Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Arman Manukyan Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Bülent Şenver ile Hoş Bir Sohbet
27.03.2006
Okunma Sayısı : 5468
Oy Sayısı : 87
Değerlendirme : 4,77
Popülarite : 9,25
Verdiğiniz Puan :
 

 

Bülent Şenver ile Hoş Bir Sohbet
.
.
Bu yazıya yorum ekle  
.
.

Bülent Şenver ile Hoş Bir Sohbet

Boğaziçi Üniversitesi
'nde 50 yıldır hocalık yapıyorum. Onbirbin öğrenci elimden geçti. Bülent Şenver onlardan sadece bir tanesiydi.

Büyük bir bankanın genel müdürü oldu.

Londra'da Arthur Andersen şirketinde çalışmaya başlaması konusunda ona yardımcı olmuştum. 

Çalışkan, meraklı, hırslı ve yaratıcı bir öğrencimdi.

Yıllar sonra beni arayıp d-Paper dergisi için benimle söyleşi yapmak istediğini söylediğinde hem memnun oldum hem de heyecanlandım.

Öğrencim Bülent Şenver'in benimle yaptığı bu hoş sohbeti sizlerle paylaşmak istedim.



SOHBETİMİZ

.
.
Bülent Şenver (BŞ)
Arman Manukyan (AM)
.
.

B.Ş: Siz çok uzun yıllar Boğaziçi Üniversitesi'nde ders veriyorsunuz. Ben de sizin talebeniz olmuştum. Biz sizi hep "hoca" diye tanıdık. Bize kendinizi kısaca anlatırmısınız?



A.M:
Ben 1951 Robert Kolej mezunuyum 1972'den bu yana Boğaziçi Üniversitesi oldu. Ben her iki müesseseyi de hemen hemen aynı benzer , birbirlerine benzer müesseseler olarak mütalaa ediyorum. 1957'den bu yana Rober Kolej'de veya bugünkü adıyla Bogaziçi Üniversitesi'nde bu yıl 47. yılımı doldurdum hala görevime devam ediyorum. Aynı zevk ve şevk ve aynı enerjiyle. Allah sağlık verdiği müddetçe de bu işi çok sevdiğim için yapmaya devam edeceğim.

B.Ş: Kimleri yetiştirdiniz hocam? Pek çok talebeniz bugün önemli görevlere geldi. Tansu Çiller, Cem Boyner, Jefi Kamhi, Coşkun Ulusoy, Burhan Karaçam, Neşe Erberk gibi talebeleriniz oldu.



A.M:
47 yıl zarfinda yaptığım hesaplamalara göre, 11.000 [onbirbin] öğrenci elimden geçmiş benden ders almışlar. Bunların arasında, politik, sosyal,sanatçı simaları, banka genel müdürleri, Türkiye'nin tanınış kişileri mevcut. Ve hemen hepsinin resimlerini ve notlarını muhafaza ediyorum bugüne kadar. Oldukça kuvvetli bir repertuvarım var. Bülent Şenver'de benim talebem olmuştu. Söyleşimizden sonra 32 yıl önce benim dersimden aldığınız notlarınızı gösteren defterimden sizin sayfanızın kopyasını vereceğim size. 


B.Ş: Hocam beni heyecanlandırdınız. Çok teşekkür ederim. Otuz iki yıl sakladınız mı bizim not defterlerimizi?


A.M: Elli yıldır resimlerinizi notlarınızı hepsini saklıyorum. Sizler benim için değerlisiniz. 

B.Ş: Hocam keşke her insan işini sizin kadar ciddi ve severek yapsa. Hocam, siz insan yetiştiriyorsunuz. Bundan da memnunsunuz. İnsan yetiştirmek kolay bir şey değil. İnsan yetiştirirken sizce nelere dikkat etmeli?



