Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Neşe Erberk Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Neşe Erberk dPaper Dergisi
07.06.2006
Okunma Sayısı : 10629
Oy Sayısı : 16
Değerlendirme : 4,06
Popülarite : 4,89
Verdiğiniz Puan :
 

 

Neşe Erberk dPaper Dergisi... Bülent Şenver'in Konuğu NEŞE ERBERK
.
.

Boğaziçi Üniversitesinden hocam Sayın Bülent Şenver ile dPaper Dergisi için yaptığımız hoş bir sohbeti sizlerle paylaşmak istedim.
.
.
  

BŞ: Türk Standartları Enstitütüsü mankenlere standart getirmeli mi? Böyle bir gereklilik var mı sizce?

NE: Güzel bir konuya değindiniz. Gecen hafta Türk Standartlar Enstitüsü’nden aradılar, böyle bir girişimden bahsettiler ve ilk sorum şu oldu “ Kurumlara verilir ama  meslek  erbabına verilir mi?”. Uluslararası şartlarda da vardır dediler. Türk Standartlarını belirlemek için dört  isim seçmişler. Bunlar arasında ben de varmışım.  Bizim belirleyeceğimiz kriterler doğrultusunda mankenler çalışacakmış. Henüz böyle bir çalışma yapmadık fakat bu tür bir çalışma için  pek çok soru işareti var. Mankenlik artık birkaç kola ayrıldı. Podyum mankenliği ,fotomodellik,tanıtım mankenliği gibi.  Dolayısıyla her biri için farklı standartlar getirmek gerekiyor. Örneğin podyum mankenliği için ince uzun bir boy,giysiyi düzgün taşıyabilme yeteneği şart ,ama artı illa güzel olmak gerekmiyor. Fotomodellik boy pos gerektirmiyor ama önemli olan proporsiyonlu bir vücuda ve   fotojenikliğe sahip  olmak. İyi tanıtım için, daha çok ürünü tanıtmaya ve ifade etmeye yetenekli olmak,  rahat ve sempatik tavırlı olmak, proporsiyonlu fiziksel şartlar yeterli. Bazı kişiler bu özelliklerin hepsine birden sahip de olabilir, onlar hepsini yapabilir ama bazıları da saydıklarımdan bir kısmına sahip olur, o zaman da konuyla ilgili  alanda çalışabilirler. TSE kuralları  uygulanmaya başlandığında müşteriler TSE  sertifikalı mankenlerden yana tercih  kullanabilir. Siz, kalite ve prestije önem veriyorsanız bu standartlara uyan kişilerle çalışacaksınız.  Hedefiniz ya da gayeniz yoksa bu noktalara bakmayacaksınız. Ama standartlara uymayanlar da iş yapıyor olacak. Ben bundan eminim.
Ama henüz uygulamaya geçilmedi.

BŞ: Neşe Hanım biraz gençlik dönemlerinizden ve eğitiminizden bahseder misiniz?

NE. Orta ve lise öğrenimimi Robert Kolej’de yaptım. Boğaziçi Üniversitesi İşletme bölümü mezunuyum ve sizin öğrencilerinizden biriydim.  Gayretli bir öğrenciydim ama iyi bir öğrenci olup olmadığımı siz takdir edersiniz.

BŞ: İyiydin. Çok iyiydin.

NE: Teşekkür ederim.

BŞ: Birazcık iş hayatından bahseder misin, 17 yıldır neler yaptın?

