Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

TAN SAĞTÜRK Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Kamera Arkası TAN SAĞTÜRK
16.10.2009
Okunma Sayısı : 4175
Oy Sayısı : 2
Değerlendirme : 5
Popülarite : 1,51
Verdiğiniz Puan :
 

 

Kamera Arkası TAN SAĞTÜRK
Tan Sağtürk
.
.

izlemek için tıklayın.   
.
.

Kamera Arkası TAN SAĞTÜRK

Tan Sağtürk (TS)
Bülent Şenver (BŞ)

Deşifresi
.
.

BŞ: Tan Sağtürk geldiği zaman  sorularınızı kendisine göstereceğim. Süpriz olmasın, hazırlık yapsın. Önce Eda'ya söz vereceğm,  Dilek, Tuğçe , Tugay ve Cuma. Eğer Cuma'ya vakit kalırsa. Vakit kazanalım diye  birlikte fotoğraf çektirelim.

BŞ: Ben bir giriş yapacağım, diyeceğim ki gençlerin hepsinin soruları var, hepsini sormayız vaktimiz az, içlerinden  birkaçtanesini seçtik. Bir soru sizin yaşantınız ile ilgili, karşılaştığınız engeller ile ilgili. Eda Çimen bu soruyu size sormak istiyor diyeceğim. "Ben Eda Çimen , Kültür Üniversitesi 4. sınıf öğrenciyim" böyle bir cümle ile kendinizi tanıtacaksınız. Deneyin bakalım.

EDA ÇİMEN : Ben Eda Çimen, Kültür üniversitesi İşletme Bölümü  2. sınıf öğrencisiyim. Sayın Tan Sağtürk , başarılı olanları Türk toplumu alkışlayacağına genelde tam tersi olur. Başarıyı bazıları kıskanır, başarılı olanın başarılı olmamamsı için çaba sarfeder. Mesleğinizde başarılı olmuş bir kişisiniz.  Sizde hayatta muhakkak birçok zorlukla karşılaşmışsınızdır, karşılaştığınız önemli zorlukların bazılarını bizlerle paylaşır mısınız?

BŞ: Şimdi size bir meslek  sorusu sormak istiyorlar. Sizi örnek alan bazı gençlerimiz var, bu mesleğe girmek isteyen bazı gençlerimiz var. Mesleğiniz ile ilgili soruyu Dilek Akyürek soracak size.

DİLEK AKYÜREK: Ben Dilek Akyürek, Kültür Üniveristesi işletme Bölümü 2. sınıf öğrencisiyim. Balerin veya Balet olmak isteyen bir kişi sizin yanınıza gelip, başarının ipuçlarını  almak istese onun Kulağına Küpe olabilecek neler söylersiniz?

BŞ: Bir tane de güncel sorumuz var. Sizi burada bulmuşken , gençlerimizin de bu kadar merakı varken bir soru sormak istiyorlar. Bu soruyu size Tuğçe Abay soracak.

TUĞÇE ABAY: Ben Tuğçe Abay,  Kültür Üniversitesi işletme bölümü 1. sınıf öğrenciyim. Biz sizi  en son futbolcular ile ilgili söylediklerinizle gerek basında gerek gazetelerde gördük. Bize birinci ağızdan futbolcular hakkındaki düşüncelerinizi ve basının bu konudaki tavrını anlatabilir misiniz?

BŞ: Dördüncü soruda sizin  hayatınızadan merak edilen,  bazı anılarınızı paylaşmak istiyorlar. Anınız ile ilgili Turgay Cebe size sorunuzu sormak istiyor.

TURGAY CEBE: İstanbul Üniveristesi 4. sınıf öğrencisiyim. Her insanın hayatında yaşadığı sevindiği ve üzüldüğü olaylar vardır. Sizinde bizimle paylaşmak istediğiniz , önemli bir yer tuttuğuna inandığınız anınız varsa bizimle paylaşır mısınız?

BŞ: Hoşgeldiniz Tan Bey nasılsınız?

TS: Teşekkürler, siz nasılsınız.

BŞ: Ben size soruları önceden söylemek istiyorum ki hazırlık yapmış olalım. Sizin bana göndermiş olduğunuz değerleri ben size soracağım. Girişimcilik demişsiniz, Niçin? Verimlilik demişsiniz niçin verimlilik? Çevreyi korumak demişsiniz Niçin? Bunlarla ilgili sizden bir izahat isteyeceğim.

Gençlerimizin bazı soruları olacak.

