Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Leyla Umar Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

LEYLA UMAR TRT HABER Söyleşi
14.12.2010
Okunma Sayısı : 5583
Oy Sayısı : 4
Değerlendirme : 5
Popülarite : 3,01
Verdiğiniz Puan :
 

 

LEYLA UMAR TRT HABER Söyleşi

.
.

izlemek için tıklayın

.
.

LEYLA UMAR TRT HABER Söyleşi

Deşifresi
 
Leyla Umar (LU)
 

TRT: Sevgili seyirciler, yeni bir program daha  karşınızdayız.Bugünkü konuğum bizim mesleğe tam 60 yılını vermiş bir gazeteci Leyla Umar. Leyla Umar ile insan anlama yolculuğumuz başlıyor.

Sizi Zonguldak'a götüreyim mi? Çocukluğunuzun geçtiği, çilek topladığınız, , dağlarda koşturduğunuz. Ne var çocukluğunuzdan hayalinizde?

LU: Ben 3 yaşımda Zonguldak'a gittim. Annem İzmir'li, babam 'da Samsun'da Rusya ile Tütün  ticareti yapıyordu. Büyükbabam Atatürk'ün çok yakın arkadaşı, Diyor ki "Ben size çok rica ediyorum, ilk medeni nikahı size kıyayım. Ama bir ricam var, Kılıç Ali'nin bekar  bir kız kardeşi  var " Orada evlenmişler Samsun'da. Atatürk kıymış nikahlarını.

TRT: Samsunda doğdunuz, Zonguldağa geldiniz 3 yaşında .

LU: 7 yaşıma kadar Zonguldak'da yaşadık. Babam kömür şirketi müdür muavini idi. Atatürk oraya geliyor, fabrikaları sık sık geziyor ya, annemi tanıştırıyor babamla. Yanımda otursun diyor, annemin yanında Atatürk olunca babam kıskanıyor. İçeriye erkekler gelmiyor, kız kardeşi , genel müdürün hanımı, annem. Babam durmadan garsonla haber yolluyor ki çok okumuş, çok kültürlü, bir adam orada kıskançlığı tutuyor. Atatürk'den korkuyor herhalde kur yapacak diye. Garson anneme gelip "İhsan bey sizi bekliyor" deyince annem "Söyle ona gelmeyeceğim" diyor.

  TRT:Zonguldak'dan 7 yaşına nereye geliyor sunuz?

LU: İstanbul'a. Nişantaşında 15. ilkokul okul vardı, bizde ilkokulun karşısındaydık. O kadar yaramazdım ki oğlanlar bana tekme atacağına ben onlara atardım. Ve fıtık ameliyatı ilk olan Alman Hastanesinde kız benim. Atatürk öldüğünde tam 9 yaşındaydım. Öğretmen sınıfa girdi, "Size bir acı haberim var, böyle böyle" deyince o uğultuyu anlatamam size.

TRT: Amerikan kız kolejine gititniz.

LU: İki kardeşiz, ablam 4 yaş büyük , benden üç sene ileride.  Annem bize yiyecek gönderirdi, akşam üstleri yeriz . Yatılı olduğumuz için hep açlık çekerdik. Ekmek yasası vardı, ekmek dağıtırlardı birer dilimle kalırdık. Amerikan mektebinde ben bütün masaları dolaşırdım, "Yemeyen varsa bana versin" derdim Ekmek topluyordum.

TRT: Ablanız ile aranız iyi değilmiş.

LU: Felaket. Nasıl nefret ediyordu benden.

TRT: Ne zaman başladı bu sürtüşme.

LU: Ben 13 yaşımdaydım, o da 16 yaşındaydı.

TRT: Neden?

LU: Bilmiyorum, bilsem. Hala bilmiyorum. Durup dururken kavga çıkarırdı. Parti verirdi evde "Leyla gelmesin"derdi.

TRT: Peki kıskançlık varmıydı?

