Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

UĞUR DÜNDAR Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Son plan: Susturamadık, yok edelim
27.05.2011
Okunma Sayısı : 7608
Oy Sayısı : 2
Değerlendirme : 5
Popülarite : 1,51
Verdiğiniz Puan :
 

 

Son plan: Susturamadık, yok edelim
Uğur Dündar

İşte Hayatım - Nedim Şener

Ergenekon soruşturmasıyla hiçbir ilgisinin bulunmamasına rağmen kendisinin ve eşinin  isminin iddianemelere konması, hükümete yandaşlık yapan gazetelerin  "yıpratma" amaçlı yayınları  da istenilen  sonucu vermez….

Yıpratma planını, gözdağı izler. Amaç Dündar'a "Bu haberleri yapmaktan vazgeç, yoksa başın belaya girer!" mesajını vermektir. Bundan  da sonuç almayınca bu kez daha tehlikeli ve acımasız bir senaryo devreye sokulur.

Bu  senaryonun adı; "Uğur Dündar'ı  yok edelim!" dir. Uğur Dündar'ı  cezaevine göndermeyi amaçlamayan planın  çıkış noktası , yine Ergenekon soruşturmasıdır. Ancak bu kez adres Erzincan'dır.

Plan İstanbul, Erzincan, Ankara üçgeninde kurulur.

Şimdi gelelim korkunç planın detayına.

8 haziran 2009 günü Ankara'da Serdar Öztürk isimli avukatın ofisine baskın düzenlenir.

Öztürk, Ergenekon sanığı olan Özel Kuvvetler'den emekli olmuş, Albay Levent Göktaş'ın avukatıdır.

Serdar Öztürk de müvekkili gibi, Ergenekon şüphelisidir. Ofisine yapılan baskında, Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek'in imzasını taşıyan fotokopi bir belge ele geçer. Belge 12 haziran günü, Taraf gazetesinde "AKP ile Gülen'i Bitirme  Planı" manşetiyle kamuoyuna duyurulur.

Belgenin fotokopi olması, Ergenekon soruşturmasına mesafeli yaklaşanlar ile kayıtsız şartsız destekleyenler arasındaki tartışmayı da iyice su üstüne çıkarır. Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ , yaptığı  basın toplantısında fotokopi belgenin askeri savcılık tarafından soruşturulduğunu, bunun kendileri için şimdilik  "bir kağıt parçasından ibaret" olduğunu söyler…Star Haber'in Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un açıkalasını geniş şekilde vermesi, Uğur Dündar'ın  "susturulması" için düğmeye  basılmasına neden olur.

Önce Star Haber'de yayınlanan bir haber seçilir.

Yandaş kalemler , bu haberin  tam da Dursun Çiçek imzalı "irtica ile mücadele eylem planında" hedeflendiği gibi, hükümeti  yıpratmayı amaçlayan bir haber olduğunu öne sürerler.

Ayrıca internette de, Dündar aleyhine bir kampanya başlatılır.

O haber "Okuldan Cumaya" başlıklı haberdir. Haberde özel bir ilköğretim okulunun öğrencilerinin , Cuma günü , öğretmenleri tarafından  topluca, okul yakınındaki camiye namaz kılmaya götürdükleri  anlatılır.

Öğrenciler üniformalıdır. Hiçbir yorum yapmadan  ekrana getirilen  haberde muhabir, Milli Eğitim Müdürlüğü'ne "Bu uygulamaya , kaynağını müfredattan  mı alıyor?" sorusunu yöneltir. Müdür de "Velilerin izni varsa, öğretmenleriyle topluca namaza gitmelerinde bir sakınca yoktur…" cevabını verir.

Oysa inançlara son derece saygılı olduğunu  sık sık belirten  Dündar,  tartışmaların en alevli olduğu günlerde bile, inançları  nedeniyle başörtüsü takan  kadınlarımız hakkında olumsuz tek söz kullanmamıştır.

Ona göre Türkiye'de türban  ve türbanlı kadın  sorunu yoktur. Ancak  bu hassas konuyu oy  uğruna sömüren  "türbancı  erkekler" sorunu vardır. 

