Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Raffi Portakal Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Lebriz'de bir Söyleşim yayınlandı
28.05.2011
Okunma Sayısı : 7116
Oy Sayısı : 2
Değerlendirme : 5
Popülarite : 1,51
Verdiğiniz Puan :
 

 

Lebriz'de bir Söyleşim yayınlandı
Raffi Portakal

.
.

Lebriz'de bir Söyleşim yayınlandı sizlerle paylaşmak istedim...

.
.
.

Türkiye'de antikacılık ve müzayedecilik denildiğinde ilk akla gelen isimlerden biri olan Raffi Portakal ile ailesinin dört kuşaktır devam ettirdiği müzayedecilik, sanat piyasası ve bu ay içinde yapılacak müzayedesi hakkında konuştuk.


Aileniz, kızınızla birlikte dört kuşaktan bu yana Türk kültür ve sanat hayatına katkıda bulunuyor.

Türkiye'de bu devamlılığı gösterebilen çok az müessese olduğunu biliyoruz.

Ailenizin bu işe nasıl başladığını ve hangi aşamalardan geçerek bugünlere geldiğini anlatabilir misiniz?


Bildiğiniz gibi, Türkiye'de geçmişle ilgili bir belge ve arşiv sorunu var. Biz de aynı sorunu yaşıyoruz.

Bu konuda yeterli bilgimiz yok ama Yervant Portakal'ın 1914'de Kapalıçarşı'da bu işe başladığını biliyoruz.

Babam sağken ona sordum, o da çok net bilmiyordu ancak dedem 1880-1881 doğumlu olduğuna göre, 1914 yılında 33-34 yaşlarında oluyor.

Yani muhakkak çok daha önceleri bu işe başlamış olmalı. Daha sonra Beyoğlu'na geçmiş ve Rıza Bey'le ortak olmuşlar.

Bütün bunlarla beraber elimizde birkaç belge var. Bu konunun tek ve en eski afişi, dedemin 1921 tarihinde Yeniköy'de düzenlediği Prens Burhaneddin Efendi'nin müzayedesine ait sokak ilanı.

Babam da bu tip ilanlar verirdi, elimizde 50'li, 60'lı, 70'li yıllara ait örnekler mevcut. 1921 tarihi ise, Cumhuriyet'in ilanından önce olması sebebiyle önemli.

Babam hep övünürdü, deden otuz iki tane saray müzayedesi yaptı diye. Saray müzayedesi derken Topkapı, Dolmabahçe değil, o dönemde sultan hanımların -Ayşe Sultan da dahil- oturduğu, önemli ailelere ait köşklerde, yalılarda düzenlenen müzayedeler bunlar. Mesela iki kez de Osman Hamdi Bey müzayedesi düzenlemişler yine o dönemde.

Babam okula devam ederken dedemin yanında çalışmaya başlamış ve kısa bir süre sonra daha dedem sağken kendi dükkanını açmış.

Beraber müzayedeler düzenlemişler ama babam dedeme yardımcı olarak çalışıyormuş.

Dedem 1947 yılında ölene dek böyle devam etmişler. Bu tarihten sonra babam tek başına müzayede düzenlemeye başlamış.

1964 yılında fiilen babamın yanında çalışmaya başladım.

Aynı babamın dedemin yanında çalışmaya başlaması gibi.

İnsan nasıl ana dilini farkında olmadan öğreniyorsa bende baba dilini yani sanat hayatını, eserlere bakmayı böyle öğrendim babamdan. 10-11 yıllık bir çıraklıktan sonra 1973 yılında kendi işimi kurdum ve 35 yıldır devam ediyorum.

Şimdi de kızım var.

Eğer kendisi de isterse -ki istiyor- devam edecektir, çok yetenekli olduğunu da söyleyebilirim.

Bizim meslekte yetenek çok önemlidir.

Yetenekten kastım, karşılaştığınız bir sanat eserini doğru analiz edebilmek, ondan gelen sinyalleri alıp objektif bir şekilde değerlendirebilmek.

