Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Bülent Şenver'in Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

ETİK SOHBET Yelda Cumalıoğlu ile Bülent Şenver
20.12.2020
Okunma Sayısı : 859
Oy Sayısı : 4
Değerlendirme : 5
Popülarite : 3,01
Verdiğiniz Puan :
 

 

ETİK SOHBET Yelda Cumalıoğlu ile Bülent Şenver
.
.

Etik Lider Akademisi
ELA'dan mezun olmuş 1800 gencimiz ile

şu anda ELA akademide eğitim gören 14. dönem öğrencilerine zoom üzerinden

Sayın Yelda Cumalığlu ile Bülent Şenver

"Etik Sohbet" yaptı.

.
.

 
  ETİK SOHBET Yelda Cumalıoğlu ile Bülent Şenver

.
.

 dinlemek için 

.
.



.
.


.
.

ETİK SOHBET Yelda Cumalıoğlu ile Bülent Şenver



YA:
Oturumumuza hoşgeldiniz. Bugün Etik Değerler Merkezi Derneği Onursal Kurucu Başkanı Bülent Şenver Hocamız ve değerli iş insanı Sayın Yelda Cumalıoğlu Hanım aramızda. Ben sözü Bülent Şenver Hocama bırakmak istiyorum.

BŞ:
Bugün biz çok önemli ve çok değerli bir sohbet gerçekleştireceğiz. Etik Değerler Merkezi Derneği etik sohbetlerinden birini gerçekleştirmiş olacağız.

Ben Bülent Şenver Etik Değerler Merkezi Derneği Kurucu Onursal Başkanıyım.

Bu sohbetimizin amacı Türkiye'de etik değerlere önem veren bir iş insanını gençlerimiz ile buluşturmak.

Gençlerimiz ile buluşturduğumuz zaman da etik ile ilişkili, etik anlayışı bilincinin oluşturulması ile ilişkili bir sohbet gerçekleştirmek. Bu sohbeti gerçekleştirmek bizim için şöyle önemli; biraz daha bilinçlenmelerini gençlerin sağlamak.

Muhakkak Etik Lider Akademisinde gençlerimize çeşitli eğitimler veriliyor, bu eğitimlerde etiğin ne kadar önemli olduğunu görüyorlar.

Biz ayrıca bunu hakiki hayatta, uygulamalarda, karşılaşılan sorunlar ile birlikte , bir de tabii ki değerli bir iş insanını bulmuşken de ona bazı sorularımız oluyor, sizlerin merak edeceği sorular oluyor, onları da kendisi ile paylaşıyoruz.

Bugünkü değerli iş insanı konuğumuz Sayın Yelda Cumalıoğlu. Hoşgeldiniz Yelda Hanım.

YC:
Hoşbulduk Bülent Bey. Davetiniz için teşekkür ederim. Beni böyle özel arkadaşların özel bir konuda yapmış olduğunuz bu eğitim programları çok değerli. Ben teşekkür ediyorum onun için.

BŞ:
Ne kadar güzel siz insanlara bir şekilde enerji veriyorsunuz, onları motive ediyorsunuz.

Sadece yakın çevrenize değil, ulaşabildiğiniz herkese.

Etik Lider Akademisinden şuanda mezun olmuş 1800 tane gencimiz var.

Bu 14. Dönemde ve şuanda öğrenci olan 500 öğrencimiz var. Hepsine birden bu ekranlardan yine enerji vereceksiniz. Sizin enerjiniz onlara geçecek.

Ben ilk soru olarak size şunu sormak istiyorum, herkes merak ediyor, Yelda Cumalıoğlu, sosyal medyadan görüyorlar, basından izleyebiliyorlar,televizyonda görüyorlar.

Sizin önemli kilometre taşlarınızı merak ediyorlar.

Merak ettikleri kilometre taşları dediğimizde bazı insanların hayatında bazı şeyler hakikaten çok önemli oluyor. "O olmasaydı ben bu duruma gelemezdim.

Şunu yapmasaydım böyle olmazdım." Gibi önemli bazı kilometre taşları var. Bize önemli kilometre taşlarınızdan bahseder misiniz?

YC:
O kadar çok var ki aslında ama öncelikle yapısal olarak söyleyeyim. Ben rekabetçi bir kadınım ve o rekabeti de kendim ile yapıyorum.

Çok şükür başkası ile değil. Rekabeti kendiniz ile yaptığınız zaman devamlı bir kendini aşma durumu söz konusu oluyor.

Geçen sene ben ikinci üniversiteye başladım tekrar. İstanbul Üniversitesinde felsefe okuyorum.

Bu arada çok iyi denk geldi, bizim ocak da finallerimiz var, bugün ahlak felsefesi dersini çalıştım, bitirdim. Çok önemli bir kavram etik.

Ben bunları çalışırken siz bana mesaj attınız, Yelda Hanım katılır mısınız diye, öncelikle teşekkür ederim.

Ben Hacettepe İktisat mezunuyum, Ankaralıyım, üniversiteden mezun olduktan sonra bir süre Sheraton otelinde çalıştım.

Turizm sektörünü çok seviyordum fakat daha sonra benim şahsen bana çok uygun olmadığını gördüm.

Dış İşleri Bakanlığı TİKA'ya girdim.

TİKA'da 10 sene çalıştım. TİKA Sovyetler Birliği dağıldıktan sonra bağımsızlığını kazanan Türkiye Cumhuriyetleri için yapılan bir teknik yardım kuruluşu.

Hala var ve Etopya'da bile ofisi var. Türkmenistan'da ki İlk ofisi ben açmıştım TİKA'dayken, daha sonra başbakanlığa bağlandı, orada 10 sene çalıştım, 5 sene Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinde çalıştım.

Kendim ile çatıştığım bir dönem oldu. Bir kendiniz ile yaptığınız rekabet var, bir de kendiniz ile yaptığınız çatışma var.

İnsan kendi ile yaptığı çatışmayı asla kazanamaz.

Çünkü ikimizde aynı güçteyiz. Dolayısıyla bu bir problem, bunalım yaratan bir durum.

O dönemde de ben aslında teknik yardım veren bir kuruluştan TİKA'dan Avrupa Birliği Genel Sekreterliğine geçince teknik yardım alan bir kuruluşa, Avrupa Birliği Komisyonundakilerin bize olan davranışları beni bunalıma soktu ve dedim ki hayat bu değil, senin buradan ayrılman gerekiyor.

Sen ne yapabilirsin?

Hayatta ne istiyorsun diye kendime açık bir şekilde sordum.

Kendimle bir somut analiz yaptım.

Güçlü taraflarım neler?

Güçsüz taraflarım neler?

Ve güçlü taraflarım yazım kabiliyeti olduğuna karar verdim, hatta köşe yazarları için şöyle bir cümle kurmuşluğum bile vardır Üniversitede.

"Ben daha iyi bir köşe yazarıyım" dediğim bile oldu. Bir kitap yazmaya başladım, bir roman yazmaya başladım ve o romanı yazarken hayatımın en güzel dönemlerini geçirdim.

Çünkü tamamen içinize dönüyorsunuz, o içinizdeki yaratıcılığı ortaya çıkarıyorsunuz. Müthiş bir duygudur.

Kitabım bitti, yayın evlerine götürdüm, kitabımı hiçbir yayın evi basmayı kabul etmedi. Tanınmıyordum, devlet memuruydum, kim alacaktı benim kitabımı?

Şu da var, o zaman bana şahane gözüken kitabımı şimdi okuduğumda aslında çok da kötüymüş ama benim için bir başlangıç oldu.

Daha sonra sizin sorduğunuz soru, dolayısıyla kitabımı basmamaları benim için bir zıplatan faktör oldu. Bir süre sonra bir yayınevi bana geldi, kitabımı basmak istediklerini söyledi.

Ortaklık teklif ettiler, ben de kabul ettim.