Eda Çimenin sorusu ; Mesleğini başarı ile yapan kişileri  Türk toplumunda kıskanır , alkışlayacağına genelde tam tersi olur. Başarıyı bazıları kıskanır, başarılı olanın başarılı olmaması için çaba sarfeder.

Mesleğinizde başarılı olmuş bir kişisiniz.  Sizde hayatta muhakkak birçok zorlukla karşılaşmışsınızdır, karşılaştığınız önemli zorlukların bazılarını bizlerle paylaşır mısınız? Onlara vermek istediğimiz mesaj ; hayatta zorluklarla karşılaştığınız zaman yılmayın.

Dilek Akyürek şunu diyor; Balerin veya balet olmak isteyen bir genç size gelip dese ki
 "Başarının ipuçlarını  almak istiyoruz"  onun Kulağına Küpe olabilecek neler söylersiniz?" bunları yap, bunlardan uzak dur gibi.

Bir soru da biraz magazin sorusu. Diyorlar ki biz sizi en son futbolcular ile ilgili söylediklerinizle gerek basında gerek gazetelerde gördük. Bize birinci ağızdan futbolcular hakkındaki sözlerinizin ne olduğunu  ve basının bu konudaki tavrını anlatabilir misiniz?

Bir başka soru da ; her insanın hayatında sevindiği veya üzüldüğü anıları vardır. Bizimle çok sevindiğiniz veya çok üzüldüğünüz anınızı paylaşır mısınız?

Türklider Tan Sağtürk siz olsaydınız ne yaradınız diye bir şey var. "Ayşe bilinen bir balerindir. Popüler bir sanatçı olduğundan sık sık gösterilere davet edilir.

Para onun için önemli değildir. Ayşe 'nin menejeri Hüseyin ise tam tersi bir insandır.

Ayşe'nin hayır işi için parasız gösteriye çıkmasına izin vermez. Birgün Ayşe'ye bir mektup gelir, Doğu Anadolu'da bir eğitim vakfı, gelirini ilkokul yapmak üzere bir gösteri düzenleyecektir.

Ayşe'yi gösteri yapmaya davet ederler, Ayşe seve seve davet eder.

Bir hafta sonra menejeri Ayşe'ye çok sevindirici bir haber getirir, der ki ; Amerika da bir festivalde bale yapmak için Ayşe konsolosluktan özel davet almıştır. Bu gösteriyi yapmak için 100 bin dolar teklif etmiştir.

Ayşe çok sevinmiştir ancak sevinci kursağında kalır. Aynı tarihte önceden söz verdiği Doğu Anadolu'daki iş vardır, ne yapsam diye düşünürken imdadına menejer Hüseyin yetişir.

Hüseyin der ki; "Ben Vakıf Başkanı ile görüştüm gösteriyi sert kış şartları nedeni ile bir ay ertlemişler."  Ayşe sevinir. Uçak biletleri alınır, tam uçak kalkacakken  Ayşe'nin telefonu çalar, telefonda Doğu Anadolu daki Vakıf'ın Başkanıdır.

"Ayşe Hanım, sizi yarın gösterimiz için Şınak'a bekliyoruz. Çocuklarımız sayenizde bir okula kavuşacaklar. Bizden özel bir hazırlık yapmamızı ister misiniz?" der. Ayşe hanım şaşırmıştır. "Oradaki hava şartları nedeniyle gösteri ertelenmedimi? Der.

Başkan titrek bir sesle "Hayır, burada hava çok güzel, gösteriyi yapmak için biz hazırız"der. Türklider Tan Sağtürk siz Ayşe Hanım'ın yerinde olsaydınız bu durumda ne yaparadınız. Bu bir meslek etik konusu.

Sizi tanıttıktan sonra özgeçmişinizden birkaç soru soracağım. Fransız Kültür Bakanlığı'nda ilk defa  sizin için bir kanun değişikliği olmuş. Bu nedendir? Diyeceğim. Yine bir ilk var, ilk defa ömür boyu kontrat kazanmış birisiniz Fransa'da.

Sonra 34 değer var, siz içinden 6 tanesini seçtiniz onları soracağım.

Bir proje kutumuz var. Onda da her liderin hayatta uğraştığı bir proje olmalı diyorum. Muhakkak Türklider Tan Sağtürk'ünde şuanda bir projesi vardır, bizim bir sanal proje kutumuz var. İleride takip edeceğimiz bir projenizi bize söyleyin, proje kurtumuza atacağız diyeceğim.