Hem bu yeteneği hem de estetik değerleri iyi ayırt edebilen bir gözü var.

Bu özellik tabii ki geliştirilebilir ama onun ki doğuştan geliyor.

Güzel olanı çok güzelden ayırt edebiliyor.


Küçük yaşlardan itibaren babanızla çalışmaya başlamışsınız. Psikoloji eğitimi aldığınızı biliyoruz. Aldığınız eğitim ile ilgili bir şeyler yapmayı hiç düşündünüz mü? Nasıl ve ne zaman karar verdiniz baba mesleğini devam ettirmeye?


O yıllarda hem babamın yanında usta çırak ilişkisi içinde çalışıyordum hem de dönemin siyasal ortamı içinde solcuydum.

Dolayısıyla benim düşüncelerim ile yaptığımız iş birbirine uymuyordu. O zaman paradoksal bir durum da yaşadım. Ama 1970'li yıllarda babam hastalandı ve ben kendimi işin içinde buldum.

Psikoloji ile ilgilenmem küçük yaşlardan itibaren başlıyor.

Ortaokul yıllarında Puşkin ve Dostoyevski ile tanışmam sonucunda onların iç dünyalarının ne kadar zengin olduğunu keşfettim.

Bu bende kendimi ve diğer insanları tanıma isteği dolayısıyla davranış bilimlerine merak başlattı. Psikoloji okumam biraz da bu meraktan.

Mesleki açıdan ise pek katkısı olmuyor çünkü duygularını çok fazla gemleyebilen bir insan değilim.

Kızım da özellikle bu işi yapmak için kendi isteği ile Paris'te sanat tarihi dersleri aldı.

Ben onu hiçbir zaman yönlendirmedim ama kapıları da her zaman açık tuttum. Ayrıca burada da işin tün inceliklerini göstermeye, ilişkilerden muhasebeye hatta toz almaya kadar tüm konuları da öğretmeye çalışıyorum.

Babanız rahmetli Aret Portakal zamanında salon müzayedeleri olmadığını biliyoruz. Müzayedeler evlerde yapılıyordu. Siz de o müzayedelerden bazılarına katıldınız herhalde. Bize biraz o dönemlerden bahsedebilir misiniz?


O zamanlar müzayedeler evlerde, konaklarda, apartman dairelerinde yapılıyordu. 50'li 60'lı 70'li yıllarda servet çok süratli el değiştiriyordu, bunların yanında vefatlar ve göçler vardı.

Bu üç etken müzayedelerin sebebiydi. Bir de moda var tabii, o da çok önemli.

Modaya göre evlere yeni eşyalar girmeye başlayınca insanlar eski eşyalarını sattı.

Konaklarda oturanlar konforunu eksik bulup konakları apartman yapmaya başladılar, özellikle Anadolu yakasında bu tip evleri olanlar onları yeni zenginlere satıp apartman dairelerine taşındılar.

Hayat tarzlarındaki bu faklılaşma nedeniyle de eşyalarını ellerinden çıkardılar.

Çok iyi hatırlıyorum 1960'lı yıllarda yalılar perişandı. Büyük aileler bir odasına sığınmış, ancak orayı ısıtabiliyordu.

Aileler biraz moda biraz da imkanlardan dolayı değiştirdiler yani yaşadıkları yerleri.

Maalesef bu rüzgar kökleşme ve burjuvalaşma yaratmadı.

Aksine o eşyaların, sanat eserlerinin el değiştirmesine sebep oldu.

Bunda dünyanın her yerinde olduğu gibi savaş sonrası ortaya çıkan yeni zenginlerinde payı var.  

Türk sanat piyasasında beğeniler bakımından geçmiş yıllar ile günümüz arasında ne gibi farklar görüyorsunuz?


Beğeniler oldukça değişti.

Benim hatırladığım, 50'li yılların ortasında Türk eserlerine hâlâ istek vardı.