Bu düşüncelerini  her platformda dile getiren uğur Dündar, yine de yandaş kalemler tarafından "namaz düşmanı!" ilan edilmekten kurtulamaz!

Üstelik  hükümet yandaşı  kalemler, bu saldırıda yalnız da değilmelerdir. İftiralarıyla Ergenekon  savcılarını da etkilemeyi başarmış  olmalıdır ki, "İrticayla Mücadele Eylem Planı" iddiasıyla kamuoyuna sunulan belgenin altında imzası bulunan Albay Dursun Çiçek  sorguya alındığında, kendisine "Okuldan Cumaya" haberi de sorulur.

Erhenekon  Savcısı Zekeriya Öz "ergenekon  terör örgütü üyesi olmak " ve "darbeye zemin hazırlamak" suçlarından sorgulanan Albay Dursun Çiçek'e, Uğur Dündar'ın adını da katarak şu soruyu yöneltir:

"İrticayla Mücadele Eylem Palanı" nın  "Medya Faaliyetleri" başlığı alltında "Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlı okul öğrencilerine ait ibadet  görüntü ve haberlerinin medyaya  yoğun  olarak yer alması sağlanarak , Milli Eğitim  Bakanı, kamuoyu nezdinde yıpratılacaktır" şeklinde ibareler yer alıyor. 

23 ekimde Uğur Dündar'la Star ana Haber Bülteni'nde Cuma namazına giden  öğrencilerin "Okul'dan Cumaya" başlığıyla haber yapıldığı görüldü.

Uğur Dündar'la irtibatınız var mı? O haberin  hazırlanması ve yayınlanmasıyla ilgili olarak bir talimatınız oldu mu?"

İnanılır gibi değil, ama gerçek. Evet, bu sorular soruldu!

Savcı Zekeriya Öz'ün  Dursun Çiçek'e yönelttiği bu  soru sorulmakta kalmadığı gibi, her zamanki uygulamayla, birileri tarafından yandaş medyaya servis edilir!

Bunun üzerine Uğur Dündar o akşam Star ana Haber Bülteni'nde şu yorumu yapar:

Albay Çiçek'i hayatımda görmedim, telefonla da hiç konuşmadım.

Ayrıca, meslek hayatımda hiçbir güçten talimat  alarak haber yapmadım. Benim emrimde olduğum  tek güç var, o da halkın  gerçekleri  öğrenme hakkı…

Halkın  gerçekleri öğrenebilmesi için karşıma çıkarılan  hiçbir güçten  ve engelden  yılmam.

Doğruları söylemek uğruna hayatımı  bile verebilirirm…

Nitekim  40 yıllık meslek hayatımda terör örgütleriyle, çetelerle, mafyalarla, hırsız ve uğursuzlarla uğraştığım için bir çok tehdit aldım ve adeta ölümle dans ettim!

Kaldı ki, ben gazeteciyim…İşim gereği herkesle görüşebilirim..Bu görüşmeler sadece ve sadece haber amaçlı  ve yasalara saygılı biçimde olur! Evet…Türk  ordusunun bir albayla haber amaçlı görüşmekten  neden çekineyim!

Bu  ordu  düşman  ordusu mu?

 Bu ordu ülkemizi  işgal edenleri, yani düşmanlarımızı denize dökmüş, bu uğurda yüz binlerce şehit vermiş kahraman  bir ordudur!

Kaldı ki her kurumda suç işleyenler çıkabilir. Suçun karşılığını mahkemeler değerlendirir ve mahkeme suçlu ilan edinceye kadar da herkes suçsuzdur!

Demokratik  hukuk devletlerinde gazetecilerin  kimlerle görüşeceğine ve ne tür haberler yapacağına savcılar değil, evrensel  meslek ilkeleri doğrultusunda gazeteciler karar verir! Bunun aksinin geçerli  olduğu rejimin  adı demokrasi olmaz!

Ben bu sabah  hem İstanbul  Cumhuriyet Başsavcısı  Aykut Cengiz Engin hem de başsavcı  Vekili Sayın Turan Çolakkadı ile görüştüm, her ikisi de benimle aynı  görüşte olduklarını söylediler.

