Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Suna Kıraç Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Suna Kıraç'ın ardından
16.09.2020
Okunma Sayısı : 433
Oy Sayısı : 1
Değerlendirme : 5
Popülarite : 0
Verdiğiniz Puan :
 

 

Suna Kıraç'ın ardından:
Anısına Ruhu şad, mekanı cennet olsun.

15 Eylül 2020 



Suna Kıraç'ın ardından:

Kaynak: T24

Yaşamı ve yaptıklarıyla ölüme inanmadı, ömründen uzun idealleri vardı…

Suna Kıraç'ın 'teamüllere aykırı' tek tercihi bir Koç profesyoneli olan İnan Kıraç'la evlenmesi olmadı.

Çiftin aldığı bir başka karar, yine o dönem ve temsil ettikleri 'sınıf' açısından büyük bir devrimdi.

Mademki çocukları olmuyordu onlar da bir çocuğu evlat edineceklerdi

"Yaşamak dediğin şakaya gelmez/Büyük bir ciddiyetle yaşayacaksın…" 

Şairin bu dizeleri yazı için iyi bir başlangıç olabilir. Zira Suna Kıraç hayatı ciddiye aldı ve yüz göz olmadan aramızdan ayrıldı.

Henüz bebeklik fotoğraflarında bile "Bu çocuk ciddi bakıyor" denilen bir olgunlukla başlayan yaşamı 79 yaşında sona erdi.

Aslına bakacak olursanız, o yaşamı ciddiye aldığı içindir ki bir defasında vazgeçmişti. Ancak kızı İpek'in "Anne çok gencim ve sana ihtiyacım var" sözüyle yeniden hayata dönmüştü.

Zira onun için yaşam öylesine idame edilecek bir tasavvur değildi. Vazgeçişinde de "ya hep ya hiç" vardı.

Okuyucunun kafası mı karıştı? Hikayesine ortadan başladık ondandır. Baştan anlatalım.

Suna Kıraç bir "Koç kızı"ydı. Vehbi Koç'un dört çocuğundan en küçük olandı. Koç ailesinin zenginliği dışarıdan anlaşılırdı.

Oysa aile içinde paranın hükmü olmazdı.

Bu gerçeği henüz altı yaşında ona satın alınan ayakkabının fiyatını telaffuz ettiği için yediği fırça ile anlamıştı. Para kazanılır ama onunla caka yapılmazdı.

"Büyümüş de küçülmüş" denilen türden bir çocuktu. Şımarmadığı, kapris yapmadığı için ona büyük gibi davranılırdı.

Ya da büyüklerin arasında çocukluğunu mu yaşayamamıştı?

 

Suna Kıraç ailenin diğer üyelerinden farklıydı. Dört kardeşi gibi o da Robert Kolej'e gitmiş ama o yılların delişmenliği içinde kendi deyimiyle "hafif sol ve bohem" bir yaşamı tercih etmişti.

Tiyatro ve sanat dünyasından dostlarıyla beraberdi. İnan Kıraç ile evlendiği günlerde Yaşar Kemal ile buluşmuşlar, yazar gülerek, "Damat kızımızı tam komünist yapıyorduk ki elimizden aldın" diye takılmıştı.

O günleri "Solculuğa heves eden ama servetin tüm imkânlarından yararlanan bir gruptuk" diye anıyordu.

Lise yıllarında öğretmen olma ideali, üniversite kapısında iş idaresi ve ekonomi tahsili realitesine dönüşmüştü.

Amerika'nın ünlü üniversitelerinden Wharton College'a kabulü geldiğinde ilk kez babası ile karşı karşıya geldi. Vehbi Koç "59 yaşındayım, sana hasret gitmek istemiyorum" diyerek ABD'ye gitmesine itiraz etti. Suna Kıraç babasını kıramamış ama içinde bir şeyler kırılıvermişti.

Vehbi Koç ise onun yaşadığı hayal kırıklığına karşı elindeki altın anahtarı sundu.

"Benim tezgâhım en iyi üniversitedir. Seni ben yetiştireceğim" sözü veriyordu.

Gerçekten de kendi deyimiyle o "üniversitenin" tek mezunu olacaktı. Babasının iş yapma tarzı, titizliği, ayrıntıya nüfuz etmesi vb. niteliklerini içselleştirdi.

Öyle ki Koç profesyonellerinin en çekindiği isim oluvermişti.

Zira toplantılara hazırlıklı giriyor, zor sorularla muhatabını sıkıştırıyor, babasının kazandırdığı haslet ile holding içinde en iyi bilanço okuması ile öne çıkıyor, yine babasının alışkanlıklarından biri olan israfa dair hassasiyeti kimi zaman can yakabiliyordu.

