Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

TAN SAĞTÜRK Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

TAN SAĞTÜRK KanalTürk TV Söyleşi
08.02.2011
Okunma Sayısı : 8934
Oy Sayısı : 3
Değerlendirme : 5
Popülarite : 2,39
Verdiğiniz Puan :
 

 

TAN SAĞTÜRK KanalTürk TV Söyleşi

.
.


Kanal Türk iiçin Sayın Bilal Özcan'ın benimle yaptığı söyleşiyi sizlere sunuyorum...

.
.

izlemek için
.
.

TAN SAĞTÜRK KanalTürk TV Söyleşi

Deşifresi

Tan Sağtürk (TA)

KANALTÜRK: Merhaba Ben Bilal Özcan.  Bu haftaki konuğum,  bale ve dans hocası , koreograf, sunucu, oyuncu ve jüri üyesi , aynı zamanda yakışıklı bir baba. Hoşgeldiniz.

TS: Hoşbuldum. Teşekkür ederim.

KANALTÜRK: Bu gördüğünüz sandık programın süprizi , onun  içinde sizin yakınlarınızdan aldığımız size ait eşya var. Programın ilerleyen dakikalarında  onu size göstereceğim. Sizin için belki bir süpriz olabilir.

Bu programda çocukluğunuzu, konservatuar yıllarınızı, Fransa'yı, Fransa eski cumhurbaşkanı Şirak'ı, Diyarbakır, Trabzon ve diğer illerdeki bale okullarınızı,  eşiniz Alona'yı, kızınız Ada'yı, Yok Böyle Dansı,  kısacası hayatı konuşacağız. Hazırmısınız?

TA: Hazırım.

KANALTÜRK: Jüri üyesi olduğunuz "Yok Böyle Dans" adlı yarışma programı büyük ilgi çekti. Sizde renk katıyorsunuz o programa. O programda sizi performansı ile şaşırtan bir yarışmacı oldumu ?

TS: Beni ve herkesi şaşırtan isim Azra.

Bu kadar ilerleyebileceğini tahmin etmiyorduk. Biliyorsunuz haftalık çalışmalar onlar.

Yedi hafta geçti, yedi haftada 1.5 ay.

Bir insanın 1.5 ayda bu kadar ilerleyebilmesi bizim için sürpriz oldu.

Pascal'da bence önemli bir atak yaptı orada. Belkide futboldan gelen , antremanlardan gelen bir avantajı var.

O ikisi bayağı bir doludizgin koşuyor. Ama diğerleri de çok iyi bir performans çıkarmaya  başladılar.

Burcu Esmersoy mesela , Eda Taşpınar'da öyle.

Şuanda kalanlar çok iyi dansçılar bence. Yada olacaklar.

KANALTÜRK: Bu yarışma aynı zamanda halka dansı sevdiriyor. Yayınlandığı günlerde önemli reyting başarısı elde ediyor. Tabii sen ve diğer değerli juri üyeleri çok büyük etkensiniz bunda. O yarışmada dikkat ediyorum da insanları kırmadan eleştiriyorsun. Gerçek hayatta da böyle yapıcımısın?

TS: Yok Böyle Dans'taki yarışmacılar , kendi mesleklerinde belli bir yere gelmiş insanlar.

Bu yarışmaya katılma amaçları da bir sosyal sorumluluk projesinde var olmak.

Yarışma bittikten sonra dansa devam ederler mi? Etmezler mi?

Ben bilemiyorum ama  profesyonel anlamda onlardan bizim beklentilerimiz pek olamaz dansçılık adına.

O yüzden de çok kırıcı eleştirilerin ben yapay olduğunu düşünüyorum. Olsa bile o jüride öyle eleştiren birisi kırıcı olan, samimi durmadığı inancındayım ki Acunun'da bize hep söylediği bir şey var, "Samimi Olalım"

Hatta ben Acun'a şöyle demiştim "Bütün dansçıların daha önceden çalıştırıp hazır bir şekilde oraya çıkaralım"  "Hayır, bırakalım Türk halkı onların gelişim süreçlerini izlesin"  Katıldım bende ona.

Gerçekten işini yi bildiğini  görüyorum Acunun.

Seyircinin görüp "Ne kadar hızlı ilerliyorlar" diyebilmeleri bence çok önemli bir hale geldi.

Sokakta insalarda söylüyor "Ne kadar  ilerliyorlar" diye.

Jüri üyelerinden Lidya, İngiltere'nin çok önemli dansçılarından , ciidi anlamda ödülleri var.

Sait abiyi zaten söylemeye gerek yok, eskiden ve şimdide dans denilince ilk akla gelenlerden.

Bizim yorumlarımız genellikle birbirimize uygun yorumlar oluyor. Puanlandırmalarımız da öyle oluyor.

Biz kendi aramızda konuşmuyoruz, şöyle puan verelim diye. Hatta puanları çekerken birbirimize bakmadan görmeden hareket etmeye çalışıyoruz.

Demek ki danstan ve baleden anlayan insanlar genellikle aynı yorumları yapıyorlar.

Saba Tümer  girdi yarışmamıza diğer bir jüri olarak , onun da gözü neredeyse bizim gibi olmaya başladı diye düşünüyorum puanlandırma konusunda.

KANALTÜRK: Senin puanlarının biraz düşük olduğu söyleniyor .