LU: Bende yoktu, onda vardı. Ne yapsam "yapmasın", ne giysem "giymesin" derdi. Ara ara sıkılır bavulunu alır otele gider , biz ararız baban,  annem  tepebaşında bir otel var hep orada bulurduk. Bir odaya kapanmış ağlıyor.

TRT: Hayata da mutsuz bakarmış değil mi?

LU: İnanın ben pozitif baktığım için, alay konusu olabilecek kadar çocuksu bir tavrım var, hala. Ben her lafa inanırım. Buradan çıksam siz bana ne söyleseniz, bakarım efendi bir adam buyur ederim. Burada anneleri bebekleri gezdiriyorlar, Japon bebek,  aldım bir tane sevdim, dayanamadım yukarıya çıkardım , anneside arkamdan. Oğlum duyunca müthiş kızdı. "Anne ne yapıyosun" diye.

TRT: Çocukluğunuz mutlu geçti mi?

LU: Hayır. Hiç.

TRT: Neden?

LU: Ablam, o kadar hayatımı karartı ki , öldüğü için bahsetmek istemiyorum. Gençliğim evleninceye kadar evde çok acı çekerek geçti.

TRT: Okuldan devam edelim.

LU: Üsküdar da hep 0 – 0 -  0 yazıyordum fizik matematik kimya'ya .

TRT: Dersleri sevmiyormuy dunuz?

LU: Nefret ediyordum. Edebiyatım fevkalaleydi. Hatta okul gazetesini bana  yaptırıyorlardı. Atatürk'ün süt kardeşi olduğunu söyleyen Bülent Hanım. O bana hayrandı çünkü Atatürk'e şiir yazmıştım öldüğü gün "Sandım  gökler yerlere indi " diye , babam onu hemen Cumhuriyet gazetesine yollamış. İlkokul talebesi Leyla Umar diye.

TRT: Yayınlandı mı?

LU: Tabii yayınlandı.

TRT: Okulu bırakmışsınız.

LU: Nefret ettim matematik ve fizik yüzünden. Anlamıyordum, ızdırap çekiyordum.

TRT: 7 senemi yatılı kaldınız.

LU: 6 sene. Son senesi babama gittim dedim ki "Affedin, yapamayacağım baba. Sizin paranız gidiyor boşuna, vaktiniz gidiyor" şeker hastasıydı kahroluyordum,  fakat ben yapamıyordum, nefret ediyordum okuldan.

TRT: Okuldan ayrılmayı düşündüğünüzde babanızın tepkisi ne oldu?

LU: "Madem ki sen bu kadar acı çekiyorsun, kalk gel daktilo kurslarına git. Sana faydası olabilir birgün " dedi.

TRT: Sizi daktilo kursuna gönderirken aslında bir yönlendirme yapmış . Zihninde ne olduğunu biliyor musunuz?

LU: O benim çok iyi yazı yazdığıma inanıyordu.

TRT: Babanız çok akıllı bir adamış. O dönemde üç tane dil biliyormuş. Fransızca, Almanca, Rusça.

LU: Rusyası mükemmeldi. Rusça bir şarkı var, sesim güzeldi, babamın sevdiği bir şarkı vardı, traş  olurken Leyla söyle derdi , babamı memnun edeyim diye durmadan o şarkıyı söylerdim.

Rusya'ya  ilk gidişim barda oturuyoruz, Türkler ile gittik bir grup o şarkıyı söylemeye başladılar bende ağlayarak söyledim. Sonra sen bizden ayrılma her gece bu şarkıyı söyle sanada para veririz dediler.

TRT: Babanız varlıklı birimiydi?

LU: Rahat yaşayan , bir şirketin müdürüydü. Çok hissi bir adamdı, konuşurken bile yeşil gözlerinden yaşlar akardı. Museviler vardı, onları soydular 6- 7 Eylül, babamın şirketi de çok büyük bir şirket matbaa  , nasıl zarar verdiler. Babamın ağladığını görmeseydim inanmazdım bütün hayatını koyduğu, kendi parasıyla yapmadı oradan maaş alıyordu, iyi bir maaş dı .

TRT: Babanız hiç siyaset ile ilgilendi mi?