Devlet hayatımı bıraktım. 11 senelik devlet hayatımı bıraktım.

4 ay gibi kısa bir zamanda korkunç bir rakam dolandırıldım, para kaybettim.

Suç yine bendeydi.

Bilmediğim bir sektördü.

Onlar batık bir firmaydı.

Kendilerini farklı göstermişlerdi.

Ben de inandım, girdim ama inanmamalıydım, araştırmalıydım.

Bilmediğim bir şeye heyecanla hayallerim gerçek oluyor diye atlamamalıydım.

Çok para kaybettim ama çok da iyi bir ders oldu.

Bir süre sonra oradan yarılarak kendi yayınevimi kurdum.

Sonra yine bir ortaklığım oldu.

Orada da iflasın eşiğine geldim.

Çocuklarım "Hep babamın parasını mı yiyeceksin? Sen hiç kendi paranı kazanmayacak mısın?" demesi kırılma noktası oldu.

"Ya yapacağım, ya yapacağım" dedim.

Sorunlarınızdan kaçmazsanız, O sorunların üzerine basarak daha yükseklere çıkabilirsiniz.

Eğer zaten sorun yok gibi görünüyorsa sorun vardır.

Sorun varsa ne güzel ki kendini gösteriyordur.

Onun için sorunlardan kaçmayalım.

BŞ:
Muhakkak siz hayatınızda birçok zorluklarla karşılaştınız, gençlerimizde bir çok zorluklarla karşılaşacaklardır.

Bu zorlukları yenmeleri için onlara bazı tavsiyelerde bulunabilir misiniz?

"Gençler hayatta tabii ki zorluklarla çok karşılaşacaksınız, ben çok karşılaştım, bu zorlukları yenebilmeniz için bunları size tavsiye ediyorum." Diyebileceğiniz neler var?

YC:
Ben ne yapıyorum, onu söyleyeyim. Karşımda bir sorun var, bir kere duruyorum.

Dur Yelda diyorum. Bu sorun nedir? Bir kere kesinlikle suçlu aramıyorum.

O sorunun suçunu başkasına atmıyorum. Senin yüzünden oldu diye zaman kaybetmiyorum.

Önce sorunu çözüp sonra suçlusuna bir daha bunu öyle yapmamız gerektiğini anlatıyorum.

Dolayısıyla karşılıklı bir sorun var, durun ve ne yapabileceğinizi düşünün.

Paniğe kapılmayın, sakin olun. İnsanın o tip durumda adrenalin fazlalaşıyor.

Bir sürü çözüm önerileri geliyor, ama sakin olun.

Paniğe kapılmak bir sorunu çözememenin en büyük şeyidir.

BŞ:
Paniğe kapılmayacaklar, hemen havlu atmayacaklar.

YC:
Başkasını suçlamayacaklar.

BŞ:
Siz yayınevi olarak o kadar çok kitaplar ile ilgili bu sektör içerisinde önemli başarılara kavuşmuş biri olarak piyasayı o kadar çok iyi izlediniz, gözlediniz, yaşadınız ki, bu kitap sektöründe size göre yaşanan en önemli etik sorunlar neler oluyor?

YC:
Çok var. Öncelikle şöyle söyleyeyim, ilk ben kadın olarak girdiğim zaman sektöre kimse beni dikkate almamıştı, aptal sarışın muamelesi bile yapmışlardır.

Kimse böyle bir canavarın yaratılacağını beklemiyordu.

Şöyle şeyler oluyor; siz sıfırdan yazar alıyorsunuz, yatırım yapıyorsunuz, o yazar ile birlikte çalışıyorsunuz, büyütüyorsunuz, hiçbir probleminiz yok.

Çeşitli arkanızda iftiralarla ya da yazarlara ahlaksız tekliflerle , evler, arabalar, müthiş tekliflerle gidilebiliyor.

Şimdi çok büyük etik bir sorun var, yazarlar 600 bin Liranın üzerinde kazandıkları zaman vergi ödemek durumdalar.

Ama bazı yayınevleri bu telifleri kendi ceplerinden ödüyorlar.

O zaman da şirkete yansıtmıyorlar.

Ama bizim yayınevimizde 1 Lira girse, 1 Lira çıksa bile bu kayıtlıdır.

Böyle yasa dışı şeyler etiği de geçiyor. Korsan kitap basan çok var.

Taklit bandroller kitaplara yapıştıranlar.

Bu ve benzeri etik problem ile karşı karşıyayız ama Bülent Bey yine benim arkadaşlara bir önerim var, Siz önünüze bakın.

Ben hiç kimsenin ne yaptığına bakmam, sadece kendi yoluma bakarım, kendi yolumda yürürüm.

Sorun dediğiniz yoluma taşlar çıktığı zaman da onları teker teker atlarım.

Başkasının etiksizliğine takıldığınız zaman da o sizden zaman kaybı oluyor. Siz yolunuzda yürüyün, kendi etiğinize sahip çıkın.

Ben ilahi adalete çok inanan bir insanım. İlahi adaletin yanında artık dünyada bir şeffaflık yaşanıyor, hiçbir şey gizli kalmıyor, her şey artık ortada.

Biz 3 sene önce dört arkadaş bir yemeğe gittik, bu sene hiç tanımadığım biri bana o resmi gönderdi, iki kişi önde resim çektirmiş, arkada bizim masamız.

Artık yüzünüz tanınıyor, yaptıklarınız biliniyor, hiçbir şey gizli kalmıyor.

Bir Çin Atasözü var, ben hayatımda onu uyguluyorum ve çok mutluyum bunu uygulamaktan,

"Bir şeyin duyulmasını istemiyorsan yapmayacaksın."

BŞ:
Ne kadar doğru bir söz. Yelda Cumalıoğlu yaşadığı olaylardan sonra zaman zaman onun da aklına gelen bazı şeyler olabilir.

İnsan düşündüğünde aklına eski yaşantıları ile ilgili bir şey gelebilir.

Yelda Cumalıoğlu'nun "Hiç aklımdan çıkmadı" dediği şey nedir acaba?

YC:
Çocuklarımın bana "Sen hep babamın parasını mı yiyeceksin?" demesi hiç aklımdan çıkmayan bir şeydir.

Ben hayata pozitif bakan bir insanım, Polyanacılık oynamıyorum.

Hayatı öyle algılıyorum. Bir gün yurtdışında kayak merkezindeyiz, kuzenimle gitmiştik.

"Kalk hava günlük güneşlik, hemen kaymaya başlayalım" dedim.

Kuzenim dışarıya baktı, "Sen kafayı mı yedin, dışarısı sis içinde " dedi.

Ben dışarıya baktığım zaman güneşi görebiliyorum.

Evren ile flört ediyorum diyorum.

Ben çok seyahat ediyorum. Pandemiden önce 6 ayda 1 hafta sonu evde oturabilmişim.

Çok yollarda geçen bir hayatım var.

Köpekleri çok seviyorum, köpek istiyorum ama köpeği aldığım zaman ona iyi bakmam gerekiyor.

Çocuk gibi bakacaksın ona da. Köpek almak istiyorum ama yaşam tarzım köpek bakmaya uymuyor.

Bir gün bir baktım, yan komşumun köpeği bize geldi sevdik, ikinci gün bizde, üçüncü gün bizde, yan komşum ikinci bir köpek daha aldı, o da bizde. İki köpek de sahibi ben zannediyor.

O köpekleri çok seviyorum, gezdiriyorum, sadece sorumluluk ben de değil.

Siz hayata bir katkı sağlarsanız, evren o kadar enteresan ki, bu köpek örneğini onun için anlattım, sizin tahmin edemeyeceğiniz bir kurguda size yaklaşıyor evren.

Ben öyle değerlendiriyorum en azından. Onun için iyi olun, güzel şeyler yapın, faydalı olun.

BŞ:
Bu sizin enerjinizden ve her şeye güzel bakmanızdan kaynaklanıyor.