A.M:
Tabii bizim seviyemizde olan insanlar olarak öğrenciler hemen genç yaşlarda liseyi bitirdikten sonra üniversiteye geliyorlar. İyi bir üniversiteye geliyorlar Boğaziçi Üniversitesi. Ve dört veya beş yıllarını bizimle birlikte geçiriyorlar. Son iki yıllarında da benimle ders yapıyorlar. Benim bu öğrencilerde aradığım bazı önemli faktörler var. Kişinin yeniliklere açık olması ve meraklı karaktere sahip olması benim için önemli. Eğer kişi veya öğrenci, bu hususlarda kuvvetli ise iş hayatlarinda rastlıyorum veya takip ediyorum bu tip öğrenciler hayatta genelde başarılı oluyorlar. Tabii başarılı olmak akademik standartların yüksek olmasından kaynaklanmıyor. Bu çok önemli bir katkı fakat onun yanında insanın kendi şahsiyeti, karakteri ve hayata bakış açısı da insanin gelişmesinde büyük rol oynuyor.

B.Ş: Hocam siz ders verirken, dersi çok hoş ve ilginç bir hale getiriyorsunuz. Sizi sevmeyen talebe yok. Ne yapıyorsunuz ki, sizi 11 bin kişinin 11 bini de seviyor?



A.M:
İlk önce bütün öğrencilerime prensip olarak uzun yıllardan beri tatbik ettiğim bir program var. Derslere başlamadan evvel, bir iki dersimiz öğrencileri yakından tanımakla geçiyor. Teker, teker bütün öğrencilerimle, şu anda sizinle yaptığımız program gibi karşılıklı oturuyoruz. Ve ailesi, kendisi, eğitim düzeyi hakkında her şeyi soruyorum. Çalışmıs ise, iş tecrübesi, müstakbel hayatı için neler düsündügünü, kendisine nasıl bir gelecek hazırlamak istediğini vs. Onları öğrendikten sonra, ortaya bir portre çıkıyor. Bu, işin, akademik yerini organize eden ilk kısım. Bunlardan sonra, ikinci, üçüncü sohbetlerden sonra derslerimize baslıyoruz. 47 yıl bana şunu gösterdi: bir hocanın dersinde başarılı olabilmesi için, hocayla öğrenci arasındaki diyaloğun kuvvetli olması lazım. Şart bu! Diyalog kuvvetli değilse, okul sırasında veya okul dışındaki hayatta o hocaya güven olmuyor. Ve o ders pek fazla randıman da vermiyor. Hepimiz aynı yollardan geçtik, ilkokulu, ortaokulu okuduk vs. Hepimiz, en fazla sevdiğimiz hocanın dersine rağbet ettik. Pek tabiidir bu. Dolayısıyla bütün mesele talebeyi kendinize bağlamakta. Bunun da bazı yolları vardır. Talebeye gösterilen ilgide, yalnız akademik ilgiden bahsetmiyorum. Her talebenin kendine mahsus sorunları vardır. Ailesel sorunları, finansal sorunları olabilir. Siz bunlarla bir baba gibi ilgileneceksiniz. Bu diyalogları kurarken, zannediyorum sevgi ön plana çıkıyor ve bu tabii karşılıklı oluyor.

B.Ş: Bu nedenle sizi tüm talebeleriniz sevmiş.



A.M:
Sag olsunlar.

B.Ş: Talebeleriniz sizi her gördükleri yerde "hocam" diye hitap ediyorlar. Altmiş yaşında birisi sizi yolda gördüğünde size "Hocam" diye koşup geliyor. Onlar kaç yaşına gelirlerse gelsinler sizi hep hocaları gibi görüyorlar. Hocalık dışiıda hangi uğraşlarınız var?