LU: Hiçbir zaman siyaset ile ilgilenmedi. O ne ile ilgilendi biliyor musun Zonguldak'da işçilere hak verilmesi için büyük mücadele verdi.

TRT: Hüzünlü bir ölümü var. Bir olay yaşıyor ve olayın gecesinde vefat ediyor. Menderes hükümeti kendisinden siyaset yapması için öneride bulunuyor.

LU: Kabul etmedi babam onlarla çalışmayı çünkü inanmıyordu . Ne Menderesi tanırız, ne o tanır , fakat şirket Kazım Taşkent'in şirketi  babam genel müdür, Kazım Taşkent İsviçre'de. Herşeye babam karışıyor tabii. O gün geliyor Menderes , babam diyor ki "Yalvarıyorum burayı almayın, çünkü burada Yahudi çok çalışıyor"  Çünkü onların hepsini Ezurum'a, oraya , buraya yolladılar. Babam onların hepsine baktı. Kendi cebinden baktı. O kadar acı cekti ki , onun cenazesini görseydiniz "Bizim babamız öldü, sizin değil "diye bana geldiler.

Yemin ediyorum, babam o şeyin kurbanı oldu. Uzun süre Menderes'e isyan ettim kendi kendime

TRT: Vefat etmeden önce size bir şey söylüyor.

LU: 9 tane çocuk okutuyormuş. Babamın 9 tane çocuk okutacak kazanması yoktu .

TRT: Siz okuttuğunu biliyor mudydunuz?

LU: Hayır, hiçbir zaman söylemezdi. Ölümünü anladı o "Leyla, senden ricam,  git içeriden defterimi getir, burada 9 tane adres var, onlara her ay şu para gidecek . Şirkette para duruyor" dedi. Ve çocukların hepsi ağlıyordu babamız öldü diye. Yahudisi, Ermensi Rumu .

TRT: Şimdi o çocukların kim olduğunu ve nereye geldiklerini  biliyor musunuz?

LU: Hayır, açık söyleyeyim onlar beni görünce geliyorlar. Geçen seneler birisi geldi, babamın sekreteriydi bana "Leyla hanım bugün banızın ölüm yıldönümü" dedi ve ben unutmuştum. Ağlamaya başladım. Mezarına gittim, babamdan özür diledim.

TRT: Babanızla gitiğinizde konuşuyor musunuz?

LU: Göreceğimi bilsem mezar yarılsa yanına yatsam ve ölsem. O kadar özlüyorum. Annemide seviyordum. Zavallı kadın 16 yaşında evlenmiş, annesi doğrurken ölmüş,

TRT: Nerede oturyordunuz o zaman?

LU: Teşvikiye'de , güzel bir apartmanda. Onuda beş paraya sattım, o kadar ucuz satmışım ki herkes alay etti. Önünden utanıyorum geçerken, cezalıymışım gibi bakamıyorum geçerken.

TRT: Babanızın vefatından sonra kasasında ne çıktı?

LU: Ablam bekliyor para çıkacak diye , kasadan Atatürk'e ve diğer kişilere yazdığı şiir defteri çıktı.

TRT: Babanızı en son hangi hali ile hatırlar sınız?

LU: Ben anladım babamın öldüğünü, beni dışarıya çektiler. O birden bire kalktı, gözlerinden anladım öldüğünü.

TRT: Kaç yaşındaydınız?

LU: 25 yaşımdaydım  herhalde. Ve o sırada gelen doktora demiş ki "Leyla ile iftihar ediyorum gazetecilik yaptığı için" duydum kulağımla.

TRT: Annenizin resmi.

LU: Evet sevgiyle bakıyor. O kadar çok kızdırırdık ki küçükken yaramazlıktan. Dağlardan zor indirilerdi beni, bir tokat bir tokat daha . Zonguldak'ta kömür işçileri annemin elinden zor alırlardı beni. Ben hep dayak yerdim çünkü hep yaramazlık yapardım. Madene giderdim, dağlara çıkardım, bütün işçiler beni arar, annem beni arar. Zavallı kadın benimle uğraşırdı.

