Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

UĞUR DÜNDAR Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Erol Simavi Marmara Oteli'nde Bekliyor
11.01.2011
Okunma Sayısı : 23102
Oy Sayısı : 5
Değerlendirme : 5
Popülarite : 3,49
Verdiğiniz Puan :
 

 

Erol Simavi Marmara Oteli'nde Bekliyor

Uğur Dündar

İşte hayatım - Nedim Ş.ener

Uğur Dündar'ın TRT'den ayrılması gazetelerde haber olunca, Hürriyet gazetesinin sahibi  Erol Simavi, The Marmara Oteli'ndeki dairesinde onu yemeğe davet eder. Yemekte Hürriyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni  Çetin Emeç de vardır.

Simavi, "TRT"ye yaptığın haber ve röportajları keyifle izliyordum. Şimdi bunları Hürriyet için yapmanızı istiyoruz. Hürriyet'te çalışmak için  benden ne istersin?" diye sorar.

Dündar, "Ben para pazarlığı yapamam, siz ne takdir ederseniz kabulümdür. Bir tek isteğim var: Sansürden çok çektiğim için özgür çalışmaktan yanayım. Halkın  gerçekleri öğrenme hakkını hizmet etmekten başka bir şey düşünmüyorum…"

Simavi teminat verir: "Hiç kuşkun olmasın. Hürriyet 'te haberlerine müdahale edilmeyecek ve özgür çalışacaksın. Üstelik Çetin Bey gibi dürüst ve cesur bir genel yayın yönetmenini her zaman yanında bulacaksın!"

Dündar Hürriyet'te, hem özlemini çektiği özgürlüğe kavuşur hem de daha önce hiç tanımadığı  Çetin Emeç gibi yürekli, namuslu ve cesur bir dosta sahip olmanın  ayrıcalığını yaşar.

Emeç – Dündar ikilisi , Hürriyet'in manşetine oturan haberlerle kısa sürede hayali ihtracatçıların, banka hortumcuların, uyuşturucu, altın ve döviz kaçakçılarının, rüşvetçilerin, mafya babalarının korkulu rüyası haline gelir.

"Rüşvetin belgesi mi olur?" diyen  Engin Civan  rüşvet olarak daire önerdi

 Tunca  Toskay'ın görevinin sona ermesinin ardından TRT'nin başına, emekli büyükelçi  Cem Duna getirilir. Duna, Dündar'ı arayarak  yeniden televizyon programı yapmasını ister.

Bir yandan Hürriyet  gazetesi için haber peşinde koşan Dündar, diğer yandan  TRT'ye "Yaşadığımız Olaylar" adlı bir program hazırlamaya başlar.

İşte o günlerde karşısına Türkiye gündemini sarsacak bir haber çıkar.

 Turgut Özal, Emlak Bankası'nın başına , sonradan "Özal'ın Prensleri" olarak anılacak  Amerika'da eğitim görmüş bankacılardan Bülent Şemiler'i atamıştır.

Şemiler, göreve gelir gelmez daha önceki adı Emlak ve Kredi Bankası olan Emlakbank'tan aldığı 100 milyon dolarlık krediyi ödemeyip yurtdışına kaçan Kemal Horzum'un peşine düşer. Horzum, Ankara'da siyasetçilerle, üst düzey bürokratlarla, MİT müsteşar yardımcılığı yapmış bazı emekli generaller ve mafya babalarıyla içlidışlıdır. Bu karanlık ilişkiler ağı nedeniyle Şemiler göreve gelinceye kadar banka yönetimi "Horzum"  dosyasının üzerine gitmemiş veya gidememiştir.!

Oysa yaklaşık 100 milyon dolar tutarındaki dolandırıcılık olayı, Türkiye'nin banka hortumculuğu tarihinde bir ilktir. …1985 yılında İsviçre'ye kaçan , sanat okulu mezunu Horzum, yabancı dil bilmemesine rağmen, bu ülkeye uyumda hiç sorun yaşamaz. Çünkü cebi para doludur ve kendisi orada, Türkiye'nin ilk hayali ihracatçısı unvanına sahip  Murat Demirel ile onun akıl hocası , mali  üçkağıtçılık uzmanı Elia Benyeş beklemektedir.