Ancak "susturma" planı burada bitmez. Plan, Dursun Çiçek imzalı "İrticayla Mücadele Eylem Planı" başlıklı belgenin uygulamaya sokulduğu iddia edilen Erzincan'daki çok önemli bir soruşturmaya uzanır.

Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner'e, 2007 yılında Valilik'te düzenlenen bir güvenlik toplantısında, bazı cemaatlerin il genelinde yasadışı işler yaptığı bilgisi verilir. Savcı, kendisine iletilen bu bilgiler çerçevesinde İstanbul'dak İsmailağa Cemaati ile ilgili  bir soruşturma başlatır. Soruşturma sırasında bazı kişilerin ihale  usulsüzlükleri yaptığı, yardım  paralarını usulsüz kaullandığı, haksız mal edindiği  ve izinsiz Kuran kursu  açtıkları şeklinde, istihbarat bilgilere ulaşır.

Bu bilgiler, telefon  dinlemesi ve görüntüleme gibi teknik  takip yöntemleriyle kayda alınır. Bu soruşturma Fethullah Gülen ve cemaatine kadar uzanır.

Ercinzan Başsavcısı İlhan Cihaner soruşturmayı yürütürken devreye Erzurum Özel Yetkili Savcısı Osman Şanal girer. Şanal, Cihaner'den "silahlı örgütler" olarak tanımladığı cemaatlerle ilgili soruşturma dosylarının yetki gereği  kendisine göndermesini  ister. Cihaner söz konusu  cemaatlerinin silahlı örgütler olmadığını, dolayısıyla dosyanın  kendi yetki  alanında bulunduğunu  bildirir.  Şanal'ın ısrarı üzerine, İsmailağa Cemaati dosyası Erzurum'a gönderilir. Soruşturma başlamadan  üç ay önce, İrticayla Mücadele eylem Palanı'nın Erzincan'da uygulamaya sokulduğunu  iddia eden haberler yapan  Yeni Şafak  gazetesi ile cemaatlere bağlı  gazeteler, benzer haberleri  yoğunlaştırırlar…

Çok geçmeden  ve daha çok gizli tanıkların anlatımları  doğrultusunda, Erzincan İl Jandarma İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı üsteğmen Ersin  Ergut ile Astsubay Orhan Esirger tutuklanır. Ardından tutuklanma sırası, İstihbarat Şube Müdürü Binbaşı Nedim Ersan'a gelir.

Bu arada cemaatler hakkında soruşturma başlatan Erzincan  Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner hakkında 26 yıla kadar  hapis cezası istemiyle dava açılır.

Operasyonu  hızlandıran Savcı Osman Şanal, Erzincan'daki  üç MİT'çi ile daha önce Erzincan'da görev yapan  Jandarma personelini gözaltına alır. Mahkeme bu kişileri tutuklar.

Şanal soruşturmasının 3. Ordu Komutanlığı karargahına uzatır. Karargahta arama yapmak isteyen Savcı Şanal, 3. Ordu  Komutanlığı nizamiyesinden  "Genelkurmay izin vermiyor" gerekçesiyle geri çevrilir.

Erzurum'dan Erzincan'a gelen  Özel Yetkili Savcı Osman Şanal, Başsavcı İlhan Cihaner'in  makamında, evinde, evinin  deposunda ve arabasında arama yaptırdıktan sonra Cihaner'i göaltına alır. Başsavcı  ertesi gün tutuklanır.

Zincirin son  halkasında 3. Ordu Komutanı Orgeneral Saldıray Berk vardır. Ancak Orgeneral Berk, ifade vermeye gitmez. Bu arada Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) yetki  aşımı  yaptığı  gerekçesiyle  başta Osman Şanal  olmak üzere , Erzurum adliyesi'ndeki  özel yetkili savcıların yetkilerini kaldırır ve yerlerine yeni savcılar görevlendirir.

Senaryonun içine Uğur Dündar'ın monte edilme çabası  da işte bu süreçte başlar. Erzincan  soruşturmasının ardından açılan  Ergenekon bağlantılı dava, genellikle 12 gizli tanığın  ifadelerine dayanır.