TS: Şuanda değil aslında, 30 yıldır takip ettiğim bir proje var.

BŞ: Programın yarısına gelmiş olacağız. Bir sürpriz kaset hazırlamanızı istemiştik diyeceğim. O yayına hazırlanırken reklamlara gireceğiz. Reklamlardan sonra kasedi hazırladıysalar, izleyeceğiz.  

Bir göster bin işit bölümümüz var. Size bir obje göstereceğim , objeye beş saniye bakmanızı ve bu obje ile ilgili gençlerimize mesaj vermenizi isteyeceğim. Objemiz büyüteç.

Sanal bir değişim kutumuz var. Hayatta herkes değişmelidir. Şuanda muhakkak sizinde değişim ile ilgili bir düşünceniz vardır. Şuanda değiştirmek istediğiniz şey nedir?

TS: Değişmek mi? Değiştirmek mi?

BŞ: Burada değişim kutusu dedik, değişmesini istediğiniz mesela Türkiye'deki eğitim sisteminin değişmesini istiyorum veya kendimdeki hırslı olma duygumun değişmesini istiyorum . Ya kendiniz veya toplum ile ilgili. Bunları ileride takip edeceğiz.

Ben size bir torba tutacağım. Torbanın içerisinde harfler var. Bir harf çekmenizi isteyeceğim ve o harf ile başlayan iyi bir davranış söylemenizi isteyeceğim.

YÖNETMEN:  Mesajlarla ilgili görüşmek istedim. Konsantre mesajında santraç tahtasına bakan bir kız var, ve yoga yapan bir kız var. İkinci , engel mesajında sırıkla uzun atlama yapan birisi var. Üçüncü  mesaj da hedefe gitmek ile ilgili , golf oynayan bir bey var, ilk önce topu yaklaştırıyor birinci hamlede, ikinci hamledede topu deliğe sokuyor.

BŞ: Reklamlara giriyoruz dedikten sonra yayına direk girmeyelim  bana gelsin ve programın neresinde olduğumu ben söyleyeyim.

YÖNETMEN:  Makyaja alalım mı sizi?

BŞ: Torbamızdan bir harf çekiyoruz. "R" harfi çıktı. "R" harfi ile başlayan doğru bir davranış.

TS: Riayet etmek.

BŞ: Güzel. Bir tane de kötü davranış için çekelim.

TS: "Y" harfi. Yalan söylemek.

TS: Çok güzel programınız.

BŞ: Gençlere hep şunu aşılamak istiyoruz; Her meslekte lider olabilir. Lider sadece siyasi lider değildir.

TS: Dikkat ederseniz yüzyılın liderleri seçildiği zaman hep siyasiler olmuş Türkiye'de. Oysa Fransa'da bir liderlik seçimi yapıldı, futbolcu çıktı ilk sırada.

BŞ: Biz hazırız, aşağıya inebiliriz.

BŞ: Türklider programına hoşgeldiniz.

Türkiye'nin genç liderlere ihtiyacı var. Her alanda , her konuda genç lider yetiştirmeliyiz.

Genç liderleri yetiştirmek ise hepimizin sorumluluğu.

Gençlere el vermeliyiz.

Gençlerin önünü açmalıyız.

Gençlerle tecrübelerimizi, birikimlerimizi paylaşmalıyız. 

Gençlere örnek olmalıyız.

Bu programda gençlere örnek olmuş bir Türklideri konuk olarak stüdyomuza çağırıyoruz ve onunla tecrübelerini, birikimlerini paylaşıyoruz.

Bu programdaki Türklider konuğumuz Sayın Tan Sağtürk.

Hoşgeldiniz.

TS: Hoşbulduk.

BŞ: Biz sizi Türklider seçtik. Sizi bale sanatına gösterdiğiniz ilgi, yakınlık ve Türk gençlerinin bale ve sanata karşı sevgilerinin artması, onların eğitilmesinin sağlanması için yaptığınız çabalar nedeni ile sizi Türklider seçtik. Sizinle ilgili kısa bir kaset hazırladık. Hep birlikte önce o kaset izleyelim.

Türklider Tan Sağtürk sizin özgeçmişiniz hakikaten bazı önemli kilometre taşlarıyla dolu. Baktım ki onların bir tanesi benim çok dikkatimi çekti. Fransa'da siz Fransa Kültür Bakanlığı'nın bir kanun değiştirmesine sebep olan insansınız. Bir Türk Fransız Kültür Bakanlığı'nın kanun değiştirmesine neden olan ve bir ayrıcalık yapabilmek için, böyle bir kanunu değiştirmelerine neden olan bir kişisiniz. Nedir bu değişiklik? Niçin değiştirdiler?  Sizde ne gördüler ki Fransa kanununu değiştirdi.?