Edirnekâriler rağbetteydi, tombaklar az çok rağbetteydi.

Bunun nedenlerinden biri o yıllarda ülkemizde II. Dünya Savaşı'nın ekonomik etkisinin hala sürüyor olmasıdır. 1956 yılında Paris'e gittiğimde de fakirlikten yıkılıyordu mesela.

Öyle şaşalı bir hayat yoktu. Bunları söylememin nedeni Türkiye'yi ve dünyayı o dönemin koşullarına göre değerlendirmek gerektiğini vurgulamak için.

Bir diğer sebebi de şöyle açıklayabiliriz: Türkiye'de hiçbir zaman sermaye halkın eline çok fazla geçmemiştir.

Bildiğiniz gibi Osmanlı'da ancak padişahın verdiği imtiyazla insanlar servet sahibi olabilmekteydi.

Dolayısıyla insanlar mal edinmeye alışmamışlardı.

Bu durum 1950'li yıllarda hala devam etmekteydi. Yani ekonomik ve sosyolojik sebeplerden ötürü eskiye rağbet hâlâ devam ediyordu.

60'lı, 70'li yıllarda beğeniler daha çok Batı'ya kaymaya başladı. Goblen salon takımları, Vernis-Martin Bombe Vitrinler ve İran halılarına ilgi vardı.

Oldum olası çok şaşırdığım bir şey de Türk halılarının hiçbir dönemde Türkiye'de moda olmamasıdır ki bunlar dünyanın en kıymetli halılarıdır. Bunu da genellikle İstanbul'da yaşayan köylü kökenli ailelerin köy geleneklerini anımsatıyor diye halılardan uzak durmasına bağlıyorum.

Kilimler de öyle mesela. Ne kadar dekoratif, ne kadar hoş öğelerdir kültürümüze dair.

Dünyanın önemli dekorasyon dergilerini açıp bakarsanız içlerinde kilim fragmanlarının ya tablo olarak asıldığını ya da yere kullanım amaçlı serildiği görürsünüz. Ama bunca yıldır sanat dünyasının içindeyim bir çok eve girdim çıktım bizde kilimli ev hatırlamıyorum.

Sebebini de söylediğim gibi Anadolu'yu hatırlatması olarak görüyorum. İşte psikolojinin bir faydası da bu.

Müzayede şirketlerinin artmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?


Demek ki bir talep var. Arz talep meselesi. Talep fazla ki arz da o ölçüde oluyor. Bütün dünyada böyle şeyler olur.

Şimdi de yükselen değer müzayedecilik. Bir zamanlar butikler çok modaydı, herkes butik açtı. Bir zamanlar çiçekçilik çok modaydı, herkes çiçekçi açtı.

Zamanla bunlar kapandı, yenileri açıldı. Köklü olanlar kaldı.

Bıkanlar, yorulanlar gitti.

Hayat böyle bir şey. O yüzden bunu talep var şeklinde değerlendiriyorum. İstekli insanlar var.

Ne kadar güzel!

Bir söyleşinizde galerilerin sanat piyasası için öneminden bahsediyorsunuz. Bu günkü ortamda galerilerdeki izleyici düşüşünü neye bağlıyorsunuz? Galericiler birazda müzayede şirketlerinden şikayetçi.


Galeriler son derece önemli. Galericiler de haklılar.

Bu dünyada da böyle, Sotheby's ve Christie's biraz da Bonhams ama özellikle Sotheby's ve Christie's, galerileri bir yana bırakın diğer müzayede şirketlerini de sildiler.

Özellikle Fransızlar buna çare aradılar. Batılılar kendini yeniliyor, biz de yenileyeceğiz. Türkiye'de evde canı sıkılan galeri açmış. Bu bilgi birikimi isteyen bir iş.

Eser seçme, sanatçı seçme özelliğiniz ve onu gösterebilme, sunma yeteneğiniz olmalı. Bunun yanında bir de sermayeniz olacak. Bunları bir araya getirip işini iyi yapan galerici öncü de olmak zorunda.