NE: Üniversitenin son yılında kendi işimi kurmaya karar verdim. Ondan önce üçüncü sınıftayken Pabetland halkla ilişkilerde ve E&K reklam ajansında müşteri temsilciliği gibi kısa deneyimlerim oldu. Hem okuyup hem çalışmak gibi. Zaten mankenlik yapıyordum. Mankenlik  bir hobiydi. Para kazanmaktan ziyade dünyayı keyifle gezebileceğim bir uğraştı. Bu kısa  halkla ilişkiler ve müşteri temsilciliği tecrübelerinden  sonra, karar verdim ki, ben birinin yanında çalışmamalıyım,  kendi işimi kurmalıyım. Üniversite son sınıfta ise hem üniversite eğitimimde  hem mankenlikte edindiğim tecrübeleri kullanabileceğim bir iş olmasına karar verdim. “O zaman bir ajans açayım...” dedim.  Bu ajans da  yalnızca bir mankenlik ajansı olmasın, hem kasting hem  mankenlik ajansı olsun. O devirde kasting  ve mankenliğin bir arada olduğu bir  ajans yoktu. Kast, 0- 80 yaş arası  reklama göre her tür oyuncu demek. O zamanlar sadece kast ajanslar ve sadece mankenlik ajansları vardı. Ben hep farklı yaklaşımlar içinde olduğum için aynı bünyede ikisi birlikte olsun dedim. 1987’de Boğaziçi’nden mezun olduktan   bir yıl sonra ajansımı kurdum. O zamanki adı Erberk Kast,  hatta şöyle, Erberk Casting and Productions’ dı ve şahıs şirketiydi. Daha sonra limitede dönüştürdüm.  Türkçe olması gerektiğinden Erberk Kast Prodüksiyon ve Tic.Ltd.Şti. olarak değiştirdim.  Üç yıl önce de kast ve mankenliği ayırmaya karar verdim ihtisaslaşmaya yönelmek için. Erberk Kast’ı ağabeyime  devrettim. Şu anda da Neşe Erberk Model Ajansı Tanıtım Organizasyon Ltd. Şti. olarak   yeni kurduğum şirketi  devam ettiriyorum.

BŞ: Neşe sen çocuklarla ilgili bir atılım yaptın. Bu yeni atılımını da anlatır mısın?

NE. Joy Full House...  o da  geçen sene  kurduğum bir yetenek geliştirme merkezi . 99 Aralık’ta üçüzlerim doğdu. Ve aslında hep benim gönlümde çocuklarla ilgili bir şeyler de yapmak vardı, fakat hep ajansa ağırlık verdim. Bulunduğum   ortam  nedeniyle  yapmam gereken iş  ajans kurmaktı. Avrupa Güzeli unvanım vardı. Mankenlikte bir yer edinmiştim, o yüzden de ajans kurmak daha doğru bir davranıştı.  Fakat içimde daima çocuklarla ilgili iş yapma  arzusu içindeydim. Çocuklarım doğduktan  sonra tamam dedim.  Şimdi kendi hayalimdeki sistemle çocukların eğitilmesini istiyorum. Alınmasınlar, darılmasınlar,  Milli Eğitimin kalıplaşmış sistemi olmamalıydı bu.  Dolayısıyla  Joy Full House yetenek geliştirme merkezini  hayalimde yarattım ve gerçekleştirdim. Burası Milli Eğitime ve Sosyal Hizmetlere bağlı bir yer değil.    Bir şirket ve hedefi, çocukların yeteneklerini keşfetmek  ve onları geliştirmeye çalışmak. Yani onları kalıplaşmış, günlük ders programları, kitapları içine hapsetmeden eğitmek.    Tabii ki bir programları var, çünkü düzen gerekli. Ama buradaki  amaç el becerileri, drama, dans,ritm çalışmaları, İngilizce gibi, yeteneklerini gösterebilecekleri alanlarda onları yetiştirmeye çalışmak.   Bunun dışında bir başka  farklılığı da şu; burası bir yuva değil, aynı zamanda  çocukların eğlenmeleri de hedefleniyor.  O yüzden farklı organizasyonlar yapılabiliyor. Doğum günü kutlamaları gibi.Hobi geliştirme aktiviteleri var, hatta yetişkinlere yönelik programlar bile oluyor zaman zaman.  Mesela geçen sene takı ve mozaik kurslarımız vardı. Bu sene de ritm çalışmalarımız olacak Okay Temiz’le. 

BŞ: Bu tür aktivitelere kaç yaş arası yetişkinler kabul ediliyor?

NE: Hiç limitimiz yok. Çocuklar da bile yok neredeyse. Yürümeye başladıktan itibaren Joy Full House’a gelebiliyor çocuklar. Şu anda en küçüklerimiz 14 aylık ikizlerimiz.

BŞ: İş ve ev hayatı dediğimizde, içinde bulunduğunuz dönemde hangisi ağırlıklı olarak yer alıyor?

NE. Ev hayatı çok daha kısıtlı itiraf edeyim. Çoğunlukla iş hayatımla ilgiliyim. Tabii ki Joy Full House’u kurma amacım çocuklarımla geçirdiğim zamanı artırabilmek imkanı yaratmaktı.  Üçüzler de burada.  Dolayısıyla belirli saatleri onlarla paylaşıyorum. Eve ancak akşamları yorgun argın varıyorum.  Eşimle sohbet  ederek ya da arkadaşlarımızla geçirebildiğim zamanlar oluyor ama yoğunluk iş hayatımda.