TS: Bir Türk olarak değerlendirmemek lazım. Bir yabancı. Fransanın dışında bir yabancı . Çok milliyetçi bir yapıya sahip olan bir ülke biliyorsunuz Fransa. Bizde çok gençtik o dönemde. Devlet konsevatuvardan yeni ayrılmış Fransız genç balesine  girmiştik.

Fransız genç balesi ardından Fransız devlet balesine  girmek üzere sınavlarına girmiştik. Ancak o milliyetçi yapısından pek taviz vermediği için bugüne kadar Fransa kendi bünyesine yabancıları kabul etmiyordu. Diyordu ki bizim sanatçılarımız sadece Fransızlardan oluşmalı. Pierre Locaste vardı o dönemde. Sınavlarına girdim.

O sınavlara sadece kendimi tartmak, nerede olduğumu bilebilmek için bir şekilde girmiş bulundum. Ancak Fransız genç balesine geri döndüğümde Fransız devlet balesi, kültür bakanlığı tarafından statünün değiştirildiğini ve Fransız devlet balesine benin alınabileceğimi belirttiler bana. Tabii çok onur verici bir şey bu.

Güzel bir yerden başladığınızı düşünüyorum sizin. Güzel bir soruyla başladınız , çünkü Türkiyede'de biz bu işi sevdirmeye, insanlara tanıtmaya, insanların en azından böyle bir şeyde var, diyebilmesine vesile olmaya çalışıyoruz.

Elbetteki oradaki direktörler, sanat ortamındaki insanlar böylesine piramitin üst tarfındaki bir sanat kurumuna bir kişiyi statüyü değiştirerek, kültür bakanlığının statüyü değiştirmesiyle sokuyorlarsa eğer elbetteki bu bir sanatçıyı bale sanatçısı olarak konuşalım ayaklarını iki defa iyi çırpıyor , çok iyi zıplıyor diye herhalde olmaz.

BŞ: Hemde 500 tane deneyimli sanatçı arasından sizi alabilmek için değişiklik yapıldı.

TS: Şimdi ben düşünüyorum tabii yaş birazcık daha ilerledikçe birazcık daha yukarıdan da kendimi izleme imkanına sahip olabiliyorum tabii geçmişimle ilgili.

Ben zannediyorum ki bir yorum bir fikir adamı bir ileriye dönük bir potansiyel aldı kendi bünyesine. Zararlı da çıkmadı Fransa devlet balesi bununla.  Şanslılarda aslında bu kararı aldıkları için . Ben de onların bu tercihlerini ve fikirlerini suistimal etmedim bugüne kadar. Dolayısıyla çok uzun seneler beraber  çalıştık ve bu günlere kadar geldik.

BŞ: Yine Fransız devleti kendi ülkesinde sadece ve sadece 15 dansçıya verdiği bir imtiyaz var. Bu imtiyazda ömür boyu kontrat imzalama imtiyazı . Siz bunu alan ilk ve tek Türkmüsünüz?

TS: Evet. İlk 15 kişiden bir tanesiyim aslında, öyle  söylemek lazım. Ben orada ayyıldız taşıyorum. Yurtdışına giden herkes gibi. İnsan kendi toprağını mutlaka ki çok özlüyor. Bu yer bize burnumuzda tütüyor. Ama sanat ortamında ülkelerle sınırlamak son derece yanlış olduğu için  kendinizi daha çok onlardan yada değil diye kabul ettiyseniz  .  Dolayısıyla 15 kişiden bir taneside oldum .

Fransız devlet balesine giripte 15 kişiye kontratın sahibi olarak. Bunu şöyle değerlendirdiler hemen onuda söylemek lazım. Bu bir futbol takımı gibi kocaman bir ekibimiz var. En iyi şekilde böyle anlaşıldığı için hep bundan örnek veriyorum. Kusura bakmasın kimse yine. Futbol takımı olduğu için yan  yana gelerek, potansiyeli kimin daha iyiyse onu alalım. Diğerlerini de atalım.