Bu gizli tanıklardan birisi de, "Fırat" kod isimli kişidir. Bu gizli tanık, 26 şubat 2010 günü Erzurum Cumhuriyet Savcılı'na verdiği ifadede, "Y" ve "Munzur" kod isimli diğer gizli tanıklara ifadelerini değiştirmeleri için para teklif edildiğini  öne sürer. İddiasına göri Erdal Erdoğan isimli kişi, kendisine gelerek "CHP Milletvekili Ahmet Ersin  üçünüzle görüşmek istiyor. Ayrıca uğur Dündar'la da görüşecekler!" demiştir.

Aslında bu ifade Uğur Dündar'a kurulan kumpası gözler önüne sermesi açısından çok önemlidir. Çünkü Uğur Dündar ne gizli tanıklara ne de Milletvekili Ahmer Ersin 'le hiçbir şekilde görüşmemiş, böyle bir talepte de asla bulunmamıştır. Hatta aklına bile gelmemiştir.

Buna karşın  meçhul elin yönlendirdiği gizli tanıklar, Ankara ve İstanbul'da CHP'li milletvekilleri ile gazetecilerin kapısını aşındırmaya başlarlar. Amaçlarının CHP'li  milletvekilleri üzerinden  Uğur Dündar'la ya da herhangi bir Star Haber Merkezi çalışanıyla bir araya gelmek ve meçhul ele bir kare fotoğraf çektirmek olduğu bellidir…

Bu kumpasın nasıl kurulduğunu , Yılmaz Özdil, 9 mart 2010 tarihinde , Hürriyet gazetesindeki köşesinde şöyle anlatır:

…Geçen Salı sabahı  Star Haber'de Uğur Dündar yönetiminde toplantıdayız …Özel Haber Müdürümüz Turgut Erat, "Erzincan Başsavcısı'nın içeri tıkılmasına vesile olan gizli tanıklar telefon etti, söylemedikleri laflar tutanağa geçirilmiş ifadeler palavraymış , Star Haber'e çıkıp anlatmak  istiyorlarmış"dedi…"Sen ne cevap verdin?" dedik…Uğur Dündar'ın habercilik  ve yayıncılık  kriterlerini iyi bilen Turgut, "Birincisi, gizli tanık olup olmadıklarını bilemeyiz. İkincisi, gizli tanıkları deşifre etmek suçtur. Üçüncüsü, derhal  savcıya gidin, basına değil, savcıya anlatın dedim" dedi…"Ağzına sağlık" dedik.

Çarşamba sabahı toplantı halindeyiz, Uğur Dündar'ın  asistanı Türkan içeri girdi , "Hayırdır?" dedik. .."Erzincan'daki gizli tanıklar arıyor, itirafta bulunacaklarmış, Uğur Dündar'a anlatmak istiyorlarmış" dedi.

Uğur Dündar, "Söyle onlara, derhal savcıya gitsinler" dedi.

Perşembe sabahı  toplantıdayız, Ankara haber müdürümüz Esat Pala, "Erzincan 'daki  gizli tanıklar 38 defa filan telefon etti, ifadeleri yalanmış, illa yüzyüze Uğur Dündar'a anlatmak istiyorlarmış" dedi. "Sen ne yaptın?" dedik… "Kardeşim siz ne biçin gizli tanıksınız? Biz savcı değiliz, gazeteciyiz, savcıya gisin ona anlatın dedim" dedi.  "Ha yaşa" dedik.

Cuma sabahı toplantı halindeyiz, Star televizyonu'nun dış kapısındaki güvenlikten sorumlu olan arkadaşlar aradı, "Gizli tanık olduğunu söyleyen  birileri geldi, Uğur Dündar 'la görüşmek istiyorlar" dedi… "En yakın  adliyenin adresini ver, gidip savcıya anlatsınlar" dedik.

Cumartesi sabahı , toplantıya girmiyoruz…Bülteni hazırlayan Nazlı Öztarhan geldi, "Gizli  tanıklar aradı, Uğur Dündar olmasa bile, Uğur Dündar'ın  kadrosundan  birileriyle görüşmek istiyorlar" dedi. "E-ee?" dedik…"Lütfen savcıya gidin, ne biliyorsanız savcıya anlatın dedim" dedi…"Biz bu cümleyi bir yerden hatırlıyoruz galiba" dedik, güldük.