İsviçre'nin Cenevre kentine yerleşen Horzum, orada da boş durmaz. Kolları sıvarlar ve Türkiye'deki bazı garibanlarla, mezarlıklardaki mezar  taşlarına yazılmış  isimler üzerine kurdukları şirketlerle hayali ihracat yapmaya başlar. Horzum, Emlak ve Kredi Bankası'nı  100 milyon  dolar  dolandırırken arkasını  dayadığı  siyasetçi, bürokrat ve mafya babalarından oluşan "lobi"yle ilişkisini İsviçre'de sürdürür. Konuklarını ağırlamak için Cenevre'deki Century Hotel'in  neredeyse yarısını kiralamıştır.

Şemiler ve ekibi, Horzum'un izini sürmek ve açıldıktan sonra takipsi bırakılan davayı hızlandırmak için İsviçre'ye gider. Uğur Dündar'da Hürriyet  gazetesi  adına onları izlemektedir.

Cenevre'de avukatlarla yapılan toplantıda "davayı hızlandırma" kararı alan banka, trenle Zürih 'e geçer. Dündar da aynı trendedir.

Yolculuk sırasında ekipteki genç bankacılardan  Engin Civan, Alp Dağları'nın eşsiz güzelliklerini seyre dalan Dündar'ın yanına gelerek sohbete başlar. Babası emekli bir astsubay olan Civan, İstanbul Erkek lisesi'ni  başarıyla bitirdikten sonra , devlet  bursuyla Amerika'da okumuştur. Parlak özgeçmişi ve  Ahmet Özal'la Amerika'da başlayan  arkadaşlığı  nedeniyle, diğer "prensler" gibi Turgut Özal'ın dikkatini çekmiş ve Türkiye'ye gelerek, Bülent Şemiler'in ekibinde çalışmaya başlamıştır. Sohbetin sonuna doğru Civan,  sürpriz bir öneride bulunur.

"Ya Uğur, sen çok gayretli bir gazetecisin…Bilmem haberin var mı? Bizim Emlak Bankası, Ataköy'de yeni bloklar inşa etti…Buradan  gazetecilere okazyon daireler veriyoruz. Tabii parası karşılığında, ama çok makul bir fiyatla!...Dediğim gibi, bunlar okazyon, köşe daireler…. Çok pirim yaptığı için alanlar  daha baştan  kazanıyor!...Sana böyle bir daire verelim!.."

Uğur Dündar şaşırmıştır…Verdiği cevap henüz meslek hayatının başındaki genç bankacı için hem hayat hem de ahlak dersi netliğindedir.:

"Bak Civan! Biz buraya bir banka dolandırıcısını yakalatmak için geldik. Hürriyet'in parasıyla otelde kaldım, yine o parayla size yemek ısmarladım. Hürriyet'in imkanlarıyla uçağa, trene bindim…Sizin çayınızı bile içmiş değilim! Bu kadar dürüst  hareket  etmeme rağmen, biliyorum ki dönüşte Türkiye'de bazı çevreler, kim bilir neler söylecek? …

Beni buraya sizin getirdiğinizi, otel paramı verdiğinizi, söyleyip bir yığın iftira aracaklar! Bu nedenle bırak Emlak Bankası'ndan ev almayı, artık benim banka kapısından mudi olarak girmem bile mümkün değil. Aynı durumda kan bağınm olan akrabalarım için de geçerli. Onlar da giremezler! Ama şunu unutma!...

Ben nasıl  Kemal Horzum'un peşine düşmüşsem, yarın öbür gün sizin de bir yolsuzluğunuzu, rüşvet aldığınızı belgelediğimde, Allah şahidim olsun ki üzerinize aynı şekilde geleceğim!"

Fikri sabit değil fikri takip

Bülent Şemiler'in İsvçre'de hız kazandırdığı hukuki süreçle ilgili haberler, Uğur Dündar'ın  imzası ve Genel Yönetmen  Çetin Emeç'in  desteğiyle Hürriyet gazetesinde hep manşetlerde yer bulur. Ve bir süre sonra Kemal Horzum yakalanarak Türkiye'ye gönderilir.

Türkiye'de  bazı gazete yöneticileri vardır ki, gazeteciliğin temel ilkelerinden olan "fikri takibi", "fikri sabit" olarak yorumlamıştır.