Kötü adamları atalım, iyi adamları alalım. Her sene değişiyor. Fakat şunu düşünmeye başladır; bu adamlar  yıllardır bizim için emek sarfeden emektarlar, emektar sanatçılar. Onların bütün fikirlerinden ve yaptıklarından ve yapacaklarından biz yararlanmalıyız. Onları bir şekilde onure etmeliyiz.

15 kişi belirlendi. İlk önce bu 10 kişiydi. 15 kişiye doğru çıkaralım diye düşünüldü. 15 kişiden sonra bende pek tahmin etmiyordum. Gerçi Fransızdevlet balesinde başoyuncu olarak dans eden birisi olarak böyle bir süprizle karşılaşmak .

Ardından da hemen şunu söylemek lazım . Sarayıda onurlandırıldık. O sırada da bana talep etmediğim halde Fransız vatandaşlığı verildi. Bu da aslında bir sanatçıya bir ülkenin sahip çıkması. Buna bakmak lazım. Ben tabiki ne kadar Fransız vatandaşı olsamda bunu her yerdede söyleyeceğim, sonuçta sonradan Fransız vatandaşıyım.

Benim köküm  neresi? Annem , babam nerede? Ben nerede doğdum ve doydum? Elbetteki buralarda büyüdük biz. Onu çok çok iyi biliyoruz ve idrak ediyoruz. Bir Türkiye ve Fransa milli maçında elbette ki tutacağımız takım çok belli hepimizin. Ama sonuçta bir ülkenin sahip çıkması, bizim de onlara fazlasıyla yararlı olmamıza sağladı. Bizi alkışladı aslında bir şekilde. Evet doğru yoldasın, doğru şeyler yapıyorsun, alkışlıyoruz dedi Ve bundan da bir şey kaybetmiş olmadı.

BŞ: Siz Türkiye'ye döndünüz ve Türkiye'de baleyi sevdirmek, öğretmen , dansı  gençlerimize kazandırabilmek içinde şimdi eğitimini vermeye başladınız.  Ben bakıyorum bunun İstanbul, İzmir, Ankara değil siz Samsuna gittiniz, Diyarbakır'da okul açtınız, Mardin'e kadar okullarınız var. Bu illerimizdeki gençlerimizde  bu konuya ilgi duymaya başladılar. 

Bizim gençlerimiz size o kadar çok soru sormak istemişler ki , ister istemez o sorulardan seçmek zorunda kaldım. Hepsi çok güzel bunlardan bir tanesi sizin hayatta yaşadığınız zorlukları anlayabilmek için. Bir çok zorluktan geçiyorsunuz. Bu zorlukları anlamak için  sorulmuş bir soru . Bu soruyu  Eda Çimen soracak.

EDA ÇİMEN. Ben Eda Çimen. Kültür üniversitesi işletme 2. sınıf öğrencisiyim. Sayın Tan Sağtürk mesleğini başarıyla yapmış olan insaları Türk toplumunda akışlayacakları yerine tam tersi olur. Başarılarını kıskanırlar. Başarılı olmaması için ayağından bile çekerler. Sizde mesleğinizde başarılı olmuş bir kişisiniz. Tabii ki sizinde muhakkak hayatınızda birtakım zorluklar yaşamışsınızdır . Bu zorluklardan bir takımını bizimle paylaşır  mısınız?

TA: Ben burada durupta arkadaşlarıma hiçbir zaman öğüt verecek değilim. Çünkü gün ve gün belirleniyor bütün herşey hayatımızda ilgili. Pat diye bir deprem  oluyor bütün hayatınız değişiyor. Sonuçta çok stabil bir durum Türkiye gibi bir ülkede özellikle ekonomik krizler oluyor. Ama şöyle bir şeyde var. Türkiye'ye ilk geldiğim zaman İstanbul Devlet opera balesinde baş dançı oldum ve dans etmeye başladım.

O dönemde hadi ismini vermeyeyim çok saygı duyduğumuz bir kültür adamı bana şunu söyledi. "Senin fıkradan haberin var mı? cehennem de çeşitli çukurlar varmış dedi. O çukurlar çeşitli toplumların çukurlarıymış .

Bütün çukurların başında bir tane zebani beklermiş, çıkanın kafasına vurup tekrar içeriye sokmak için. Ama bir çukurun başında hiçbir şey yok. O da Türk toplumuymuş"  dedi. Tabii bekledi benden orada neden zebani yok diye. Çünkü zaten çıkmaya kalksa alttan çekilecek.  Ben bunu anlamamıştım ilk baştan. Bu kadar da değil. Dokuz yıl hiç gelmemiştim kendi ülkeme.