BŞ: Kaç yılında Avrupa Güzeli oldunuz? 

NE: Milattan önce 1984

BŞ: Çok zaman geçti. Olsun çok önemli bir unvan. Sen bunu gündeme getirmiyorsun ama Türkiye için güzel bir unvan.

NE: Gurur duyduğum bir unvan.  Ben orada sadece güzelliğimle bir başarı elde ettiğimi düşünmüyorum.   Çünkü güzellik kavramı, o kadar,  kişiye göre değişiyor ki. Bana göre bütünlüğü  sağlayan kişi güzeldir. Ben orada kurduğum sosyal iletişimlerle, ifadelerimle,  kendimi prazente  etmemle bu unvanı kazandığımı düşünüyorum. Yoksa sadece fiziki güzelliğimle  kazandığımı düşünmüyorum zaten.

BŞ: O günleri bizlere anlatır mısın, yani sen yolda giderken,  aaaa, burada yarışma var diyerek kapıdan içeri mi girdin?

NE: Aslında ben güzellik yarışmalarına katılmayı hiç istemiyordum. Annemin zorlamalarıyla  oldu. Mankenlik yapmak istiyordum. Keyifli bir iş olarak görüyordum. Yurtiçi- yurtdışı geziler, defileler ... Ama annem, Türkiye’yi yurtdışında temsil et dedi. O sırada  Güneş Gazetesi’nin bir güzellik yarışması vardı ve şansıma da ağustos ayındaydı . Yani okulu  engelleyecek dönemde değildi. Katılayım dedim ve Türkiye Güzeli seçildim. O yarışmada fazla heyecanlanmadım.

BŞ: Kaç yaşındaydın?

NE: 18 yaşımdaydım.  Üniversite birinci sınıftaydım. Orada birinci seçilen Avrupa Güzellik Yarışmasına gönderilecekti.  İkinci şansım da, Avrupa Güzellik Yarışmasının şubat ayında yani sömestre tatilinde düzenlenmesiydi.  Okulu yine engellemedi.  Tatillere denk geldi. Avusturya’daydı ve çok da keyifliydi. Atların çektiği kızaklar falan. Kar sporları merkezinde yapılmıştı. O zaman çok heyecanlandım çünkü, benden önce Nazlı Deniz Kuruoğlu Avrupa Güzeli seçilmişti. Ve dedim ki, kesinlikle iki sene üst üste Avrupa Güzellik unvanını aynı ülkeye vermezler.  Ama, hadi en azından Türkiye’yi temsil edeyim.  Fakat ilgi arttı galiba bir şeyler olabilecek derken, son üç gün kala ilk üçe girebileceğimi düşünmeye başladım.  Aslında, hayatta  her zaman kendinize güveniniz varsa, karşınızdakiler de bunu çok rahat hissediyor ve size daha çok dikkat ediyorlar. Eyvah yapamam dediğiniz hangi iş varsa onları yapamıyorsunuz. Yarışma gecesi Miss Turkey dediklerinde inanılmaz heyecanlandım... İkinci Fransız üçüncü de Alman’dı.

BŞ: Yarışmada sana sorulan soruları hatırlıyor musun

NE: O kadar detay hatırlamıyorum.

BŞ. Sonra Türkiye’ye gelince hayatın nasıl değişti?

NE: Bayağı şatafatlı karşılama töreni oldu. Güneş Gazetesi yetkilileri geldi. Hemen ertesi gün Ankara’ya gittik Rahmetli Turgut Özal o zaman başbakandı.  Bir Resepsiyon düzenlendi. 

BŞ: O  zaman ödüller çok muydu?

NE. Değildi ama benim için ünvan önemliydi. Tabii ki mankenlik tekliflerinde ciddi bir artış oldu.  Bir yandan da derslere devam ediyordum . O zaman da  kendi kendime yemin etmiştim, “asla bu unvan benim okulumu engellemeyecek” diye. Benim için önemli olan eğitimimdi ama onun dışında da hobi olara   mankenlik yapıyordum. Bazen yurtdışına mankenlik için gittiğimde yanıma ders notlarımı alıyordum, uçakta çalışıyordum. Uçaktan inip imtihana girdiğim günleri bile hatırlarım ben. Zaten dört yılda da bitirdim üniversiteyi.