Her türden güç odağının  karşısına dik bir duruş sergilemeyen yöneticiler, haberin peşini bırakmayan gazetecileri "fikri sabit" olmakla dahi suçlamışlardır. Çünkü bu türden davranışlar onların çıkar ve korkularının  yansımasından başka bir şey değildir. Oysa  Çetin Emeç, ortaya çıkardığı yolsuzluk  haberlerinin devamını getirmesi konusunda Uğur Dündar'ı hep destekler.

Uğur Dündar da Çetin Emeç'i çok sever. Dündar, Emeç için  şunları söylüyor:

Çetin Emeç önceleri hırçın, birlikte çalıştığı kişileri kolayca kırabilen, sert mizaçlı bir yönetici olarak tanınırdı. Hürriyet'ten  önce Hafta Sonu  gazetesinin  yöneticisiydi. Ve bizim televizyoncuların o dönemde çok verdikleri , önemle okudukları  tek televizyon  dergisi olan TV'de  7 Gün'ün  genel  yönetmeniydi. Erdoğan Sevgin  çıkarırdı, ama   Çetin Emeç'e bağlı olarak iş yapardı.

Tabii meslekte parlamaya başladığım dönemde çekemeyenler çoktu. Bu kişiler, "Uğur Dündar TRT'nin bütün imkanlarını kullanıyor. O imkanlar başkasına verilirse, o da başarılı olabilir" diye dedikodu yaparlar, hatta bu yönde haberler çıkartırlardı   TV'de 7 Gün dergisinde.

Zaman zaman TV'de 7 Gün de dedikoduların etkisinde kalırdı. Ben içten içe Çetin  Bey'e kızardım. Bana niye haksızlık yapıyor diye. Daha sonra Hıncal Uluç da net bir şekilde yazdı. Dedi ki:

"Ben  de Uğur'un  bir dönemde arkasında bir desteğin olduğunu, Uğur'a ayrıcalık  sağlandığını  ve TRT'nin imkanlarını tepe tepe kullandırıldığını düşünüyordum. Ama bir gün gittim, Televizyon  Dairesi başkanına sordum: "Uğur'a sağladığınız imkanlar ile diğerlerine sağladıınız imkanlar arasında bir fark var mı?" diye.

O da bana bir çizelge çıkardı. Baktım ki; Uğur Dündar  ya herkesin tatilde olduğu bayram günlerinde ya da boş olduklarında montaj masalarını  ve kameramanlarını kullanıyor ya da Cumartesi günleri kimse orada olmadığı için kullanıyor. Ama topladığın zaman sayısal olarak fazla gösteriyor."

Çetin Bey, ben TRT'den sansürü yiyip ayrılınca ve Hürriyet'in teklifini kabul edince bana gazetenin Cağaloğlu binasında kendi odasının bulunduğu 4. katta bir oda verdi. Yan komşum Prof. Haluk Ülman'dı.

Aynı katta Özcan Ertuna, karikatürist Nehar Tüblek de bulunuyordu. Çetin Bey daha girişte beni kendi katına aldı ve koridordan geçerken kafasını çevirerek baktığında görebilecek kadar yakınına oturttu. Kendi çabalarımla peş peşe manşete çıkacak haberler getirmeye başladığımda beni çağırdı.

"Ya Uğur, daha önce senin arkanda sanki bir devlet gücü  var da sana bu haberler öyle geliyor diye düşünüyordum. Ama anladım ki senin arkanda kimse yokmuş, halk varmış; bütün  ihbarlar halktan geliyor, okurdan geliyor" dedi. Çünkü "Halkın Avukatı" diye bir köşe açmıştık, telefon numaraları vermiştik. Ben de dedim ki "Efendim, tabii ben eğer devlet tarafından  korunan, kollanan bir insan olsaydım bu kadar sansür uygulamasına uğramazdım. Tek kanallı  televizyondan da ayrılmak durumunda kalmazdım."

Ondan sonra Çetin Bey'in  bana bakış açısı çok değişti, beni çok sevmeye başladı. Ben de TV'de 7 Gün'de, Hafta Sonu gazetesinde zaman zaman magazin figürü gibi göstermeye çalışması  gayretlerine duyduğum kırgınlığı unuttum ve Çetin  Bey'e hayranlık duymaya başladım.