Dokuz yıl hiç uğramadım. Bu kadar da değil diye belki düşünürken,  görüyorum ki böyle bir durum var. Ama böyle bir durum organize olamayan bütün ülkelerde de var. Sadece Türkiye değil bir çok ülkede . Biz hep örnek gördüğümüz ülkeler bizim ekonomik düzeyi en verimli ülkeler. Amerika gibi Avrupa'da çeşitli ülkeler gibi. En son Avrupa topluluğuna girmeye çalışıyoruz, aman taviz vermeyelim şunlar bunlar. Örnek aldığımız ülkeler kültür sanat adına belkide, ekonomi adına belkide. Ondan oluyor. Organize olmakta yarar olduğunu görüyorum ben. 

Çünkü hemen bunuda bir örnekle veriyim. Yurtdışına gittiğim zaman  okuyan bir arkadaşım vardı. Aynı zamanda psikolog yada psikiyatri okuyordu o dönemde. Uzun süreler Türkiye'ye dönmediğim için  ona sordum nasıl dedim Türkiye? Nasıl değişmiş? Ben çıktığım zaman tek kanal vardı çünkü. TRT1 vardı. TRT2 bile yoktu.

Nasıl olmuş? İnsanları nasıl? Tanıyamıyorum unuttum bir çoğunu. Kokusunu unuttum gibi. "Ben psikoloğum biliyorsun. Kendi mesleğimle ilgili bir örnek vereceğim. Türkiye kocaman bir tımarhane olmuş" dedi. Bunuda anlamakta güçlük çekiyor insan. Neden?

Ben ayyıldızla  daha çok milliyetçiyiz şu anda çok özlemle anıyorum. Sadece bilirsin deliler organize olmayı bilmezler. Zannediyorum en büyük sorunlarımızdan bir tanesi bizim organizasyon sorunu.

Elbette ki bunu gençler olarak organize etmemiz çok çok güç. Herkes bireysel olarak çabalarla belirli yerlere gelmeye çalışıyor. Ve dikkat ederseniz çeşitli meslekler oluşamamış. Mesleğinde derinliğine spesifik bir şekilde gidebilmek  gerçekten çok güç olmuş. 

Benim en büyük karşılaştığım zorlukta işte burada demek lazım. Biraz uzatıyorum ama bu şekilde bir anlatım herhalde çok daha doğru. Kendi mesleğimde herhalde derinliğine gidebilmek için çok büyük acılar çektim. Çok büyük çabalar sarfetmem gerekti. Örneğin size kısa bir örnek vereceğim.

Benim hayatımda en çok zevkle yaptığım işlerden birtanesi ikinci bahardı. İkinci bahar'dan sonra çeşitli teklifler geldi. Onları reddetmek bile zor. Emin olun. Çünkü onların haftalık bir kazancı var. Bunu insanların anlaması çok çok zor. Bunu bana yakıştırmalarıda çok çok zor. Çünkü genç  bir adamım. Altmış yaşına gelsem eyvallah derlerdi. O zaman çeşitli ikilemler doğuyor. Hocam gibi görebilen insanların  sayısı pek fazla olamıyor. Dolayısylada insanlara anlatmakta ben zaman kaybı olarak görüyorum. Neden anlatayım ben bunları? İşte bu vesile ile ben anlatabiliyorum ancak bunları.

Keşke derinliğine insanların mesleklerine gidebileceği imkanlar sunulmuş olsaydı. Başka meslekler yapmak zorunda kalmasalardı. Herkes kendi mesleğinde konusuna sahip, derinliğine gidebileceği  zamanı ve parayı bulabilseydi. Ama böyle bir ülkede yaşıyoruz. Kendi ülkemizide çok seviyoruz . Bu tarafa doğru biz gençler olarak bunu yaşatmak ve götürmek zorundayız. Bilmiyorum içinizden belki bazıları sanatçı olacak .

BŞ: Tam bu sözün üzerine galiba baleye merak duyan bir gencimiz var ki, meslekle ilgili size bir soru sormak istemiş. Bale yapmakla ilgili ve bu sanatı daha iyi  nasıl yapabiliriz diye o soruyu da Dilek Akyürek soracak.

DİLEK AKYÜREK: Dilek Akyürek İşletme 2. sınıf öğrencisiyim. Benim sorum şöyle;  balerin yada balet olmak isteyen bir genç başarılı olabilmek için sizin yanınıza gelirse ona başarının ipuçlarını vermek istediğinizde hap gibi yutabaileceği, yada kulağına küpe olabileceği  ne gibi öğütler veririsiniz?

