Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

NİHAT GÖKYİĞİT Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Babam Ahmet Gökyiğit ile Bir Anım
20.06.2016
Okunma Sayısı : 6393
Oy Sayısı : 2
Değerlendirme : 5
Popülarite : 1,51
Verdiğiniz Puan :
 

 

Babam Ahmet Gökyiğit ile Bir Anım

.
.

  izlemek için       

.
.

 dinlemek için  

.

Babam Ahmet Gökyiğit  ile Bir Anım

Deşifresi

Nihat Gökyiğit (NG)
Bülent Şenver (BŞ)


BŞ: Ben şimdi sizin yakanızda görüyorum bir yaprağı görüyorum bu TEMA'nın değil mi?

NG: TEMA'nın simgesi evet.

BŞ: Tabiatında siz bitki kısmı, yeşillik ve bitkisel ve aynı zamanda da arıcılık diyorsunuz bir anda hayvan tarafınada dönüyorsunuz . Nasıl bu aşk sizde başladı?

NG: Ben o zaman birazcık gençlik yıllarıma hatta çocukluk günlerime gideyim ben.

Artvin doğumluyum.

Orasıda hakikaten bir doğa harikası bir yer.

Tabii bozuldu zamanla.

Ama orada çocuklukta gençler için bazı hatıralarım faydalı olabilir şöyleki ;

Bir kere dedem şunu anlatırdı bize.

Orada devamlı muhacır oluyorlar.

Merzifona kadar Konya'ya kadar gidenler olmuş.

Tekrar dönüyorlar Ruslar'la devamlı muhabereleri var orada.

Ve bir defasında da artık bunlar dönüyor oradaki Ermeni'ler Batum'a gidiyorlar.

Ve yerlerini satıyorlar.

Dedem de birisinin arsasını alıyor.

Böyle çarşıda Baraka.

Ama yeri onun için önemli.

Onu alıp bir mağaza yapmak istiyor.

Çünkü çocuklarına iki oğluna, babama ve rahmetli amcama işte ne kadar diyor işte Ermeni'yle konuşuyor 60 altın.

Onu tedarik ettim götürdüm diyor ve el sıkıştık tamam.

Sonra ben düşündüm.

Acaba bu ülkeden gidiyorum satamam belki diye içinden geçen fiyatı istememiş olabilir mi tam? diye.

Bir rahatsızlığa kapıldım.

Ve orada çocuklarım rızık kazanacaklar , burada böyle muhacır olmuş, muhtaç olmuş, bir kimsenin gözü arkada kalmamalı diye düşünerekten tekrar gittim.

Evine girmesine artık 3-5 gün kalmış.

Ben bunu almaktan vazgeçiyorum.

Niye?

Yapma etme.

BŞ: Bu kadar pazarlık etmişiz.

NG: Pazarlık etmeden bana ne istediysem  verdiniz.

Anlattım sen belki gönlünden geçen fiyatı tam istememiş olabilirsin .

Dedi ki hayır benim istediğim fiyatı sen aynen verdin ne olur vazgeçme.

Ben 30 altın daha götürmüştüm yanımda.

Onu da cebimden çıkardım verdim.

Bunu da alıyorsan alıyorum yoksa almam bu arsayı. Dedim.

Tabii şimdi bunlar çocukluğumda çok önemli işaretler veriyor çok.

Dürüstlük konusunda.

BŞ: Bu zihniyet bugün varmıdır sizce?

NG: Yok  ne yazık ki yok tabii .

Şimdi bu defa oraya bir mağaza yapıyor dedem.

Rahmetli babamın mağazasında ben o zaman ilkokul ikinci sınıftaydım.

Ama ben de güzel çok önemli bir tesir bırakmış.

Yaşlı bir adam geldi mağazaya. 

Bembeyaz sakallı .

Bayağı yaşlı.

Çıkardı büyük bir mendil.

Böyle içinden paraları döktü tezgahın üzerine.

Ahmet Bey dedi babama.

"Bunları alacaksın"

Babam da tezgahın öbür tarafında.

"Nedir bu para ?" diye sordu. 

Adam:

"Ben buradan iki ay  evvel geldim.

Bir alışveriş ettim.

İşte bir top bez, bir top divitin, bir top basma aldım.

Götürdüm köye.

Sordular kaça aldın?

Hesap ettiler ettiler.

Sen benden noksan para almışsın Ahmet Bey "diyor.

Babamda diyor ki;  

"Senin orada yanlış yapma ihtimalin daha fazla onun için parayı alamam" diyor. 

O da diyorki:

"Ne olur bu parayı al. Ben tekrar gelemem buraya çok yaşlıyım.

Bunu al.

Beni bu yükle gönderme" diyor.

Babam da diyorki:

"Belliki sen çok çok iyi bir adamsın.

Ama kusura bakma.

Sen kendini düşünüyorsun. 

Beni düşünmüyorsun.

