Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Oktay Ekşi Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Türk basınında bir çınar
20.08.2008
Okunma Sayısı : 11495
Oy Sayısı : 3
Değerlendirme : 5
Popülarite : 2,39
Verdiğiniz Puan :
 

 

Türk basınında bir çınar
Oktay Ekşi
.
.
Travel dergidsi için Sayın Tolga Özgal'ın benimle yaptığı söyleşiyi sizlere sunuyorum.
.

Türk basınında bir çınar…

Her meslekte olduğu gibi  bizim meslekte de bazı gazetecilerden çekinilir. Bu yüzden  editörümüz "Oktay  Ekşi ile röportaj yapar mısın" dediğinde hemen olmaz demesem  de bin dereden  su getirme yoluna gittim.  Sonuçta röportaj yapmam  istenilen  kişi basında herhangi  bir kişi değildi. 34 yıldır Hürriyet'in  başyazarı , 20 yıldır Türkiye Basın  Konseyi'nin başkanı, 74 yıllık ömrünün  büyük kısmını basın  özgürlüğü ve sansürle mücadeleye adamış  bir kişi. 

Binaya özellikle  yönetim  katındaki odasına  doğru gittiğimde  heyecanlanmadığımı  söylesem yalan olur.  Mesafeli ve çok  gülmediği  gerçek.  Bir diğer gerçek  ise alçak  gönüllüğü.  O'na göre Hürriyet'in  başyazarı olmak  sıradan  bir iş gibi.

Peki ya kendisi  için söylenenler  hakkındaki düşüncesi : "İnsanlar benimle ilk tanıştıkları zaman  enseme tokadı atamazlar.  Onu  biliyorum. Kimseye müsaade etmem.  O nedenle  mesafeli  olduğum  doğrudur. Ama arkadaşlıklarımda farklıyım.  Her türlü keyfi paylaşırım. Her  türlü çocukluğa açığımdır, tembelliğe sevgiyle bakarım.  Onun dışında sanırım  öbür Oktay insanları  rahatlatan  bir Oktay'dır."

Esasında  burada oluşumuzun  nedeni  güncel  meseleler değil de sizin  özel yaşantınız. Ama gazeteci  olarak  merakımızı mazur görün. Neden  Ergenekon  Davası  hakkında  hiç  yazı yazmıyorsunuz?

OE: Bazı temel  prensiplerim  var.  Yargıya intikal etmiş konular hakkında görüş  beyan etmem.  Çünkü bu yargıya müdahale etmek olur ve bu da saygısızlık. Yargıyı yönlendirmeye kalkmak  bir münasebetsizliktir. AKP'nin  kapatılma davası  ve Ergenekon davası  hakkında  yazmamamın nedeni de bu.  Fakat bunu yapmaya çalışan  çok insan var.  Bu kişiler bunu  kendilerine hak görüyorlar.  Onlara sadece üzülerek  bakıyorum.

Bu konuda çok büyük bir bilgi kirliliği olduğu su götürmez bir gerçek. Ama mesela ben bir okur olarak her gün  okuduğum  köşe yazarının bu konudaki görüşünü merak ediyorum…

OE: Ben bu konuda yazan  kişilerin  doğru yapmadığını söylüyorum. Bu kişiler yargıya saygısızlık  yapıyorlar.  Bu hukuk  devletinin  kurallarını  tanımak demektir.  Gazetecilerin  ve siyaset adamlarının  bu konuda görüş açıklamalarından   ziyade daha da önemlisi anayasa mahkemesi  bu konuda bir bildiri yayımladı  ve savcıların görev  yapması  istenerek, yasanın  hükmünün  uygulanmasının  gerekli olduğuna dair  bir açıklama yaptı.  Ardından  İstanbul Cumhuriyet  başsavcısı yaptığı basın  açıklamasında; "Medya yasaları  dinlemiyor ve yasalara  aykırı  yayın yapıyor. Bu durdurulmalı" dedi.  Gerçektende böyle. Dünyanın hiçbir yerinde  mahkemeye gitmiş  bir mesele ortalık malı haline getirilmez.  Hiçbir demokraside, hiçbir hukuk  devletinde böyle bir şey  yok.  Ortaklık  havyan  panayırına döndü.  Böyle rezillik  olur mu?  Bu hukuk  devleti kavramını  tanımamak demektir.  Demokrasi  denilen  sistemin   ne olduğunu hazmedememektir.  Bu haddini bilmemektir, ölçüsüzlüktür.  Yanlıştır.

