o inat yüzünden okumayan, okula yollanmayan kız çocukları var, erkek çocukları var.

Bu Atatürk'ün ayıbı değil, başka birinin ayıbı.

Bu savaşı kazandıktan sonra, yani 10 sene sonra mümkün olan, okumaya direnmeyen herkesi okutabilmiş.

Öyle bir sistem getiriyor ki, zengin, fakir, Müslüman, Hıristiyan, erke, kız, herkes o okullarda bedava aynı eğitimi görüyor.

Birinci sınıftan üniversiteyi bitirene kadar bedava eğitim.

Bu sayededir ki bizim köylü çocuklarımızın, davar güden Süleyman Demirel'in, başka bir köylü çocuğu olan Özal'ın önü Cumhurbaşkanlığı'na kadar açılmıştır. Bütün ülkenin çocuklarına aynı imkanı tanımış.

Bunun kıymetini bilmemiz lazım.

Okumanın ne kadar kıymetli olduğunu bilmemiz lazım. 1933 yılında Hitler tarafından kovulan çok değerli profesörleri de davet edip, üniversite reformu yapan ve Türkiye'ye bilimde Rönesans yaşatan .

Bizim üniversitelerimiz, tıbbiyemiz dünya listelerine girdi, o hocaların gelip Türkleri yetiştirmesinden sonra.

Onlar da , yetiştirdiği Türk öğrencileri de ikinci Rönesans yaşattılar.

Bir altın çağ.

Bunu ben Kanadı Kırık Kuşlar da yazdım.

Okumayanız varsa okusun.

Eğitim çabasını.

Tabii bu bir romandır, bundan ibaret değil ama orada göreceksiniz.

Ben onu büyük bir hayranlık ve özlemle anarak artık susuyorum ki, Bülent Bey'in vaktinden daha fazla çalmamayım.

Allah rahmet eylesin Atatürk'ümüze.

BŞ:
Ben sizlerle , günlerce, haftalarca, aylarca, Atatürk'ü konuşmak, sohbet etmek isterim. Cumhuriyetimiz 100. yılına yaklaşıyor.

100 yıldır bu kurulanların yıkılması için, mahvetmek için, çok uğraşanlar oldu.

Ama Atatürk öyle sağlam temeller atmış ki, 7, 8 şiddetindeki depremlere dayandı ve hala dayanmaya devam ediyor.

Çok sağlam temeller atmış.

Bizlere düşen görev de modern bir toplum olmak, hak ettiğimiz yaşamı yaşamak.

Bizim istediğimiz başka bir şey yok. İnsanca yaşamak.

Hak ettiğimiz modern bir çağda modern insanlar gibi yaşayabilmek.

Bunun tersini bizlere yaşatmak isteyenler olsa dahi hayır, biz iyi bir insan, iyi bir ülke, iyi bir toplum, iyi bir millet olacağız, ne pahasına olursa olsun.

Ayşe Hanım'ı bulmuşken, onun bir çok deneyimleri var.

Herkese Her Yerde Kitap Vakfı, kısa adı Herkese Kitap Vakfı .

Amacımız üç tane, çok basit.

Türkiye'de kitap okumayı sevdirelim, yaygınlaştıralım, ihtiyaç sahiplerine kitap iletelim.

Bugüne kadar 390 bini aştı, kitaplar gönderdik okullara gönderdik, ceza evlerine gönderdik ve devam ediyoruz bunları yapmaya.

En çok zorluk çektiğimiz, bu üç amaçtan, sevdirme, yaygınlaştırmak ve kitap iletmekten en zor olanı sevdirmek.

Anneler bile çocuğuma kitap okumayı nasıl sevdireceği diye bize soruyorlar.

Biz ne kadar bildiklerimizi onlara aktarsak dahi, bu günün teknolojileri ile bizim çağımızdaki kitaba bağlılık ,kitap okuma sevgisinin biraz biraz azaldığını görüyoruz.

Ben şunu diyorum, bizim öyle şeyler bulmamız gerekiyor ki, bizim dediğimiz sivil toplum kuruluşları, vakıflar, dernekler, yazarlar da dahil.

Eski tip kitap yazma dönemi de bitiyor artık.

Her şeyin yenisi vardır ya, tüplü televizyonlar vardı, tüplüler bitti, led çıktı. İleri de led bitecek, ekranlar havada olacak.

Dolayısıyla biz de bir kitap yazarken eski yazma tekniklerinden yenilenerek nasıl yazmamız lazım düşünmeliyiz.

Çünkü çocuklar başka şeylerden hoşlanmaya başladılar.

Başka şeyler dikkatini çekmeye başladı. Zamanları da kısa olduğu için kısa kısa bunları hazmetmeye çalışıyorlar.

Ayşe Hanım ile orada otururken "Ayşe Hanım sizinle oyun oynayalım mı?" Dedim.

