Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Yusuf Ziya HALEFOGLU Gözüyle 


     

 



Tüm Yazıları

       ShareThis
Napolyon'un Düğmeleri
07.05.2021
Yusuf Ziya HALEFOGLU
Okunma Sayısı : 574
Oy Sayısı : 0
Değerlendirme : 0
Popülarite :
Verdiğiniz Puan :
 

 

 

Son günlerde yaşadığımız tüm şeylerin kaderle bir ilişkisi var mı acaba?
Kader, gerçekten yaşamın içinde bize sunulan bir taslak diyorum. Bir eskiz çalışması belki de, bu eskizi alıp üzerinde oynayarak, ya berbat ederiz, ya da ondan güzel bir eser meydana getirebiliriz. Belki de en iyisini yapabilmek uğruna, yıllarımızı harcadığımız, aradığımız ve el yordamıyla araştırdığımız, bazen başarı, bazen hatayla bir çok şeyi denediğimiz, sevdiğimiz, sevildiğimiz, nefes aldığımız, bazen tıkandığımız yaşam taslağımız. Doğum ve ölüm her ikisi de kader olarak karşımıza çıkar, ne zaman ve nasıl karşıladığımız önemlidir. Yoksa ölüm, geri döndürülemez bir şekilde her zaman bizi beklemektedir.

Beethoven, yeteneğin bir kader olarak rolünü, yirmi iki yaşındayken, "çobanın şarkılarını başkaları işitirken ben hiçbir şey duymuyorum" dediği şekilde yazdığı bir mektupta o kadar açık bir dile getirmiştir ki... Biraz sitem, biraz hüzünlü...
"Bu hastalıktan kurtulsam dünyayı etkilerdim, gençliğimin daha baharındayım, hastalığa mı mahkum oldum?" der. Çok genç yaşta sağır olmuştur. Ancak sağırlık beste yapmasına engel olmamıştır, çünkü dış sesleri duymaz ama müziği ruhunda hissetmeye devam etmiştir. Kadere karşı aldığı tavır çok önemlidir. Ruhundaki özgür düşünce, kadere karşı farklı bir mücadele ortaya koymuştur.

Kader ve özgürlük işte bu noktada bir paradoks, diyalektik bir ilişkidir. Özgürlük, hiçbir zaman kaderin olmaması demek değildir. Karşılaşılacak kader olmasa, ölüm, hastalık, bitkinlik olmasa, herhangi bir sınırlama olmasa ve bu sınırlamalara karşı yetiler olmasa, biz hiçbir zaman herhangi bir özgürlük geliştiremezdik diye düşünüyorum. Diyalektiğin ilk kaşifi her ne kadar Herakleitos olsa da, Hegel'e kadar anti tezi gözden kaçırmışlardır. Hegel'in diyalektik tezinde önce bir tez gelir ve karşısında bir anti-tez oluşturur, bu paradokstan bir sentez ortaya çıkarır. Kaderi bir tez olarak düşünürsek, anti-tez olarak karşısına özgürlüğü koyabiliriz belki de ve bu da bizi bir senteze götürür. Her biri öbürüne güç ve enerji verir. Kader özgürlüktür, özgürlük ise kaderdir.
Özgürlük, daha çok kaderle olan mücadelemizde bilenir. Her birimiz kendi kaderini çeker. Kaderimizi yok edebilmemiz mümkün değil, onu silmemizde, onun yerine başka bir şey koymamızda. Ama nasıl tepki vereceğimizi, karşılaştığımız yetilerimizi nasıl yaşayacağımız seçebiliriz. Kader aslında durumumuzdur.
Kaderimiz ontolojiktir; özgün yaşantımız ve deneyimlerimizdir. Evrenin her birimizin oluşumumuzda kendini gösteren varoluştur.
Kaderin ontolojik yönünü en iyi yaşayan Beethoven, 21 yaşında Viyana'ya yerleşmiş ve orada Joseph Haydn ile çalışmış aynı zamanda virtüöz piyanist olarak şöhret kazanmış, ölene dek Viyana'da yaşamını sürdürmüştür. Yirmili yaşlarının sonlarına geldiğinde işitme sorunları yaşamaya başlamış ve hayatının son zamanlarında neredeyse tamamen sağır olmuştur. 1811 yılında 41 yaşında orkestra şefliğini ve halka açık konserler vermeyi bırakmış, fakat beste yapmaya devam etmiştir. En çok takdir edilen eserlerini hayatının son 15 yılında bestelemiştir. Tam da kaderin onu sağırlığa mahkum ettiği yıllarında.