BŞ: Genç kızlarımıza böyle yarışmalara girmelerini tavsiye edermisin?

NE:Mesleki olarak öneriyorum çünkü  sektöre yeni yüzler, yeni güzellikler kazandırmada yarışmaların faydası var. Tuhaf,  sansasyonel olaylarla gündeme gelmek yerine, güzellik yarışmasına girerek kendini göstermesi,  benim daha kabullenebileceğim bir olay. Günümüzde  pek çok yarışma olduğu için kamuoyundan tepki geliyor, en özü hangisi diye ?   Şimdi bunlar tabii ki doğru  değil. Bir tane güzellik yarışması oluyordu eskiden.  Biraz da kanalla, firmaların kendilerini tanıtan organizasyonlar olduğu için kafa karıştırıyor. Fakat  mesleğe yeni yüzler katmada son derece faydalı.

BŞ: Zamanı geri almak mümkün olsaydı,  bugünkü tecrübenle Avrupa Güzeli olarak  nasıl davranırdın? Havalimanına indin, ne yapardın? Aynen daha önce yaptıklarını mı yoksa bugünkü tecrübenle  başka şeyler mi yapardın?

NE: Ben oldukça iyi niyetli, insanlara güvenen biriyim,  biriydim diyeyim. Çünkü tecrübe daha dikkatli olmayı gerektiriyor.  Belki adımlarımı insanlara güvenmek konusunda daha dikkatli atardım. Maalesef iş ortamında  birçok kazıklar yedim. Aslında beni bu kazıklar pişirdi, daha sonra yeni kazıklar yememek için.   Eğer bugünkü birikimim olsaydı kendimi daha az zararla kurtarabilirdim diye düşünüyorum.  Yine fazla iyi niyetli olmamdan ötürü o zamanki mankenlerime fazla toleranslı davranışlarda bulundum. Bugünkü aklımla gerektiğinden fazla tolore etmezdim çünkü, bunları kullanıp beni zarara uğratanlar oldu.  Ama, işte, insan gençken bilemiyebiliyor, göremeyebiliyor ,ondan sonra tecrübe dediğimiz o birikim oluyor.

BŞ: Sen dedin ki, iyi niyetli  davrandım ve kazık yedim. Nasıl şeyler oldu?

NE. Çok farklı şeyler. Birçoğunda paramı aldılar . Fikirlerimi organizasyonlarda kullandılar. Sadece bu sektörde değil başka sektörlerde de   bu tür olaylar oluyordur. O acıları tatmadan zarara uğramamı önleyebilirdim.

BŞ: Şimdi kendini nasıl koruyorsun bu durumlardan?

NE: Sözleşme yapmadan hiçbir fikir vermiyorum. Ya da sözleşme yapmadan kimseyle çalışmıyorum. Yolun yarısında bir yanlışlık olursa hukuki açıdan haklarımı almaya çalışıyorum.

BŞ: Bu tip çalışma alanlarında hukuk yeterli mi, yoksa hukukdan da şikayetçi misin?

NE: Tabii ki süreçten şikayetçiyim ama uzun sürse bile, ben sözleşmelerden dolayı bugüne dek pek çok hakkımı aldım. Maalesef  dava açmak zorunda olduğum durumlar oldu ve hepsinde de kazandım. Yarı yolda pes etmiyorum. Emeğimin karşılığını almak istiyorum.

BŞ: İş dışında serbest yaşamında neler yapıyorsun? Neler yapmayı amaçlıyorsun?

NE.Seyahat etmeyi ve farklı kültürler tanımayı çok seviyorum   ama son yıllarda hiç imkanım olmuyor.  Her sene yeni bir atılım yaptım, bu atılımların da başında durmak zorunda kaldım,  o yüzden   tatillerim birikti.

BŞ. Sağlığını ve fiziğini korumak için  neler yapıyorsun?

NE: Dengeli besleniyorum.  Abur cuburdan ziyade sebze, meyve, ve  vitamin-protein-karbonhidrat dengesini bulmaya çalışıyorum.  Çünkü ipin ucunu bırakırsam, çok çabuk kilo alabilecek bir yapıdayım.  Tatlıya bayılırım o yüzden dengeyi korumaya çalışırım.  Bir de, gerek ajans ve gerek çocuklardan dolayı  örnek olmam gerekiyor. O yüzden de hem gıdama hem spora  özen göstermek zorundayım.