Aslında güzel bir yaklaşım tarzı. Gençlerimizin de sizin gibi yapmasında fayda var.

Her şeye olumlu bakın, neden olumsuz tarafını görüyorsunuz ki, her şeyin olumlu bir tarafı muhakkak var.

O günü yaşayın, hayatı yaşayın.

Sayın Yelda Cumalıoğlu Hanım ile birlikteyiz.

Kendisi Destek Yayınları'nın Kurucusu , Destek Yayınlarını zirveye çıkarmış bir iş insanı , aynı zamanda Yelda Cumalıoğlu Herkese Kitap Vakfı'nın Danışma Kurulu Üyesi.

Ben o nedenle kitap konusunda kendisine bir soru sormak istiyorum. Sayın Yelda Cumalıoğlu Herkese Kitap Vakfı Danışma Kurulu Üyesi olarak, Herkese Kitap Türkiye'de kitap okumayı ne yaparak sevdirsin?

Giderek kitap okumak azalıyor. Herkese Kitap Vakfı Kitap okumayı sevdirmek için ne yapsın?

YC:
Kitap okumayı sevdirmek çok kolay aslında.

Bizim eğitim sistemimizden gelen bir hata oldu, Çocuklara çok ağır kitaplar verildi.

Bizim zamanımızda hatırlar mısınız Tombiks, Teksas vardı. Anneler babalar kızardı onları okumamıza. Kitap okumayı sevdirmek için tek bir yol var, o da, kişi ne okumak istiyorsa onu okumalı.

Okumak öyle bir alışkanlık yapıyor ki, öyle bir hayal gücü kuruyorsunuz ki hiçbir yapımcının yönetmenin senin uyguladığı kurgular sizin hayalinizde yarattığınız gibi olmuyor.

Dolayısıyla kitap okumayı sevdirmek için çocukları bir özgür bırakacağız, bir rahat bırakacağız, onlar ne okumak istiyorlarsa, neyi seviyorlarsa onu okuyacaklar.

Okullarda çok ağır romanlar veriliyor çocuklara, İsimlerini zikretmek istemiyorum ama o dramatik ağlak romanlar , insanlar okumaktan soğuyor.

BŞ:
Şuan da biz Etik Değerler Merkezi'nin etik sohbetlerini gerçekleştiriyoruz.

Bizim konuğumuz Sayın Yelda Cumalıoğlu, Destek Yayınlarının Kurucusu. Onunla sohbetimiz devam ediyor. Kendisine bir soru daha sormak istiyorum.

Biz hep kendimizden küçüklere iyi insan ol diyoruz.

Onlar iyi insan olayım da nasıl olacağım diyorlar.

Siz iyi bir insan tanımı yapabiliyor musunuz?

İyi bir insan da aradığınız birkaç özellik var mı?

Bana göre ben birine iyi bir insan diyebilmem için şu olmalı, şu olmamalı gibi neler söylerseniz.

İyi insan nasıl olmalı?

YC:
Günümüzde iyi insan kavramı değişti.

Biri diyor ki: "Çok namuslu bir adam." Namuslu olmak zaten bir meziyet değildir.

Olması gereken bir durumdur.

Aynı zamanda çalmamak, çırpmamak, Dolayısıyla iyi olmak da bir meziyet değildir.

İyi olmak gerekli bir şeydir.

Ama Yelda Cumalıoğlu olarak benim iyi insan da olmazsa olmaz dediğim en büyük özellik çevreye duyarlılık.

Anne babaya, çevredekilere iyi davranması gerekiyor, saygılı ve ölçülü davranması gerekiyor. Ölçülülük çok önemli burada.

Ne çok fazla verici, ne çok fazla alıcı.

Ne saçını süpürge eden, kimse süpürge istemiyor hayatta, ne de çok fazla bir şey bekleyen.

Ölçülü bir şekilde sevgili, şevkatli.

İkincisi çevreye duyarlı olacak.

Ben kullandığın pili, kullandığım yağı, plastiği, kağıdımı hepsini ayırıyorum.

Bunların hepsini toparlıyorum, Belediyenin geri dönüşüm kutularına bırakıyorum.

Çevreye duyarlılık çok önemli.

Diğer canlılara duyarlılık çok önemli.

Ormandasınız, böcek görüyorsunuz, üzerine basıyorsunuz, bu dünya sadece insanların dünyası değil ki.

Diğer canlılarında dünyası.

Biz sadece biz varız zannetmeyelim.

Evindeki sivrisineği öldür tamam, ormandaki hayvanı neden öldürüyorsun.

Karnını doyurmak için balık yakalayabilirsin ama gidiyorsun geyik avlıyorsun.

Bence avcılık bir spor değil.

Dolayısıyla iyi insan dediğim çevresine ve insanlığa duyarlı , yürekten davranan, sevgiyle ve saygıyla davranan insanlar benim için iyi insan.

BŞ:
Ne kadar güzel söylediniz. Yelda Cumalıoğlu ne tür insanlardan uzak durmak ister?

YC:
Hayatımda iki tane böyle insan ile tanıştım.

Psikiyatrist ile de konuştum, o tip insanlardan uzak durmak gerekiyor. Bu tanıştığım kişiler Psikiyatrist hasta ve bilinmiyor.

Toplumumuzda normal görünen ama Psikiyatrist derecede hasta olan çok insan var.

Ne tip insanlardan uzak durmak gerekiyor; duyguları ile sizleri kontrol altına almak isteyen insanlardan uzak durun.

Kimi size çok vericilik kontrol altına almak ister, kimi çok soğuk durarak almak ister.

Başkalarının duygularını yaşamayın.

Siz kendi duygularınızı yaşayın.

Size duygusal ızdırap veren , size suçluluk duygusu yükleyen, sizden beklentisi olup da beklentisi gerçekleşmediği zaman size tüh, kaka yapan insanlardan uzak durun.

Siz kendinizi tanıyın, kendinizi yaşayın.

Bir başkasının hayatını asla yaşamayın.

Kim size kendi hayatını yaşatmaya çalışıyor, kaçın oradan.

BŞ:
Gençlerimiz sizi izliyorlar.

Çok değerli bilgiler elde ediyorlar.

Bu verdiğiniz bilgiler bir tecrübe.

Yaşanmışlığın sonucunda , yaşanmışlık var.

O tecrübelerden bizler o tecrübelerden yararlanmamız gerekiyor.

Ben Yelda Cumalıoğlu'na şöyle bir soru sormak istiyorum.

Bir hayalim var deseler Yelda Cumalıoğlu'nun hayali nedir?

YC:
Ben de çok hayali var.

Öyle bir yerde yaşamak istiyorum ki, bir ormanın içerisinde yaşamak istiyorum.

Denizi çok seviyorum ama artık ormanı denizden daha fazla sevdiğime kanaat getirdim.

Öyle bir ortamda yaşayayım ki, orman olsun, çevremdeki herkes iyi insan olsun, kimse kimsenin hakkını yemesin, herkes birbirine saygılı, ölçülü olsun, oraya kötülük uğramasın.

Böyle bir hayalim var.

BŞ:
Diyorsunuz ki, Benim tarif ettiğim sadece öteki dünyada olmasın, bu dünyada da olsun. Neden cennet sadece öteki dünyada olsun.

Bu dünya cennet olamaz mı?

YC:
Olabilir. Çok kolay olur.

Bu savaşlar, insanlar birbirlerini öldürüyorlar, para pul kavgaları, burada zaten kaç yıllık ömrümüz var. Fakat gençler öyle değil. Yeni kuşak çok enteresan bir kuşak.

Onlar çok fazla mal mülk peşinde değiller.

Onlar çevreyi bizden daha fazla düşünüyorlar.

Daha üretici ve yaratıcı fakat daha kayıp bir nesil .

