Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Oktay Ekşi Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Eski Gazeteci Yeni Milletveili Oktay Ekşi ile söyleşi
15.03.2012
Okunma Sayısı : 4927
Oy Sayısı : 22
Değerlendirme : 5
Popülarite : 6,71
Verdiğiniz Puan :
 

 

Eski Gazeteci Yeni Milletveili Oktay Ekşi ile söyleşi

.
.

izlemek için

.
.

Eski Gazeteci Yeni Milletveili Oktay Ekşi ile söyleşi

Bloomberg TV

Deşifresi

Oktay Ekşi (OE)

BLOOMBERG TV:Merhaba. Başarı hikayelerine hoşgeldiniz.

Ben Yaprak Özer. Bugün çok önemli bir ismi konuk ettiğim için çok gururluyum aslında.

Bir gazeteci, duayen, Sayın Oktay Ekşi. Tabii ki şuanda hemen ifade etmem gerekirse CHP İstanbul Milletvekili ve gazeteci yazar diye söylemek zorundayız.

Hoşgeldiniz.

Zaman ayırdığınız için teşekkür ediyorum.

Milletin vekilisiniz artık .

Gazeteciliği  hiçbir şekilde  bırakabilecek gibi değilsiniz.

O sizin damarlarınızda akan kan.

OE:D
oğru. Aynen öyle.

BLOOMBERG TV:
Milletin vekili olma konusunda sizin tarifinizi ve sizin duygularınızı almak istiyorum.

Nasıl bir şeydir?

Ne hissediyorsunuz?

OE:Ben dahil , biz milletvekilleri şuanda milletten çok şuanda liderin vekiliyiz.

Niye?

Çünkü bugüne kadar özellikle 4-5 dönemden beri milletvekilleri, seçmenler veyahut partililer tarafından gösterilen adaylardan değil , liderler tarafından belirlenen adaylardan oluşuyor.

Bu sonuç olarak sandığa gidip oy verse de ben dahil,  benim gibi diğer arkadaşlarımız için de geçerli kendi önerdiği parti üyelerinin belirlediği .

BLOOMBERG TV:
Zaten sizden beklediğim yanıtlardan bir tanesiydi bu ama tamamıyla ekseni kaydırmış oldunuz.

Çünkü bununla birlikte pek çok soru geçerliliğini yitirmiş oluyor.

Ben yine de şunu sormadan edemeyeceğim; öyle ya da böyle siz geçmişte de bunları söylediniz, yazdınız, şimdi de zaten ifade ediyorsunuz.

Milletin vekili olabilecek miyiz acaba?

Olabilecek bir meclis kurulabilir mi?

Buna olan öngörünüz nedir?

Milletvekilliğini sevdiniz mi?

OE:
Önce uyum sorunu yaşadım.

Çünkü benim yaşamımın tamamı gazetecilik içinde geçti. 1960 yılında meclise girmiştim.

Doğru. 10.5 ay orada en genç milletvekillerinden biri olarak görev yaptım .

Bu da doğru ama aradan 50 sene geçmiş.

50 sene sonra dışarıdan gözlemlediğimiz dünyanın, o tarihteki dünyadan farklı bir şekilde karşınıza çıktığını görüyorsunuz. 

O yüzden ciddi bir uyum sorunu yaşadığımı söyleyebilirim.

BLOOMBERG TV:
Nerede yaşadınız?

OE:
İşleyişte önce.

Çevrenizde tamamen farklı kurallarla kendisini göstermek isteyen farklı çabalar ve çalışmalar  içinde olan, sizin de bilmediğiniz şeyleri yapan insanlar var.

Aynen gazetecilikte olduğu gibi kimse size bunun doğrusu budur, demiyor.

Öğreten yok.

Sizin öğrenmeniz lazım.

BLOOMBERG TV:
Arenaya attılar sizi yani.

OE:
Aynen öyle.

BLOOMBERG TV:
Ama siz alışıksınız, haber merkezine de atarlar muhabirleri , ondan sonra ayakta durabilenler devam eder yollarına.

OE:
Ben gazetecilikte yönetici olduğum dönemlerde staja gelmiş çocuğu en zor işlerin önüne atmışımdır.

Bu doğrudur. Gerçekten çok ciddi bir şok yaşar  o.

Ayakta kalan iyidir kalır.