A.M:
Hocam, hocam dediniz de, artık her yerde ismim "hoca". İş yerinde, bakkalda... Evet, okul dışında birkaç şeyden bahsedebilirim tabii. Okumaya çok meraklıyım. Bilhassa, coğrafya okumaya çok meraklıyım. Siz biliyorsunuz, mesela odam hep bu tip kitaplarla dolu. Yalnız, coğrafyayı çok geniş bir anlamda anlıyorum. İnsanlar, yeni ülkeler, insanların yaşantıları olarak. Hobilerimden biri de, çok seyahat etmek. Artık iş dolayısıyla eskisi kadar seyahat etmiyorum tabii. Hemen hemen her tarafa gittim sayılır. 1958-59 yıllarında, iki yıl Fullbright bursu için Amerika'da yaşadım. Çok güzel yıllardı. Hobilerim arasında sportif bir uğraşı da var.

50 . yılını da doldurduk. Bir amatör kurumun başkanlığını yapıyorum, Şişli Spor Kulübü. Taksim'de yeri. Robert Kolej'de öğrenciyken,futbola, basketbola ve voleybola çok meraklıydım. Hayatımın büyük kısmı sporla geçiyordu. Okulun futbol takımında oynuyordum. Onu devam ettirdik bugüne kadar. Bugün de ihmal etmiyorum sporu da jimnastiği de.

B.Ş: Peki hocam size sorsalar hayat nedir diye, siz tecrübelerinize dayanarak hayatı nasıl tanımlarsınız?



A.M:
Yılbaşı gecesi bir toplantımız vardı. Aileyi toplamıştım ve bütün aile fertlerine de bir konuşma yaptım. O Konuşmamda hayatı bir akordeona benzettim. Hayat bir akordeon gibidir. Zaman zaman daralır, zaman zaman genişler... Her dalda, sosyal hayatta, eğitimde, finansmanda, mali güçlerinizde vs.. Bu benzetme hoşlarına gitti.

B.Ş Hayat bir akordeondur, çalmasını bilmek lazım.



A.M:
Çok doğru. Ama çalışarak çalmasını öğrenmek lazım. Çalışmadan hiçbir sey olmuyor maalesef. Bu yaşıma geldim hala çalışıyorum mesela. Allah sağlık verdiği sürece de çalışacağım.

B.Ş: Akordeonun hangi özelligini hayata benzettiniz? Akordeon dendiği zaman, benim aklıma beyaz tuşlar, siyah tuşlar ve körük geliyor.



A.M:
Körüğün kıvrımları hayata çok benziyor. Hayatın daralmasını, genişlemesini körük simgeliyor. İnsanları küçük ailelerden büyük ailelere doğru gidebiliyor veya tersi de olabiliyor. Ben büyük aileden gelen bir çocuğum. Yani kalabalık bir aileydik. Mesela vaktiyle, annem, babam, halalarım teyzelerim 17 kişi bir evde yaşarmışız. Sonra biraz daraldık. Ailede ölüm vakaları vs. oldu. Simdi yine torunlarım var, çocuklarım büyüdü. Yine büyümeye başladık. İşte akordeon böyle bir benzetiş.

B.Ş: Peki hocam sizce hayatta mutluluk nedir? Mutluluk diye bir kavram var. İnsanlar bazen mutluyum bazen de mutsuzum diyorlar. Sizce nedir mutluluk?



A.M:
Ben mutluluğu bir tek şeyde görüyorum. Sabırda görüyorum. Sabırlı iseniz her hususta mutlu olmaya bir numara namzet kişisiniz. Ben böyle görüyorum. Öğrencilerime de sabırlı olmalarını telkin ettim. Mutluluk bence bu. Sabırlı olunca, insanlarla da daha iyi bir diyalog içinde olursunuz. İnsanlara, fikirlere daha fazla hürmet edebiliyorsunuz, her hususta daha hakkaniyetli davranıyorsunuz. Yani bu sabır duygusu, size pek çok sey kazandirabilir, dolayisiyla mutlu olabilirsiniz.

B.Ş: Peki ben size aynı sekilde üzüntüyü sorsam. Sizce üzüntü nedir?



