Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Cüneyt Ülsever Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

İktidar ve yargı
09.09.2010
Okunma Sayısı : 4618
Oy Sayısı : 2
Değerlendirme : 5
Popülarite : 1,51
Verdiğiniz Puan :
 

 

İktidar ve yargı

12 Eylül Referandumu'ndan önceki bu son haftada, oy kullanacakların %95'inin yapılacak değişikliklerden bihaber ve hatta değişikliklerin ne getireceğini umursamadan, sadece siyasi meşreplerine göre oy vereceklerini bile bile, yapılacak referandumun ruhuna yönelik yeniden bir dizi yazmaya niyetlendim.

Yazılan yazılara irdelediğinizde meselenin ruhu ile ilgilenen çok az yazar olduğunu görüyorsunuz.

"Evet"çiler halihazırdaki duruma bakıp, "askeri vesayetten" kurtulma müjdesi veriyorlar, "hayırcılar" ise yağmurdan kaçarken doluya tutulma ihtimaline parmak basıyorlar.

Ben ikinci gruptayım ve değişikliklerin 2 maddesinin ülkeyi isim babası olduğum "sivil vesayet"e sürükleyeceği konusunda sürekli uyarı yapıyorum.

Herkes açıkça kabullenmese de 26 maddelik değişiklik arasında Anayasa Mahkemesi ve HSYK'yi ilgilendiren 2 maddenin, ülkenin geleceğini çizmek açısından, göreceli ağırlıklarının diğer 24 maddeden çok daha yüksek olduğunu hemen herkes biliyor.

* * *

"Evet"çiler genellikle bu iki maddeye dokunmamayı tercih ettiler. Zira bu iki maddeyi savunmak için gerekçe üretmekte başarılı olamayacaklarını pekâlâ biliyorlardı.

"Evet"çilerden bu iki maddeye değinenler hiç mi olmadı? Oldu. Ancak ya tartışmanın ruhunu teşkil eden Adalet Bakanı ve müsteşarının HSYK'da bulunmasına zerre kadar değinmeden veya Anayasa Mahkemesi üye seçiminde sadece Cumhurbaşkanı'nın oyunun bir kişi azalmasını muştulayarak yüzeysel ve bütünü çarpıtan yazılar yazdılar (örn: Engin Ardıç) ya da metinde olmayan maddeleri "bakılmış fallarımız var" edası içinde varmış gibi göstererek göz boyamacılık yaparak (örn: Nazlı Ilıcak) savundular.

Bazılarının ne demek istediğini öldüm Allah anlamadım (örn: Emre Aköz).

Anayasa uzmanı olduğunu iddia ettiği halde Avrupa'da bazı ülkelerde Adalet Bakanı'nın aynı yetkilerle HSYK benzeri kurullarda görev aldığı iddiası ile gerçekleri tahrif edenler de oldu (örn: Osman Can). Bu tip saptırmalara Rıza Türmen'in verdiği cevabı muhakkak okuyun (Milliyet, 06.09.2010).

"Yetmez ama evet"çiler ise "akıl"ları ile "güce tapma"nın dayanılmaz cazibesi arasında sıkışıp kaldılar.

* * *

"Hayır"cılar arasında da detaylı analiz yapmadan bu 2 yargı maddesine çatanlar, görüşünü genel-geçer sözlerle savunan yazarlar çoğunluktaydı.

Yargı maddeleri ile ilgili analiz yapan yazarlar arasında ilgimi çekenler Mehmet Tezkan, Kadri Gürsel ve Ertuğrul Özkök oldu.

Ancak eski AİHM yargıcı Rıza Türmen'in yazıları beni en çok etkileyen teknik analizlerdir.

* * *

Ben de "hayır" oyumu analitik yaklaşım ve gerekçelerle savunmaya çalıştım.

24, 25, 26 Ağustos 2010 tarihlerinde yazdığım yazılarla görüşümü gerekçeleri ile savundum.

Üç yazıda karşı çıktığım maddeler şunlar oldu:

1) Anayasa Mahkemesi'nde 17 üyeden en az 10'unun iktidarın yanında olması garanti altına alınıyor:

-3 TBMM salt çoğunluğu-iktidar + 3 iktidar yanlısı YÖK + 4 seçilmiş Cumhurbaşkanı

Hangi iktidar seçerse seçsin üyeler 12 yıllığına veya 65 yaşına dek hizmet verecekler.

* * *

2) Yeni metne, Bakan ve müsteşarın şimdiki olağanüstü yetkileri yanında "HSYK'nın yönetim ve temsilinin Adalet Bakanı'na ait olduğu" yolunda bir cümle ekleniyor. Kurulacak sekretaryanın Genel Sekreteri'ni atama yetkisi de Adalet Bakanı'nda. Müfettişler HSYK'ya bağlanıyor ama Bakan'ın onayı olmadan soruşturma yapamıyorlar. Bunun yanında, 3 daire halinde çalışacak olan yeni HSYK'da dairelerin oluşumu ve işbölümünün kanunla düzenleneceği belirtiliyor. Böylelikle hükümet istediği düzenlemeleri yapma konusunda geniş yetkiye sahip oluyor.