TRT: Babanızın vefatından sonra anneniz ne kadar yaşadı?

LU: 8 yıl. Felaket ızdırap çekti. Çok  severdi babamı, müthiş bir aşk. Babam az konuşurdu, gazetede okurdu annemde gazeteye "İhsan konuş ihsan konuş" yazardı. Ölünce onu buldum.

TRT: Anneniz hafızanızda nasıl kalmış?

LU: Bir kere insan sevgisi müthişti. Aşağıda komşu otururdu, iyi bir aile fakat orta halli. Akrabaları para yolluyor, tanıdıkları para yolluyordu ama benim babam gibi değil daha doğrusu. Annem o kadar üzülürdü ki kendi babası milletvekili olduğu için , babasının emekli maaşını alıyordu. Annem onun bir kuruşuna dokunmazdı aşağıdaki komşusuna götürürdü. Onlar almaz istemezdi, gururlarına dokunurdu, annem öyle manevralar çevirirdi ki kabul ederlerdi.

TRT: Sizdeki ideal kadın tipi anneniz miydi?

LU: Hayır.

TRT: Neydi idealinizdeki kadın?

LU: Türkan Saylan.

TRT: Anneniz kızlarının hep profesörler ile evlenmesini istemiş.

LU: Evet. Ablam bir tanesi ile nişanlandı, sonra bıktı ablamdan ayrıldı nişanlıyken. Sonra İsviçreli biri ile evlendi, adam onu bıraktı gitti. Tatsız şeyler yaşadık.

TRT: Gelinlik resminiz, kaç yaşındasınız?

LU: 22. Ben evlilikte zorlandım. Ne hissettim biliyor musunuz? Evde kaldım zannettim.

TRT: Mutlu bir fotoğrafmı, hüzünlü bir fotoğraf mı?

LU: Görmüyor musun, ağlıyorum.

TRT: Neden?

LU: Ben parasız olsun, idealist olsun, birşeyler yapsın, diye istedim. O değildi. Amerika'da okumuş, mühendis olmuş, beni hiç ilgilendiren bir konu değil, tatlı laf etmesini bilmiyordu. İkinci eşim, ismi lazım değil herkes biliyor. O benim istediğim her şeyi sanki ezberlemiş gibi bana kartlarla güzel şeyler yazan, yastığımın altına koyan biriydi. Ben zengin kadın hayatı yaşayan bir kadın olmak istemiyordum, birkaç zengin de başvurdu anneme . Annemde babamla şerefli birisi diye evlenmiş. Bende annemin istediği birini buldum zannettim o da olmadı.

TRT: Siz aslında hayatınızda babanız gibi birisi olsun istemişsiniz.

LU: Hayır. Babam dünyada en sevdiğim insan ama onunla evli olmak beni öldürürdü. Bir tek kere dedik ki "Boğaza gidelim, yemek yiyelim" dedik. Maçkada'yız, arabaya bindik, araba gitmeye başladı, annem boğaza çek dedi. Babam "Dur, siz beni kaçırıyor musunuz, ben akrabalarıma gidiyorum, siz isterseniz gidin" dedi. Açtı kapıyı , gitti.  Dünyanın en sakin , en terbiyeli adamı Cumartesi pazarları ne kadar akraba varsa onlara giderdi.

TRT: Evi ihmal edermiydi?

LU: Hayır. Annem çok romantik bir kadın olduğu için , çiçek yollanmasını isterdi. Fakat babam hiç düşünmezdi. Bende çiçekçi için sipariş verirdim, babama getirirdim kendi kartını birşeyler yazdırıdım. Akşam eve geldiğimde annem "Boşuna uğraşma, o çiçeğin senin tarafından gönderildiğini anlayacak kadar akıllıyım."

TRT: Düğün

LU: İstemediğim bir evlilik yapıyorum, evden kaçmak için. Hemen kabul ettim . Bu gelinliği  evde çok yakın bir arkadaşım dikti bende ona yardım ettim. Hemde cibinlik kumaşından, ucuz olsun diye . Bütün derdim babama para harcatmayayım.Çünkü babam hepsini fakirlere dağıttığı için hiçbir gün babamın benim için para harcamasını istemezdim.