Çetin Bey gerçekten  mesleğe kendini adamış bir insandı. Saat 9'da gelir, dört kat merdiveni adeta zıplayarak çıkardı, asansöre binmezdi. Akşam 9- 9:30 dan önce çıktığını görmedim. Benim işim erken biterdi çıkabilirdim, ama Çetin  Bey kendisini  yalnız hissetmesin  diye ışığımı yakar ve odasına gidip geldikçe onu görürdüm. Çetin Bey de bunun farkındaydı. Kimi zaman bana "Ya Uğur, bugün beni bekleme , git eğlen" derdi.

Ayrıca, kırıcı denilen , hırçın denilen Çetin Bey'in bana yüksek sesle bir defa hitap ettiğini bile duymadım. Sadece bir kez sitem etti. Uluslararası uyuşturucu parası aklayıcısı Magaryan Kardeşlerin kurye olarak kullandığı Hostes Ayşe Arzu Topal'la ilgili ilk haberi ben yapmıştım. Arzu Topal'ın kocası da  Ankara'nın efsanevi belediye başkanı mimar merhum Vedat Dalokay'ın oğluydu.

Ben haberi yaparken  Dalokay'ın  bu işte hiçbir günahı olmadığını düşünerek "Dalokay'ın gelini" şeklinde tanımlamayı gönlüm elvermediği için yazmamıştım. Çetin Bey o haberde bana, "Uğur  ünlü bir insanın gelini olduğunu saklama hakkına sahip değilsin. O bakımdan sana biraz kırıldım." Demişti. Emeç, onun dışında bir sitem dahi etmemiştir, bana "Ben gerçekten çok adam gördüm, ama senin gibi mert delikanlı bir arkadaşım olmadı" derdi. Ben de onun bir benzerini görmedim. Mesleğine aşık, çok çalışkan, yiğit, sözünün eri bir gazeteciydi.

Dündar da, gazetecilik mesleğinin ilkelerinden olan "fikri ktakip" gereği, Horzum'un Türkiye'deki yargılama sürecini de yakından izler. Ülkenin banka hortumculuk tarihine bir ilk olarak adını yazdıran  Horzum, kısa süre tutuklu kaldıktan sonra serbest bırakılır.

Emlak Bankası dolandırıcılığı davası devam ederken Horzum, Ankara'da krallar gibi yaşar. Arkasını yine siyasetçiler, bürokratlara ve kabadayılara dayar. Çevresi sayesinde adeta bir dokunulmazlık zırhıyla korunur.

Mahkeme nihayet beklenen kararı verir ve Kemal Horzun ile suçun işlendiği tarihte Emlak ve Kredi Bankası Kızılay Şubesi müdürü olan "maymuncuk" lakaplı Fkret Öngen ve şubenin Dış İşlemler (Kambiyo) Müdürü Nilgün Damgacı , 9 yıl 10'ar ay hapse mahkum olur. Yargıtay'ın  onadığı bu kararın  ardından , Horzum ve suç ortaklarının  tutuklanıp cezalarını  geri kalan  kısımlarını  çekmeleri için cezaevine gönderilmesi gerekir. Ancak hiçbiri ortalıkta yoktur…

Dündar bu kez kaçak hükümlülerin peşine düşer. Kemal Horzum ile "maymuncuk" Fikret'in Ankara'da malum çevre tarafından korundukları ve birlikte iş yaptıklarını belirler…

Hürriyet'te  ısrarla yayımlanan haberler sonucunda önce Kemal Horzum yakalanıp cezaevine konulur, ardından da "Maymuncuk" Fikret Öngen…

Dündar o süreci anlatırken bir anısını aktarmadan geçemiyor:

Yargılama sürecinin devam ettiği günlerde vurgunun  yapıldığı Emlak Bankası'nın Kızılay Şubesi Dış İşlemler Müdürü Nilgün Damgacı  beni aradı. Bilemediğim bazı gerçekler olduğunu, bunları anlatmak istediğini söylüyordu. Sultanahmet'teki Yeşil Ev'in  bahçesinde buluştuk, başladı anlatmaya:

"Uğur Bey, Kemal Horzum o kadar çok güçlüydü ki, siyasetçiler, bürokratlar onun ofisinden çıkmaz, adeta birer çalışanı gibi ona hizmet ederlerdi! Mesela  Tunca Toskay, TRT'nin genel müdürlüğüne atandığını ilk kez onun evinde öğrendi.