Ayşe Hanım heyecanlandı. Biz oynarsak, bizim oyunumuz ciddi olur.

Oyunumuzun adı "Bir kitap, bir cümle oyunu" ben Ayşe Kulin Hanımın yazdığı bir kitabın adını söyleyeceğim, Ayşe Hanım sizin bu kitap ile ilgili hissettikleriniz, duygularınız, ne söylemek isterseniz.

Bazen kitabın kapağından bahsetmek istersiniz, bazen o kitabı yazarken yaşadığınız duygular ama çok kısa bir şekilde, kısa dememin sebebi de şu;

Maşallah o kadar çok kitap yazmış ki, listelemeye çalıştım, kalemimin ucu bitti. 45 dakika var, hepsini yapamayız dedim. O nedenle bazılarını söyleyeceğim.

Sayın Ayşe Kulin, kitapcan kitap sohbetinde benimle, Herkese Kitap Vakfı Kurucu Genel Başkanı ile "Bir kitap, bir cümle oyununu oynamaya hazır mısınız?"

AK:
Bülent Bey , öyle bir giriş yaptınız ki, zannettim evlenme teklif edecesiniz.

BŞ:
Ben de Yayıncılar Birliği Başkanı'nın bana vermiş olduğu yetkiye dayanarak diyecektim.

Kendisi de burada.

Eksik olmasın, bu imkanı kendisi yarattı bize.

Onun sayesinde biz sizlerle birlikte oluyoruz. Hazır mısınız?

AK:
Evet.

BŞ:
BŞ: Bir kitap bir cümle. Kitap "Kardelenler" Cümle.

AK:
Kardelen biliyorsunuz Doğu'nun çiçeğidir.

Önce kara toprağı deler, arkadan kar kütlesini deler ve güneşe doğru çıkar.

Çok narin, incecik bir çiçektir, beyaz, kar gibi.

Kardelenler benim o çocuklara verdiğim isim.

Türkan Saylan'ın kurduğu, Doğu'nun kızlarını okula göndermediği ailelerinden , elinden kızları alıp okullu yapabilmenin, çabanın neticesinde okula gitmeye çalışan çocuklara verdiğim isimdir.

Bu ismi neden koydum?

Ev ev gezerken ben bu kitabı yazarken, bir çok yoksul evdeyiz, karlar içinde her taraf, sabah çok erken kalktık, çocuk okula gitmeden gideceğiz onların evine çünkü sonra başka köylere gideceğiz.

Kars'ın bir köyüydü.

Sabah eve gittik, çocukla konuştuk, fotoğrafımızı çektik, çocuk izin istedi okula gitmek için izin istedi.

Biz de eşyalarımızı topladık.

Yarım saat sonra biz de çıktık.

Bir yokuş çıktık, ana yola vardık.

Ana yolda ileride bir kardan adam duruyor. Kardan adam kımıldadı.

Yoğun kar yağıyor, sabahın körü, bu çocuk hala orada .

Donacaksın burada, bizimle gel, biz seni bir yere götürelim, ya da evine git" dedik.

Orada duruyor ve direniyor, "Muhakkak bir şey geçecek . Ben her sabah bekliyorum burada.

İcap ederse 1 saat bekliyorum. Bir araç geçiyor." Diyor.

Biliyor ki o çocuk okula ulaşamazsa, o karları kardelen gibi delerek , aşarak o okula gidemezse ömrü annesi gibi geçecek.

O annenin hayatı nedir biliyor musunuz?

Ev ile tarlanın arasında git gel, çocuk doğur doğur , özürlü bir çocuk doğduğu zaman kuma geliyor, kumalar da var evde.

35 yaşında dişleri bile dökülüyor bu kadınların.

Işık bile görmüyorlar.

Küçücük bir pencereden dünyaya bakıyorlar. Evlerinde pencereler küçük soğuktan dolayı. Bu hayattan kurtulup, okumak için o kız, donmaya razı, okula gidiyor.

O an o çocuklara "Bunlar kardelen çiçekleri" dedim.

İki sene önce Şanghay'a davet edildim, edebiyat festivaline.

Orada Konsolosluk bana çok sahip çıktı. Yanıma genç bir çocuk verdiler.

Ayşe Hanım bu çocuk olmadan hiçbir yere gitmeyin dediler.

Çünkü kaybolursunuz, sizi hiçbir yerde bulamayız.

Çinliye laf anlatmaya imkan yok. Tariften de anlamıyorlar.

O nedenle kaybolursanız bulamayız dediler.

Biz Ali ile yapıştık, her yere beraber gidiyoruz.

Orada yüksek lisans yapıyormuş.

Bir gün öğle yemeğinde konuşurken, laf nasıl geldiyse

"Ben gördüm onları kardelenleri yazarken "dedim.