A.M:
Valla yakınlarımın kaybı, beni en fazla üzen şeydir . Normal yaslarda, mesela babamı 91 yaşında kaybettim annemi de normal yaşlarda. Tabii çok üzülüyorsunuz yasla ilgisi yok bu üzüntünün. Kayıplar beni son derece üzer.

B.Ş: Ufak tefek şeylere üzüldüğünüz de olur mu?



A.M:
Hiç değmez. Küçük üzüntüleri, küçük mutlu olaylarla telafi edebilirsiniz, başka bir mutlu bir olayla. Her şeye üzülmemek lazım.

B.Ş: Sizce savaşsız bir dünya olabilir mi?



A.M:
Olması gerekiyor ama olamıyor maalesef. Biz sulh sever insanlarız. Aslına bakarsanız teorik olarak, Amerika'nın bu kadar uzaktan, binlerce kilometreden gelip, çok ciddi bir neden de yokken, Irak'i vurması, muhakkak ki akla pek uymuyor. Belki haklı nedenler de var bunların içerisinde. Yalnız Amerika'nın şöyle bir görüşü var: Bugün ben vurmazsam, yarın, öbür gün, Irak, bütün dünya insanlarına zarar verecek. Ben şimdiden böyle bir musibeti ortadan kaldırayım diye düşünüyor olabilir. 11 Eylül olayının da bir etkisi olabilir. Yoksa tabii kim ister savaşı . İşin içinde ekonomik nedenler de var tabii.

B.Ş: Hangi yemekleri seversiniz.



A.M:
Her türlü yemeği rahatlıkla yerim ve severim. Yeter ki, hafif yemekler olsun.

B.Ş: Özellikle tercih ettiğiniz bir yemek var mı?



A.M:
Mesela enginarı çok severim. Pilavı, sebze ağirıiklı yemekleri yemeyi seviyorum.

B.Ş: Eşiniz sanatla uğraşıyor.



A.M:
Evet, uzun yıllardır devlet operası sanatçısı.

B.Ş: Eşinizin uğraştığı sanat dalı sizi etkiledi mi?



A.M:
Ben evlenmeden evvel müzikle bu kadar yakından ilgili değildim. Eşim evleneceğimiz yıl, İstanbul Devlet Konservatuarı Şan bölümünden mezun oldu. Koloratür sopranodur. O yıl ben de ben Fullbright bursu kazanmıştım. Eşim, Alis Manukyan'la birlikte Amerika'ya gittik. Orada Eşimin sesini çok beğendiler, hatta, Regional American Contest'de birincilik aldı. Bu birincilik üzerine eşime burs vermeyi teklif ettiler. O da opera dalında yüksek ihtisas yaptı. Tabii müzikal yönüm de var ama eşimin bunda etkisi de çok büyüktür



B.Ş: Sizde de müzik kabiliyeti var mı?



A.M:
Hayır. Hiç yok. Çocuklarda da hiç yok. Dinleyici olarak, iyi birer dinleyiciyiz.

B.Ş: Peki eşiniz evde söyler mi?


A.M: Tabii, tabii operadan emeklı oldu ama çok faal. Konserler falan veriyor. Tanıdıklarımızın kızlarına ders veriyor. Ama kendisinin aktif kalması için yapıyor bunu. Mesela iki bayan doktor öğrencisi var. Onlar, öyle meraklılar ki, doktorluğu bırakalım diyorlar bazen.

B.Ş: Peki çocuklarınız ne yapıyor?



A.M:
Oğlum Roy Manukyan, Bilgi Ünversitesi'nde, o da benim gibi hocalık yapıyor. Üç yıldır finansman ve muhasebe dalında dersler veriyor. Kendisi vaktiyle yeminli murakıp olmuştu Amerika'da. Sonra Türkiye'de bazı şirketlerde üst düzey yönetici olarak çalıştıktan sonra Akademik hayata geçmek istedi. Hocalıktan son derece haz alıyor . Kızım Aslan Çimento'da [ La Farge Coppee] 8-9 yildan beri başarılı bir hazine müdürü olarak çalışıyor.

