Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Suna Kıraç Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Ömürlerden Uzun Bir İdeal Eğitim Gönüllüleri Vakfı
15.09.2009
Okunma Sayısı : 4912
Oy Sayısı : 2
Değerlendirme : 5
Popülarite : 1,51
Verdiğiniz Puan :
 

 

Ömürlerden Uzun  Bir İdeal
Eğitim Gönüllüleri  Vakfı
Suna Kıraç
.
.
.


Koç Holding'in  Nakkaştepe'deki  yemekhanesinde Vehbi Koç'un  karşısıdaki isim Prof. Yılmaz Büyükerşen'di. Eskişehir'deki Anadolu Üniversitesi'nde bir eğitim  vahası  yaratan  Büyükerşen'i yemeğe davet eden  Vehbi Koç, Koç üniversitesi'nin Kibrit Fabrikası'nda eğitime başladığı o günlerde , Türkiye'nin  eğitim  sorununu tartışmak istiyordu. 1994 seçimleriyle din üzerinden yapılan  siyasetin aldığı sonuçlar , Atatürk  ilke ve inkilaplarına sıkı  sıkıya bağlı Vehbi Koç  ve Suna Kıraç'ta şok etkisi yapmıştı. Toplumda laik  değerlerin  savunulması  yetiştirilmesi  hedefi  tartışılıyor, sivil  toplum örgütleri kuruluyordu.

Büyükerşen'in  rakamlar ve örneklerle işaret ettiği  tehlikeden  Vehbi Koç  etkilenmişti. O sırada  yandaki amsada yemekleri biten Suna Kıraç ve Cengiz Solakoğlu , masaya selam vererek  mesaiye çıkıyordu. Vehbi koç ikisini de yanlarına çağırdı. Büyükerşen'in  anlattıklarını onların da dinlemelerini istiyordu.

Suna Kıraç konuşmayı dikkatle dinledi sonra "peki  bu sorunlara nasıl çözüm  buluruz" diye sordu. Büyükerşen, eğitimde karşılaşılan  sorunlarda çözümün  sadece devletten beklenmemesi  gerektiğini , ülkenin iş dünyası  ile entelektüellerin  de ellerini taşın altına koyması  gerektiğimi söyledi. Suna Kıraç  aynı fikirdeydi. Şöyle dedi:

"Ne olacak  bu memleketin hali demekle memleketi  yönetenleri kıyasıya eleştirmekle bir yere varamayız. Mutlaka bu sorunun  çözümünün  bir parçası olmak  durumundayız. Bu da ancak  bir örgütsel  hareketle oluşabilir. Eğitim noksanlığı! Yaşanılan  tüm olumsuzların kökenindeki hemen hemen  başlıca neden budur. Bunun  için eğitim devlete bırakılmayacak kadar önemli  bir konudur.

Eğitim yalnız özel sektör kuruluşlarının halledeceği  bir konu da değildir. Genel eğitim  alanında en büyük  bir sivil  toplum  hareketini başlatalım  ve devletin özellikle 7-16 yaş grubundakilere verdiği eğitime bir destek programı oluşturalım ve yeni nesillerin daha iyi yetiştirilmelerini sağlayalım."

Büyükerşen de bu fikri destekleyerek, Cumhuriyetin  kuruluş  süresince oluşturulan Köy Enstitüleri, Halkevleri ve Köy Odaları'nın  tam da bu işlevi  yerine getirdiğini söyledi.  Cumhuriyetin  ilk kuşağının  ufuk  açıklığında ve Cumhuriyete bağlılığında bu kurumların payı  vardı.

Vehbi  Koç o benzersiz sezgiyle konuşmanın  nereye doğru gittiğini anlamıştı. "Biz zaten  eğitime katkı yapıyoruz. Eğitim  vakfımız var. İstiyorsanız orada çalışın" dedi. Kaygısını açıkça dile getirdi: "Bu konuşmanın heyecanıyla bir işe kalkışmayın, heyecan  yarın kaybolur, öbür gün arkasında hiç kimseyi bulamazsınız ve yalnız kalırsınız."

Oysa Suna Kıraç'ın yalnızlıktan korkusu yoktu.

Yepyeni bir sivil toplum  örgütü kurmak için çalışmalar bütün hızıyla sürüyordu. Yılmaz Büyükerşen, Türk Eğiitm Vakfı'nın  eğitimde yaşanan  sorunlar için  bir çözüm modeli olamayacağı kanaatindeydi. Eğitim Vakfı,  maddi imkanı olmayan gençlere burs sağlıyor ve çok  önemli  bir katkı  sağlıyordu. 30 binden genç yurtiçi ve yurtdışı  burslarından yararlanarak  eğitimlerini tamamlamıştı.  Oysaki eğitim sisteminin eksikliklerini  gidermek için yeni eğitim sistemlerinin  inşa edilmesi  ve devletin görev ve sorumluluklarını haricinde okul sistemi hakkında sivillerin de sorumluluk alması  gerekirdi. Suna Kıraç bu itiraza mim    koymuştu.