"Kardelenleri siz mi yazdınız?" dedi.

Elime yapıştı.

Ne kadar heyecanlandı.

"Oğlum, ne oluyorsun? Neden bu kadar heyecanlandın?" dedim.

"Ben de kardelenim" dedi.

Bu çocuk Boğaziçi Üniversitesinde okumuş.

Oraya yüksek lisans yapmaya gelmiş, Şanghay'a Üzerinde pelerinli değişik bir kıyafet var.

"Ali, güldürme beni, bir kere kardelenler kız. Sen erkeksin" dedim.

"Ayşe Hanım, ben Adana'da pamuk toplayan bir işçi ailesinin çocuğuyum.

TED'in açtığı burs sınavına girdim, aynı sizin kardelenleriniz ile." Dedi.

Kazanmış, TED'i okuduktan sonra yine burslu olarak Boğaziçi Üniversitesini okumuş, yine burslu olarak Şanghay'da yüksek lisans yapıyordu.

Telefonunu çıkardı ve benim röportaj yaptığım kızları gösterdi. Yaz ayların da TED burs verdiği çocukları toplarmış, hangi şehirde okuyorsa, birlikte operaya götürürmüş, denize götürürmüş, vapura bindirirmiş, lokantaya götürürmüş, lokantada nasıl yemek yenilir?

Öyle müthiş bir okul. Biliyor musunuz boş yok.

Kaç tane kızın hayatını yazmışsam sizin elinizdeki o kitaba , hepsi bir şey olmuş o çocukların. Kimi doktor, kimi avukat, kimi, ebe.

Bütün o kardelen çocuklar hepsi meslek sahibi. İmkanı verirseniz Türk çocuklarına onlar adam oluyor.

Yeter ki o imkanı tanıyın.

Pamuk toplayan işçilerin oğlu, orada Versace de part time çalışıyor, o nedenle mecbur o kıyafet ile gezmeye. Versace ısrar ediyor, cep parası oradan kazanıyor, Çince öğreniyor, İngilizce biliyor, dünya insanı olmuş. Neden? Çünkü eğitimli.

BŞ:
Ayşe Kulin Hanim birinci kitabını o kadar iyi ve uzun anlattı ki. Liste uzun.

Ben bunu bildiğim için oyunun adını bir kitap bir cümle koydum.

: Bir kitap bir cümle. Kitap "Hayal" Cümle.



AK:
Şimdi ben Hayal'i nasıl kısa anlatayım.

Hayal benim çalışma hayatımda karşılaştığım olayları anlatan biraz matrak kitaptır.

Hatta o kadar komik oldu ki, İçine karikatür koymaya karar verdik. Hayat ile Hüzün hayatımın 40 yılını anlatır ama Hayal diğer 40 yılını toparlıyor. Benim ilginç bir çalışma hayatım var.

Kamera arkasında çalıştım, uzun yıllar reklam filmi çektik.

Reklam filmi çekerken de sabahın erken saatlerinde Beyoğlu'nda bir kahve var oraya giderdik, oradaki bekleyen insanları toplardık. Bu iş için beklerler zaten.

Seçilip aksesuar olmak için reklam filmlerinde. Hayatın kenarında kalmış insanlardır onlar.

Çoğu alkoliktir, başka bir iş yapamadığı için bir şarap parası çıkarmaya çalışırlar.

Onları alırlar reklam filmlerinde masalara dağıtırlar, kalabalık görünsün diye. Banka reklamlarında yolda yürütürler.

Onların arasında mecburen geneleve düşmüş, sonra emekli olmuş hanımlarda vardır.

Benim hayatta başka türlü karşılaşamayacağım insanları ben hep orada buldum.

Onlardan çok çok bilgi edindim .

Ben Bora'nın Kitabın da genel evi anlatırım, biri bana sormuştu "Nereden biliyorsun? Genel eve mi gittin?"

Hayır gitmeme gerek kalmadı, oradan bir emektar bana o kadar canlı bir şekilde anlattı ki.

Size onun ağzından getirebildim.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Füreya" Cümle

AK:
Bambaşka bir kitap bu. Füreya Osmanlı sultanlarının, sadrazamların, eline doğmuş bir çocuk.

Cumhuriyet devrinde Atatürk'ün yaverlerinden biri ile evleniyor.

Cumhuriyetin bütün devrimlerini yakından izliyor.

Derken kader bu ya solcu oluyor, hayatını bir dönem parasal zor şartlarda solcu olarak bitiriyor.

Türklerin unutulmuş seramik sanatını yeryüzüne çıkaran, canlandıran ,sadece duvar süsü değil, kap kacak hatta takı gibi hayatımıza sokan sanatçı.

Çok enteresan hayatı. Hakikaten çok enteresan.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Bir tatlı huzur" Cümle.