B.Ş: Çocuklarınıza meslek seçerken ögütler vermişsinizdir. Kızınıza verdiğiniz ögüdü hatırlıyor musunuz?



A.M:
Kızımla oğlumun yaradılışı birbirinden farklı. Biz de iki kardeşiz birimiz anneye birimiz babaya çekmişiz. Yani biz de farklı yaradılıştayız. Ben babaya çekmişim. Kardeşim daha çok anneye çekmis. Oğlum bana, kızım anneye çekmiş. Yalnız kızım diyor ki, "baba sen öğrencilerine murakebe mezunu olmalarını bu kadar ısrarla tavsiye etmene rağmen bana tavsiye etmedin, hissediyorum ki, ben de murakebeyi biraz çalışmış olsaydım belki daha başarılı bir hazine müdürü olurdum". Haklısın ama, o zaman sen 19-21 yaşlarındaydın, karakterini pek uygun bulmuyordum dedim. Oğlum daha sabırlı bir insan. O mezun olduktan sonra, Arthur Andersen'in New York ofisinde 10 yıl çalıstı.

New York'taki Yeminli Murakıplık [CPA] sınavlarını verdi. Sonra Türkiye'ye dönmek istediler gelinimle birlikte . Döndükten sonra özel sektörde finansmanla ilgili olarak çaliştı. Üniversitedeki akademik hayatı daha fazla benimsedi. Ben, hem üniversitedeki hocalığımı hem ticari hayattaki işlerimi de eşit derecede seven bir insanım. Oğlum öyle değil. Piyasa işlerini pek sevmedi.. Ben her ikisinde de eşit derecede mutluyum.

B.Ş: Öğrencilerinizle yaşadığınız başınızdan geçen bir şeyler anlatır mısınız.



A.M:
Bayramlarda önemli günlerde benim eski öğrencilerim, hepsi olmasa da bana bağlılığı yüksek olan öğrencilerim devamlı ararlar ve hatırımı sorarlar. Bu beni son derece mutlu ediyor. Mesela dün sabah, saat 07 30' da bir telefon geldi, telefonu ben açtım. Odessadan Naci, benim eski bir öğrencim, Antalya'daydı kendisi, Odesa' da çalışıyor. Evlenmesi söz konusuydu, onu haber vermek için aramış. "Hocam, sizi çok özledim, sesinizi duymak istedim" dedi. Başka bir öğrencim var Japonya'da. Her yılbaşı gecesi arar, kutlamak için. Avrupa'dan arayanlar var, Türkiye'de yaşayanlar var. Bu olaylar son derece mutlu ediyor beni. İlişkileri devam ettiriyoruz. Kartlarını saklarım, resimli dosyalarını saklarım, zaman zaman bakarım, 11 bin öğrencinin hepsini hatırlayamıyorum ama, bu falanca öğrencimdi, şu filanca öğrencimdi demek çok güzel bir duygu.

B.Ş: Size, üzerinde "sevgili gençler" yazılı boş bir sayfa verseler, gençler için altına ne yazardınız?



A.M:
"Sevgili gençler, tüm insanları çok sevin ve hayatta sabrı elinizden hiçbir zaman bırakmayin" .

Bu yazıya yorum ekle  

.


.


(soldan sağa, Neşe Erberk, Arman Manukyan, Bülent Şenver, Jefi Kamhi, Hülya Şenver)

Bu yazıya yorum ekle

.
Tüm Yazıları
.
.
Arman Manukyan Gözüyle Kimdir Başarıları Linkler Kendi Sesiyle Fotograf Albüm Kitap Tavsiyeleri TV Tüm Yazıları Arman Manukyan Odası Lider Arama

.
.
.

Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org