Yani siz bu konudaki tavrınızı yazmayarak gösteriyorsunuz?

OE: Evet.  Bir de bana diyorlar ki 'sen  niye yazmıyorsun' Yazmam kardeşim.  Ben demokrasinin  tüm değerlerine saygılıyım.  Yazanın  doğru  yaptığını düşünmüyorum ki zaten.  Dünyada adam  gibi işleyen bir hukuk devletinde, demokraside onların yaptığının  yüzde birinin  yapıldığına dair bana bir örnek  göstersinler. Yeter. Böyle bir şey olmaz.  Ama Türkiye Cumhuriyetinin gazetecisi, politikacısı  öyle yapıyor, savcısı da böyle yapıyor. Tut kelin perçeminden. Böyle bir toplum yaşamı olmaz.

Bu konuda tabiki haklısınız. Ama sonuçta bu dava da Türkiye'nin  demokrasi  maratonundaki  mihenk  taşlarından biri…

OE: Böyle bir örgütlenme varsa adalet  cezasını versin.  Kim yasayı çiğnediyse adalet  cezasını  versin. Yargı  yargı olsun, savcı savcı  olsun ve cezasını  versin.  Hapimizin istediği bu. Tabi ki birtakım maceraperestler varsa,  kanuna karşı  örgütlenmeler içine giriyorlarsa, devlet ve sistemle çatışacak  işler planlıyorlarsa bu  beni de rahatsız eder.  Canı cehenneme.

Türkiye'nin pek çok alanda gündemini  belirleyen Hürriyet Gazetesi'nin  34 yıldır başyazarısınız. 20 seneden  beri de Türkiye Basın Konseyi'nin Başkanı'sınız…

OE: Zannediyorum, kendisine ait olmayan  bir gazetede başyazar  sıfatını en uzun  süre taşıyan  kişiyim… Çok özel bir şey yaptığımı  düşünmüyorum ama işime ve okurlarıma çok saygı  duyduğumu söylemeliyim.  İhtimal bu konuda da 34 sene ekmek  yiyecek  kadar tecrübemiz oldu ki,  buraya geldik. Ama yarın  bitebilir, sorun değil. İş bu, herhangi  bir işten farklı değil. Tabii şu konuda haklısın, Türkiye'de toplam  kaç tane başyazar  var ki? Beştir, sekizdir….

Sizin yerinizde olmak isteyen  pek çok  gazeteci var. Bu nasıl  bir his?

OE: Elbette olabilir. Benim de hiç aklıma gelmemişti, birgün  Hürriyet'in  başyazarı olacağım. Bu bana Erol Bey (Simavi) tarafından  teklif edildiğinde çok büyük  ve güzel  bir sürpriz oldu. Sonuçta bu meslektaşlarımın  rüyalarını  süsleyen  bir pozisyon,  doğru. Ama önemli olan bir yere gelmek değil, önemli olan  geldiğiniz yeri  taşıyabilmeniz. Ayaklarınız yerden  kesilmiyor ve gerçeklerle bağınızı  koparmıyorsanız güzel.

Geçmişe dönüp  baktığınızda 'iyi ki  gazeteci  olmuşum' diyor musunuz?

OE: Hiç pişman olduğum nokta olmadı. On kere daha dünyaya gelsem  gazeteci olurdum. Bu mesleği  yaptığım  için çok mutluyum.  Zaten  aklıma lise çağlarımda koymuştum.

Nasıldı  gazeteciliğe giriş öykünüz?

OE: 1952 yılında  Ankara'da bir haber ajansına  stajyer muhabir  olarak başladım. Sonra Falih Rıfkı Atay'ın  sahibi olduğu Dünya  Gazetesi'ne transfer oldum.  Muhabir, editör, Anklara büro  şefliği  gibi  kademelerde çalıştım, 1960 yılına kadar . Bir ara Öncü Gazetesini çıkardım. Sonra kurucu meclisteki Ulus gazetesinin  istihbarat  şefliğinde çalıştım. Daha sonra gazeteciliğe ara verip Londra'ya gittim. O sırada üniversite öğrenimi yapmamıştım. Onu  tamamladım . 3,5 yıl  konsoloslukta mahalli  katiplik  yaptım.  Sonra 1966 yılında Türkiye'ye  döndüm.  Hürriyet grubunda Ankara temsilciliği  yaptım.  1974 yılından beri  de Hürriyet'in  başyazarıyım.  Bu işe girdiğimde gazetecilere ipe sapa gelmeyen serseriler gözüyle bakılıyordu. Fakat  bana verilen  olanaklar  iyiydi.  Tabi iş  hayatınızda her zaman  beğendiğiniz  insanlarla çalışamazsınız. Bazen sizi sevmeyen  insanlarla da çalışırsınız.  Mühim olan  onlarla birlikte çalışmayı becerebilmektir.  Bir kısmıyla beceremedim.  Ama sonuç olarak bu mesleği şanslı  bir adam  olarak  buraya kadar getirdim.