Biz üniversiteden mezun olduğumuz zaman bir iş imkanımız olabilir, şuan da onların o şansları bile o kadar azaldı ki.

Gençler yılmayın, kendiniz bir şey yapın, artık eski işler de kalmıyor, bambaşka meslekler geliyor

. O kadar yapabileceğiniz çok şey var ki, benim yaptığım gibi, özelliğiniz ne? Gerçekten ne yapmak istiyorsunuz?

Ona bakın.

BŞ:
Siz onu söyleyince aslında benim başka bir soruma cevap vermek üzere bir kapı açmış oldunuz, ben o soruyu sormak istiyorum.

Sayın Yelda Cumalıoğlu ile birlikteyiz.

Etik sohbet yapıyoruz.

Ben kendisine sorular soruyorum.

O da eksik olmasın, tecrübelerini ve birikimlerini gençlerimiz ile paylaşıyor.

Hangi gençlerimiz ile?

Etik Lider Akademisi hem mezun, hem şu anda eğitimde olan gençler ile paylaşıyor.

Hayatınızda başarısızlıklarla karşılaştınız, ben sizin bir yerde söyleşinizi okudum, demişsiniz ki:

"Hayatta başarısızlıklarım oldu."

Hayatta başarısızlıkların olması doğal bir şey.

Bir insanın her yaptığı şeyin başarılı olması şart değil.

Bazı insanlar var, ben hep başarısız oluyorum deyip neredeyse hayata küsüyorlar.

Hep başarısız olmak mümkün bir şey midir hayatta?

YC:
Mümkündür.

Siz eğer denklemi doğru kurmadıysanız hep aynı kısa döngü içerisinde dönüp durursunuz.

Hep aynı hataları yaparsınız.

Ve o hatalardan ders almadığınız sürece bu kısır döngüde tekrarlanır.

Dolayısıyla akıllı olmak gerekiyor. Kendi öz eleştirisini yapabilmek gerekiyor.

"Hep başarısız oluyorum, kader de bana hiç gülmedi," söylenen insanlar, biraz önce demiştik ya şuçu başkasına atarlar. Ya kadere atarlar, ya birilerine atarlar.

O çok iyidir aslında ama çevresi kötüdür.

Ya da kaderi kötüdür. Y

ok öyle bir şey. İnançlı biriyseniz siz çok çalıştıkça , güzel şeyler yaptıkça, Allah da size veriyor zaten. İnançlı değilseniz sabırlı olduysanız, sürekliliğiniz varsa, denklemi doğru kurduysanız onun geri dönüşümünü alırsınız.

Onun için evet hep başarısız olabilir insan. Kendini baştan gözden geçirmeli.

BŞ:
Çok teşekkür ediyorum.

Sayın Yelda Cumalıoğlu ile etik sohbet yapıyoruz.

Kendisine bir sorum daha var.

Belki zor bunu cevabını vermek ama Sevgili Gençler diye başlayan "Sevgili gençler hayatta şuana kadar ben yapamadım, ama ne olur siz yapın diyeceğiniz ne var?"

YC:
Şuana kadar yapamamıştım ama şimdi yapıyorum biraz şuanda.

Üniversitede iktisat okudum ben, okul bitirmek için okudum.

Halbuki şu anki aklım olsa, şuan aklım var, felsefe okuyorum.

Her cümleye yapışıyorum, bana verilen her bilgiye yapışıyorum.

Daha da çok öğrenmek istiyorum.

Onun için gençler, üniversite hayatımda ben yapamadım, size tavsiyem ne olur öğrenerek okuyun. Ben şu anda öğrenerek okuyorum.

Çok keyif alıyorum.

BŞ:
Belki üniversite mezunlarına tavsiye ediliyor, bir iki yıl çalıştıktan sonra master yapmaları tavsiye ediliyor.

Daha bilinçleniyor insan.

Daima üniversitede derslere gir çık olmaya başlayınca notlara konsantre oluyorlar.

Halbuki iş hayatına girdikten sonra, biraz çalıştıktan sonra bilginin kıymetini anlıyorlar.

Dersin kıymetini anlamaya başlıyorlar.

YC:
Bilgi çok kıymetli.

Dinlesinler.

Bizim toplumumuzda herkes konuşmak istiyor.

Biri konuşurken bir şey aklınıza geliyor, karşınızdakini dinlemiyorsunuz, susun dinleyin, karşıdaki ne diyor?

Bakın yemin ediyorum her yazar geldiğinde yada profesörler, kiminle konuşursam ben hiçbir şey bilmiyormuşum gibi dinliyorum.

Bir cümle kapmaya çalışıyorum. Benden daha bilgisiz bir insandan bile bir cümle çok değerli. Onun için bilgi güçtür arkadaşlar, dinleyin.

BŞ:
Sayın Yelda Cumalıoğlu ile birlikteyiz, etik sohbet yapıyoruz.

Yelda Hanım sizce bir insanın hayatta yapabileceği en büyük hata ne olabilir?

YC:
Aynı hatayı yapmak.

BŞ:
Hatanın ne olduğu önemli değil ama aynı hatayı yapmak.

Aynı hatayı bir daha yapmamak için ne yapmak lazım?

O hatayı unutmamak mı lazım?

YC:
O hatadan ders çıkarmak lazım.

Aynı hata iki kere tamam ama üç, beş oluyorsa o hayattaki en büyük hatadır gerçekten.

YA:
19 yaşınıza dönseydiniz hayatınızı nasıl yönlendirirdiniz?

Neleri farklı yapardınız?

Nasıl bir hayatınız olurdu?

YC:
Ben her yaşımı o yaşın gerektiği gibi yaşadım.

Geçmişe yönelik şu yaşımı da daha iyi yaşasaydım dediğim bir şey yok. 19 yaşıma geri dönseydim daha çok ders dinlerdim.

Sosyal yaşamak çok önemli.

Ben çok güzel sosyalleştim o yaşlarda.

Şu anda bilgi benim için çok önemli. Keşke daha fazla öğrenebilseydim.

Çünkü sonu yok bunun. Sokrates ne demiş?

"Bildiğin tek şey hiçbir şey bilmediğindir."

BŞ:
Bütün etik değerleri burada anlatmak çok zordur ama etik açıdan düşündüğünüzde Türkiye'de genel olarak etik konusunda sizi en çok rahatsız eden neler var?

YC:
Siyaset. Eski Yunan'da etik ve siyaset iç içe.

Ne kadar güzel bir şey.

Siyaset etik üzerine kurulmuş ve toplumu siz iyi bir toplum yapabilmeniz için toplumu yönetenlerin, düzenlenen politikaların hep bir etik içinde olması gerekiyor.

Anayasa eğitim demek. İnsanları cezalandırarak değil, hukukla korkutarak değil eğiterek toplumun huzurunu ve mutluluğunu sağlayabilirsiniz.

Toplum için en büyük şey, toplumu mutlu etmek. Bunu da etik ile yapıyorsunuz.

Gelmişiz 21. Yüzyıla politika bizim için çokluktan geliyor ve yalan dolan demek.

Hiç kimse kusura bakmasın, şuanda politika yapan, tabii ki çok dürüstleri var ama politika demek günümüzde çoklu şey söylemek demek.Bir gün bunu söylüyorsun, ertesi gün tersini söylüyorsun.

Bunda ne etik var, ne ahlak var, ne inandırıcılık var, gerçek bir şey yok.

Bence dünyada ve Türkiye'de en büyük etik sorun maalesef politika.

BŞ:
O zaman Yelda Cumalıoğlu bir milletvekili olmak istemez mi?

YC:
Üniversitedeyken çok istiyordum, şu anda hiç öyle bir niyetim yok. Ama gençlere mutlaka tavsiyemdir politikaya girmeleri.

Gençler bu ülkeyi düzeltecekler.

Çok akıllı bir gençlik geliyor.

Çok farklı bir kuşak geliyor.

