Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Yusuf Ziya HALEFOGLU Gözüyle 


     

 



Tüm Yazıları

       ShareThis
VASAT!
09.01.2022
Yusuf Ziya HALEFOGLU
Okunma Sayısı : 946
Oy Sayısı : 8
Değerlendirme : 5
Popülarite : 4,52
Verdiğiniz Puan :
 

 

 

Penceremde oturmuş sabah kahvemi yudumlarken, bahçedeki birbirinden bağımsız gibi görünen doğayı izlemek müthiş bir keyif verir her zaman. Güneşin ilk ışıkları, şeffaf bulutların içerisinden gökte parlayıp toprağın üzerine düşmeye başladığı zaman hareket başlar. Beyaza çalan bulutlar, mavi gök kubbede aceleyle bir yerlere yetişme telaşı içinde hareket ederler. Kuşlar ağaçların içinde ötüşüp yeni sabaha şükredercesine bir şeyler anlatma telaşında olurlar... Ağaçlar huzur ve canlılık içinde bir şeyler fısıldaşırlar. Yaşamın tüm canlılığı ile devam ettiğini ve her şeyin birbiri içerisinden bir ahenk içinde akıp geçtiğini gösterir gibi.

Ancak irade, bilinçsizliğin gecesinden hayata uyandığında, kendisini sonsuz ve sınırsız bir dünyada mücadele eden, hepsi acı çeken, sükutu hayale uğrayan sayısız fert arasında bir fert olarak bulur; ve sanki sıkıntılı, eziyet verici bir rüyaymış gibi derhal gerisin geri eski bilinçsizliğe ve vasatlığa doğru koşar.

Uğur Batı hocanın tanımıyla, vasat aslında iyidir, vasatı devam ettirmek, çünkü o bir ortalama haldir. Bu şekilde bir hayat sürüyorsanız sizi çok zorlamaz ve iyi bir hayat da olabilir. Ama öyle kalmıyor işte, teknoloji ilerliyor, veri dünyası hızla değişiyor ve siz değişmezseniz, vasat kalırsanız hayatın gerisinde kalıyorsunuz. Dünya sıçrama noktasında çünkü. Zaman öyle bir şey ki, örneğin basit bir şeyi anlatmak için bile hemen bir uzman görüşüne başvuruluyor. Çünkü bazı şeyleri açıklamak için vasatlık yetmiyor demek ki. Ortalamanın anlayacağı dilde anlatmaya zorluyoruz kendimizi, sistem olur olmaz bizleri vasata zorluyor. Siyaset de bunu görev bilip, tüm vasatı düzenleme görevi görüyor zaten. Ve herkesin bir şekilde rölantide, vasatta kalarak çürümesini sağlıyor.

Vasatın nefs ile mücadelesini kaybetmesi ile zamanın çok gerisinde kalarak bir kültürel gecikme yaşadık. Bizim toplumun belki de en önemli sorunu bu kültürel gecikmenin beraberinde getirdiği vasatlık. Her türlü teknolojiye sahibiz ama bunu kullanacak kültüre sahip miyiz? Son model arabaya binebilirsiniz, her türlü teknolojik aleti elinizde taşıyabilirsiniz ama ruhen bunu hissedebiliyor muyuz?

Veri dünyasının üstel olarak değiştiği bir evrende toplum olarak buna hazır mıyız?

Yoksa ruhumuz acı mı çekiyor? Çünkü bir uyuşmazlık var. Bu uyuşmazlık bizde daha çok görgüsüzlük ve yozlaşmayla kendini gösteriyor. Tüm görgüsüzlüğün ve yozlaşmanın temelinde kültürel gecikme vardır. Bedenlerimiz ve eşyalarımız on adım önde giderken, ruhumuz on yıl geriden geliyor. O zaman da ruhumuz acı çekmeye başlıyor aslında. Bu acıyla baş etmek için kendimizi vasatlığa vuruyoruz.
Toplum olarak ruhsal bir acı çektiğimiz de gerçek. Bu ruhsal acıyı görebilmek için, içe dönüp belki de kendimize bir bakmalıyız. İçe dönmek insanın kendini fark etmesini sağlar.
Hayal kurmayı unuttuk. Çünkü hayal gelecek ile ilgilidir. Vasat geleceği hayal etmez, geçmişi ile övünmek ona yeterlidir çünkü. Hep geçmiş özentisinde kalır.