Bu dediğinize katılıyorum.

Burada öyle değil.

Özellikle meclis kürsüsü karşınızda bir giyotin gibi.

Oraya çıkarsanız kelleniz gidebilir.

BLOOMBERG TV:
Üstelik siz de açılışı yapan kişi olarak tabi ki  değişik duygular yaşamışsınızdır.

OE:
Doğru. O seramoni, o sorumluluk gerçekten farklı bir şey.

BLOOMBERG TV:
Bu sefer  daha da değişik.

Uzayan bir süreçte oldu.

Çok eleştirenler oldu .

Hayretle sizi izleyenler oldu. Tekrar dönüşünüz muhteşem oldu.

OE:
Teşekkür ederim.

Benim siyasete girmeme sebep olanların hayal kırıklığına uğratacak kadar beni tatmin eden bir görüntü oldu.

Öyle bir başlangıç oldu.

BLOOMBERG TV:
Sizi siyasete davet edenler bu şekilde dolaylı hiç konuşuyor musunuz?

Bu süreçte hiç karşılıklı sohbet etme olanağı yakaladınız mı?

OE:
Ben siyasete arkasından tekme ile itilerek girmiş oldum.

Pek davet edilmiş bir halim olmadı.

Ben mesleğimle bağımı kesince anlayışımın mücadelesini sürdürdüğüm platforma geldim.

Ya gazetecilikte olacak, ya en yakın alan olarak siyasette olacak.

Şunu da açıklıkla söylüyorum; benim Hürriyet  gazetesi ile bağım kesildikten sonra, meslek dünyamdan  "Şu gazetede çalışırsan iyi olur" diye sözler söylendi  ama doğrusunu isterseniz şuarada çalışabilirim diye düşündüğüm gazete  içindeki dostlar "Gelsen iyi olur "dediler ama "Gelirmisin?" diye bana herhangi bir teklif getirmediler.

BLOOMBERG TV:
Korktular mı?

OE:
Tahmin  ediyorum ki korktular.

Bu adam fırıncıya gidince ekmek almasın, ekmek bile vermesinler diyebilecek kadar yoğun bir linç kampanyasının hedefi oldum ben.

O yüzden üzgünüm.

O dönemdeki zihnimdeki anılar bazı beklentilere , dostlar çevresinde beklentilerimin karşılıksız çıktığını düşündüğüm zaman üzülüyorum.

Ama onların hepsi geride kaldı.

Sonuç olarak ben talip oldum siyasete.

Ben doğrudan doğruya Sayın başkana gittim, "Siyasete girmeyi düşünüyorum.

Size yararlı olacağımı düşünüyorsanız , ben bana düşeni yapmaya hazırım." Dedim.

Olay sonra kendi usulüyle yürüdü ve adaylığım gerçekleşti.

BLOOMBERG TV:S
uyun akışına bırakmadınız siz.

İki tür insan var, ya bir şekilde devam eder hayat ne getiriyorsa, bir gurup insan da şu suyun yolunu değiştirelim, yolumuza devam edelim der.

Bu bir şekilde mücadelenin devamı.

OE:
Aynen öyle oldu. Ben talip oldum .

BLOOMBERG TV:
Aslında demişsiniz ki "Son nefesimi kalemim elimde vermeyi düşünen insanlardan biriydim.

Mecburen platform değiştirerek siyasete atıldım" dediğinizi belirten bir paragrafın sonunda şunu sormak isterim size;

Mecburen atıldığınız bir durumda olabilir ama iyi ki katılmış mısınız siyasete?

OE:
Düşünüyorum.

Benim artık gazetecilik platformunda noktayı koymuş olmam, bu  gerçeğini
görmem lazım.

Ama yaşıyorum ve bu memlekete zihnimde son nefesime kadar  katabileceğim bir şey var ise, onları gerçekleştirmek sorumluluğu var.

Bu sorumluluk benim cebimdeyse o zaman buna devam etmem lazım.

BLOOMBERG TV:
Yapabiliyor musunuz peki?

OE:
Bu önemli bir soru.

Meclise girdim, bu özlemler ile bu işe atıldım. Peki yapabiliyor musun?

Hayır. Niye?

Çünkü şuandaki meclis iç tüzüğü ve meclisin işleyişi size imkan vermiyor.