BŞ: Yani özel bir doktor, özel bir diyet eşliğinde değil,  sen kendi yaşamına göre aldığın tedbirlerle fiziğini korumayı başarıyorsun

NE. Evet,deniyorum.

BŞ. Eskiden de sporcuydun.

NE:   Hem Robert Kolej’de hem Eczacıbaşı’nda voleybolcuydum. Boğaziçi’nde de bir yıl takımdaydım. O yüzden de birtakım sportif çalışmaları kendi kendime uygulayabiliyorum .

BŞ. Kitap okuyor musun, hangi türleri?

NE. İtiraf edeyim çok az okuyorum.En son Ayn Rand’ın Fountain Head’ini okudum.  Sinema izliyorum. Sinemayı da, sinemada izlemeyi seviyorum, şimdi son moda olan evlerde değil de, sinemada izlemeyi seviyorum

BŞ. Hangi yemekleri yaparsın?

NE: Eşim yapar yemekleri. Acayip  güzel yemekler yapar Ayk.

BŞ: Ne yemekler yapar sana ?

NE. Pasta soslarında mükemmel bir İtalyan şeftir.  Ben çok güzel salata yaparım.Aslında yapsam ben de çok güzel yemek yaparım da...  O çok güzel yapıyor.

BŞ: Giyim kuşamınıza dikkat ettiğiniz belli oluyor. Nasıl giyinmekten hoşlanıyorsunuz?

NE: Tabii  mesleğimden dolayı modayı takip ediyorum ama mümkün olduğunca sade çizgilerle.  Moda bazen inanılmaz uç noktalara gidebiliyor.  Ben sade giyinmeyi, sade makyaj yapmayı seven bir insan olduğum için abartılı giysilerden  ziyade sade ve rahat giyimi tercih ederim ama ortama göre kokteyl, davet olduğu zaman biraz daha fazla makyaj yapabilirim.  Bekarlığımda da  doğallığı severdim. Öyle, maskeler, kozmetik ürünler kullanan bir kişi değildim.   Günlük cilt temizliğimi tabii ki yaparım. Pratik şeyleri daha çok severim.   Mesela bebeklerden sonra saçlarımı kestirdim.   Uzun saçlarım vardı ve saçlarımı hazırlayamıyordum.  Çünkü çok yoğun bir tempom var.  Sabah erken başlıyor ve akşam geç saatlerde bitiyor. Bu yüzden bütün gün kendimi rahat hissedebileceğim  bir görünüm içinde olmalıyım. Şık olmak zorundayım çünkü, Neşe Erberk olduktan sonra geri dönüşüm olmadığını fark ettim. Aslında Avrupa Güzeli olduğum ilk yıllarda ciddi sıkıntısını çektim bu durumun. Rahat bir  yapım vardı ve ben sadece öğrenci olmak istiyordum. Ama hep gözler üstümdeydi, kameralar üstümdeydi, öğrenciliğimin tadını tam çıkaramadım. Okula bile girdiğimde herkes dirsekleriyle dürterdi . Ben çok daralırdım ve köşelerden, köşelerden giderdim. Sonra öğrendim ki, ben bunlara alışmak ve böyle yaşamak zorundayım... Neşe Erberk zor ve kuvvetli bir isim, ona layık olamam gerekiyordu...Dolayısıyla gerek giyim kuşam gerek davranışlarımda örnek olmak zorundayım.

BŞ. Neşe Erberk bir marka yani. O zaman şunu sorayım, Neşe Erberk olarak yetmiş yaşına geldiğinde arkanda ne bırakmak istiyorsun, neyi hayal ediyorsun?

NE: Eğitimde bir marka olmak istiyorum.         Mesela mankenlik  ve model ajansımda bir marka oldum ( Mütevazı olmayacağım).  Şu anki  hedefim, çocuk ve gençlerin eğitiminde bir marka olmak. Bundan sonraki amacım bu hedefe odaklanacak.  Hatta tekrar üniversiteye dönmek ve çocuk psikolojisiyle ilgili eğitim almak istiyorum.  İlerideki Neşe Erberk eğitimci Neşe Erberk  olarak markalaşacak inşallah...
.
.

.
.

.
.
.

Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org