Lütfen girin politikaya ve o etik değerleri tekrar geri getirin

BŞ:
Ümidimiz onlar diyoruz.

Etik Lider Akademisinden mezun olan 2300 kişi , ileride 3 bin 5 bin olacak ve çevrelerinde her birinin 10 ar kişi olsa çoğalacağız.

Onların etik göle çaldığı maya tutacak

YÇ:
Çok özür diliyorum sözünüzü kestim, sen doğru davranırsan senin yanındaki de doğru davranıyor, onun yanındaki de doğru davranıyor.

"Armut dibine düşer" derler ya çocuklar için de , anne baba doğruysa çocuk da doğru oluyor.

O nedenle sen çocuğuna sigara içme demeyeceksin, sigara içmeyeceksin.

Sen doğruları yapacaksın.

BŞ:
Yelda Hanım bir meyva ismi söyledi, ben de ikinci meyveyi söyleyeyim "Üzüm üzüme baka baka kararır" Karşımızdaki etik olmayınca baka baka.

Gençlerimizi mezun ediyoruz etik anlayışı bilinci ile, bir şirkete emanet ediyoruz.

Orada başlıyorlar çalışmaya.

Onlar etik olmayınca üzüm üzüme baka baka kararıyor.

Etik Lider Akademisi gençlerine diyoruz ki, "Siz kararmayacaksınız, beyaz üzüm olmaya devam edeceksiniz. Kara üzümleri yavaş yavaş temizlemeye başlayacaksınız.

Sonunda siz müdür olacaksınız, siz genel müdür olacaksınız," Sizin genel müdürlük yaptığınız bir yerde hiç kara üzüm çalıştırır mısınız?

Çalıştırmazsınız.

YC:
Konuşmamın başında söylediğim gibi hiçbir şey gizli kalmıyor artık. Onun için o kadar güzel bir şey yapıyorsunuz ki şu anda.

BŞ:
Teşekkür ederim. Sayın Yelda Cumalıoğlu Hanım ile birlikteyiz.

Etik sohbet yapıyoruz. Ona ben bir etik cümle söylemek istiyorum.

O cümle ile ilgili kendisinin görüşünü, ne düşündüğünü öğrenmek istiyorum.

"Üzümü ye bağını sorma" cümlesi ile ilgili Yelda Cumalıoğlu ne düşünüyor?

YC:
Ben bu atasözü ile ilgili şunu düşünüyorum, bence böyle bir atasözü yok.

Varsa da değişe değişe gelmiş.

Bir hırsızlık yani.

Ben olumlu ve hoş şeyler düşünmüyorum.

BŞ:
Başka bir cümle söyleyeceğim, bakalım o cümle ile ilgili ne düşüneceksiniz?

"Bal tutan parmağını yalar"

YC:
Aslında bu kötü bir cümle değil.

Güzel şeyler yaparsan, tatlı şeyler yaparsan sonunda güzel şeyler olur demek bu.

BŞ:
Ama o tuttuğun bal sana ait değilse kamunun balıysa.

YC:
Ama öyle bir şey demiyor ki.

BŞ:
Bunları yapan diyor ki bal tutan diyor ben de şimdi tutuyorum bal.

O zaman yalarım diyor. Bu cümle kısa bir cümle.

Kendi balını , hak ettiği balını tutan.

Sen Belediyenin balını tut başla yalamaya, sen devletin balını tut başla yalamaya.

Kendine ait bir balsa , emek karşılığı kendinin kazandığı bir balsa tabii ki yalayacaksın ama sana emanet edilen bir bal kavanozu varsa, onun içine hiç parmak sokulur mu?

YC:
O benim dediğim gibi de anlaşılır, güzel bir şey yaparsan güzel netice alırsın.

BŞ:
Bir şey daha soracağım.

"Devletin malı deniz yemeyen keriz" Devletin bir malını eline geçirdiğin zaman o yemek mi gerekiyor.

YC:
Bu söz bence ahlaksızlığın dibi. Hatta ben dün düşündüm.

Rahmetli Özal'ın bir sözü vardı: "Benim memurum işini bilir" derdi.

Hangi anlamda söylediğini bilmiyoruz tabii.

Tahmin ettiğimiz anlamda bize çok ters geliyor.

Ben parka gidip, milletin attığı çöpü topluyorum..

Çevre ya da başka bir şey.

Siz yaşadığınız ülkeyi, ortamı , yeri temiz tutmak korumak kollamak zorundasınız. Sadece faydalanmak çok kötü bir şey.

Devletin malı deniz yemeyen keriz çok kötü bir şey.

BŞ:
Bunları size sormamdaki maksat şu; bizler Etik Lider Akademisi gençlerini bu tür anlayışlarda uzaklaştırmaya çalışıyoruz.

Hak etmedikleri hiçbir şeye el uzatmalarını anlatmaya çalışıyoruz.

Başkaları kötü şeyler yapabilirler, siz yapmayın. Herkes yapıyordu ben de yaptım demeyin, siz o toplumda tek bile kalsanız etik ve iyi davranan etik olmaya devam edin.

Onlara uymayın. Bu bir şekilde toplumu iyileştirecektir.

Türkiye'yi iyileştirecektir. Bazıları çok para kazanmak için kısa yoldan para kazanma işlerine giriyorlar. Sizce para çok önemli mi?

YC:
Para mutluluk getirmiyor ama parasızlıkta mutsuzluk getiriyor.

Para önemli, sağlık için, eğitim için, seyahat etmek için, para önemli ama çok çok para demiyorum.

Çok zenginlerin huzuru yoktur.

Çok laf yalansız, çok para haramsız olmaz derler.

Genelleştirmek istemiyorum ama bugün boğazdaki yalıların hepsinde büyük mutsuzluklar var. Namusu ile kazanmış yalı almış, onlara bir şey söylemiyorum.

Maalesef bu kadar büyük paralar çalışarak kazanılmıyor.

Aklınıza bile gelemiyor.

O paraya sahip olanların mutluluğu , huzuru yok.

Gerçekten ilahi adalete çok inanıyorum.

Yaptığın her şeyin bir karşılığı var.

İyilik yapıyorsan iyilik, kötülük yapıyorsan kötülük.

Bilmeden yapabilirsiniz ama bilin. Uyanık olun.

Çevrenizdekilerden etkilenmeyin. Kötü arkadaşlarla arkadaş olmayın.

Etik değeri olmayan insanlardan uzak durun.

Çalan, çırpan , yalan söyleyen kişilere ikinci hak vermeyin. Kaçın.

Güzel insan da çok etrafta. Yalnız kalın ama arkadaş olmayın onunla.

BŞ:
Çok doğru söylüyorsunuz. Ben de kendi sözümü söylüyorum hep gençlere diyorum ki:

"Ben Bülent Şenver olarak etik dışı davranarak başarıya ulaşacağıma, etik davranıp başarısız olmayı her zaman tercih ederim" diyorum.

Hayat uzun.

Bu işte başarısız olurum.

Tek maç yok ki hayatta.

Bir çok maç oynayacağız. Önemli olan şampiyon olmak.

Bir maçı kaybedebilirim ama o maçı kazanacağım diye etik dışı davrandığım zaman itibarımı kaybediyorum, güvenilirliğimi kaybediyorum.

Bundan sonraki hayatımda bu bana muhakkak olumsuz yansır.

Sizin de dediğiniz gibi insanlar bunu görecekler. Bana güvenmemeye başlayacaklar,arkamdan konuşmaya başlayacaklar.

YC:
Biraz önce bahsettiğimiz piskopat derecesinde hasta olan ama normal görünen insanlardan bir tanesi müthiş bir iftira attı ve ben günlerce kendime gelemedim.

Benim etik değerlerim ile ilgili iftira atıldı. En son nasıl kendime geldim biliyor musunuz?

Merkezimi dinleyerek.

Benim yapmadığım bir şeyi nasıl söyler diye çıldırıyorum.