Mecliste şöyle bir gerçek var; 550 milletvekilinin toplandığı 4  tane grup.

İktidar partisi ve üç muhalefet partisi.

O üç grubun grup başkan vekilleri var.

4 Adalet Kalkınma Partisinin, 2 MHP'nin, '3 CHP'nin, 3 diğer partinin toplam 12 başkan vekili var.

 İşleyiş şu; Meclis görüşmeleri bu 12 tane kardeşimizin sahneye çıkıp rollerini yerine getirdikleri platformdur.

Diğerleri  geride dururlar.

Siz de orada o görevi yerine getirmek zorundasınız.

Size işi düşebilir.

Durup dururken size başkan vekilinden "Oktay Bey, acaba Çekoslovakya ile Türkiye arasındaki siyasi ilişkilerin geliştirilmesine ilişkin anlaşmanın onaylanmasına dair kanun tasarısının 3. Maddesinde konuşma yapar mısınız?" diye bir teklif gelir.

İyi de ne alakam var ki benim?

Eğer kendinizi böyle bir şeye uygun hissediyorsanız çıkıp Çekoslovakya ile Türkiye ararsında vs. konusunda Ordu'nun derelerinin yukarıya mı akması , yukarıya kaması mı daha doğrudur konusundaki  düşüncelerinizi anlatabilirsiniz.

Konuyla hiçbir alakası olmayan şeyler söyleyebilirsiniz.

Öyle bir işleyişin savunulabileceğini ben düşünmüyorum.

Bu iç tüzüğün çok yanlış olmasından , her kanalın tıkanmasından kaynaklanan ve milletvekillerine de  "Madem başka yerde konuşamıyorsun Türkiye Çekoslovakya meselesinde  Kayseri'nin derdini anlat, Ordu'nun derdini anlat . İşte sana 10 dakika konuşma imkanı veriyoruz." Diyen bir işleyiş.

BLOOMBERG TV:
Peki değişecek mi?

Siz en yaşlı milletvekilisiniz.

Hem en gençtiniz vaktiyle değil mi?

OE:
En gençlerden biriydim.

Bir tanesi Hüseyin Onurdu. O aramızda ayrıldı.

O kanun ile gelmişti. Benden daha genci Alev Coşkundu, üçüncüsü de bendim.

BLOOMBERG TV:
Hem en genci, hem en yaşlısını yaşıyorsunuz, peki şunu soracağım size, siz sorularımı da çalıyorsunuz anlatırken .

Bir gazeteci ile konuşmak kolay değil.

Neden o kadar insan  görünüyor sürekli .

Televizyonu açtığımızda hep aynı insanları görüyoruz.

Bilmediğimiz bir görev tarifimi var diyecektim.

Hep yanı insanları görüyoruz.

Diğerleri ne yapar acaba?

OE: Aynı insanları şundan görüyorsunuz, "Ekranda görüneyim" diyenler vardır.

Görevi nedeni ile orada oturanlar var.

Bir de konuşmacıysa, o konuşmacının görevi yakın olmak , müzakereleri takip etmek görevini size yükler.

Çok önemli bir nokta var burada. Türkiye Büyük Millet Meclisinin salonu aklınıza gelebilecek en kötü örneklerden daha kötüdür bir yerde akustik açısından. Duyulmuyor.

Ben kürsüde başkanlık yaptığım sırada da gözlemledim, acaba yanılıyor muyum diye düşündüm.

Başkan kürsüsündeki insan , önündeki kürsüdeki insanın ne  dediğini anlamakta  zorlanıyor.

Genel Kurul da eğer  ilk iki sırada değilseniz, veya hoparlörün altında değilseniz, ne denildiğini ancak olsa olsa ile anlıyorsunuz.

BLOOMBERG TV:A
ma çok zaman kaybı bu.

OE:
İnanılmaz derecede zaman kaybı.

BLOOMBERG TV:
Performans yönetimi yok mudur?

Gazetelerde bile var.

Daha fazla performansa tabi olduğumuzu düşünen insanlarda da ölçüm var.

Demek ki  duyup da bağıranlar
duyabiliyor.

OE:
Öndeki iki sırada oturan arkadaşlarımız müzakerelere ne geliyor?

Ne gidiyor?

Onu takip edebiliyorlar bir de ekranda belki görmüşsünüzdür  öndekiler ikide bir ayağa kalkar bir şeyler söylerler.