İktidar ve yargı (II) 'Hayır'ın ruhu


DEMOKRASİ katiyen mükemmel bir yönetim sistemi değildir. Zaten hiçbir sistem mükemmel değildir. Demokrasi sadece tarihte yaşanmış siyasi rejimler arasında eksiklikleri/hataları en az olan rejimdir.

En ileri demokrasilerin bile hâlâ baş edemediği bir sürü sorunu var.

Demokrasinin temel dertlerinden birisi; yönetimi bir kişi/zümreden alıp halk iradesine teslim etmesine rağmen, yönetme yetkisini halktan alan iktidarın bu gücü iğfal etme gücünü de eline alabilmesidir.

Güç yozlaşır!

Mutlak güç mutlaka yozlaşır!

¡ ¡ ¡

Çoğunluğun oylarını alarak iktidara gelenlerin azınlığa zulmetme, haklarını yok sayma, hatta çoğunluğun tercihleri ile ters düşme ihtimalini mümkün olan en aza indirmek için hukukun üstünlüğü kavramı ortaya atılmıştır.

Hukukun üstünlüğü zaten parlamentoda çoğunluğu elde etmiş olan iktidarın istediği gibi kanun çıkarma, istediği gibi yönetme hakkını kendisinde görmemesi için gücün sınırlarını çizer.

Örneğin, ABD Anayasası, bizim Anayasamızın tersine iktidarın haklarını değil, sınırlarını, bireyin (vatandaşın) sınırlarını değil iktidar karşısında haklarını tarif eder.

İktidarı sınırlar!

Demokrasi, hukukun üstünlüğünü iktidarın üstünlüğüne karşı savunmak için ülke yönetimini oluşturan güçlerin (erklerin) birbirinden bağımsızlığını garanti altına almak ister.

Yargı, yasama ve yürütme erkleri birbirinden bağımsız olmalıdırlar ki, iktidarın sınırları çizilsin, hukukun üstünlüğü iktidarın gücü karşısında ezilmesin.

¡ ¡ ¡

Ancak, uygulama bazı aksaklıkları kaçınılmaz kılıyor.

Evvel emirde parlamenter demokrasilerde çoğunluk iktidarı oluşturduğu için yürütmeyi (iktidarı) oluşturan güç zaten yasama (TBMM)'daki çoğunluğun içinden çıkıyor. Haliyle çoğunluk partisinin genel başkanı başbakan da oluyor ve her iki erkin dizginlerini aynı anda eline alıyor.

Ülkemizde yürütmenin çıkmasını istediği bir kanunun yasama tarafından reddedilmesi neredeyse hiç düşünülemez!

¡ ¡ ¡

Üç erkten zaten ikisini sistematik olarak elinde tutan yürütmeye (iktidara) karşı hukukun üstünlüğünü koruyabilmek için hiç olmazsa yargının bağımsızlığını koruyabilmek gerekiyor.
Hayır'ın ruhu bu noktada!

¡ ¡ ¡

Ancak ülkemizde yargının bağımsızlığının nasıl anlaşıldığını da kalın harflerle not etmek gerekir.

Uzun yıllar askeri vesayet altında yaşayan ülkemizde sivil bürokrasi, askeri bürokrasinin kanatları altında, gereğinde bağımsızlığı ayrı bir güç olarak yorumlamaktan çekinmedi.

Bizde yargı erkinin bağımsızlığı zaman zaman yasama ve yürütme erklerinin işbirliği içinde oluşturduğu güce karşı ayrı ve alternatif bir güç haline dönüşüyor.

Örneğin, TBMM'nin veya hükümetin "milli çıkarı" düşünmediği saiki ile yargı "milli çıkarları korumak" adına özelleştirmeleri iptal edebiliyor, ihalelere müdahale edebiliyor.
"367 zırvasına" tevessül ediyor. Anayasa Mahkemesi TBMM'den çıkan kanunları "yerindelik" (kanuna bu şekli ile ihtiyaç/gerek var mı yok mu) kararı vererek, "siyasi mülahaza" ile iptal edebiliyor.

Son örnek. Yekta Güngör Özden'i ve LDP Genel Başkanı Cem Toker'i pek kimse duymak istemedi ama biz 12 Eylül'de TBMM'nin onayladığı Anayasa değişikliği metinlerini değil, Anayasa Mahkemesi'nin değiştirerek kabul ettiği metni oylayacağız!