Bu resmi Osmar çekti, dünyaca ünlü. O zaman burada yaşıyordu , bu resmi o çekti ama bakın ne  kadar mutsuzum orada. O kadar ızdıraplarım oldu ki kimseye belli etmemeye çalıştım. Etmemeye de çalışıyorum hala.

TRT: Gazeteciliğe geçelim. Babanız sizi daktilo kursuna göndermişti. Edebiyatınız çok iyiydi. Böyle bir insanın olacağı şey nedir? Ya yazadır, ya gazetecidir.

LU: Nasıl oldu bilmiyorum. Konsolosluğun içinde Amerikalılara tercüme yapıyordum.

TRT: Sonra gazetede bir ilan gördünüz.

LU: Evet . Unuttum şimdi adını,bir arakadaşım hastahanede yatıyordu , bacağı kırılmıştı ona ziyarete gittim. Arkadaşım "Leyla sen hep söylüyorsun gazeteci olmak istiyorum. Bir ilan var oku, git"dedi. Bende o ilanı aldım gittim. Abdi İpekçi benim küçüklük arkadaşım Büyük Ada'dan. Dans ederdik, nasıl iyi bir çocuk, annesi babası yok, halası bakmış .

TRT: Ama siz ona gitmiyorsunuz.

LU: Hayır. Ben bilmiyorum ki orada olduğunu . Birdim kapıdan "Buranın müdürü kim dedim?" Dediler Ercüment Karacan. Ercüment Karacan orada , odaya Abdi girdi. "Leyla ne arıyorsun burada?" dedi. "Aıl sen ne arıyorsun Abdiciğim"dedim. "Ben buranın yöneticisiyim" dedi. Ercüment Bey 'de "Biz Leyla hanım ile anlaştık bizde çalışacak" dedi. Abdi'nin meşhur kahkahası vardı, hi hi hi diye durmak bilmez. Nasıl gülüyor. Anlaştık ve 200 liraya girdim oraya.

TRT: Sizi ilk gönderdikleri haber?

LU: Şimdi söyleyeceğim güleceksiniz. Orada çok ciddi bir adam dediki "Leyla Hanım, siz Beyoğlu muhabiri oldunuz, gelin ben size Beyoğlu muhabirliğinin ne olduğunu göstereyim. Saat 8'de aşağıda buluşalım, sizi oraya götüreyim." Beyoğlu'nun arka sokaklarında nedir hayat diye. Meyhaneleri gezdik, tam oturduk bir yerde yemek yemek için evlenme teklifi etti bana.Adam evliymiş üstelik. Geldim , Abdi'ye dedim ki "Beni bir daha bununla yollarsan senin de yüzüne bakmam." Abdi beni aldı, Sami Kohen, Halit Kıvanç odada. "Leylayı, sıkan, üzen bilsinki ben karşısındayım." Dedi. Abdi'de pısırığın tekidir, böyle laflar etmezdi canım, benim çocukluk arkadaşım.

Hakikaten beni korudular. Benim çocuğum 2 yaşındaydı, alırdım kucağımda getirirdim, iki sandalyeyi birleştirirdim yazı yazarken, Sami Kohen'e derdim ki "Ağlıyor tuvalete götür."

TRT: Düzenli röportajlar ne zaman başladı?

LU: 1950'den bugüne kadar. 60 yıl.

TRT: İlk röortajı hatırlar mısınız?