Arkadakiler orada ne olup bittiğini duymaz.

Neye itiraz ediyor bu kardeşimiz, bizim grup başkan vekilimiz ama derdi ne?

Başkana ne diyor?

İtirazı ne?

Bunu siz duymazsınız.

Daha sonra ya televizyondan izlersiniz, ya gazeteden okursunuz.

Ama meclis salonunda bunu öğrenmeniz mümkün değil.

İlk iki sıradaysanız ona bir şey demiyorum.

BLOOMBERG TV:
Halledilebilir .

Bizim orada yönetildiğimizi var sayarsak bunlar çok vahim şeyler.

Ben sizi hiç lider ile birlikte, belki ben görmedim ama görmüyorum.

Liderin arkasında dolaşan ekibin arkasında değilsiniz.

Onlar bir kalabalık grup çünkü.

OE:
Görevliler vardır.

Elbet o işin protokolü nedeni ile liderle olanlar vardır.

Bir de orada olmaya çok istekli insanlar vardır.

Ben o tip resimlerin içinde pek görünmem.

Ben bütün yaşamım boyunca böyle resimlerin içinde görünenlerden değilim.

BLOOMBERG TV:
Performansa getireceğim yine soruyu.

Bu tip resimlerde göründüğüz zaman  zaman da gelip geçiyor.

Çalışma ne zaman olur diye düşünüyorum.

Bunu sorabilir miyim?

Bu mantıklı bir sorumudur?

OE:Tabii çok yerinde. Bir defa Genel Kurul da bulunmanız lazım.

Çünkü partinin bir mensubusunuz.

Bir şeyler var orada, karara katılacaksınız.

Hayır mı, evet mi.

Ama arkada halkla ilişkiler binasında bizim ofisimiz var.

Sekreteri var, danışmanı var.

Sizin hazırlamak istediğiniz konularla da yardımcı ekip sizin beceriniz ölçüsünde size katkıda bulunuyor.

Siz de bana bunun taslağını hazırla diyerek onlardan yararlanıyorsunuz.

Talep ettiğiniz bilgiler, belgeler size. Kalan zamanda veya ayırdığınız zamanda Genel Kurulda bakıyorsunuz ki bu konu ben burada bulunsam da, bulunmasam da hiç fark etmeyecek bir konu.

Bu vakti değerlendireyim diyerek gidip ofisinizde çalışıyorsunuz.

Bazen de ne yapıyor arkadaşlarımız?

Az evvel de anlattım ya, nasılsa ne denildiğini takip edemiyoruz diye o düşüncede olanlar lap top  geliyorlar Genel Kurul salonlarına o vakti değerlendiriyorlar.

BLOOMBERG TV:
Ben sizin imza attığınız veya sizin imzanızla içtenlik kazanan kararlar ve tartışılacak olan konulara göz attığımda çeşitlilik olduğunu, kimisini anlayamadım çünkü belli başlı maddeler yalnızca ifade ediliyor.

Daha bir çeşitlilik var. Siz hangi konuları orada tartıştırmak veya karara bağlamak üzere yani hedefleriniz nedir?

OE:
Bu işe girmeye karar verdiğim zaman ne yaparım ?

Ne işe yararım? Diye düşündüm zaten.

1-      Türkiye Cumhuriyeti'nin temel değerleri, temel felsefesi var.

Üyesi olduğum partinin temel değerleri var.

Bununla ilgili kavganın içinde ben olmalıyım dedim .

Demek ki bu bağlamda Anayasa, kanun, hakimin kendi kuralları , bu bağlamda bana düşeni yapmaya girdim oraya.

2-      İkincisi ,medya dünyasında benim 59 senem geçmiş. O dünyanın eksiğini, vs. bildiğimi zannederek girdim oraya.

BLOOMBERG TV:
Bildiğimi zannederek girdim oraya diyorsunuz, meğerse başka bir şey mi
çıktı karşınıza medya ile ilgili.

OE:Hayır, hayır. 212 sayılı gazeteciler açısından çok önemli.

Çünkü sosyal güvencesi olmayan insan özgürde olamaz.

Bu nedenle 212 sayılı yasayı , yürürlükte ama yaşama geçmiş diyeyim.

Onu yaşama geçirecek şekilde  bir öneri verdim meclise.