¡ ¡ ¡

Bugünkü haliyle yargı bağımsızlığının ayrı bir güç olarak karşımıza çıktığı ortama karşıyım ama yarın Anayasa'da yapılacak değişikliklerin bu sorunu çözmek için değil, vesayeti tersine çevirmek için istendiğini 1957-1960 (DP dönemi) deneyimi ışığında tartışacağım. 
İktidar ve yargı (III) Tarih tekerrür etmesin: 1957-1960 DP dönemi


1) Demokrasinin temel dertlerinden birisi; yönetimi bir kişi/zümreden alıp  halk iradesine teslim etmesine rağmen, yönetme yetkisini halktan alan iktidarın bu gücü iğfal etme gücünü de eline alabilmesidir.  

2) Yargı, yasama ve yürütme erkleri birbirinden bağımsız olmalıdırlar ki, iktidarın sınırları çizilsin, hukukun üstünlüğü iktidarın gücü karşısında ezilmesin.
Ancak bu erklerin bağımsızlığı sorunu şıppadak çözmüyor.

3) Evvel emirde parlamenter demokrasilerde çoğunluk iktidarı oluşturduğu için yürütmeyi (iktidarı) oluşturan güç zaten yasama (TBMM)'daki çoğunluğun içinden çıkıyor. İki erke birden Başbakan yön veriyor. ("Ya sen sustur, ya ben susturacağım"!)

4) Ayrıca, uzun yıllar askeri vesayet altında yaşayan ülkemizde yargı, askeri bürokrasinin kanatları altında, gereğinde bağımsızlığı ayrı bir güç olarak yorumlamaktan çekinmiyor.
"367 kararı", "yerindelik" saiki ile yargının özelleştirme ve ihale iptalleri en iyi örnekler!

* * *

Ancak hükümetin hazırladığı Anayasa değişikliği, şahsi görüşüme göre, yargının demokratik bağımsızlık yetkisini zaman zaman yasama ve yürütme karşısında ayrı bir güce çevirmesine son vermek görüntüsü altında bu sefer de sivil vesayet kurmaya çalışıyor. Bu kez de yürütme maalesef yargıyı vesayeti altına almaya çalışıyor.

Yargı ile ilgili 2 maddenin ne getirip, ne götürdüğü bu köşede çeşitli defalar tartışıldı.

* * *

Benim korkum, YAŞ kararlarına yargı yolunun açılmasını muştulayan Başbakan'ın öte yanda ayağına "pranga" olan yargının istediği gibi vali, kaymakam vb. atamasına "engel olmasına" sinirlenmesinin resmettiği ruh halidir.

Recep Tayyip Erdoğan'a göre Başbakan "ister asar, ister keser!"

Erdoğan da galiba, "İstersem odunu bile seçtiririm!" diyebilen rahmetli Adnan Menderes gibi düşünüyor.   

* * *

Adnan Menderes 1950'de milletin ne istediğini milletten daha iyi bilen "asker-sivil bürokrat elit"e karşı "Yeter söz milletin" sloganı ile sembolleşen bir halk hareketi ile seçilmişti (%52).
Adnan Menderes yönetici elitin elinden iktidarı aldı ve millete teslim etme sözü verdi.

Milletin dışlanan muhafazakâr değerlerine sahip çıktı ve dünya konjonktürünü doğru okuyarak ABD'nin 2. Dünya Savaşı sonrası devreye soktuğu Marshall Planı'ndan faydalanmayı becerdi.

Ülkede "özgürlükler" ve "refah" arttı. ABD ile sıkı bir müttefik oldu. Döneminde ülke ortalama %9 civarında büyüdü.

Adnan Menderes 1954 ve 1957'de ikinci ve üçüncü defa DP'nin tek başına iktidar olmasını sağladı.

Ancak 10 yıllık iktidarı içinde haliyle muhalefet de yükselmeye başlayınca halk adamı, sempatik, hoşgörülü Başbakan'ın içinden başka bir insan çıktı.

"(18 Nisan 1960'ta) ...Tahkikat Komisyonu, Başbakan Menderes'in 'Adliye işleyemez hale gelmiştir' sözleri üzerine kuruldu... Tahkikat Komisyonu'nun kurulması Anayasa'ya aykırı değildi... Tahkikat Komisyonu parti faaliyetlerini yasakladı; gazeteleri kapattı, habercileri cezaevine gönderdi; beş kişinin yan yana gelerek dolaşmasına yasak getirdi; 19 Mayıs törenlerinin yapılmasını bile yasakladı; mektup ve telgraflara sansür koydu; üniversiteleri kapattı vs... Ancak olaylar hiç durulmadı." (Soner Yalçın-Hürriyet, 05.09.2010)

Sonuç... Demokrasi tarihi vesayeti tekrar ele geçiren askerler tarafından kana bulandı!


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org