Cumhuriyet tarihinin ilk holdingini ve en büyük sanayi topluluğunu kuran Vehbi Koç ile eşi Sadberk Hanım; çocukları Sevgi Gönül, Rahmi Koç, Semahat Arsel ve Suna Kıraç'la...

Suna Kıraç bu donanımı ile Koç Topluluğu'nda kendisine mümtaz bir yer edinirken aslında Türkiye'nin modern anlamda ilk iş kadını olmasıyla öne çıkıyordu. Aile içinde "kızlar da çalışır" tercihinin pırıltılı bir örneğine dönüşüvermişti.

Suna Kıraç'ın yaşam öyküsünde "romanesk" yanlardan biri de İnan Kıraç'a duyduğu sevgiydi.

Geçmişte sermaye birleştirme, işbirliklerini akrabalığa taşıma vb. amaçlarla yapılan iş dünyasındaki evlilik geleneğinin aksine bir Koç profesyoneli ile aşk evliliğini tercih etmiş ve evlilik kararını Divan Oteli'ndeki bir iş toplantısı sırasında annesinin kulağına fısıldamıştı. Sonraki yıllarda o aşk hiç sönmedi.

Suna Kıraç'ın suskun yıllarında ise gözleri ve İnan Kıraç'ın insanüstü mücadelesi ile adeta hiç tükenmeyecek bir "aşk hikâyesi"ne dönüşecekti.

Suna Kıraç'ın "teamüllere aykırı" tek tercihi İnan Kıraç olmadı.

Çiftin aldığı bir başka karar yine o dönem ve temsil ettikleri "sınıf" açısından büyük bir devrimdi. Mademki çocukları olmuyordu onlar da bir çocuğu evlat edineceklerdi.

Çocuk Esirgeme Kurumu'nda henüz ilk gördüğü andan itibaren kızı İpek'e duyduğu o sevginin adı ana olmaktı.

İpek Kıraç öylesine sevildi ve öylesine sevdi ki sonraki yıllarda babasının "İstersen aileni bulalım" önerisine "Benim zaten ailem var" diye yanıt verecekti.

Suna, İpek ve İnan Kıraç.

Suna Kıraç yaptığı her işi "ciddiye alırdı."

Bu bir Koç toplantısı da olabilirdi, kızının okul toplantısı da…

Koç geleneği içinde yazışma kültürü doğrultusunda kimi zaman Koç profesyonelleri ve aile üyelerine, kimi zaman ise kızının öğretmenlerine mektuplar yazarak gördüğü yanlışları ya da doğruları vurgulama alışkanlığını hiç yitirmedi.

Ancak 1997 yılı bugünün habercisiydi.

İlk olarak parmaklarının uyuşması ile hissettiği anomalinin teşhisi ABD'de kondu. Hastalığı ALS idi.

Doktor, beyin sapı bölgesindeki hücrelerin ölmesi ile kaslarını kullanamayacağını ve üç ile beş yıl içinde solunum cihazına bağlanacağını söylüyordu.

Henüz 56 yaşındaydı ve kızı 13'üne basmıştı. Ağladı, isyan etti. 

Sonra birer birer melekeleri onu terk etmeye başladı. Bir Arçelik toplantısında hastalığını bilmeyenler yaptığı konuşmada yaşadığı zorluğu hayretle izledi.

O güne kadar Suna Kıraç'ı sarhoş gören olmadığına göre bir sorun olsa gerekti.

Yürüme, tutma, konuşma derken nihayetinde solunumunu kendi başına yapamadığı o meşum gece hastaneye kaldırıldığında eşi İnan Kıraç'a verdirdiği sözü hatırlattı. Hastalığının ortaya çıkmasından itibaren tuttuğu günlükte şöyle yazmıştı:

"Bu yıl 1 Şubat'ta fevkalade ağır ve ciddi bir teşhis kondu.

Adı ne olursa olsun ciddi ve beyinle adaleler arasında bir nevi kontak olduğu için yavaş yavaş veya hızla kasların motor hareketi yok oluyor.

New York'taki doktorun 700 dolara söylediği güzel havadis (!..) 9 ay gibi kısa bir sürede konuşamayacağım, nefes alamayacağım, yutamayacağım, yemek yiyemeyeceğim, yazamayacağım.

Bu hallere gelince nasıl besleneceğim?...

Tabii tamamen yıkıldım. Tanrıya dua ettim ki o hallere düşmeden bitmesi için…"

Söz: "o hallere düşmeden bitmesiydi."

Suna Kıraç, "İnan makineye bağlayacaklarında sana soracaklar, bağlayalım mı bağlamayalım mı?

Sen 'hayır' diyeceksin.

Makineye bağlanmama müsaade etmeyeceksin" demişti.

Ancak o gün geldiğinde İnan Kıraç tam 21 yıl sürecek bu dönemin belki de en önemli kahramanı olacaktı.