İkincisi içeride bulunan, yargılanan meslektaşlarımız var.

İfade özgürlüğü Türkiye'de çok ciddi bir şekilde baskı altında.

O nedenle ceza yasasını değiştirilmesini amaçlayan terör ile mücadele yayasının 6. Ve 7. Maddeleri yürürlükten kaldırmayı amaçlayan yasa önerisi verdim.

BLOOMBERG TV:
Kısa bir reklam arası verelim, sonra konumuza devam edelim.
Reklama girmeden önce ifade özgürlüğünü anlatıyordunuz.

Aslında ağzınızdan çıkan, neyin hakaret olup olmadığı konusunda bir takım hususlar var değil mi?

Bunu yanlış mı ifade ettim.

OE:
İnsanlar  ziyadesiyle  alıngan. "Sen bana hakaret ettin" ağzından çıkan ilk cümle.

Özellikle biz de Başbakan, vali, emniyet daha da alıngan oluyor.

Halbuki dünyada asıl kabul görmüş eğilim anlayış, hayır sen o konumdaysan insanlar daha ağır laflarla hitap edebilirler, buna katlanmaya mecbursun.

Hakaret gibi anlamama anlayışı olmadı gerekir ama biz de tersi geçerli.

Bu alınganlık ve bu anlayış yanlış yerlere götürüyor bizi.

İnanılmaz şekilde çok sayıda hakaret etti bana iddiası ile mahkemeye götürmüş olay vardır.

13 ülkede,  Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere gibi ülkelerde artık hakaret ceza yasasından çıkmış. Siz bana hakaret etmişseniz, giderim ben mahkemeye o kişiden tazminat talep ederim.

Bizde yine bir yanlış var; "Tarafı zenginleştirmeyecek kadar tazminat." Zenginleştirmemek değil,
karşı taraf benim gururumla hangi ölçüde oynadıysa onun bedelini ödemesi lazım.

Bu zenginleşme, zenginleşmeme meselesi değil.

O yanlış sürdüğü için tazminatta yaptırım değeri taşımıyor.

Çünkü küçücük bir şey.

Hakaret etmiş, al Bin  lirasını bitsin bu iş.

Halbuki batı ülkelerinde yüz binler,milyonlar girer.

Bunu getirecek bir öneriyi de verdim.

Umarım kamuoyu ve meclis benimser.

BLOOMBERG TV:
Alınganlık dediniz. Siz de kelimelerinizin kurbanı olmuştunuz.

Sizin sözleriniz üzerine alınganlık yapanlar da oldu.

Dolayısıyla yol kazası dediğimiz şey bu noktadan hareket etti.

Kelimeler çok önemli değil mi?

Şunu sormak istiyorum; kelimeler bu kadar önemliyken, siz de bunların üzerinde çalışma sözü vermişken, ben vekillerin aslında zaman zaman ağza alınmayacak ve birbirlerine hoş olmayan şeyler ifade ettiklerini görüyorum.

Orada bunlar mubah, diğer tarafta mı yasak.

Bir korumalı alanınız mı var sizin? İstediğinizi birbirinize söyleyebilir misiniz?

OE:
Hayır. Biliyorsunuz parlamentoların en eski modeli İngiliz Parlamentosudur.

Oradaki görüşmelere ilişkin çok güzel bir tanımlama okudum.

Diyor ki "Buradaki milletvekilleri resmi bir yemekte ev sahibinin veya şeref misafirinin karşılıklı yaptıkları konuşma zarafetinde konuşma yapan insanlardır.

Bir misafirinizi ağırlıyorsunuz, yemek veriyorsunuz, onu onure ediyorsunuz, o da size karşılık veriyor.

Bu son derece zarif şekilde yapılması gereken bir görev.

İngiliz parlamentosunda İngiliz milletvekillerinin böyle konuşması beklenir diyor.

Doğrudur.

Böyle olur mu? Olmadığı da vardır ama bizdeki kadar da düz gideni yoktur.

BLOOMBERG TV:
Çocuklarına nasıl konuşmasını öğreten anne, babalar  birbirleri ile iyi geçinmeleri, hakaret etmemeleri, kötü söz söylememelerini öğreten anne babalar mı yanlış?

Yoksa mecliste duyduklarımız mı yanlış?