Konuşmanın  üzerinden henüz üç gün geçmişti ki  Cengiz Solakoğlu telefonla Büyükerşen'i  aradı. Solakoğlu, o günkü konuşmadan Suna Kıraç'ın  çok  etkilendiğini ve bu konuyla ilgli bazı  düşünceler  geliştirdiğini  söylüyor ve çözüm  için adım atma kararlılığı içinde olduğunun altını çiziyordu.

Büyükerşen ise yolladığı yanıtta eğitim  sorununa duyarlı kesimlerin (iş dünyası, akademisyenler, entelektüeller) bir araya gelmesini  ve kiminin  parasını, kimilerin  de bilgilerini  buluştuarak  bir vakıf kurulmasını önerdi. Vakıf sayesinde devletin  eğitim  yöntemlerine katkı sağlayan , bunları  geliştiren  ve tamamlatan yepyeni bir model  oluşturulabilirdi.

Suna Kıraç ikna olmuştu. Vakfın  kurulmasına öncülük edecekti. Bu heyecanını ilk olarak babasıyla paylaşmak istedi. Ancak Suna Kıraç'ı düş kırıklğı  bekliyordu:

"Bakın" dedi, "bir hareket başlatıyorsunuz ama bugün  ülkede siyasal  ve ekonomik  yönden  büyük  çalkantılar var, yurtsever insanlarda büyük bir heyecan  var,  yarın bunlar kaybolur, bu heyecan  da biter. Bugün sizi destekleyenler yarın bu  harekette yalnız bırakır. Yalnız bırakıldığı zaman da bu  hareket  yarım kalır.  Yarım kalacak  bir hareketi  başlatmak bize yakışmaz"

Suna Kıraç'ın yanıtı babasına sitem doluydu. Onca yıllık iş yaşamının  deneyimlerini hatırlatıyordu:

"Vehbi Bey, biz hangi işimizi bugüne kadar yarım bıraktık. Bu harekete giderken  geleceği  şekillendireceğimiz konusunda lütfen bize itimat  edin.  Bu vakıf kartopu gibi yurdun  her tarafını  saracak ve Türkiye'nin  eğitim  konusundaki en büyük  sivil toplum  hareketine dönüşecek. Bunun bağışçıları üç-beş kişiden  değil, ülkesini seven, ülkenin geleceğini  düşündn  on binlerce kişiden oluşacak." 

Vehbi bey ikna olmamıştı. "Peki , ben  ikaz ettim, gerisi size kalmış, gidin, Allah  yolunuzu açık etsin" dedi. Ancak Suna  Kıraç daha ilk  adımda ısrarlı bir vakıf gönüllüsü oluvermişti. "Vehbi  Bey,  vakıf için bir bağışta bulunmayacak  mısınız" diye sordu. Vehbi  Koç dile getirdiği  kaygılarından  hareketle "Yok" dedi. "Evvela hareketinizi takip edeceğim, başardığınızı görürsem  bir şeyler  düşünürüz.

Bu konuşma Suna Kıraç için tarihi bir dönüm noktasıydı. İlk kez babasıyla bir konuda görüş ayrılığına düşmüştü. Daha da önemlisi Vehbi Koç'un şerhine rağmen projeye başlama kararı almıştı. Şimdi bu tarihi proje kişisel bir sorumluluğa da dönüşmüştü.

Eğitim Gönüllüleri Vakfı, 23 Ocak1995 günü iş dünyası ve akademi dünyasından  52 önde gelen ismin imzasıyşa faaliyete geçti. "Cumhuriyetin ilk yıllarındaki Halkevi, Enstitü uygulamaları 1990'larda olsaydı, nasıl bir eğitim anlayışı ve teknolojik potansiyeli  olmalıydı" sorusundan  harektle sürüdürülen  tartışmalar "eğitim parkı" modelinin  geliştirilmesiyle  sonuçlandı. Teknolojik olanaklardan  yararlanamayan  öğrencilere eğitim parklarında bu imkan sağlanacak;  okul saatleri  dışında sportif ve kültürel  etkinliklerde bulunabilecek , ders etütleri yapabilecek ve her türlü bilgiye ulaşabileceklerdi.