Bu yılların hemen öncesinde baş gösteren aydınlanma çağı ile birlikte, Beethoven'ın çevresindekilerin çoğu aydınlanmış kişilerden oluşmaktaydı. Beethoven, aynı zamanda Fransız Komutan Napolyon Bonaparte'a hayrandı. Napolyon'u Fransız Devrimi'nin gerçek varisi olarak görüyor; onun monarşiyi ve feodalizmi yıkıp, Avrupa halklarına eşitlik, özgürlük getireceğine inanıyordu. Tam da bu yüzden 1803 yılının ikinci yarısında bestelediği 3. Senfoni'sini Napolyon Bonaparte'a adadı. Eşitlik, özgürlük, kahramanlık gibi ideallere bağlı olan Beethoven de Fransız Devrimi'nin rüzgarına kendini kaptırmıştı.
İlk başlarda söylemleriyle sadece Beethoven'in değil, cumhuriyete ve eşitliğe inanan herkesin umudu olan Napolyon Bonaparte'ın, 1804 yılında kendini "imparator" ilan etmesi, pek çok destekçisinde olduğu gibi Beethoven?de de ciddi hayal kırıklığı yaratmıştı. Hatta 3.Senfoni'nin kapağına yazdığı "Sinfonia Grande Napoleon Bonaparte" ifadesinin üstünü karaladı ve eserine "Kahramanlık" anlamına gelen "Eroica" adını verdi.
Bu ad kader midir? Yoksa Özgürlük mü? Yoksa her ikisinin bir sonucu mu?

Bu arada iyice güçlenen imparator Napolyon, 600.000 askerle 1812 Temmuzunda Rusya kapılarına dayanmıştı. En büyük orduya sahipti neredeyse. Napolyo'nun daha önceki savaşlardan muzaffer olarak çıkan askerleri, günler ve aylar geçtikçe Rusya seferinde tökezlemişti. "Hepsi bir düğme yüzünden olmuştu." Her ne kadar şaşırtıcı görünse de, Napolyo'nun ordusunun dağılması, bir düğmenin, daha ayrıntılı olarak piyadelerin paltolarından kopan düğmelerin, ceketlerinden ayrılan düğmelerinin kopmasından olmuştu. Napolyo'nun askerlerinin tüm ceket ve pantolonlarının düğmeleri kalaydan yapılmıştı ve soğuk, kara kış günlerinde Rus ordusu karşısında savaşırken, kalaydan düğmeler dağılarak tuz gibi olmaya başlamıştı. Tüm askerler savaşın en sıcak anında, soğukta, karda, ceket ve pantolonlarını kapatmaktan ellerindeki tüfekleri tutamaz olmuşlardı. Bir gözlemci Napolyon'un ordusunu "kadın pelerinlerine, eski püskü halı parçalarına, yanık delikleriyle dolu paltolara bürünmüş bir hayaletler güruhu" demiştir.

Kader tam da böyle bir şey mi? Kaderin belirleyicisi "kalaydan düğmeler" miydi?

Saramago'nun "Filin Yolculuğu" kitabında dediği gibi, "bir yolculuğun sonu, sadece bir diğerinin başlangıcıdır. Yolculuğa yeniden başlamak gerekir daima."
"Geçmiş, uçsuz bucaksız taşlık bir arazidir, kimileri sanki otobandaymış gibi geçip gitmekten hoşlanırken, kimileri de sabırla bir taştan ötekine seker, kimileri de taşı yerden kaldırır çünkü altında ne olduğunu "öğrenmek" ister."

Kader, taşlı yollarda özgürce nasıl yürüyeceğimizi öğrenmekten geçmek değil midir?


Kötü         Çok İyi  Oyla 
           
Tüm yazıları        ShareThis
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
                 

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org