LU: Beyoğlu muhabiri demek, İngilizce bileni alıyorlar. O zamanlar ingilizce bilen muhabir yok gibiydi. Bana sen Hilton'a git dediler. O zaman çok ünlü bir hanım vardı Müşerref Hekimoğlu, ben utanıyorum evli, çocuklu bir hanım ilk defa gelmişim basından , gazeteci olacağım. Geldim dedim ki "Müşerref hanım, bana rica etsem öğretir misiniz? Ben hiçbir şey bilmiyorum Beyoğlu muhabirliği hakkında." "Ben sizi tanımıyorum, size öğretecek bir şeyim yok." Dedi. Ben ağlamaya başladım. Bir adam geldi, aile dostumuzun oğlu. Müdür yardımcısı orda. "Leyla, ne işin var burada , niye ağlıyorsun?dedi. Anlattım. "Hemen çık 80. numaraya orada Time Dergisinin sahibi karı koca var, git onlardan hemen randevu al" dedi. Ben gittim, kapıyı çaldım, "kimi istiyor sunuz?" dedi adam "Sizi istiyorum" dedim. Adam müthiş sinirlendi "Biz buraya tatile geldik, yapamam" dedi. Ben ağlamaya başladım. "İlk günüm bunumu bana yapacaksınız" dedim. Ağlamaya başlayınca adam "Gelin, karım size röportaj versin" dedi.

Geldim, gazeteye hemen yaptım. Manşete serdiler. Abdi "Katiyen inanmam" diyor. Sonra inandı tabii. Sonra benim için, hiç kimseye yapmazdı bunu benim için bir yazı yazdı "Meger Leyla'nın kanında varmış" gibi.

Abdi ve eşi ile aynı sokakta oturuyoruz, yemeğe çıktık Bir kitap çıkardı Çin'ce. Dediki "Bu fal kitabı , yüzlerce sopa var. Çeviriyor, kitabı okuyor. Kitapta diyor ki "Evinizde yangın var" Sibel'de çabuk heyecanlanan bir kız "Hemen evi ara bakalım evde ne var" dedi. Aradım. Halasına soruyorum "Nasılsınız, mahalle sakin mi?" dedik. Kadın "Ne diyorsunuz Leyla Hanım" dedi. Ama hakikaten o gece Abdi'yi vurdular.

Beş el silah sesi duydum, aşağıya indim  Sibel'lerin  oraya, kim vuruldu diyorum dediler ki "Siyah bıyıklı, siyah gözlüklü biri"  Sibel bağırdı "Abdi değil mi Leyla" diye pencereden" "Evet" Kapıda yatıyordu, onu aldım sürükleye sürükleye yukarıya götürdüm ve o kadar acı bir şey ki bir tek sevdası vardı çok pahalı resimleri alırdı Türk ressamlarının. Abdi'nin bütün zaafı çikolata yemek. Ben onun odasına girerdim , telefon ederdim  "Abdi çikolatalarını yiyorum" derdim "Yeme ne olur , yeme." Derdi.

TRT: Siz gazetede genelde el üstünde tutulmuşsunuz.

LU: Aklıma koyduğumu yapmaya çalışıyorum.  Ama herhalde artık istenmiyorum. Kimse bana gel bize bunu yap demiyor. Ben kendim yapıp getirip verirsem veririm. Bu şekilde bir manyakım. Başka erkekler uğraşmıyor öyle. Ben deli gibi bir şey oluyorum.

TRT: İki tane röortaj hatırlatayım, bir tanesi Humeyni ile diğeri de Castro ile.

LU: Castro için çok uğraştım ama Humeyni için bilerek gitmedim . Paris'deydim Humeyni yarın Paris'e 'ye gidiyormuş, 4 saat uzakta bir şehirde dediler. Hemen telefon ettim Türk televizyonu Ankara'da . "Leyla Hanım hemen sefaretten araba isteyin gidin oraya" dediler. "Kameraman ve ben gittik. O kameramandan çektiğim, "Ben üşüyorum, ben üşüyorum" diyor. -18 derece ve yenmin ediyorum ölebilirdim soğuktan. Kürklü eldivenleri ayağıma geçirdim. Neler yaptım bizi içeriye alsınlar diye.

TRT: Sonra kızlarına ulaştınız.

LU: Çadırda oturuyorlar, namaz kılıyorlar . Ben de onlarla birlikte, onlar yatıyorlar bende yatıyorum, onlar kalkıyorlar bende kalkıyorum. Baktım kızlardan da iş yok. Ben yine bir deneme yapayım dedim. Bütün dünya basını yakta soğukta duruyor.  Bende gittim yanlarına.