AK:
Tek bir cümle Münir Nurettin Selçuk. Onun kulağımdan gitmeyen büyülü sesi.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Handan" Cümle.

AK:
Handan bir dörtlemenin sonuncu kitabı gibi geliyor bana. Handan'ın macerası Gizli Anıların Yolcusu ile başladı.

Gizli Anıların Yolcusunu Boranın Kitabı takip etti.

O kitabın içinden bir karakteri çocukluğundan alıp yaşattım.

Orada biraz zorlayan bir konu işliyordum.

Bir eşcinsel bir aşk işliyordum ilk defa.

Bir defa da kadın gözünle, yıkılan bir aile var. Karısına ve çocuğuna ne oldu?

Onların gözünden bu hikayeyi anlatayım dedim,

Dönüş. Bir kişi kaldı dışarıda.

Birinci kitapta ara sıra oynaştığı Handan, onun da gönlü kalmasın, onun da kitabını yazayım dedim.

Gezi olaylarının tarihine denk geldi, ben de o kitaba gezi olaylarını o kitaba kattım.

O nedenle benim için gezi kitabıdır.

Halide Edip'in Handanını da kattım.

Biraz çetrefilli kitap.

Handanların ve gezinin kitabıdır. Severim.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Nefes Nefese" Cümle.

AK:
Bu benim yurtdışındaki yegane başarım.

O kitabım çok sattı.

Bir çok dile çevrildi. 250 binin üzerinde İngilizce konuşulan ülkelerde sattı.

Bana parası gelmedi ama rüzgarı geldi.

Nefes Nefese Türk diplomatlarının İkinci Dünya Savaşı sırasında önce Türkiye'den gitmiş olan, Birinci Dünya Savaşı kaybedildiği zaman çok insan yurtdışına çıkmış artık Osmanlı bitti diye.

Yahudilere pasaportlarını iade ederek veya vererek.

Fakat sonra büyük zülüm ve soykırım karşısında özellikle çocukları ve öğrencileri kurtarabilmek için Türkiye'de bulunan, Rancolli sonra bayağı Papa oldu.

O zaman İstanbul'da görevliymiş, vaftiz sertifikaları yazdırarak diplomatlar ile yolluyorlar çocuklara, bütün öğrenci pasaportlara Yahudi çocukların resimlerini yapıştırıp onlara yolluyorlar ki çocukları kurtarabilsinler.

Üç kere de vagon yolluyorlar Türkleri kurtarabilmek için.

O zaman ki Türk devletinin insani tarafını gösteren müthiş bir kitap.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Adı Aylin" Cümle.

AK:
Aylin benim akrabam değil ama benim hısmım. Hısım Kan bağı olmayan evlilik ile geçen.

Benim amcamın karısının Aylini'n teyzesiydi. Beraber büyüdük.

Aylin kendini aştı bence bu kitapla. En meşhur kitabım.

Bu kadar meşhur olmayı hak ediyor mu? Bilmiyorum.

Ama ben inanıyorum ki Füreya ondan daha çok iyi bir kitaptı.

Okunması gereken çok cesur bir kızın kitabı.

Amerika'da orduya giriyor.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Hayat,Hüzün, Dürbünümde 40 sene" Cümle.

AK:
Hayat benim 20 senem, Hüzün öteki 20 senem .

Aslında tek kitap yazıldı, Dürbünümde 40 sene diye .

Yayıncı çok kalın buldu kitabı.

Çok pahalı olur, kimse almaz dedi.

Ortadan ikiye böldük. Beni çok üzer.

Bazı insanlar Hayal'i , bazıları Hüzün'ü okumaz.

Yarım kalır kitap.

O kadar üzüldüğümü görünce Yayıncı bana kıyak yaptı.

Dürbünümde 40 sene olarak bütün bastı. Fakat çok kalın ve pahalı kitap satılmadı.

Benim hayatımı merak edenlere tavsiye ederim.

BŞ:
BŞ: Bir kitap bir cümle. Kitap "Gizli Anıların Yolcusu" Cümle.

AK:
Bir sene var Türkiye'de gay cinayetleri çok yansıdı basına .

Bir baba geldi çocuğunu herkesin ortasında öldürdü. Bunun gibi çok vakalar olunca yazarların bir farkındalık yaratmayı düşünüyordum.

Biz sorunları çözemeyiz , biz sadece romancıyız ama bir duygu uyandırabiliriz.

Bir farkındalık yaratabiliriz.

Bir bakış açısı verebiliriz.

Böyle bir kitap yazmaya karar verdim ve yazdım.

Çok beğendim. Çünkü kitapta sadece bir gay adam yok.

Bir aile var, ergenliğini yaşayan genç bir çocuk var, aile bir ölüm yaşamış, ölümün getirdiği tahribat var.