Dur bir Yelda dedim, sen yanlış bir şey yaptın mı?

Hayır. Emin misin? Eminim.

Vicdanın rahat mı? Evet. O zaman sus dedim.

Hayat sadece bugün değil, yarını var, öbür günü var, o duyguyu kendimden uzaklaştırınca o duygunun beni etkilemediğini gördüm.

Beni tanıyan tanıyordu zaten. Hepimizin başına gelebilir bu.

İftira hayattaki en kötü şey.

Ya ben gerçekten etiksizlik yapmış olsaydım ve bu ortaya çıkmış olsaydı, bir kafayı yerken beş kafayı yerdim.

Ama ben ne dedim? Emin misin? Evet.

O zaman içine dön, sakin kal.

BŞ:
Sayın Yelda Cumalıoğlu ile etik sohbet yapıyoruz.

Yavaş yavaş sonuna yaklaşıyoruz .

Ben Sayın Yelda Cumalıoğlu ile bir oyun oynamak istiyorum.

Gençler oyunu çok seviyorlar.

Sayın Yelda Cumalıoğlu Hanım ile bir kelime bir cümle oyunu oynayacağız.

Ben kendisine bir kelime söyleyeceğim o kelimenin kendisine hatırlattığı birkaç cümleyi bizimle paylaşmasını arzu edeceğim.

Sayın Yelda Cumalıoğlu benimle bir kelime bir cümle oyununu oynamaya hazır mısınız?

YC:
Hazırım.

BŞ:
Kelime mutluluk cümle

YC:
Mutluluk hak edilen bir şeydir.

Hak ettiğimi düşünüyorum ve kendimi mutlu hissediyorum.

BŞ:
Kelime kibir cümle.

YC:
Şeytanın en sevdiği özellik insanoğlundaki kibirdir.

BŞ:
Kelime kadın cümle.

YC:
Kadına şiddete hayır.

BŞ:
Kelime aşk cümle.

YC:
Koşulsuz aşk en yüksek frekanslı duygudur.

BŞ:
Kelime kadına şiddet cümle.

YC:
Hayır.

BŞ:
Kelime ayrımcılık cümle.

YC:
Din, dil, ırk her türlü ayrımcılığa hayır.

BŞ:
Kelime etik cümle.

YC:
İnsan olmak için en önemli değerimizin etik olması gerekir.

BŞ:
Kelime Herkese Kitap Vakfı cümle

YC:
Çalışmalarından çok memnun olduğum bu vakıf için herkesten kitap bekliyorum.

BŞ:
Kelime Atatürk cümle.

YC:
En büyük lider .

BŞ:
Kelime kitap cümle.

YC:
Kitapsız asla.

BŞ:
Kelime yüzünü güneşe çevirenler cümle.

YC:
Başımı derde sokan kitap. Her zaman yüzümüzü güneşe çevirmeliyiz.

BŞ:
Bu sizin kitabınızın adı. Kelime Destek Yayınları cümle.

YC:
İyi ki var Destek Yayınları ve her gün Destek Yayınlarında her gün kitap üretip yazarlara katkı sağladığım için, okurlara da katkı sağladığım için inanılmaz hissediyorum kendimi .

Başka bir iş yapardım ama en sevdiğim iş Destek Yayınlarında çalışmak.

BŞ:
Kelime Yelda Cumalıoğlu cümle.

YC:
Yelda Cumalıoğlu evde, işte sosyal medyada, dostlarının yanında, ormanda, deniz kenarında, her yerde aynı kişidir.

BŞ:
Sayın Yelda Cumalıoğlu ile etik sohbet yaptık. Hem etik konuştuk, hem tecrübelerini konuştuk.

Eksik olmasın tecrübelerini ve birikimlerini cömertçe gençlerle paylaştı.

Onun aydınlığında aydınlanacak gençler muhakkak olacaktır.

Bu aydınlık bir mum ışığı kadar bile olsa ne kadar güzel. Mum da bir ışıktır.

O da bir yerleri aydınlatır ve onun da faydası vardır.

Bu akşam Sayın Yelda Cumalıoğlu bir çok kişinin yolunu aydınlattı. Daha da aydınlatmaya devam edecektir. Kendisine çok teşekkür ediyorum.

Hem Etik Değerler Merkezi Derneği olarak teşekkür ediyorum, hem Bülent Şenver olarak teşekkür ediyorum, hem Etik Lider Akademisi gençlerimiz adına , 2300 gencimizin adına teşekkür ediyorum. İyi ki varsınız diyorum.

Şimdi gençlerin sorusunu alalım.

YA:
Her şey bizim elimizde mi?

Bugün arkasında bir güç olmayan bir genç hayallerini gerçekleştirebilir mi?

Bu gerçekten mümkün mü?

YC:
Mümkün. Her şey bizim elimizde.

Biz şöyle büyütüldük; anne babalar en büyük hatayı yaptılar, devlette tanıdığın yoksa sen hiçbir şey olamazsın dediler.

Hayır. Herkes kendi ile var olabilir. İnanın, kendiniz olun, özgün olun, inançlı olun vazgeçmeyin.

Vazgeçmek konusunda da sizi aşağıya çeken şeylerden vazgeçin.

Siz de var olan hayallerinizden asla vazgeçmeyin.

Çok çalışın.

Neyse hayaliniz, neyse yapmak istediğiniz bir şey yapın.

Her akşam yatarken ben bugün hayalim için ne yaptım deyin.

O hareket tıpkı suya atılan taş gibi, karşı kıyıya vuruyor ve dalgalar size geri dönüyor.

YA:
Bir arkadaşımızın da bir sorusu var.

Her konuyu öğrenme hevesimiz ile nasıl baş edebiliriz.

YC:
Asla baş etmeyin.

Öğrenin.

Öğrenmeye çalışın.

Ondan, ondan, bir bakmışsınız birikmiş.

ELA ÖĞRENCİSİ:
Ben son dönemdeki derslere katılıyorum ve şuan aklımda iki gündür şu soru kalıyor, biz insanlara etik değerlere sahip olalım, hatalara göz yummayalım diyoruz, doğru olanı yapmaya çalışalım diyoruz. .

Çok güzel .

Biz etik ortamlar yaratabiliriz, kurabiliriz, yönetebiliriz diye düşünüyorum.

Ama biz şirketimizi kurmadık veya yönetici değiliz. Biz girdiğimiz bir iş yerinde etik olmayan ortamda sesimizi nasıl çıkartacağız?

Buna nasıl engel olacağız gücümüz yoksa?

Orayı daha iyi hale getirmek için kurallarına göre oynayıp, sonrasında yükseldikçe aşağıda hata yapan insanları görüp onları saf dışı bırakma yolu izleyebilir miyiz acaba?

Siz ne tavsiye edersiniz? Politikacılar, en uç örnek belki budur.

Bugün milletvekillerinin rüşvet mevzusu var, bu biliniyor işadamları arasında.

Biz etik insanları bulamıyorsak, bu insanlarla çalışmak zorundaysak, bu insanların lideri değilsek, onlarla çalışmak zorundaysak, onlar gibi davranıp sonra başlarına geçtikten sonra onları eleyip daha iyi insanlar bulmayı veya onları doğru tarafa çekmek için çabalamak mümkün değil midir?

YC:
Gerçekten çok acı ve güzel bir soru sordunuz.

Her oyunun kuralı vardır.

Bazen patron etik olmadığını bilir altında çalıştığı elemanı.

Onun yerine başka biri geçişe kadar görmezden gelebilir.

Bir düzenin gidebilmesi için bazen göz yummak zorundasınız maalesef.

Ama bu geçici bir süredir.

Ama sizde oyunun bir parçası olursanız, onunla birlikte çalarsanız bitmiş demektir.