TRT: Siz kimi ikna ettinizde sizi yanına çağırdılar? Siz içeriye ısrarla mektup gönderiyorsunuz.

LU: Devamlı. "Adam çıktı Leyla Umar Türkiye içeriye" dedi herkes bağırmaya başladı bu haksızlık diye . Girdim ayakkabıları çıkarıyoruz dışarıda. Ayaklarım donuyor.

TRT: İlk sorunuz neydi?

LU : İlk sorumu unuttum ama son sorumu hatırlıyorum. Epeyi konuştuk ayağa kalktı  "Hiçmi vicdan azabı duymuyorsunuz Bursa'da bıraktığınız kedinizden" dedim. O sert duruşlu adam döndü gözler yumuşacık "Ah Bursa, Bursa "diye diye yeşil perdelerin arsında kayboldu.

TRT: Castro'ya geçelim.

LU: En severek konuşacağımda o. Beni evlendi diyende oldu. Olsaydı söylerdim. Benim hayatımın inadı oldu. Çocuk gibi her gelen elçiden randevu istiyorum, onlar yazıyorlar, ben yazıyorum yolluyorum elçiliğe. Diyorlar ki Castro hiçbir kimseye veremez.

TRT: Bu yıllarca sürüyor.

LU: Birgün birkaç gazeteciyi davet ettiler. Duygu Asena'da vardı, 6-7 kadındık. 7 gün hiç cevap vermedi. Ben her gün soruyorum basın danışmanına . Tam döneceğiz , birkaç saat kaldı birde baktım Castro'nun adamı geldi "Leyla seni bekliyor" dediler. Bende "Arkadaşlarım olmadan gitmem " dedim. Sonra onlar yalvarmaya başladılar gitte sen git diye. Çocukları topladım Castro'ya gittim. Tanıştık.

TRT: Bu tanışma roportaj yok. Sonra Castro Türkiye'ye geliyor, Demirel'n veda turları. Türkiye'ye geldiği zaman sizde Mesut Yılmaz'dan o randevuyu ayarlamasını istiyorsunuz.

LU: Buraya geldi, hemen Mesut Bey'e bir not yazdım, "Bir  veya iki gün kalacak burada hemen bana bir randevu alın" diye. Birde baktım Mesut bey geldi yanıma gülerek "Leyla Hanımcığım, sizi saat 4 de bekliyor" dedi. Çıktım, "Demirel'in yemeği var 40 dakika sonra bitsin" dediler. Ben üç tane televizyoncu çağırdım, hepsi geldi. Bir de baktım pencereden Güneri Civaoğlu ile Mehmet Ali Birand bahçede deli gibi sinirli yürüyorlar. Bende korkudan ölüyorum, onları görürlerde iner alırlar diye.

40 dakika geçti adamları saati gösteriyorlar. Bana dedi ki "Leyla, iyiki geldin, ben bugün camiileri gezdim, şurasını gezdim, bunlar hala beni gezdirmeye çalışıyorlar. Ben gitmiyorum. Demirel'e özürlerimi bildirin, ben Leyla ile ne güzel eğleniyorum" dedi. O sırada da patlıcan nasıl yapılır, köfte nasıl yapılır onları anlatıyorum.

TRT: Amerika'dasını, Türkiye'ye döneceksiniz oradan bir fax geçiyorsunuz.

LU: Evet. "Fidel eğer vaktin varsa yarın akşam yemek yiyebilirim, New York'dayım." Yarım saat geçmedi cevap geldi "Yarın seni Küba'da bekliyorum." Ben oğluma telefon ettim, o da beni burada bekliyor ertesi gün. "Ben yarın gelemiyorum, Fidel yemeğe davet etti beni, Küba'ya gidiyorum"dedim. "Anne , gelinliğini de yollayayım" dedi.

İki arabası vardı, bir tanesi uzun limuzin bir tanede eskice. Bana yenisini verdi, kendi eskisini kullandı. Düşünebiliyor musunuz yerini veriyor, herkes Leyla, Leyla tanıdı beni.