Bir çok yönü olan bir kitaptı benim için.

Kitap yayınlandıktan sonra bizim Türklerin bir büyük özelliği; okuduğumuzu anlamıyoruz. Taha Akyol Bir makale yazmıştı, şöyle bir paragraf vermişler, diş fırçalamasını anlatıyor, önce macun süreceksin, sonra şöyle şöyle yapacaksın. Altında beş tane şık var.

Bu okuduğunuzdan ne anladınız?

Herkes işaretlemiş, hiç birinin ki doğru değil.

Çünkü ana fikir o değil.

Herkes kendine göre anlamış.

Bana homo fobi ödülü verdiler o sene.

Ben de meydan okumayı sevdiğim için arkasından Bora'yı yazdım.

Arkadan da seri geldi.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Kanadı Kırık Kuşlar" Cümle.

AK:
Onu başında Atatürk'ü anlatırken söyledim.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Veda" Cümle.

AK:
Veda, Anneannemin büyükbabası .

Ben gördüm, herkese nasip olmaz. Bana oldu.

Tam bir Osmanlıydı, kıyafeti ile, konuşması ile.

Onların kucağında büyüdüm ben.

Biraz çelişki içinde çünkü Padişahına bağlı bir Osmanlı.

Bir de babam var, çok Cumhuriyetçi, genç bir mühendis.

Aynı ailede barınabildiler.

Ben bu konağın hikayesini yazmak istedim, çünkü ilginç buldum.

Değişik fikirdeki insanların aile terbiyesi , aile bağları o kadar kuvvetli ki bizde, aynı evde saygıyı aşmadan yaşamalarını ilginç buldum.

Bir de işgal altında İstanbul'u anlatayım dedim dedemin evinin üzerinden.

İstanbul'un sancılı yıllarını anlatan ve Osmanlı'nın çöküşünü anlatan bir romandır.

BŞ: Bir kitap bir cümle. Kitap "Bir varmış, bir yokmuş" Cümle.

AK:
Evire çevire okuyacağınız bir kitap.

Bir zaman dergilere ben yazı yazardım. İlginç hayat hikayeleri.

Aylin de onların içindedir.

İlginç hayat hikayeleri var.

Bir tarafında da o hikayelerden yola çıkarak kendi kurguladığım hikayeler var.

Birbirine bir nevi bağlı ön taraf ile arka taraf ama şartlı değil, serbest de okuyabilirsiniz ama ilham verdi gerçek hikayeler, diğer tarafına kendi hikayelerimi yazdım.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Dönüş" Cümle.

AK:
Dönüş, Gizli Anıların Yolcusu'na başlayanların anne kızın hikayesidir.

Ben kendim boşandığım için biliyorum, hakikaten bir travmadır boşanma hem kadına hem erkeğe. Kadına belki daha fazla.

Bir de bu tür bir boşanma.

Koca gidiyor ama bir de bir erkeğe aşık olup gidiyor.

Bir kadın ve bir kız çocuğu ne yaşar bu acının arkasından .

Bunu merak ettiğim için yazdığım bir kitap.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Bir gün" Cümle.

AK:
Leyla Zana'nın hapse atılması ile başlayan bir kitap.

Ben alındım. Bir kadın parlamenteri kelepçe ile alıp götürdüler.

Onunla görüşmeye çalıştım, görüşemedim. Kendi Leyla Zana'mı yaratıp Türkler ile Kürtler arasındaki bu gereksiz ve lüzumsuz çekişmeyi ve bitmeyen kavgayı irdelemek istedim.

Tarih kitaplarına da baktım, böyle bir roman ürettim .

Kendi Leyla Zana'mın üzerinden bir kitap yazdım.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Sevdalinka" Cümle.

AK:
Bu soykırım laflarına ben çok alınırım ama Bosna'da 1992,93,94,95 yılları arasında müthiş bir soykırım yaşandı.

Ben tesadüfen öğrendim.

Boşnak asıllı olduğum için bir kitap yazayım , Bosna'dan göçünü anlatayım baba tarafımın diye düşünüyordum, internette savaş notlarını görünce bu orada yaşananların bir okur kitabı oluşmuştu.

Onlarla paylaşmak istedim.

Benim hayatımı, bakış açımı değiştiren bir kitaptır.

Onu yazdığım yıla kadar ben batı yanlısı, batı hayranı, batı müziği, batı edebiyatı, böyle gidiyordum.

Birden bire batının ne kadar iki yüzlü olduğunu gördüm..

Her gün hep birlikte biraz daha öğreniyoruz.

Ama bana batı tokat gibi çarptı o Bosna hikayesinde.

Sanki bir halı çekildi ayağımın altından, burnumun üzerine küt diye düştüm. Kendime geldim.

Benim doğu seyahatlerim, batıyı kaldıramadığım için artık o yıllarda başlar.