Bir şirkette çalışıyorsunuz, arkadaşınız çalıyor, bunu söylerseniz bir taraftan ispiyoncu damgası yersiniz, sessiz kalmak suça ortak olmak demektir.

ELA ÖĞRENCİSİ:
Benim dedem polis emeklisi. Hiç rüşvet almamış.

Birisinin aranması var, arabada yakalıyor. Arabada altın var.

Altınları al beni bırak diyor. Dedem kabul etmiyor.

Tutukluyor, götürüyor.

Sonra müdürü altınları kabul ediyor ve adam çıkıyor.

Bu da oradaki etik davranışları saf dışı bırakıyor. Bu da nasılsa bu adam çıkacak o zaman ben alayım diye bir düşünce veriyor insanlara. Düzeni bozuyor diye düşünüyorum.

YC:
Bülent Bey biraz önce çok güzel bir şey söyledi. Hayatın sadece bu günü yok, ilerisi de var.

Sen o arabadaki altınları almadın, müdürün aldı, sen ortak olmadın.

Aradan geçti bir sene , beş sene o müdür yakalanacak.

Sen bir şey yapmadıysan sana bir şey olmayacak. Yakalanmasa bile senin huzursuzluğun ile, günaha girmişliğin ile çocuğundan çıkar.

Bir laf vardır, dede erik çalmış, torununun dişi kırılmış.

Bu tip durumlarda sadece şunu düşüneceksin, sadece bugün değil, yarin, öbür gün çıkar.

Sen etik bir eleman olduğun sürece çalışkan, dürüst, her şeyi güzel yapan , güzel düşünen eleman olduğun sürece güzel güzel çalış.

Mutlaka ama mutlaka görülüp fark edilip, öne çıkarılacak.

ELA ÖĞRENCİSİ:
Etik davranmayan polisler de vardı, ailemizi tanıyanlar da vardı.

Gerçekten kendileri bu suçlarda yakalanmasalar bile sonrasında biz ilahi adalet diyebileceğimiz yaşadıkları kaderlerini gözlemlediğimizde yıllar sonra öyle şeyler geldi ki başlarına, biz yaptıklarının sebebi ile oldu dedik.

O yüzden ben insanlara bana bir şey olmaz, o yaparsa ben de yaparım, etik davranışlar sergilemesem de olur, hayat bir gün o da bugün davranışların sergilenmemesini istiyorum.

Çok teşekkür ediyorum.

YC:
İlahi adalet daha çabuk tecelli ediyor diyorum ben.

Çünkü her şey o kadar şeffaflaştı ki, benim bir arkadaşıma, dostuma söylediğim bir sır bile sır olarak kalamıyor. Bana sır vermeyin ben söylerim diyorum.

Onun için gizli bir şey kalmaz.

Ne kadar güzel bir genç .

Bütün gençlerin böyle olması lazım.

YA:
Bir sorumuz daha var. Soruyu soran arkadaşımız felsefe öğretmeni olduğunu iletmiş bize.

Felsefe, etik ve yozlaşma konulu tez yazıyorum.

Politika alanında bu konuda ileriye dönelik bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? Demiş.

YC:
Politikaya girmeyi düşünmüyorum. Yerler beni orada.

BŞ:
O soruya bir de şöyle bir yanıt verelim; biz de Etik Değerler Merkezi Derneği olarak siyasileri etik hale getirelim diye şuan da herhangi bir uğraş vermek istemiyoruz.

Ağaç yaşken eğilir.

Biz koca koca adamları etik yoluna çekmemiz imkansızdır.

Üniversitelerde Etik Lider akademilerini daha çok yayalım.

Onlar on yıl sonra milletvekili olacak, politikaya girecek.

O nedenle enerjimizi daha etkili olacağımız alanlara harcayalım, etkili olalım ki onlar o görevleri yapmaya başladığında bizim istediğimiz bir Türkiye yaratılmış olsun.

BÜŞRA BAŞ:
Yelda Hanım siz çok etik sorun ile karşılaşıyorum dediniz. En zirve dediğiniz, bunun da üzeri olmaz dediğiniz bir sorun yaşadınız mı?

YC:
Biraz önce anlattığım bir iftiraya uğradım bir yazarım tarafından.

Sıfırdan bir yazarı aldık, beş sene yazar haline getirdik.

Korsan da satılan kitapları sanki ben satıyormuşum gibi söylentiler yaydı.

Bütün yazarlarımı tek tek aradı.

Bütün yazarlarıma beni kötüledi, korsancılık yaptığımı söyledi. Ben tam tersi bir insan olduğum için bu beni çok yıktı.

Ben merkezimde kalarak , bunu yapmadığımı bilerek ve yazarlarımın hepsi çok şükür "Yeldacığım seni bilmiyoruz" diye karşıma geldikleri zaman güven tazeledim resmen.

Olumsuz şey, daha da olumluya döndü.

BÜŞRA BAŞ:
Bu güveni verebilmek çok önemli.

YC:
Bu güveni nasıl veriyorsunuz? Doğru olarak verebiliyorsunuz.

BERRA: Çok teşekkür ederiz, çok bilgilendirici bir sohbet oldu.

Bülent Bey ben size bir şey sormak istiyorum.

Ağaç yaşken eğilir diye bir söz kullandınız.

Bunca politikacıların ve ekranlarda olan insanlar için, bizim yaş grubumuz veya sizin gibi yöneticilerin , o tarz insanlara bir şey söylememesi veya uyarılara ve genç gruplara örnek olmaması gibi, bu durum da etik oluyor mu?

Bizim veya sizlerin bir şeyler yapması .

BŞ:
Bunu biz söylemiyor değiliz. Bugün bu konuşmamızda Yelda Hanım bile açıkça ifade etti, politikanın şu anda ne olduğu. Doğru davranan, düzgün davranan bir kişinin bu günkü politika da başarılı olamayacağını.

Biz bir şeyler söylüyoruz ama bu politikacılar öyle yetişmiş ki, bizim söylediğimiz buradan giriyor, buradan çıkıyor.

Bizim bir eforumuz var 24 saatte yapabileceğimiz bir şeyimiz var.

2300 mezunumuz var, onların yapabileceği bir şeyler var.

Bu eforları biz politikacıların üzerinde harcarsak o kadar fazla başarılı olamayız.

Bu kaynaklarımızı onlar üzerinde harcarsak başarılı olamayız.

Ama sizler üzerinde harcarsak 1'e 10 verim alırız sizden. Sizden 1 kişiyi ben doğru yolda etik olarak davranan bir insan halinde hayata atılacak şekilde etik hale getirebilirsem, siz 10, 20 kişiyi etik hale getirebilirsiniz.

Sizler daha taze, tertemiz iken doğru ve düzgün davranışları size aktarmak daha kolay oluyor. Sizin anlamanız daha kolay oluyor.

Onlara bir şey anlatmaya çalıştığınızda, adam üç tane ihaleye fesat karıştırmış, ha ha diyor ve ha ha ile kalıyor. Dolayısıyla harcadığınız efor boşa gidiyor.

Benim bir tane nefesim var.

Sizin bir tane nefesiniz var.

 

Sizin bir tane nefesiniz var. Bu nefesi işe yarayacak yerlere mi harcayayım?

Hiç işe yaramayacak bir yer emi harcayayım diye düşündüğümüzde . Ankara'da Başbakanlıkta Etik Kurulu diye bir kurul kuruldu. Bu niye kuruldu? Zorlayarak kuruldu.

Bir dönem Avrupa Birliğine katılmak ile ilgili çalışmalar yapıyordu ülke, böyle bir kurul kurulması lazım denildi, böyle bir kurul kuruldu.

Görevi de bazı bürokratların, kamu da çalışanların etik davranmasını sağlamak maksadı ile kurulmuş. Onlar da o sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyorlar.

Ben bu etik işini kolumdaki saate benzetiyorum.

Saatin içinde bir sürü çark var, küçük, büyük, bunlardan bir tane çark doğru çalışmazsa bu saat doğruyu göstermez.