TRT: Aşağı yukarı 50 yıldır röportaj yapıyorsunuz, insanlara soru soruyorsuunuz. 50 yıldır bu kadar farklı insanları  tanımak size ne biriktirdi? Nasıl bir iz bıraktı?

LU: Sevdiğim kişiler, değer verdiğim kişilerse beni mutlu eder. Aşırı derecede özel sorular soraralar, onları sormamaya gayret ederim.

TRT: Bir nalamda soru sorarken konuğunuzuda korumak gibi bir saygı.

LU: Tabii. Düşünürüm, aynı şeyi bana sorsalar ben ne hissederim. Hiç zannetmiyorum haince yada bilerek soru sorayaım da burnu kırılsın. Aynı şeyler bana yapıldı , biliyorum.

TRT: Hiç mahçup olacağınız bi röportaj yaptınız mı? Size emanet edilen şeyleri bunlar sana özel yayınlama deyip de yayınladığınız oldu mu?

LU: Yaptığımı hiç bilmiyorum, hatırlamıyorum. Olsa utancımdan şimdi hatırlardım. Kesinlikle yapmadım böyle bir şey.

TRT: Size yapıldı mı?

LU: Çok yapıldı. Ben bazen kırılıyorum, bazen de aldırmıyorum. Kişiye hürmetim varsa, onu adam yerine koyup hayranlık uyandıysa içimde çok üzülürüm. Zaten bilinen birisiyse, herkesi kırıp geçirmek veya üzmek isterse onlara da aldırmam.

Bir kere ağladım ömrümde, söylemem onuda. Sonra çok özür diledi.

TRT: Çok kolay mı ağlarsınız?

LU: Çok kolay ağlarım. Çocukluğumda annem mevlüte götürürdü, herkesten çok ben ağlardım. Neye ağladığımı bildiğimden değil, halk ağlıyorya .

TRT: Anneniz ile röportaj yapma imkanınız olsaydı ne konuşmak isterdiniz?

LU: Aşk hayatını.

TRT: Babanızla.

LU: Zavallı babam. 12 kardeşler, hepsi ölmüş. Bir hastalık gelmiş oraya.

TRT: Dünya çapında birçok isimle roportaj yaptınız, yerli yada yabancı herhangi birisi ile röportaj yapmak , bu sadece ünlü birisiyle konuşmak mı ? Yoksa konuşulmaya değer ve onunla çok şey konuşabilirim dediğiniz birisi ile konuşmak mı? Neye göre seçerdiniz?

LU: İnsan olarak kişiliğine bakardım. İnsani yanı, neşeliği ,böyle özelliği yoksa hiç vaktimi vermem.

TRT: Efsanemi , uydurmamı . Vehbi Bey size bir Anadol hediye etti mi?

LU: Varmı böyle bir efsane. Mümkün mü böyle bir şey? Şöyle diyor du bana "Leyla, kızım senden bir ricam var, bir Anadol al." Diyordum ki "Vehbi Bey, benim arabam çok güzel, küçük. Niye bana bunu  teklif ediyor sunuz?" Tonton tarafı da vardı, "Alacağım, alacağım ama sizin hediyeniz olarak değil, kendi param ile alacağım bir gün" dedim.

TRT: Belli bir yaştan sonra insanın hayata bakışı değişiyor mu?

LU: Bana göre o kadar bir şey değişmedi. Ben yine aynı insanım. Aynı dostlarım ölenler hariç duruyor ama ben çok memnunum bu yaşta yaşadığıma Allah'a dua ediyorum ki beni hasta etmeden ölüme götürsün. Bütün derdim yalnız kalıp, hasta olmam.

TRT: Sevgili seyirciler, bir programın daha sonuna geldik. İnsan anlama yolculuğumuz önümüzdeki hafta yine renkli bir konuk ile devam edecek. Gündeme Özel'de tekrar görüşünceye denk hoşçakalın.

.
.
.

Leyla Umar

.


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org