Çin, Hindistan ondan sonra gitmeye başladım. Ama itiraf ediyorum, ister istemez yüzümüzü batıya dönmek zorunayız.

Çünkü insani kurumlar o taraftan geliyor. İnsani kurumlara baktığınız zaman silme diktatörlük.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Geniş Zamanlar" Cümle.

AK:
Geniş Zamanlar benim öykü kitaplarımdan biri.

O zamanlar Türkiye'de yeni yeşermeye başlayan aşırı yobazlığa karşı bir tepki kitabı gibiydi.

Bir de benim kitaplarımda güçlü kadınlar yani Türkan Saylan, Füreya, Aylin bunlar ayakları üzerinde duran, mücadele eden güçlü kadınlar.

Ama bütün öykülerimde ezilen kadınları işlerim. O kitaplarımdan biri.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Babama" Cümle.

AK:
Babamın ölümünden sonra ona yazdığım bir ağıt diyelim.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Köprü" Cümle.

AK:
Bunu kısa anlatamam ki. Ben imzaya gittim Erzincan'a. İmza bitti.

Bir araba gelmiş, ödüm patladı. Vali araba göndermiş, çay içecekmişiz.

Bir yazar gelmiş memleketlerine çaya davet ediyor Vali beni. Araba orada duruyor, akşam uçak yok, yarın döneceğim.

Bindim gittim.

Öyle kravatlı bir Vali değil, süveter giymiş. Akşam konserleri varmış.

Dedi ki: "Ayşe Hanım siz oturun, ben onlara bir yer ayarlayım."

O telefonda konuşurken ben de önümdeki albümleri karıştırdım.

Bir köprü gördüm, köprüyü suyun üzerinde çekiyorlar, bir takaya koymuş çekiyorlar.

Valinin konuşması bitti. Bir mühendis kızı olmasam , bütün çocukluğum babamın çektiği resimle ile, köprü, köprü.

Bunu sordum bu köprü nasıl yapılabilir diye. "Gelin size göstereyim" dedi.

Makam arabasına bindik, Fırat'ın yanına gittik.

Orada bir bot bekliyor. Siz binin dedi. Ben bota bindim, bekliyorum Vali gelecek diye.

Cof diye bir ses duydum , baktım Vali suda.

"Aa vali suya düştü" dedim.

Suya düşmemiş, kayak takmış ayağına , gidiyoruz, Vali Su kayağı yapıyor.

Ne zaman soyundu bu Vali. Mayosu içinde olurmuş hep. Uzun bir nehir fırat, epey gittik.

Vali sudan çıktı, her yerinden sular akıyor.

Bahar, bende de kısa kollu bir şey var, saçlarım sarı , uzun.

Tırmandık keçi gibi.

İçimden "Buraya araba ile gelemez miydik. Bu Vali deli midir? Nedir ?"

Karşıdan bir minibüs geliyor, içinde adamlar, bittik dedim.

Bir donlu adam, yanında kadım. Ben bakmıyorum, bakmasam kurtarır mıyım façayı diye.

Linç edecekler bizi.

Kime anlatırsınız bu mayodur.

Adam çıplak.

Yavaşladı minibüs, kalbim küt küt, indiler geliyorlar.

Vali ile öpüştüler, hiç kimse şaşırmadı Vali niye çıplak.

İstanbul'dan yazar hanım geldi, misafirimiz dedi.

Beni de selamladılar. Gittiler.

Ben o kadar şaşırdım ki.

"Valim nedir bu?" dedim.

"Ayşe Hanım, ben bu köprüyü imece usulü yaptım. Burada herkes beni tanır" dedi.

Dönüşte anlatıyor köprüyü nasıl kurtardığını.

Benim ağzımdan bir söz istemeden çıktı.

Bu köprünün romanı yazılır diye bir şey çıktı. Vali bir daha üzerinden kalkmadı.

Sürekli telefon açıyor, Ayşe Hanım yazacaksanız gelin.

Sonunda gittim.

İnanılmaz bir Vali ve inanılmaz bir körünün hikayesini Köprü de yazdım.

Özellikle bürokrat olanlar keyif ile okuyacaktır.

: Bir kitap bir cümle. Kitap "Her Yerde Kan Var" Cümle.

AK:
Bu yeni kitabımız. Abdülaziz intihar mı etti? Öldürüldü mü?

Karanlıkta kalmış bir Padişahımız var.

Çok uzak tarih değil. 1876'da vefat etti.

Üzerinden çok çabuk 5 padişah daha geçti.

Bir tanesi delirdi diye indiriyorlar, yerine getirdikleri gerçekten deldi, 93 gün sonra indiriyorlar.

Sarayın içini didikleyen, kadınların güç kavgasını anlatan, Osmanlının gerçek yüzünü anlatıyor. İnşallah keyif ile okursunuz.