Bu yükü benim üzerime bırakıp nasıl gidersin? Parayı alamam" diyor.

İşte komşu dükkan sahipleri geldiler dedilerki Müftü'yü çağıralım ona soralım. Bu durumda ne yapacağınızı ona soralım.

Müftü de yakında.

Aldılar geldiler Müftü'yü.

Olayı Mifti'ye anlattılar. 

Müftü dinledi.

Dedi ki "Abidi'yi alın gelin bana" dedi.

Abidi yaşlı bir adam fakir, kimsesiz.

Bir barakada kalıyor. Herkes yiyeceğini götürüyor.

Abidi'yi aldılar getirdiler.

Müftü babamın adamdan almadığı  paraları Abidi' ye verdi ve meseleyi çözdü.

Şimdi bakın bunlar nasıl etki bırakıyor insanda? 

O dönemde yoksulluk her şey var.

BŞ: O insanlara bu değerleri veren  ve bu şekilde düşündüren  sizce neydi?

Zenginleşince değerler kayıp mı oluyor? 

Allah korkusu mudur bunu yaptıran nedir?

NG: Ahlaki değerler bunlar.  

Ne yazıkki ahlki değerler toprak gibi aynen erezyona uğradı.

BŞ: Ahlaki değerler erezyona uğradı.

NG: Ahlaki değerler, onlar çok çok önemliydi.

Ve inşallah oraya eskiye doğru tekrar dönüş olur. Bunları hatırlayarak.

İşte aldı babam beni gidiyoruz yolda.

Koşa koşa birisi geldi dediki.

Ahmet Bey dedi benzin deponuz varya sizin  gaz yağı deponuzun üzerine çökmüş. 

Bütün gaz yağları yere dökülüypr. Koşun. Yandık.

O zaman gaz yağı çok önemli bir maldı.

Babam gaz yağını  huduttan gider alırdı. Batum'a yakınız.

Gaz yağı o zaman hem ışık için hem pişirmek için hem su ısıtmak için çok önemliydi.

BŞ: Gaz yağı değerli.

NG: Çok değerli bir mal gaz yağı.

Onun bir deposu vardı.

"Depo çöktü. Bütün gazyağları yola akıyor" dedi. Koşa koşa heyecanla.

Babam baktım hiç heyecanlanmadı.

Döndü geriye yolda amele çağırıyor.

Sen boş musun gel, sen gelirmisin?

Hiç paniğe kapılamadan.

Dükkana uğradı oranın anahtarlarını aldı gitti. Adamlara tabii.

Bir kat yıkılmış, diğer tenekelerin üzerine düşmüş akmışlar. 

O etkide bende paniğe kapılmamayı öğretti.

Babamın başından geçen bu olay bana hayatta sorunlar ile karşılaştığımda paniğe kapılmamayı öğretti.

Sakin kafa ile sorunu çözmek için plan yapıp karşılaştığım sorunları çözmeyi öğretti bana.

BŞ: Paniğe kapılma.

NG: Evet çünkü hiçbir şey yapamazsın kapılırsan paniğe. 

Deli gibi koşarsın sağ sola paniğe kapılırsan.

Ama ciddi bir şekilde "Şimdi benim ne yapmam lazım" diye düşünüp tedbir alarak sorunun üzerine giderek prblemi çözebilirsiniz.

BŞ: Babanız Ahmet bey o yaşta dahi yaptıklarıyla size örnek oldu.

NG: Örnek oldu tabii onları anlatıyorum.

Bir de tabii milli hisler bakımından gene birgün beni aldı "Postaneye gideceğiz" dedi babam.

Çünkü ülkede çok önemli bir karar var.

Montrö anlaşması müzakere ediliyor 1936.

BŞ: Siz kaç yaşındasınız o zaman?

NG: Ben 25 doğumlu olduğuma göre 36'da 11 yaşındayım. O zaman ne telefon var ne bir şey var , telgrafta çalışmıyor doğru dürüst yalnız postanede böyle manyetolu haberleşme var.

BŞ. Telgraf gibi mi?

NG: Evet telgraf gibi oradan haber alınıyor gazeteler 10 gün sonra geliyor İstanbul'dan bazen 15 gün.

Postane etrafında halk toplanmış ve büyük merakla bekliyorlar ne oldu bu anlaşma diye.

O büyük Atatürk bir zamanını kolladı onun çünkü boğazlarda hakimiyetimiz yoktu bugüne kadar onuda halletti o anlaşma ile Montrö ile fakat orada o halkın heyecanı , gecenin bir saatinde haber geldi evet anlaşma imzalandı diye muazzam bir fener alayları yaptılar .

Bakın ülkenin o ücra yerinde bile milli hisler heyecanlar ne kadar ayakta ne kadar duygulu insanlar.

BŞ: Tabii o Türkiye ile ilgili  önemli kararların alındığını ücra köşeler zaten biliyor ve takip ediyor

NG: Takip ediyor o kadar az haberleşme olmasına rağmen. Bunlardan kısa kısa resimler çekiyorum.