Etik de aynı şekilde.

Toplumun bütün kurumlarında etik davranışlar sergilenmezse toplum etik olamıyor.

Sadece şunu demek yeterli olmuyor.

Bilgi Üniversitendeki Öğretmen ve hocalar etiktir.

Öteki üniversitelerde olmak zorunda. Sadece avukatlar etiktir, hakimler değil. Olmaz.

Bütün kurumları, yayıncılar, avukatlar, hakimler, etik her alanda ve sahada etik uygulanması gerekir ki, toplum bir şekilde etik davranabilsin.

O nedenle de ben hep göle yoğurt mayası çalma örneği veriyorum.

Çok sayıda insana bu etiği bulaştırmamız lazım.

Nasıl covid aşısı olacağız, keşke etik aşısı olsa da, alsak 80 milyona etik aşısı aşılasak.

Çünkü o aşı herkeste bir şekilde çalışırsa dünya etik olacak.

Ben bu Etik Değerler Merkezi Derneğini kurarken bazı işadamlarımıza gittim, amacımızı anlattım, çok beğendiler, çok güzel şeyler yapıyorsun Bülent Bey dediler.

Bazıları "Bülent Bey biz bu kuruluşta sizinle birlikte görülmeyelim, sizin yaptığınız şey güzel ama biz sizi bozarız.

Biz belediyeler ile çalışıyoruz. Yarın bir gün bizim yaptığımız bir iş ortaya çıkar Hürriyet gazetesinin baş sayfasında, siz de zarar görürsünüz dernek olarak.

Siz yolunuzda gidin, biz sizi perde arkasından destekliyoruz, alkışlıyoruz" dediler.

Onlar da etik olmak istiyorlar belki ama şunu söylüyorlar; başka bir iş bilmiyorum ki.

Sadece inşaat yapıyorum. Bunu da Belediyeler ile yapıyorum, bir türlü bırakamıyorum." Diyor.

Bazıları da "Ben hiç devlet ile iş yapmam" diyor. Öyle işadamları da var.

Ben bankacılık gözlüğü ile bunu anlatırken diyorum ki, bankacılıkta finansmanda çeşitli riskler vardır. Faiz riski, kur riski gibi. Risklerden kaçınmak bir yöntemdir.

O risk sonucunda kendine bir zarar gelmesin istiyorsan, uzaklaşırsın oradan.

O sektöre girmiyor.

Bu sektör hep üç kağıtçılığın döndüğü sektör, ben bu sektörde yapamam diyor. Çünkü ne oluyor? Haksız rekabet.

O sektörde 20 tane şirket var, 19'u birden etik dışı davranırken siz tek şirket etik davranırsanız bakıyorsunuz gidemiyorsunuz bir yere.

Adam faturasız mal satıyor, SSK sız eleman çalıştırıyor, o zaman bu sektörü bırakırım ben diyor. Ama bütün sektörlerde böyle olursa işte kötülük orada.

Onun için çabamız nedir?

Yavaş yavaş temizlenmek.

İllaha da iyi olalım nedeni ile değil.

Ben geçen bir aştırma yaptım gelecekte dünyada önemli olacak meslekler diye , en önemli mesleklerde insan dijital ortam , teknoloji diye beklerken bir baktım etik insan birinci aranan insan olacak diyor.

Niye diyorlar bunu biliyor musun?

Olaylar dijitalleştikçe , robotlaştıkça bir computer etik olabilir mi? Bir yanlış yaparsa bunu kim kontrol edecek?

Dolayısıyla global ekonomilerde şirketler bir çok ülkede yatırım yapmaya başlayınca , bilgisayar devreye girmeye başlayınca etik olmak çok önemli hale geliyor.

Biraz önce Yelda Hanım şu örneği verdi size; etik davranmazsanız şuan ki teknoloji ile anında dünyaya yayılır ne yaptığınız .

Amerika bir banka bir şey yapıyor, benim önüme geçiyor.

Siz de hemen bilgisayarınıza oturuyorsunuz oradaki hesapları kapatalım diyorsunuz , kendinizi korumaya başlıyorsunuz.

Dünyada bilgi paylaşımı teknoloji ile o kadar süratlenmiş oldu ki, etik olma zorunluluğu menfaat açısından gerekli. Cennete gitmek açısından değil.

Şirketim yaşasın, müşteri kaybetmesin, ciro kaybetmesin diye etik olalım.

Türkiye'de birçok şirket başladı kodları yazmaya. Uyguluyorlar, uygulamıyorlar ayrı ama hiç değilse bir şeyler yazıyorlar . Şirketin etik ilkeleri nedir? etik kodları nedir?

O nedenle bizler elimizden geldiği, kendi kaynaklarımız ölçüsünde, en etkili sahaya , siz gençlere kanalize ediyoruz. Sizlerden beklediğimiz çok büyük şeyler var. Mezun olduğunuzda da unutmayın, etik her yerde kazanır deyin ve etiği her yerde kazandırmak için çaba sarf edin. Sizleri kutluyorum.

YC:
Bülent Bey çok güzel anlattınız.

Çok önemli yerlere deyindiniz.

Cumartesi akşamındayız.

Pandemi var evdeyiz ama evde film de seyredebiliriz, başka aktivitelerde de bulunabiliriz. 12 arkadaşımız burada ve iki saattir sohbet ediyoruz.

Sohbet konumuzda etik.

Bu arkadaşlarda etik ile ilgili detayın eğitimini alıyorlar.

Aslında en önemli şeyin eğitimini alıyorlar.

Bugün bir bilgisayar eğitimi almak daha yararlı gibi görünüyor etik eğitimi almaktansa ama bu arkadaşlar çok özel arkadaşlar ki şuanda buna zaman ayırıyorlar, böyle bir eğitim alıyorlar. Ben elimden gelen yardımı yapmak isterim bugün buradaki arkadaşlara.

İhtiyaçları olduğunda çözebileceğimiz bir şey varsa çözmek isterim Yelda Cumalıoğlu olarak . Danışmak istedikleri bir şey olduğunda.

Gerçekten bu akşam buradaki 12 arkadaş çok değerli.

BŞ:
Çok teşekkür ederiz Yelda Hanıma.

Biz bu video kaydımızı da diğer arkadaşlar ile muhakkak paylaşacağız.

Bugünkü yapmış olduğumuz bu etik sohbet herkese çok yararlı oldu.

Çok teşekkür ediyorum Yelda Hanım, bizimle birlikte oldunuz, zaman ayırdınız.

YC:
Umudum arttı benim .

Çok güzel işler yapıyorsunuz, iyi ki varsınız.

Bu gece yastığa başımı daha huzurlu koyacağım sayenizde.

BŞ:
Etik Değerler Merkezi Derneğinin etik sohbetlerinde bu sohbetimiz Sayın Yelda Cumalıoğlu ile birlikteydi.

Hem kendi sektöründeki bilgi ve tecrübelerini aktardı, hem etik konusundaki düşüncelerini aktardı ve gençlere yol gösterdi.

Gençlerin yolunu aydınlattı.

YC:
Lütfen bugünden itibaren anne, babanızı ve çevrenizi uyarıyorsunuz.

Aylık pilleri poşetlere atıyorsunuz, yağları lavaboya annenize döktürmüyorsunuz, plastik şişeleri ve kağıtları ayırt ediyorsunuz.

Söz mü?

BŞ:
Herkes söz verecektir muhakkak.

Etik Değerler Merkezi Kurucu Onursal Genel Başkanıyım.

Sayın Yelda Cumalıoğlu ile etik sohbet yaptık.

Gençler, unutmayın etik her zaman kazanır.

Siz her zaman kazanacaksınız.

Etik olun,

Etik kalın.

Hoşçakalın.

.
.


Yelda Cumalıoğlu ve Bülent Şenver

.
.
.

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org