Ancak hastanede tedaviyi reddeden Suna Kıraç'ın yeniden yaşama dönmesini sağlayan yukarıda andığımız konuşmaydı.

Kızı İpek hastanede odaya tek başına girmiş ve "Beni evlat olarak aldığında, anne olmaya karar verdin, kararının arkasında dur…

Beni yalnız bırakma, anneme çok ihtiyacım var" dediğinde sadece gözleriyle "Tamam" demişti. Suna Kıraç hayata yeniden başlıyordu.

"Hayatım bir roman gibi…"

Gündelik ahvalin en klişe başlangıçlarından biridir.

Oysa Suna Kıraç için ne kadar doğru değil mi?

Suna Kıraç'ın adını sonsuzluğa yazdıracak olan yaşamındaki "romanesk ayrıntılar" değil, bir yurttaş olarak taşıdığı sorumluluk ve yaptıklarıydı.

Ülkesinin sorunlarına şöyle bakıyordu:

"Ne olacak bu memleketin hali demekle, memleketi yönetenleri eleştirmekle bir yere varamayız. Mutlaka bu sorunun çözümünün bir parçası olmak zorundayız…"

Rıdvan Akar'ın kaleme aldığı ve belgesel yaptığı Suna Kıraç biyografisi: Ömrümden Uzun İdeallerim Var!

"Sorun"dan kastı eğitimdi.

Koç Vakfı ile başlayan eğitim serüvenine doğrudan çabası ve enerjisi ile Koç Lisesi ve Koç Üniversitesi'ni kazandırmıştı.

1981'den itibaren İnan Kıraç'ın kurucusu olduğu Galatasaray Eğitim Vakfı'na katkılarda bulunmuş, Galatasaray Üniversitesi'nin kütüphanesine adını vermişti.

Aynı katkılar Robert Kolej için de geçerliydi.

Ancak asıl eseri Türkiye Eğitim Gönüllüleri Vakfı (TEGV)oldu. Bugüne kadar 3 milyona yakın yoksul ve yoksun bölgelerin, ailelerin çocukları ilhamını köy enstitülerinden alan bu modelle çağdaş eğitimle tanıştı.

100 binden fazla eğitim gönüllüsü eğitmen bu eğitim yuvalarının kahramanlarına dönüştü.

Bu süreçte Suna Kıraç parmağını sallayan bir lider değildi.

Ayağında çizmeleriyle TEGV birimlerinin açılışına ve toplantılarına katılıyor, iş dünyasının bu eğitim hareketine katılması için çaba gösteriyor ve "insanlık adası" diye tanımladığı bu yeni modelin oturması için düşünce üretiyordu.

Suna Kıraç, eşi İnan Kıraç ile birlikte İstanbul şehrinin tarihinin korunması ve araştırılması için İstanbul Araştırmaları Enstitüsü'nü hayata geçirdi.

Pera Müzesi şehrin önemli bir kültür ve sanat merkezine dönüştü.

Antalya'da AKMED Akdeniz havzası medeniyet araştırmalarının çekim merkezi oldu. Suna - İnan Kıraç Müzesi ile ailenin koleksiyonları İstanbul ve Antalya'da sanat ve tarih severlerle buluştu. 

İnan Kıraç belki de düne kadar umudunu hiç yitirmedi.

ALS ile ilgili dünyadaki bütün önemli araştırmaları takip etti. Önde gelen bilim insanlarının İstanbul'da her yıl buluşup ALS odaklı bilgi alışverişi yapabilecekleri bir sempozyumla umudu yaşattı.

Boğaziçi Üniversitesi içinde açılan NDAL (Nörodejenerasyon Araştırma Laboratuvarı) nörodejenaratif hastalıklar konusunda dünyanın önde gelen 16 laboratuvarından biri oldu.

Bu laboratuvarda yetişen bilim insanları dünyanın önemli araştırma merkezlerinde doktora ve post doktora imkânları elde etti.

Suna Kıraç'ın bir açılışa yolladığı mesajı kızı İpek okumuştu. Şöyle diyordu:

"Engin bir sevgi çemberi içinde mücadele veriyorum…

Çünkü ömrümden uzun ideallerim var…"

Şiirle başladık, sevdiği şairle veda edelim:


Yani, öylesine ciddiye alacaksın ki yaşamayı,

Yetmişinde bile, mesela, zeytin dikeceksin,

Hem de öyle çocuklara falan kalır diye değil,

Ölmekten korktuğun halde ölüme inanmadığın için,

Yaşamak, yani ağır bastığından...

Suna Kıraç hayatı ciddiye aldı ve öyle yaşadı…

Zeytin yerine binlerce kez hasat alacağı eğitim yuvaları kurdu.

Yaşamı ve yaptıklarıyla ölüme inanmadı…

Zira onun idealleri vardı…

Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org