Siz ilk dönemde "Meclisin diline alışamadım" demiştiniz. Meclisin dilini çözdünüz mü?

OE:
O bir siyaset dili. Tam çözdüm diyemem. Hala ihtiyacım olan  şeyler var.

BLOOMBERG TV:
Çözmek istiyor musunuz?

OE:
Tabii, tabii.

BLOOMBERG TV:
Siz demişsiniz ki "58 yıl ip üstünde yürüme işi yaptım.Haftada 6 gün yazdım."

Bu dünyanın hiçbir yerinde haftada 6 gün yazı zor bir iştir. "Bir gün boşa basabilirsin" demişsiniz kendinizi ifade ederken .

Şunu sormayı hep istedim size, siz yazılarınızı yazarken kendi başınıza mıydınız, yani gazetenin kontrolü ya da herhangi bir genel çerçevesi olmaz mı?

OE:
Size iş veren sizi istihdam ediyorsa,sizin zaten hakkınızda bir bilgisi vardır , bir kanaati vardır. Kendi yayın organının temel bakışı açısı ile sizin aldığınız görev sırasındaki yapacaklarınız  uyumluysa sizi orada istihdam eder. Yoksa niye istihdam etsin.

BLOOMBERG TV:A
slında sormak istediğim, gelmek istediğim nokta şu; yine sizin bir sözünüz, mayınlı tarlada yürüyorsunuz ve o mayınlardan birine basıyorsunuz.

Ama bu mayına bir tek siz bastınız.

Ben yıllar önce bir bursla Amerikan gazetesinde  yönetim kurulunda çalışırken beni de borda aldılar, izliyorum. Bütün yazarlar masanın etrafında.

Her gün, her hafta ne yazacağı, nasıl yazılacağı ve neyin yazılacağı uzun uzun tartışılıyor.

Aslında o mayın tarlası sizin için temizleniyor.

Kendinizi de çok yalnız hissetmiyorsunuz.

OE:
Türkiye'de sadece ben değilim, diğer gazeteciler için de dediğim geçerlidir.

Siz yalnız başınasınızdır.

Hatta ekip çalışmasına alışık olmadığınız bir dünyanın bireyi olduğunuz için , çoğu kez böyle bir çalışma başlasa rahatsızlık duyabilirsiniz.

Benim açımdan bu böyle değil. Niye?

Rahmetli Nezih Demirkent ile 1974 yılında yazar olarak görev yaptığım sırada yazacağım yazıları tartışırdık.

Ben derdim ki "Yarın için A,B,C diye üç konu var. Bunlarla ilgili A için bunu, B için bunu, C için bunu düşünüyorum. Hangisini yazalım?"

O konuda tartışırdık.

Eğer kanaatlerimiz çatışırsa onu ben kenara koyardım, bir başka konuya geçerdik.

Böylece o iç kontrol yürürdü. Sonra rahmetli Nezih Demirkent'den  sonraki dönemde giderek  ben yalnız başıma kaldım ve son 20 yıl kendim düşündüm .

BLOOMBERG TV:
Aslında özgürlüklerin çokmuş gibi görünse de, özgürlüklerin çok kısıtlandığı bir nokta.

Bazen kuralların getirilmesi önemli değil mi?

Siz uzun yıllar basın konseyi başkanlığı yaptınız.

Tepeden gelmediniz. Bunları değiştirme fırsatı yakaladınız yapmadınız mı?

Ya da dönemler buna uygun mu değildi?

OE:
Ben gazeteciliğe girdiğim zaman bana kimse bir şey öğretmedi.

Yıllar boyu kendim çözümler bulmaya çalıştım.

Bir aşamada hissettim ki bizim otokontrol diye mekanizmaya ihtiyaç var.

Aslında rahmetli Abdi İpekçi'nin 1960'da kurulmasına öncelik ettiği basın konseyi ilanından esinlenerek söylüyorum bunu. "Mesleğine hiç değilse bir tuğla koyarak buradan gitti.

Duvara bir tuğla da o koydu." Dedirtebilme ihtirası ile basın konseyi meselesini çok önemsedim.

1985 yılının 1 Aralık günü başlayan çalışmamızı 1988 yılının  6 şubat günü bir başlangıç noktasına getirebildik.

Konseyi o gün kurduk. 23 sene de onun başkanlığını yürüttüm.

Ne bıraktım geriye bilemiyorum.