TS: Zor bi soru. Sorumluluk veriyorsunuz bana. İlk önce ben şunu söylüyorum gerçekten güzel ve zor sorular bunlar. Teşekkür ediyorum o yüzden. İlk bize gelen insanlara, çocuklara ve velilere şunu şöylüyoruz. Bale okullarında haftanın iki saatinde ders verebiliyoruz. Çünkü bunlar kurs niteliğinde olabiliyor. Yoksa konservatuvar yapmamız gerekiyor.  

Haftanın iki saatiyle biz çocuklarınızı balerin yapamayız diyoruz. Şimdi anne alıyor geliyor çocuğunu balerin yapamam diyorsun ona. İlk önce şunu bilmek lazım.

Ne dediğimizi çok iyi bilen insanlar olmalıyız. Ne dediğimizi aktarabilen insanlarda olmalıyız. Ve en önemlisi samimi olmalıyız. Benim şu anki cümlelerim beş yıl sonra benim karşıma kötü bir şekilde de dönebilir. Samimi olmazsam eğer.

Buradan öğüt derken elbetteki çocuk çok yetenekli değil ise  yapmasın baleyi zaten . Benim mesleğimde ilerde bunu taşıyabilecek bir insan yapabilsin . Ben çok değer veriyorum. 35 yaşına gelmiş bir insan olarak çok özelime girer evlenmedim bu güne kadar. Böyle bir yapı oluşamadı bir türlü.

Ben güle güle diyorum doğuya gidiyorum. Dans ediyoruz ve sürekli ağlarcasına kendi mesleğimizin verimi, güzelliği ile ilgili konuşmayı seçen insanlar olduk biz. Dolayısıyla bizim gibi olabilsinler en az. O zaman gelen insana "Sen bunu yapma, sen bu işe girme, bulaşma" dır ilk öğüdüm. . Ama o derseki "Ben bunu yapamazsam ölürüm" , o zaman bizim yanımızda olacak işte. Belki çok ağır konuşmalar bunlar ama genel reel günlük hayattada  aynısını uygulayabiliyoruz .

BŞ: İş olsun, hobi olsun diye değilde ,gönül verebiliyorsa bu iş için ölürüm diyebiliyorsa, sizin meslekte ilerleyebilir yoksa sadece bilgi sahibi olur. Değilmi onu hobi gibi belki birazcık yapabilir. Ama meslek olarak seçemeyebilir.

TS: Hocam şunu söylemek lazım. Ayağı yere basan veliler gerekiyor bana. Bu sadece bana değil tabiki benim temsil ettiğim sanatçı arkadaşlarım içinde. Sanat ortamları içinde beş tane devlet balemiz var. Bir sürü, bir çok kadromuz var.

İnsanların çoğu deli gibi çalışıyor. Ve bunlar sanatçı olarak uçmak, saçlarını dağıtmak zorundalar. Ama ayakları yere basarak. Bu çocuklarıda bizim yetiştirmemiz gerekiyor şimdi. Devlet konservatuarları bu işe yarıyor. İyiki de varlar.

Çok saygı duyduğumuz insanlarla beraber her şey kötü değil çok iyimser şeylerde elbetteki oluyor. İyi ki çağırdınız beni hocam. Bunlar , çok sık ve kolayca konuşabileceğimiz ortamlar oluşmuyor. Sadece konferanslarda konuşabiliyoruz. Televizyon programları belirli bir hızın temsilcisi oluyor.

BŞ: Birde şu çok dikkatimi çekti. Tanımlarken çok güzel ve çarpıcı bir söz söylediniz. "Bana ayağı yere basan veliler gerekiyor " dediniz. Şimdi zor bir soru var bu futbolcularla ilgili . Onların ayağı yere basıyormu? Nedir? Bilmiyorum ama gençlerimiz o kadar çok soralım, soralım dediler ki Tuğçe Abay bu konuda size bir şey sormak istiyor.

TUĞÇE ABAY: Ben Tuğçe Abay. İstanbul  Kültür üniversitesi işletme bölümü  1. sınıf öğrencisiyim. Biz sizi son zamanlarda gerek gazetelerde, gerek televizyonlarda futbolcularla ilgili  söylemleriniz ile gündeme geldiniz. Bu konudaki görüşlerinizi birinci ağızdan olarak almak istiyoruz.