O gece büyük kutlama yapıldı. Partiye katılanlar arasında Tercüman  Gazetesi Ankara Temsilcisi Uğur Reyhan  başta olmak üzere birçok ünlü gazeteci vardı. Bu gazetecilerden "abi" diye bilineni Horzum'un  hayali  ihracat dövizleriyle o zamanlar çok revaçta olan melamin mutfak eşyası ithalatı yapıyordu. Döviz ve akreditif işlemlerini ben takip ediyordum!

Kemal Horzum üst düzey Emniyet görevlileri ve MİT'çilerle de çok sıkı  ilişkiler içindeydi!"

"Baba , bu mektubu Uğur Dündar'a ver"

1987 yılına gelindiğinde Uğur Dündar'ın gözünde hangi noktaya geldiğini anlatmak çok deneyimli birisinin 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in aktardığı bir anıdan söz edeceğim.

Bunun için kısaca o dönemin  siyasi atmosferinden söz etmek gerekiyor. 1980'ler, o zamanki  iktidar için "muhalefetten arındırılmış" bir dönem olarak kayıtlara geçmişti.

Türkiye'de 12 Eylül 1980 darbesinden 1987 yılına kadar, darbe öncesi parti başkanı olanlara siyasi yasaklar uygulandı. 7 kasım 1982'de Anayasa'nın halkın yüzde 91,3 oyuyla kabul edilmesi askeri darbenin lideri Kenan Evren de 7. Cumhurbaşkanı  oldu.

1983 ortalarında  siyasi faaliyetler serbest  bırakıldı. Ancak MGK işleri sıkı tutuyordu. Parti kurulurken MGK'ya kurucuları veto etme yetkisi verildi. 6 kasım 1983 seçimleri sonucunda ANAP tek başına iktidara geldi ve darbe hükümetinin Başbakan Yardımcısı Turgut Özal başbakan oldu. SODEP yüzde 23,4 ile muhalefet partisi oldu.

Siyasi muhalefet imkanlarının sınırlandığı bir ortamda halkın şikayetlerinin dile  getirebileceği tek alan gazetelerdi. Ve Turgut Özal  basınıda kontrol altına almak için  elinden geleni yapıyordu. Hatta iktidarı  yolsuzluklarını  yazanlardan şikayetini dile getirip "Babıali de iki buçuk  gazete kalacak" diyordu. Gazeteciler Özal  iktidarını  sıkıştırıyordu.  Bunların arasında Uğur Dündar da vardı. İktidarın yolsuzluklarını haberleştiriyordu.

Ancak 1987 yılına gelindiğinde yapılan referandumla siyasi yasaklar kalktı. Böylece Bülent Ecevit, Alparslan Türkeş, Süleyman Demirel Ve Necmettin Erbakan yeniden siyasete döndü. Ecevit Demokratik Sol Parti'nin, Türkeş Milliyetçi Çalışma Partisi'nin, Demirel Doğru Yol Partisi'nin, Erbakan  ise Refah Partisi'nin  genel başkanları oldular. Bundan sonrasını Yavuz Donat  aktarıyor.

22 yıl önce…."Yasağı kalka, DYP'nin başına geçen Demirel'il il dolaşıyor, ANAP'ı  silkelemeye çalışıyordu.

Gittiği yerlerden birinde, dertli bir vatandaş , " derdini kağıda yazmış, kağıdı  bir zarda koymuş."

Zarfın üstüne de "Uğur Dündar" diye yazmış.

Vatandaş "mektubu" Demirel'e uzatmış:

-          Bunu Uğur Dündar'a verir misiniz?

Demirel bu "olayı" bize şöyle yorumlamıştı:

-          Vatandaş dertli.

-          Muhalefeti, yeterince çare müessesesi olarak görmüyor….Bundan, muhalefetin de alacağı dersler var.

-          Sorununun  çözümünü Uğur Dündar'dan bekliyor.


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org