Ama en azından basın meslek ilkeleri diye bir metni artık bilinir hale getirdiğimizi zannediyorum.

Uyuluyor  uyulmuyor, denetleniyor denetlenmiyor o ayrı.

Bugün  denetlenemiyorsa yarın denetlenir. Önemli olan budur.

BLOOMBERG TV:B
unları daha fazla tartışmak lazım galiba.

OE
:İlk basın şeref divanı 1960 da kuruldu, 1961'e kadar işlevini yaptı, 1967'ye kadar sürüldü ve kayboldu.

Niye?

Çünkü bu bünye kendisinin de denetlenmesi gerektiğini düşünmüyor.

Biz de hesap sorma var.

Hesap sorulmasına razı olma yok.

BLOOMBERG TV:A
ynen siyasette olduğu gibi. Kaderinize bakın ki, orada da benzer konularda benzer sorunlarla karşılaşıyorsunuz.

 Bu taraftarlığı soracağım, her iki tarafa da var. Bir taraftar olma , bizi çok kısıtlayan bir şey değil mi?

Bir lidere taraftar olma, bir ideolojiye taraftar olma, bir şeyin uzağında duramama mecliste yaşanan konulardan biri.

OE:
Bir partinin mensubuysanız baştan tercihinizi yapmış oluyorsunuz.

BLOOMBERG TV:B
u sizin yeşili konuşmayacağınız, kadını konuşmayacağınız , evrensel diğer konuları gündeme getirmeyeceğiniz anlamına gelmiyor.

OE:
Onları zaten insanlar kendi bilgi birikimleri çerçevesinde yapmaya çalışıyorlar. "Sen bunu konuşma, sen bunu konuş."olmuyor.

Mesela ben  medya dünyasının sorunları konuşmaya hep talibim mecliste.

Ama bakıyorum ki hiç ilgisi olmayan arkadaşımız araştırma önergesi vermiş, o belli usullerle ön plana çıkmış, ancak gazete okuduğuna şahit olduğum arkadaşımız orada medya dünyasının sorunlarını anlatıyor.

Bence kendi bildiklerini anlatsa daha iyi eder.

BLOOMBERG TV:
Medyada , iletişim sektöründeki taraf olma durumu o aslında sizin basın konseyi ve bugüne kadar yaptığınız çalışmalar içerisinde uyumsuz olan konulardan biri değil mi?

Bir gazetecinin taraf olması ne kadar etiktir?

OE:
Ben taraf olmayı sakıncalı bir durum gibi hissetmiyorum.

Tam tersine insanlar taraf olmalı ve görüşlerini özgürce savunmalı.

Bu benim anlayışıma daha uygun.

BLOOMBERG TV:
Grup toplantılarında lider her girdiğinde salona ayağa kalkma gibi bir alışkanlık var. "Ne yapacağımı bilmiyorum ama ben buna karşıyım" dediniz.

Ne yapıyorsunuz?

OE:
Ben bu sözü, bu düşünceyi bir milletvekili sınıf öğretmeni geldi, hep beraber ayağa kalkalım halinde görmek doğru değil diyordum.

Bunu olabildiği kadar kendi nefsimde uygulamaya çalışıyorum.

O ortamda kendinizi  terbiyesiz bir adam durumuna sokmak, o görüntüyü vermek istemediğimiz için hareketimizi ayarlıyoruz.

Ama ısrarlıyım, o yanlıştır.

BLOOMBERG TV:
Bu bir saygı ifadesi değil aslında diyorsunuz, bunun da altını çizmek lazım.

OE:
Sansımız var, Sayın Kılıçdaroğlu o bakımdan yumuşak kişiler.   

BLOOMBERG TV:
Neden kendiniz ile bu kadar meşgulsünüz, devletin sorunları varken , ülkenin sorunları varken?

OE:
Size bir hikaye anlatayım; Erdal İnönü 5-6 arkadaşı ile bir restorana gitmişler , oturmuşlar, garson gelmiş.

"Bir emriniz var mı?" demiş.

"Evladım, biz sosyal demokratlar buraya geldik, önce birbirimizi yiyelim, doymazsak sana söyleriz."

BLOOMBERG TV:
Bunun sonu yok demek .

Bir umut istiyorduk ama CHP adına. Margaret Teacher'ın hayatını konu alan bir film var  şu sıralarda.