Projenin olgunlaştırıldığı bu  toplantıların  tamamına Suna Kıraç da katıldı. Mesaisinin  önemli  bir bölümü  vakfa ayırıyordu. Vakıfta başkanlık  ya da başkan yardımcılığı türünden  makamları  kesinlikle istememiş, sıradan  bir yönetim  kurulu üyesi olarak  kalmayı tercih  etmişti. Ancak toplantıların  lideri oydu. Cengiz Solakoğlu o  toplantılardaki işlevini  şöyle dile getiriyordu:

"Onunla yapılan  yönetim kurulu toplantıları fevkalade katılımcı ve demokratik  bir şekilde cereyan ederdi.  Ve o  demokratik  yapı  içerisinde Suna Hanım  doğruları  ve sonucu cımbızla çeker ve toplantının  karar kısmını özetlerdi. Kararlarda tüm üyelerin  fikir birliğinin  oluşmasına gayret sarfetmiştir. Hiç  aceleci değildi. Bir meseleyi  çok yönlü araştırmadan  bir karara varamazdı."

Diğer bir yönetim kurulu üyesi Yılmaz Büyükerşen ise,  toplantılardaki Suna Kıraç'ı biraz daha farklı  hatırlıyordu:

"Öyle zannediyorum ki mevcut  vakıflar içinde yönetim  kurulları  15 günde ya da  haftada bir toplanan  başka bir vakıf olmamıştır. Bu da Suna Hanım'ın  iş takipçiliğinin  bir sonucuydu. İstiyordu ki  görev verildiği  zaman,  kararlar alındığı  zaman hemen  takibi yapılsın. Aksayan  tarafları var mı,  nasıl düzeltilir, tartışılsın istiyordu. Adeta zamanla  yarış  ediyordu.  Açıkçası  vakıf çalışmalarına başladığımız zaman,  her yönetim  kurulu toplantısına dersine iyi çalışan  çocuklar gibi gelmek zorundaydık.

Suna Kıraç, Türk iş dünyasının önde gelen  isimlerine yolladığı  mektuplarla vakfa maddi  ve manevi destek çağrısında bulundu.

Vakıf,  ilk oyun  parkını  Fındıkzade'de açtı. Ancak  asıl hedeflenen  çocukların  en ihtiyacı  bulunan  bölgelere, illere gidilmesiydi. Suna Kıraç'ın  aklında Güneydoğu illeri vardı. Ancak  yaşanan  terör  nedeniyle  böylesi bir  projeyi  bölgede gerçekleştirmek  ne kadar mümkündü?

Sonunda Güneydoğu Anadolu'daki kalabalık  sınıflarda Anadolu'daki  kaybolan çocukların yeteneklerini ve eğitim  konusunda yaşanan  dramları  yerinde görmek  ve oralarda eğitim birimleri  ve parklar açmak üzere vakıf yönetim kurulu üyeleri  bir haziran günü bölgeye gitme kararı aldı. O dönemki vakıf başkanı Prof. Yılmaz Büyükerşen, Suna Kıraç, İbrahim Betil, emekli Orgeneral Doğan Beyazıt, Prof. Yavuz Alango ve Cengiz Solakoğlu Diyarbakır'a gitti. O yıllarda Diyarbakır'da Asayiş  Kolordu  Komutanı  olan Orgeneral  Yaşar Büyükanıt da vakıf  çalışmalarını destekliyordu.  Yönetim Kurulu üyelerine bir skorsky helikopter tahsis etti.    Bölgede terörün  en yoğun yaşandığı  yıllardan biriydi.

Suna Kıraç, vakıf faaliyetlerinin  gelişmesinden  hoşnuttu ancak  daha fazlasını istiyordu. Vakfın kamuoyunda yeteri kadar tanınmadığı kanısındaydı. Çalışmaların yeterince duyurulmadığından  kaygı duyuyor, vakıf için sürekli mükemmelliği arıyor, adeta acele ediyordu. Deprem sonrasında, dönemin  içişleri bakanı Saadettin  Tantan'ın  Suna Kıraç ile yaptığı görüşmeden hareketle  "para toplama"  yetkisi vermesiyle vakıf bir anda kamuoyunda etkin bir rol üstlendi.

NTV'de gerçekleştirilen kampanyayla, Hayat Mahalleleri projesi için bir günde tam 3 milyon dolara yakın para toplandı. Beşiktaş'ın  efsanevi oyuncusu "Şifo"lakaplı Mehmet  Özdilek'in jübile gelirini  vakfa bırakmasıyla Eğitim Gönüllüleri hareketi  büyük bir popülarite ve ivme kazandı.

Artık Eğitim  Gönüllüleri  Vakfı  bir çekim  merkezine dönüşmüştü. Maddi olanağı bulunmayanlar da bilgilerini ve emeklerini ortaya koyuyordu. Gönüllüler, çocukların eğitimine, oyunlarına ve çalışmalarına katkı sağlıyor, onlara okul dışında yapıcı, üretken ve sosyal  bir ortam sağlıyordu.

.
.
.

.

Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org