Ben çok çalıştım. En çok yazmak için kitap okuduğum kitaptır.

Her iki yanımda 20 ye yakın kitap vardı.

Her bölümü birkaç kitap okuyarak yazıyordum ,yanlış bilgi vermeyeyim diye.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Güneşe dön yüzünü" Cümle.

AK:
İlk kitabım. İlk çocuğum gibi.

Orada daha kendimi çok ispat etmiş bir yazar olmayabilirim ama çok samimiyet ile.

Her yazar önce eteğindeki taşı döker. Kendi evini, ailesini, sokağını anlatır.

Ben de orada onu yaptım.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Gece Sesleri" Cümle.

AK
: En sevdiğim kitaplardan biri. Çok güzel bir kurgusu vardır.

Aşağı yukarı 3-4 kuşağı anlatır.

Biraz Anadolu'da geçer, biraz İstanbul'da geçer.

Bana birkaç tane en sevdiğim kitabı sorsanız 30 küsur kitabımın arasında, Gece Sesleri kitabımı muhakkak söylerim.

Kurgu bakımından mükemmel bir kitaptır.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Kördüğüm" Cümle.

AK:
Kanadı Kırık Kuşların bittiği yerde Kördüğüm başlıyor.

O genç karakter Kördüğüm de devam ediyor ve Son adlı kitabım da bitiyor.

Sonu bunun için yazdım.

Öyle bir şey yazayım ki, karakterler birbirinin içine girip çıkmasın.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Umut" Cümle.

AK:
Umut , Veda'nın devamı niteliğinde.

Çünkü Umut , Osmanlı'nın savaşı kaybetmesi ve bütün kabinenin, dedem de aralarında olmak üzere, kabinenin yurtdışına kaçması ile bitti.

Umut dönüşü ile ve Cumhuriyetin kuruluşu ile devam ediyor.

Bir Cumhuriyet kitabı.

Türkiye Cumhuriyetinin doğuşu, kendi evimin üzerinden.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Taş Duvar Açık Pencere" Cümle.

AK:
Bu bir öykünün adı.

Almancaya çevrildi. Alman Hoca ile Profesör kadın, tanıştık Almanya'da.

Bir antoloji yapalım birlikte dedik.

3 Türk, 3 Alman yazardan bir Antoloji. Ayla Kutlu ve Nezihe Meriç'in ve benim kitabım var orada.

Enteresan bir kitap çünkü kitabı okuduğunuz zaman Türk yazarlar ile Alman kadın yazarların ne kadar farklı olduğunu görüyorsunuz.

Üçümüzün de ezilen kadınlar, Anadolu kadınlar var, haksızlığa uğramış kadınlar ,hayat mücadelesi veren dertleri bambaşka kadınlar.

Almanların kitabında şehirde burjuva kadınlar var.

Bütün dertleri aşık oldukları erkek ilişkileri, karı koca ilişkileri, dünyalar ayrı .

Bizim de şehirlerimizde dünyalar ayrılıyor ama Türkiye'nin çok büyük bir kısmı hakikaten acı çeken kadınlar.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Sit Nenemin Masalları " Cümle.

AK:
Annemi kaybettim.

Annemin adı Sitare idi.

Babama bir kitap yazdım.

Anneanneme bir kitabımı ithaf ettim.

Anneme hiçbir şey yapamamıştım.

Çok içime dokundu.

Onun torunlarıma okuduğu bir masalı devam ettirdim ve bir çocuk masalı oluştu.

Müjdat Gezen de bunu resimledi ve biz ikimiz Unicef'in iyilik elçileri olarak Müjdat ve ben bu kitabın gelirini Unicef'e projesine bağışladık.

Bu kitap çok satılmadı, duyulmadı pek.

Karı da yayın evlerine gitmiyor.

Sadece çocuklara gidiyor gelirleri.

Çocuklarını varsa, alırsanız sevinirim.

Çünkü hakikaten bir hayra hizmet eden bir kitaptır.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "İçim de kızıl bir gül var gibi " Cümle.

AK:
Benim 14 yaşımdayken Nazım'ı nasıl tanıdığımı, nasıl hayran olduğumu, onu nasıl takip ettiğimi, hayatımın çeşitli zamanlarında nasıl ondan güç ve ilham aldığımı anlatan bir kitap.

BŞ:
Bir kitap bir cümle. Kitap "Tutsak Güneş" Cümle.

AK:
O Türkiye'de yazılan distopya.

Onu ben yazdım ama edebiyat dünyası daha farkında değil.

Çünkü çok satanlar, biraz küçümsendiği için, ya okumuyorlar ya gözlerinden kaçtı.

Ama başka bir distopyadan esinlenerek yola çıktım.

Margaret Atwood'un Damızlık Kızın Öyküsü diye bir kitabı vardır.