TS: Teşekkür ederim. İlk önce seviyeli tonunuz için teşekkür ederim. Çünkü bu cümlenin kuruluş biçimi sizin çok seviyesiz duruma düşürebilecek bir soruydu. Bunu siz seviyeli hale getirdiniz. İlk önce böyle bir şey oluştu bir anda. Bir anda ne oluyoruz oldum bende. "Tan'ın bir bildiği vardır bu lafı dediyse, yada bu lafı etmemiştir" diyen arkadaşlarıma sonsuz teşekkürler ederim ilk önce.

"Bir Tan Sağtürk varmış bir şeyler yapıyor, yakışıklı adammış kıskanıyoruz çocuklarımızı, kızlarımızla mı çıkıyor?" Böyle bir ağızla değilde. "Bu adam sürekli bir şeyler çaba sarfediyor. Bir laf etmiş, düşünerek etmiştir herhalde yada bu lafı hiç etmemiştir Tan" diyenlere teşekkür ediyorum. Çünkü bu lafı ben etmedim.

BŞ. Bu gayet net bir cevap oldu.

TS: Şöyle bir şey oldu bir konferansta aynı bu şekilde . Çokta güzel bir konferanstı. Çünkü istediğiniz yerlere doğuru çıkarıp konferansı  sonuçta bir  enerji oluşturabiliyoruz. Ben  bunu biliyorum . Dans ettiğim kadar yapamıyorum bunu ama kendi  mesleğimin dışına çıkmazsam bir  şekilde oluşuyor.  

Bir soru geldi dediler ki;  Bayağı da kalabalıktı Ankara'da Sayın Ömür Uyanık'la beraber Ankara Devlet Poera Balesi  Çocuk bale başkanı benim ortağım. Manevi arkadaşım. Yanımda oturuyor ve konuşuyoruz.

Biz heyecandan bahsederken bir soru geldi. Dedilerki; "Türkiye'de gerçekten bu mesleği  yapmak güç. Biraz böyle homoseksüel mesleği gibi görünen bir meslek. Erkek çocuklarınızı siz oraya kazandırmakta güçlükler çekmiyor musunuz? Sizin mesleğiniz öyle gözüküyor" dedi bana. Bu iyi niyetli bir soruydu yine.

Her mesleğin bu kadar bilinmediği için  çok bilinen mesleklerle anlatıyorum. Mesela konferansa gidiyoruz daha çok avukat adayları var, hukuk öğrencileri var, onların meslekleriyle benzer yanlarını yan yana getirerek kendi mesleğimi anlatmaya çalışıyorum Ne yapabilirim ki hocam daha farklı. Ama genel karışık bir şüpheyse o bilinen çok fazla bir şey var Türkiye'de futbol. Futbolun disiplinini alıyorum buna benzetiyorum . Sakatlıklarını alıyorum buna benzetiyorum. Ve bir cümle öncede yine ondan bahsediyorduk biz. Demind e bahsettik hatta çünkü çok biliniyor.

Dedim ki "Benim mesleğimde de , bir kere bu mesleği bir şekilde karalamak yanlış bir şey. Çünkü bizim mesleğimizde bu sayıyla ön plana gelen sayı gerçekten çok az. Evli insanlar var, çocukları var, onlar konservatuvara gönderiliyor. Yüzdeye vurduğunuz zaman en sert erkek mesleği gibi gözüken mesleklerde de bu sayının pek fazla olduğunu düşünmüyorum" dedim. İnsanın olduğu yerde böyle bir şey konuşulabilinir mi? 

BŞ: Şimdi programımızın heyecanlı ve birazda değişik bölümüne geldik. "Bir göster, bin işit " diye bir bölüm var. Size bir şey göstereceğim bu bir obje. Diyeceğim ki "Bu gösterdiğim şeye beş saniye bakın ve ona baktıktan sonra gençlerimize verilmek üzere veya onlardan sonrakilere kalacak bir iki veya bir tane bir mesaj" verin.   Hazırmısınız? Objenizi gösteriyorum.

TS:  Büyüteç ,deyince böyle şey düşünelim . Bence büyüteç görünmeyeni görmeye çalışmak.  Daha iyi görebilmek. Ama ben başka bir yerden alayım isterseniz. Ben büyüteçle birde ateş yakabilirim. Bazen  benim hayatımı kurtaran şey büyüteç olabilir.

.
.


Bülent Şenver, Tan Sağtürk
.
.


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org