Ve en önemlisi vasat gerçeği büker.

Zamanı bile bükebilir.

Vasat, her şeyden önce "kavramı" ele alır ve önce kavramın içinin boşaltılmasını sağlar. Hatta kavramla dalga geçercesine alaycı bir durum yaratır. Daha sonra bu içini boşalttığı kavramı tekrar öyle bir ele alır ki, içini vasat bir şekilde doldurur. Ve kavram anlam yitirmeye başlar. Tam olarak anlamı kaybettiğinde de aynı vasatlar, bunun karşıtlarını yaratır, sonra her ikisini birbiri ile çarpıştırır ve birlikte piyasaya sürer. Hangisini seçerseniz seçin, artık vasatı yaşamaya mahkum olursunuz. Vasatlar içi boşaltılmış kavramları o kadar güzel konuşurlar ki, artık kavramlarda vasatlaştığı için yüzeyseldir ve tam kendine hitap eder. Zaten arada vasat olmayanları da elimine ettiklerinden, vasatlar dünyası içinde kendilerine yer buldukları için herkese ahkam kesmeye başlarlar. Vasat zamanı unutabilir, zamanı ve mekanı bükebilir, hatta zihni de bükebilir, ama bükemediği tek şey sevgi ve us'tur.

Vasatın içerisinde iki yüzlülük, bencillik ve alaycılık vardır.
Başkalarının iyiliğini yadsımak suretiyle kişinin kendi çıkarını her şeyin üzerinde tutmasını ifade eden bencillik, bütün kötülüklerin kaynağıdır aslında. İnsan hayatını acı ve ıstırap verici bir hale getiren bencilliğin sonucu olan kötülük, ancak merhamet ya da duygudaşlık ile giderilir der Schopenhauer. İnsanı varoluşun hilesinden kurtaracak olan duygu, bir çeşit duygudaşlık olan merhamettir. Duygudaşlık ya da merhamet, doğruluk ve yardımseverliğin kökenidir, sevgidir. İşte o zaman us'umuzu kullanabilirsek, duygularımızın esiri olmadan bundan kurtulma şansımız var demektir. Ama sonu gelmez tutkularımızın ve duygularımızın esiri olmuşsak, her tatmin edilmiş arzu bir yenisini doğurur. Bu dünyada imkan dahilinde olan hiçbir tatmin onun şiddetli arzusunu dindirmeye, taleplerinin önüne nihai bir hedef koymaya ve yüreğinin dipsiz kuyusunu doldurmaya kifayet etmez.

Aydınlanma çağının önde gelen filozoflarından olan Voltaire, "Candide" eserini yazarken olası dünyaların en iyisinde "bütün olaylar birbirine bağlıdır" derken bugünkü "bağlantısallık" teorisine gönderme yapmıştı sanki. Alaycı anlatımın eserde hangi işlevleri nasıl ortaya koyduğunu ve bireysel eleştiriden hareketle, toplumsal eleştiriyi nasıl etkilediğini eserinde çok güzel açıklığa kavuşturmuştu. Antik dönemde Socrates'in yazılarıyla ortaya çıkan bu alaycı anlatımın amacı, toplumun her tabakasında, bir şey bilmedikleri halde biliyormuş gibi görünen vasatlıkları ve vasat kişileri göstermektir.

Gerçekten son günlerde yaşadıklarımıza baktıkça bilmenin, öğrenmenin ve okumanın önemini bir kez daha anlamamız gerektiğini düşünüyorum. O zaman vasatlığın farkına varabiliriz. Olabilecek belki de en iyi dünyada yaşıyoruz. Ama bu muhteşem doğaya sahip dünyada nedense vasatı tercih ederek yaşamayı seçiyoruz. Kendimizce vasattan kurtulmak için ve daha iyi bir dünyada yaşayabilmek için, Voltaire'in eserinin sonunda dediği gibi; "bahçemizi yeşertmek gerek."
Kaderci bir anlayışa sahip olmayan us'umuzu geliştirmeli ve yeni fikirler üretmeliyiz, vasatın dışına çıkarak kendi dünyamızı oluşturmaya çaba sarf etmeliyiz...


Kötü         Çok İyi  Oyla 
           
Tüm yazıları        ShareThis
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
                 

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org