BŞ: Tabii, tabii çok güzel. Ben şunu anlıyorum mesajlarınızdan bir şekilde değerlerimiz yok oluyor kayboluyor diyoruz ya belki bunların bir şekilde nedenleride siz babanız Ahmet Bey'den önekler verdikçe biz babalar diyede kendime kabahat çıkartıyorum demekki babanız Ahmet bey'in sizinle ilgilendiği kadar biz baba Bülent olarak kendi çocuklarımızla ilgilensek onlara doğru örnekleri göstersek, onlara o güzel değerleri aşılayabilsek herhalde onlarda farklı insanlar olur.

NG: Evet. Ve ortaokulu bitirdim Artvin'de yalnız ortaokul var, lise için ya Kars'a ya Trabzon'a gidiyorsunuz, şimdi okul sayısını sayamazsınız Artvin'de bir iki fakültede var o zaman öyleydi.

İki tane de ilkokul vardı ve bana dediki sen Robert Koleje kayıt olacaksın, niye baba? Çünkü bir yabancı lisan öğrenmen lazım .

BŞ: Robert Koleji öğrenmiş, bilmiş, araştırmış.

NG: Evet hatta bir kardeşinin oraya girmesinde yardımcı olmuş zamanında, oraya seni göndereceğim dedi ve oradaki eğitim tarzı daha değişik bir ufuk sana açar dedi babam şimdi bunlarda tabii çok önemli.

Ve beni şimdi Artvin'den Hopa'ya 85 kilometre o zaman.

Ama bir gün evvelden gideceksin 85 kilometreyi.

Yollar öyle yollar. 

Arabaların patlar lastiği, tamir edilir. Virajlar vesaire.

Bir gün evvelden gidersiniz ki ertesi gün vapura binebilesiniz.

Beni götürdü vapura.

İşte annemde uğurladı rahmetli.

Ve babam dediki sen artık büyüdün. 15 yaşındayım. Sen bu yolculuğu yalnız başına yapabilirsin diyor bana.

Ama birisinede demişki Nihat'a göz kulak ol demiş.

Ama ben bilmiyorum onu.

BŞ: Yine dayanamıyor.

NG: O zaman 13-14 günde gidiliyor Hopa'dan İstanbul'a neden?

Çünkü harp esnası 1940 yılı ve mayınlar var denizde tehlikeli muazzam vapurlar gündüz gidiyor.

Bir limana bir yere giriyor gece hareket yok.

Gündüzde gözcüler var vapurun üzerinde. 

O zaman vapurlarda koyunlarda var.

Yüklerde var. Her girdiği limanda birkaç saat indiriyor, bindiriyor.

Öyle bir yolculuk.

BŞ: Siz 14 gün yolculukla geçtiniz sonra İstanbul'a indiniz.

NG: Dedem beni alacak diye vapurdan tahmin ediyordum ama babam bana dediki ben sana adres vereceğim sen gidersin bulursun dedi .

Şimdi bana hep bir özgüven aşılamaya çalışıyor bellki.

BŞ: Vapurda o tarihlerde ne tarafa yanaşıyordu? Haydarpaşaya mı?

NG: Galata'ya. 

Ve adresi aldım.

Gittim Kocamustafapaşa'ya dedimin evine.

Dedem akşam dedi ki;

"Sen okumak için geldin galiba?"

"Evet" dedim.

"Robert Koleje okumaya geldşm."

Ben bekliyorum beni elimden alıp götürecek diye.

Ne gezer.

O da bana yolları tarif etti.

İşte buradan otobüse binersin Eminönünden Bebek taranvayına gidersin. En son durağa yürürsün.

Giitim kayıtlar dolmuş dediler.

Tabii ama amcam o okulda babamın yine gayretiyle okula giren amcam orada çok başarılı bir talebeymiş.

Onun sayesinde onun oradaki güzel talebe cemiyeti başkanı olmuş ve Sümerbank hesabına İngiltere'ye gönderilmiş.

Çok iyi bir talebe.

Onun hatırı için kayıtlar dolduğu halde beni aldılar.

Şimdi bunları ufak resimler çekerek anlattım ama bunun özeti şu ;

Birtakım çocukluktaki hatıraları insanın hayatına yön veriyor, etkiliyor.

İkincisi özgüven aşılamak.

Çocuğa küçük yaşta "Sen kendi kaydını kendin yaptır" diyen dedemden Allah razı olsun.

Benim özgüven sahibi olmamda emeği büyük olmuştur. 

BŞ: Özgüveni aşılamamız gerek.

NG: Evet bu yolu gidebilirsin .

Herşeyi siz yaparsanız, hallederseniz sizin çocuğun cesareti , özgüveni, girişimciliği istenilen seviyeye ulaşamaz.


Nihat Gökyiğit, Bülent Şenver

.
.
.


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org