Oskara da aday.

Demir Lady.

Zaten bütün yaşamı boyunca demir gibi bir kadın.

Bu filmin belirli noktalarında görevden sonra bile bakkala kaçıp gidiyor.

Bir şişe süt alıyor, bir paket yağ alıyor.

Bunların fiyatlarını takip ediyor.

Biz de milletvekilleri bakkala uğrar mı?

Toplum içerisinde olma hali var mıdır?

OE:
Hayır. Benim bildiğim kadarıyla yok.

BLOOMBERG TV:
Peki olmalımıdır?

OE:
Olmalıdır.

Başka nasıl takip edersiniz?

Bu nabız sadece siyasi nabız değil , sokakta ne konuşuluyor?

İnsanlar ne giyiyor?

OE:
Bunu Sayın Süleyman Demirel takip eder bilinirdi.

Zannediyorum ki Tayyip Erdoğan da bu konuda dikkatli liderlerden biri.

Bunu kişilik meselesi olarak algılıyorum ben.

BLOOMBERG TV:
Siz en genç ve en yaşlı vekil olabilen az sayıda insandan bir tanesisiniz. Önümüzdeki dönem vekillerin özellikleri ne olmalı?

Dünyayı nasıl kavrayabilirler?

Bunu çok uzun anlatmanız icap eder ama çok kısa nasıl söyleyebilirsiniz?

OE:
Meclisteki verimi artırma ve onun bir parçası olmak her milletvekilinin ilk görevi olması gerekir.

Onun içinde önce ikide bir altını çizmeye çalıştığım meclisin iç kurallarının değişmesine ihtiyaç vardır. Mecliste bir hayli üst kalitede insan var.

Fakat işe yarayamıyorlar ki az önce söylediğim nedenden.

Adam gelmiş oraya bütün birikimiyle kenarda duruyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisini parlamento haline getirmek lazım.

Orada kanun fabrikası var.

O kanun fabrikası olmaktan çıkarmak lazım.

BLOOMBERG TV:
Kanun hükmünde kararnameler ile yürütülüyoruz aslına bakarsanız .

Burada da epey bir danışman kadrosu var.

Siz diyorsunuz ki biz millet vekillerinin  çoğu aslında pek bir şey yapamıyoruz.

Peki o danışmanlar, ayrıca danışman kadrosu  bunu anlamakta ben güçlük çekiyorum.

OE:
Becerebildiğiniz kadar yararlanabildiğiniz bir imkan o.

BLOOMBERG TV:
Müsteşarın seviyesinde, bakan düzeyinde, bakanların altında bakan  olmayan kişiler. Belli ki bir ihtiyaç var insan kaynağına .

OE:
Bizim danışmanları mı söylüyorsunuz? Onlarınkini mi?

BLOOMBERG TV:
Hayır sizin danışmanları söylemiyorum.

Onların ki dediğiniz bakanlar.

OE:
Onların mutfağında çok imkan var.

Müsteşarıyla, danışmanıyla .

Onlar kendilerine düşenleri yapıyorlar.

Siz milletvekilleri bağlamında sorduğunuz için ben ona girmek istiyorum.

Milletvekilleri dediğim gibi kalite olarak iyi.

Ama kuralları ıslah edip parlamento haline getirebilirseniz .

Bakınız monologlar var mecliste.

Siz çıkıyorsunuz kendi aklınızdakileri söylüyorsunuz , ben çıkıyorum kendi aklımdakini söylüyorum, MİT yasası gibi herkesin üzerinde konuşmak zorunda olduğu bir mesele olmadıkça müzakere yok.

Herkes kendi monoloğunu söyleyip gidiyor.

Böyle bir parlamento olmaz.

BLOOMBERG TV:
Çok çok teşekkür ediyorum.

Daha çok konuşulacak  pek çok konu var.

Çok dereden tepeden  sorular sorduğumu farkındayım ama en azında şu merakı  gidermek için bu soruları sordum.

Biz  yönetiliyoruz, yönetildiğimiz yer nasıl bir yer?

Bu nasıl bir süreçtir?  Öğrenmek için sordum.

Bize ışık tuttuğunuz için teşekkür ediyorum.

OE:
Ben teşekkür ederim.

:

 Oktay Ekşi 

.
.
.


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org