Ve, Pazar sabahı….

Uğur Dündar yok, ben izinliyim, haber koordinatörümüz Mustafa Sağlamer aradı, "Gazeteleri gördün mü?" dedi.

"Yo-oo" dedim. "Gzili tanıkların çarşaf çarşaf fotoğrafları yayınlanmış internet sitelerinde de var, adamları ruh gibi takip etmişler, güya ifadelerinin değiştirilmesi için baskı yapılıyormuş , eğer görüşseydik veya binadan içeri alsaydık, yanmıştık!" dedi.

Uğur Dündar'ın  Pazar günü Ruhat Mengi'nin programına çıkıp  anlattığı "kummpas" işte bu.

Yani?

…Eğer "hukuka" inanmasaydık, "gazeteciliğin sınırlarını" bilmeseydik , tıpış tıpış kapımıza gelen ve hatta peşimizden koşan gizli tanıkların üstüne balıklama atlasaydık, şu anda yandaş medyanın manşetlerine "ampul" gibi konmuştuk!

"Tıraştırmacı gazeteci" arkadaşlar da, keyifle yazardı artık: "Vay vay vay, görüyor musunuz şunların yaptığını, gizli tanıklarla gizli gizli görüşüp ifadelerini değiştirmeye çalışmışlar…

Nitekim Uğur Dündar'ı hedefleyen tuzağın bir benzeri Erzincan soruşturması konusunda haberler yapan Radikal gazetesinin Ankara muhabirlerinden Hasan Benli'ye kurulur.

Muhabir Benli'yi Ankara Otogarı'na çağıran Hasan Konig isimli bir kişi ,kendisini gizli tanıklarla görüştüreceğini söyler. Benli tanıkların nerede olduğunu sorduğunda "Kızılay" der. Oysa gizli tanık, gazeteci Benli ile Konıg konuştukları sırada önlerindeki koltukta oturmaktadır. Muhabir Benli bu gerçekten haberdar değildir. Benli nasıl bir tuzağın içine çekildiğini, önce yandaş bir internet sitesinin  haberinden, sonra da yine yandaş gazetelere servis edilne fotoğraflardan anlar! Gazetelerde Konig ile konuşurlarken uzaktan çekilmiş  fotoğrafları yayınlamıştır! Eğer gizli tanıkların Uğur Dündar'la ya da Star Haber Merkezi çalışanlarından biriyle fotoğrafı çekilebilmiş veya bir telefon irtibatı kurulabilmiş olsa, hiç kuşkusuz Dündar bugün, "İrticayla Mücadeleye eylem Planı"nı uygulamaya soktuğu suçlamasıyla cezaevinde yatıyor olacaktı.

Uğur Dündar'ın adı şimdi de, 2007 yılılnda taksi duraklarına ruhsat verilmesi işleminde resmi evrakta sahtecilik ve dolandırıcılık suçundan  tutuklanan ve 6 yıl  ceza alan Hacı Ali Hamurcu isimli kişinin verdiği ifadede  geçirild.

16 mart 2010 günü saat 10.45 sıralarında İstanbul Emniyet Müdürlüğü'nün 0 212 636 12 91 numaralı telefonu aranır. İhbarı yapan kişi "Bugün Taksim'de bulunan Hür ve Kabul Edilmiş Masonlar Derneği önünde, Hür ve Kabul Edilmiş Derneği Başkanı Mustafa Asım Akın isimli şahsı , lacivert montlu, Kahverengi ayakkabılı, 1,90 boyunda Ali isimli bir şahıs vuracak!" diyerek telefonu kapatır.

Tam 25 dakika sonra ihabrda tarif edilen kişi polis tarafından yakalanır. Polis, gözaltına aldığı kişiyi sorguya alır. İlk söylediği kendisini kendisinin ihbar ettiğidir. "Bahse konu  ihbarı  ben yaptım. İhbarı yapmamdaki amacım, yapacağım eylemden pişmam olmamdır" der.