34 yıllık  meslek hayatında 10,5 aylık  siyaset  maceranız da var.  Siyasi hayatınız neden bu kadar kısa sürdü?

OE: Birtakım  insanlar 'ne kadar da çirkin' derler politika için.  Türkiye'de insanlar bunu nerede olduklarını bilmeden yapıyorlar.  Siyasetçiye sahtekar  gözüyle bakılır ama sahtekarlar her yerde; basında, askeriyede, hukukta, tıpta…. Hangisinde yok ki?  Aynı hamur.  Sonuçta toplum  ve kültür aynı. Hiçbir sektörde tablo değişmiyor ama bizim toplumumuzda birileri  birilerini  küçümsemeyi  çok seviyor. Sen dürüstsen  iyisin,  değilsen de  sahtekarın  tekisin.  Bu, bu kadar basit. Orada da  burada da değişmiyor tablo. Onun için evet, politikada bulundum  ve pişman değilim. Yanlış olan zamanlamaydı. Şöyle söyleyebiliriz; politika çok güzel bir uğraş ama politikada kavga  verirseniz mali açıdan  bağımsız  olabilecek  koşullarınız olmalı.  Yoksa milleti kurtarayım  derken  onun  bunun uşağı oluyorsunuz, parti liderinin  kuklası haline  geliyorsunuz. Sonra ne oldu senin  idealler?" Uçtu  ve gitti. Ben de baktım ki  koşullarım  çok müsait değil ve zamanlama da yanlış.  Efendi, efendi  dedim ki;  bu yanlış  bir gidişat, ben  bunu  bırakayın. Bir süre işsiz kaldıktan  sonra  buraya döndüm.

Gazetecilğe dönecek olursak, sizin için  "Özellikle genç  gazeteciler başta olmak üzere herkes ondan  çekinir" diyorlar. Nasıl  yaptınız mı? Neden  sizden çekiniyorlar.

OE: Bilmiyorum (gülüyor)  Belki de verdiğim resim  biraz sert. Gece yatarken  rahat yatmaya meraklıyımdır. Ertesi sabah  kaltktığımda beni rahatsız edecek  bir şeyin olmasını  istemem.  Bazen  hata işlerim.  O hatayı  telafi için kafamda çözüm ararım. Telafi  ettiğimde rahatlarım. O yüzden  gece kafamı  yastığa koyduğumda içi huzur dolu bir insan  olmalıyım. Benim kendimle ilgili  böyle ciddi  bir meselem var.  Bu yüzden  insanlarla ilişkimde bazen sert  bir tavrım olabilir. Ama  haklıysam  sert olurum.  Bu yüzden  öyle diyorlar herhalde.

Mesafeli bir insan mısınızdır?

OE:  Galiba, evet. Kendime çok saygım  var.  Başkasına duyduğum  saygıyı  kendime de duyuyorum.  Onun için de mesafeliyimdir. İnsanlar  benimle ilk tanıştıkları zaman  enseme tokadı atamazlar.  O nedenle  mesafeli  olduğum doğrudur.  Ama arkadaşlıklarımda farklıyımdır. Her türlü  keyfi  paylaşırım. Her türlü çocukluğa açığımdır,  tembelliğe sevgiyle bakarım. Onun dışında sanırım  öbür Oktay  insanları  rahatlatan  bir Oktay'dır.

İş yerinde nasıl bir Oktay var?

OE: İş yerimde de rahatımdır. Gelip de bana genç  birisi  biraz haddini bilmez bir ifadeyle bir şey  soruyorsa  onu üzmem  ama tavrımla ona üslubunun doğru olmadığını  anlatırım. Kaşımla mı, gözümle mi, kullandığım  kelimelerle mi bilmiyorum ama veririm bu ifadeyi.  Bu özelliğim de insanların "aman dikkat edelim,  bu adamla konuşurken  kendimizi mayın tarlasında hissediyoruz" demelerine yol açıyor galiba.