Onu okudum, çok etkilendim, zaten kitabın içinde de yazıyorum , geçiriyorum o kitabı.

Romanist Cumhuriyeti diye bir yerde , ileri bir tarihte, okuduğunuz zaman neresi olduğunu anlıyorsunuz. Böyle bir kitap.

: Bir tane İngilizce "Face to Face"

AK:
"Bir Gün'ün İngilizcede ki adı. Bir Türk kızı ve bir Kürt kızı , ikisi de Türk, Türkiye'de yaşayan ama etnik olarak Türk ve Kürt kızı .

Birisi Aşiret, birisi Kaymakamın kızı.

Bir gün boyunca hapishanede oturup, konuşurlar, çocukluklarına dönerler.

Türkiye'de yaşayan bir Türk ve Kürt kızın nasıl büyüdüğü, nasıl mecralardan geçtiği, neler çektiği , nasıl bir hayatın içinde olduğu. İki paralel hayat akar aslına.

BŞ:
Kağıt geldi bize, süremiz bitiyor.

Ayşe Hanım ile saatlerce sohbet yapabiliriz.

O kadar güzel şeyler anlatıyor ki, tadına doyum olmuyor.

İnşallah, ileride değişik ortamlarda yine hep birlikte oluruz, bu sohbetlerimizi devam ettiririz.

Sizlerden bir soru alabiliriz.

DİNLEYİCİ :
Çok uzun hayat olmayan bir hayat sizin hayatınız. Ama dört çocuk, iki evlilik, roman, sinema. Bunu nasıl sığdırdınız.

AK:
78 sene, o kadar da kısa değil. Erken yola çıkarak.

DİNLEYİCİ:
Adı Aylin kitabının sahneye konulacağı haberleri çıkmıştı.

AK:
Olmadı. İzin verilmedi.

DİNLEYİCİ:
Ben Edebiyat öğretmeniyim. Sizi keyif ile dinliyorum. Biraz önce 78 yaşında olduğunuzu söylemiştiniz ama 28 yaşında gösteriyorsunuz.

AK:
Sizi göz doktorlarına emanet ediyorum.

DİNLEYİCİ:
Ben il dışından geldim. Şans eseri sizi dinleme fırsatı buldum.

Benim için bir şans oldu. Ben şunu merak ediyorum; ben ve eşim de bir şeyler karalıyoruz.

Yazdıklarınızdan o kadar etkileniyoruz ki. Bazı bölümlerin o kadar etkisinde kalıyoruz ki, hala hafızamdadır. Siz kendiniz eserlerinizi yazarken etkisinde kalıyor musunuz?

AK:
Çok kalıyorum.

İnanın bana bu yaz depresyondaydım bu son kitabımı yazarken.

Ne kadar çok ağladım. En son Engin dedi ki: "Sen bu kitaptan vaz mı geçsen. Çekilmez oldun."

Hele Sevdalinka da bir bunalım gibi bir şey geçirdim, gidip gördükten sonra onları.

Yazarken çok üzüldüm, bir de gittim Saraybosna'ya , döndüm, kitabı değiştirmek zorunda kaldım.

Çünkü yaşadıkları şeyler insani şartlar değildi. Her şeylerini kesmişlerdi.

Elektrik, su, hava gazı . Korkunç bir mücadele verdiler. Bildiğiniz gibi değil.

DİNLEYİCİ:
İlk kitabınızdan bahsederken "O benim ilk çocuğum gibi. Hatalarım var. İnsan ilk kitabında kendini, ailesini, çevresini anlatır" demiştiniz. Şu an gençlere bu konu ile ilgili bir şey söyleseniz, ne söylemek ister siniz?

AK
: Günlük tutun. Ben tutmadığım için çok pişmanım. İnsanın hem elini açıyor, hem de bir gün lazım oluyor.

Çok iyi bir gözlemci olun.

Metroda, otobüste, her yerde olmanız lazım ki, değişmekte olan dili de duyun. Kulağınıza gelsin.

BŞ:
Bir kitap bir gelecektir. Her kitap yeni bir pencere açar.

Gençlerimize çok kitap okutalım.

Onlara yeni yeni pencereler açalım.

Herkese Kitap Vakfı ile el ele verelim.

Gençlere kitap iletmek için elimizden geleni yapalım.

Hoşçakalın kitapsız kalmayın.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

.


.



.


.

.



.


.



.



.


.



.



.



.


.



.


.



.

.



.



.



.



.



.



.



.



.

.



.



.



.



.



.


.



.



.



.



.



.



.



.



.


.



.



.



.



.



.



.



.



.



.



.



.



.



.



.



.



.



.
.
.

.

AYŞE KULİN ile BÜLENT ŞENVER "Kitapcan Sohbeti" TÜYAP"

.
.


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org