İlginç değil mi, planladığı ancak yapamadığı bir eylem nedeniyle pişman olmuş ve kendisini ihbar etmiştir.

İşte bu kişi avukatı Yusuf Erikel hakkında birbirinden ilginç iddalarda bulunur. Erikel'in Ergenokon sanığı emekli üst düzey askerlerle ilişkisi olduğu, bazı üst düzey yargı mensuplarıyla görüştüğü gibi  iddialarda bulunur.

Avukatı Erikel'in  Habertürk Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Fatih Altaylı ve Star Haber'in  başındaki Uğur Dündar'la görüştüğünü öne sürerek şunları söyler:

…..Yusuf Erikel, Star TV'den Uğur Dündar ile görüşeceğini söyledi, ancak Uğur Dündar elinde daha büyük işler olduğundan ve AK Parti'nin yıpratılması noktasında elinde daha güzel işler olduğunu özellikle Ankara Belediye Başkanı Melik Gökçek ile ilgili bilgiler bulunduğunu söyleyerek  benim ile görüşme yapmayı kabul etmedi, bu konuların hepsinin bana Yusuf Erikel ofiste ve araçla beraber gittiğimiz dönem içerisinde bana anlatılıyordu.

Hacı Ali Hamurcu'nun söylediklerini ne kadarının doğru olduğunu adli süreç ortaya çıkaracak  ama Fatih Altaylı ve Uğr Dündar 'la ilgili söyledikleri külliyen yalandı. Hem de kocaman kuyruklu yalan.Uğur Dündar, Avukat Yusuf Erikel'i ve Hacı Ali Hamurcu'nun isimlerini dahi bilmediği gibi , ne tanışmış ne de telefonla görüşmüştü.

Bu ve buna benzer ifadelerin  yalan olduğu ortaya çıktı, ama sergilenen ilişkilendirme çabaları bize şunu gösteriyor; Uğur Dündar haberciliyle birilerinin hoşuna  gitmiyor ve iftirayla da olsa onu yok etme planı sürüyor.

Bu satırların yazıldığı gün İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Onkoloji Enstitüsü'nün bir duvarına Müdür Profesör Dr. Erkan Topuz'un talimatıyla "Uğur Dündar'a teşekkürü içeren bir plaket çakıldı. Çünkü Uğur Dündar, Enstitünün miadını  dolduran kanser tedavi cihazlarının mutlaka yenilenmesi gerektiğine inanmış ve bu amaçla büyük bir kampanya başlatmıştı. Halkın kendisine duyduğu güveni hiçbir prode boşa çıkarmayan Dündar, Prof. Dr. Erkan Topuz, İstanbul Büyük Şehir Belediye Başkanı  Kadir Topbaş ile İstanbul Üniversitesi eski Rektörü  Profesör Dr. Mesut Parlak'ın katıldıkları "Arena" programında, bir saat gibi kısa sürede yaklaşık 10 milyon liralık rekor bağışı toplamayı başarmıştı. Hayırsever işadamlaının yardımları daha sonra da devam etmiş ve Onkoloji Enstitüsü'nde , dünyada ilk üç arasında yer alan son derece modern bir Kanser Tedavi Merkezi kurulmuştu. İşe teşekkür plaketi bu nedenle enstitünün duvarına çakılıyordu.

Uğur Dündar, merkezin açılış töreninde yaptığı konuşmada, "Burada tedavi olacak hastalardan biri, 'Uğur Dündar'dan Allah razı olsun' derse, ne mutlu bize. Hayatı boşuna geçirmemiş sayılırız…" demişti.

Hayat bu, bizi nasıl bir sonun beklediğini bilmemiz mümkün değil. Kim bilir bakarsanız, bugün Uğur Dündar'ı yok etmek için alçakça kumpas kuranlardan biri de hastalanıp burada şifa bulabilir…

Ve bakarsınız, aynı kişi, bir zamanlar kurduğu iğrenç tuzakların bin bir vicdan ezikliği ve pişmanlığı içinde Uğur Dündar'a hayırduası bile edebilir!

Ne demişler? "İnsan geleceğini bilemez." Ya da "Keser döner sap döner, gün gelir hesap döner!"


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org