Galerici demek öncü olmak demektir.

Galericinin zamanı var, biri geldiği zaman sohbet edip uzun uzun anlatmak, bilgisini karşısındakine aktarmak onun görevi.

Galerici, çiçekçi ya da mezatçı olsun farketmez mesleğini bilen, kendini yenileyen, koşullara uyabilen ve işini seven insanlar devam edecek.


İnternetin sanata katkısı konusunda ne düşünüyorsunuz?


İnternetin Batı'da da satışa çok fazla katkısı olmadı.

Önemli eserlerin satışından bahsediyorum. İnsanoğlu haklı olarak katalog ile de yetinmiyor eserin kendisini görmek istiyor.

Sanat böyle bir şey ve böyle de olması lazım.

Ben bir eseri hiç görmeden satın almayı saygısızlık olarak nitelendiriyorum.

Eğer alacağınız eser uzaktaysa, gidemiyorsanız oradaki uzmanlardan fikir alarak, kataloğa bakarak internetten belirli bir fikre sahip olabilirsiniz ama aynı şehirdeyseniz, elinizin altındaysa mükemmel bir katalogla ya da internetle sunulsun eseri görmemek saygısızlık hatta şımarıklık.

Bir de Türkiye'de 40 yaş ve üstü sanatla uğraşan kesim telefonlarının bile en basit özelliklerini kullanabiliyor sadece. Dolayısıyla onlardan internet becerisi beklemek yanlış olur.

Genç kesim bilgisini, görgüsünü arttırsın, takip etsin ama satın almak için onların zamana ihtiyacı var.

İnternet olmalı, geri kalmamalıyız.

Bize çok faydası dokunuyor olabilir, birçok müşteri oradan geliyor olabilir ama demek istediğim her şeyi internetten beklememek lazım.

Genel olarak sanat piyasasının geleceğini nasıl görüyorsunuz? Bu piyasanın gelişmesi için neler yapmak gerekir?


Bir kere dünyayı bilmek lazım.

Olan biteni iyi analiz etmek lazım. Şu anda dünyada ekonomik kriz var.

Bekleyip göreceğiz.

Şimdiden bir şey söylemek için çok erken.

Bankaların sanat eserleri için kredi vermesi doğru kullanılırsa önemli.

Gelecek için benim de planlarım var. Müsaade ederseniz onları da kendim için saklayayım.

Yaşayan bir sanatçının eserinin fiyatlandırılmasında onunla ilgili piyasa bilgileri için nasıl bir çalışma izliyorsunuz?


Dünyada bir şeyin fiyatlandırılması için kriterler bellidir.

Eserin kalitesi, sanatçının çağını ne kadar yakalamış olduğu, daha önce açtığı sergiler ve eserlerini orada ne kadara sattığı gibi kriterler var.

Müzayedenin ruhu şudur: piyasadaki 100 liralık şeyi siz 70 liraya koymak zorundasınız; çünkü piyasa değeri 100 lira olan eseri siz galeriden pazarlık yaparak 80 liraya 70 liraya almak istersiniz ve bir yerde buluşulur. Ama müzayedenin yapısı itibariyle fiyatın artması lazımdır, ilkesi bu.

1996 yılından beri P dergisini çıkarıyorsunuz. Sanat alanında bir başvuru kaynağı haline gelen bu dergiden bahsedebilir misiniz?


İftihar ediyoruz. Dünyada 12 yıl boyunca kalitesini bozmadan devam eden bir yayın bulmak zor.

Hiçbir koleksiyonerin evine girip evinin resimlerini ya da oradaki eserleri dergimize koymadık, müzayedede sattığımız veya satışa çıkaracağımız eserlerle ilgili makaleler yayımlamadık. Bunu prensip edindik.