Odanıza girdiğimizde masanızdaki gazetelerin  altını  çizdiğinizi  gördüm. Nasıl  bir günlük  rutininiz var?

Bakın, şurada 23 gazete var. Her gün ortalama 2, 2.5 saatte profesyonel  bir şekilde okuyorum bunları.

Kaçta geliyorsunuz işe?

OE:Değişiyor. O biraz da 20 seneden beri  güvenlik  problemimden, tehditler alan bir adam  olmamdan ve korumam olduğundan…

20  yıldan  bu yana korumayla mı  yaşıyorsunuz?

OE: Hemen hemen… 1990'da, Muammer Aksoy'un  öldürülmesiyle başladı.  Ondan önce de, 12 Eylül  öncesinde aldığım  tehditler nedeniyle iki sene kadar yine korumalı yaşadım.

Sonuçta bu ülkede  bir sürü gazeteci öldürüldü…

OE: Tabii, bu bir gerçek. Uğur Mumcu ve Çetin Emeç'e de koruma almalarını  tavsiye etmiştim ama buna rağmen almadılar.  Üzgünüm ki  aramızda olmamalarının  nedeni dikkatsizlikleridir.

Yazı işleri  toplantılarına giriyor musunuz?

 OE: Öğleden sonra katılırım. İki tur toplantı  yapılıyor ama ben  öğleden sonraki asıl  son toplantıya katılıyorum.  Sonra da yazımı yazarım.

Gazete katına iner misniz?

OE: Burada o olmuyor. Çok isterim ki… burada yazı işleri  katı  ikinci  kattır , zaten  toplantılar da orada olur. Ama benim , gidip de çocuklar nasılsınız, gidelim  de bugün  kuru fasulye yiyelim,  diyebilecek bir tempom  bulunmuyor.  İster istemez burada daha koşullanmış  oluyorsunuz. Randevularınız oluyor. Arkasından  kendi işleriniz. Sonra basın  konseyinin işleri. … Ve tabiki Mesudiye… Tüm bunlar sizin yoğun  bir gün  yaşamanızı sağlıyor.

Kendinize  vakit ayırıyor musunuz?

OE:  Akşamları  rahat  bir şekilde okumalarımı  yapıyorum.

Hiç özel  bir uğraş  alanınız yok mu?

OE: Hobilerimin  üç tane adı var. Birisi  basın  konseyi,  diğeri  Dünya Basın Konseyleri Birliği,  üçüncüsü ise Mesudiye.

Mesudiye'ye ne kadar  vakit ayırıryor sunuz?

OE: Olabildiği kadar çok vakit ayırıyorum. Her kurultaya giderim, dinlenirim…

Sizin için dinlenmek Mesudiye'ye gitmek mi?

OE: Aynen öyle. O olayların  içinde yaşamak benim için  dinlenmektir. Önce köy kent kurultayına giderim. Kent kurultayından  sonra Mesudiye'nin  kendi kurultayına giderim. Ondan  sonra yaşadığım  köyün  kendi kurultayı vardır.  Onların  hepsini  seneden  bir kere yaparız.

Köyde eviniz var mı?

OE: Var, aile evini  yaptırdım. Mesela bu sene eşimin  rahatsızlığı nedeniyle gidemedim  ama senede asgari  üç kere giderim.

Son olarak , küçük oğlunuz Hürriyet  Ankara Büro'da çalışıyor. Onun  gazeteci  olmasını  nasıl karşıladınız?

OE: Ben  sıkıntı  çekeceğini söyledim. Onun  için her zaman dezavantaj olacağını  söyledim.  İyi iş  yaptığı zaman  "babası  zaten orada, onun sayesinde yaptı" derler. Kötü yaptığı zaman da "babası  ne, oğlu ne"  derler.  Her zaman  ben senin  karşında sorun olacağım , dedim.  Ama buna rağmen  girdi bu işe.

Çocukken  size mi özendi?

OE:  Öyle bir şey  hissetmedim.  Çocukken  ufak tefek  özenmesi  olmuştur belki, ama sonra üniversiteyi okudu. Gazeteci olmak  istediğini  söylediğinde de ona birtakım  öğütlerim oldu.

Mesela?

OE: Mastır yapmasını istedim. O da iki mastır yaptı,  sonra gireceğim dedi ve girdi.

.
.


.
.
.
Oktay Ekşi Gözüyle Kimdir Başarıları Linkler Kendi Sesiyle Fotograf Albüm Kitap Tavsiyeleri TV Tüm Yazıları Oktay Ekşi Odası Lider Arama

.
.


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org