Bütün bunlarla beraber tüm dünyadan önemli sanat tarihçileri, uzmanlar ve yazarlar dergimizde yazıyor. İngilizcesini de tüm dünyada başta Louvre olmak üzere önemli müzelerde, önemli kitapçılarda satıyoruz.

Dedim ya gerçekten iftihar ediyoruz.

Yazarların telif haklarını ödüyoruz.

Çok doğru başladık, doğru gidiyoruz.

Ben Sakıp Sabancı'nın bu konuda öğrencisiyim.

Her işin temelini geleceği de düşünüp sağlam tut derdi o.

Eften püften iş yapmamaya özen gösterirdi, ben de kendi çapımda en azından düşünsel olarak öyle yapmaya çalışıyorum.


Müzayedeci olmanın zorlukları ya da zevkli tarafları nelerdir?


Doktor olmanın zorlukları gibi birşey.

Doktor olmak uykusuzluktur, özveridir. Sanatla uğraşmak demek keskin kılıcın üzerinde yürümek demektir.

Her an her tarafa düşebilirsin, gerçekten cesaretliysen bu işe başlayacaksın.

Hayatımız ilginç.

Kimin telefon açıp bende şu var ya da şunu satın almak istiyorum diyeceği belli değil.

Beni en çok heyecanlandıran eserlerin kendisi ve kişilerdir.

Tat alabilmek, dokunabilmek, sahip olabilmek, başkasının almasına aracı olmak yüz binlerce eser görmeme rağmen halen beni heyecanlandırır.

Nisan ayında yapacağınız müzayede de Şevket Rado'nun hat koleksiyonu ve önemli tabloların satışa çıkacağını biliyoruz. Bunlar ve müzayede hakkında bilgi verebilir misiniz?


Çok önemli bir müzayede.

Şevket Rado Bey'in ünlü hat koleksiyonundan levhaların ve kıt'aların tümü ve bunun yanında kitaplarının tümünü müzayedeye çıkıyor.

Şevket Rado eserin çok fazla olduğu, kimsenin özen göstermediği zamanlarda eserleri süzgeçten geçirerek almış.

En iyileri kendinde tutmuş, diğerlerini arkadaşlarına hediye etmiş.

Mesela tam takım İbrahim Müteferrika bugün hiçbir koleksiyonda yok.

Biz onu satışa çıkaracağız. Kimsede olmayan hatlar var.

Hatların birde şöyle bir özelliği var; büyük bir kısmı kendi yazmış olduğu Türk Hat Sanatı hakkındaki referans kaynağı olan "Türk Hattatları" adlı kitapta mevcut.

Bunun dışında son derece önemli tablolar var. Birkaç koleksiyondan geldi.

Aralarında Hüseyin Zekai Paşa'nın müthiş bir natürmortu var.

Biliyorsunuz Hüseyin Zekai Paşa'nın eserlerine çok rastlanmaz ama yağlıboyayı yoğun kullanabilen, müthiş duygusal, inanılmaz gününü yaşayan, harika bir sanatçıdır. Yani müzikle sizi dans ettirebilir ya da kayıkla gezmeye götürebilir.

Müthiş fırça darbeleri vardır. Bu müzayededeki İncirler'i de öyle. İncirin ağırlığını, bütün güzelliğini görecek adeta tadına bakacaksınız. Bunun yanında çok güzel bir Sami Yetik ve Nazmi Ziya'nın "Fatih Cami" adlı manzarası var.

Bir Hoca Ali Rıza başyapıtı da diğer eserlerin arasında göze çarpıyor.

Çağdaş resimde ise Bedri Rahmi koleksiyonu var. Bu koleksiyon, içinde bir başyapıt bulundurarak Bedri Rahmi'nin çok yakın bir dostundan geliyor.

Çok özen göstererek seçiyoruz eserleri. Kalitesinin ve fiyatının müzayedeye ve bugünün koşullarına uygun olmasına da özen gösteriyoruz.

.
.

Raffi Portakal

.
.
.


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org