TS: İşin nereye kadar gidebileceğini biliyorum. Birkaç hafta daha olsa en başından 9 – 10 puanları çıkarabiliriz. Bu çok zor bir şey değil. Ama son bölümlere doğru başka yerlere doğru gidecek bu, mesele o yüzden bize de hocalarımız çok iyi demezlerde, fena değil derlerdi.

KANALTÜRK: Başka yerlere gidecek derken nereye?

TS: Final bölümlerine doğru çok daha teknik açıdan taşıyacaklarını düşünüyorum. Geri kalan  6 haftada içinde final bölümünün izlenmesini özellikle tavsiye ederim. Çünkü bambaşka bir boyuta taşınacak bence.

KANALTÜRK: Güzel dans etmek yetenek kadar çok çalışma ile de ilgili değil mi?

TS: Çok çalışmak, yetenek, artı beyin kuvveti.

Burada aşılması gereken 1.5 dakikalık dansta aşılması gereken o kadar çok etap var ki, şöyle düşünmek lazım; herhangi bir ortamda çıkıp dans edebiliriz, müziğin bizi götürdüğü yere doğru salınabiliriz.

Ama siz bunu koreografik düzene koyduğunuz zaman aynı zamanda bütün çevrenizdeki insaların,  belkide ne kadar çok seyrediliyorsa o kadar insanın sizi seyrettiğini düşününce işler farklılaşmaya başlıyor.

O yüzden o 1.5 dakikalık etapta koreografik olarak aşılması gereken çok yer var.

Onların tek tek aşılması  kuvvete ihtiyaç olduğunu gösterir ki , hem yetenek hem de  çalışamda bunlarla birleşince  puanlandırmalar ortaya çıkıyor.

KANALTÜRK: Azra'nın iyi aşama kaydettiğinden bahsettik ama Azra çocukluğunda bale çalışmış, o da diğer yarışmacılar için bir dezavantaş sayılabilir değil mi?

TS: Sayılabilir belkide; Paskal hep antreman yapmış belki de o daha avantajlı bu durumda.

KANALTÜRK: Sen hep böyle sakin, sessiz ve kibar bir insan olarak biliniyorsun, gerçekten sen hiç bağırmazmısın? Özel hayatında yada çalışırken , dansçıları çalıştırıken hiç sinirlenmez misin? Hep böyle sakin kul bir insanmısın sen?

TS: Operada koreografi veya çeşitli yerlerde koreografi yapıldığı zaman görüyorum ki benimle 20 kişi başlıyorsa 2 kişi devam edebiliyor. Orada bir direnç demek ki oluşuyor.

Çok bağıran, sesimi çok yükselten bir insan değilim ama, çalışırken bir tansiyon  yaratmayı seven bir insanım.

Sahnede zaten o kadar hareketli bir dünya yaşıyor ve yaşatıyoruz ki seyirciye sadece Kul Gölü Prensi rolünü oynamıyoruz, birçok roller var. Düşünün bir sinema sanatçısı gibi çok şey yaşıyorsunuz ve dışarıda daha sakin bir hayat istiyorsunuz.


KANALTÜRK:
İstanbul trafiğinde giderken sinirlenmemek mümkün değil, Tan Sağtürk sinirlenmez mi? Sinirlendiği zaman kornoya basıp da "Çeksene arabanı oradan" diye öfke göstermezmisin? Bunu bayanlar bile yapıyor trafikte.

TS: Kalp ameliyatı geçirdim birkaç yıl önce. Ondan önce öyleydi.

O kalp ameliyatından sonra herşeyi olduğu gibi kabul ettiğimi görüyorum.

Başıma ne gelirse önemli değil, onu nasıl karşıladığım önemli.

Tabiki insan sinirleniyor, tepesi atıyor bazen. Orada biraz daha sakin karşılamaya özen göstermeye çalışıyorum.

KANALTÜRK: O ameliyat konusuna birazdan geleceğiz, şimdi müsaade edersen yıllar öncesine gitmek istiyorum. 14 temmuz 1969 Pazartesi günü İzmir'de dünyaya geldiniz. Annen TRT'de prodüktör , yapımcı . baban da radyo'da çalışıyordu o zamanlar,. Evde binlerce kitap, kültürel aktiviteler, öyle bir ortamda dünyaya geldin.

Nasıl bir çocukluk yaşadın anlatır mısın?

TS: Madem öyle ben babamdan başlamak istiyorum.

Babam dört üniversite okumuş. Dört bölümde okumuş, sosyoloji, psikoloji, matematik, resim.  20 yıl üniversitede okumuş.

Annem iki üniveriste aynı zamanda Amerikan kız kolejinden mezun olurken ben dünyaya gelmişim sonrada üniversitede okumuş.

Dolayısıyla evde enteresan bir ortam vardı çünkü iki evi birleştirmiştik biz. Babaannemden kalan bir evimiz vardı. İki evi birleştirerek en azından o kitapların sığabileceği bir ev olsun istedik.

Babam evin lükslüğüne önem vermezdi ama kitapların sığabileceği bir şey olsun.

Bende derdim ki "Bu kadar çok kitabı okudunuz mu gerçekten.?"  Onlar çıkarırlardı kurşun  kalemle alınmış notları gösterirlerdi . "Bu kadar kitabı  değil, İstanbul'da da bir o kadar yandı kitaplarımız" derdi.

Babamın evleri varmış o yanmış. Dolayısıyla böyle bir gençlik oldu. Ben ufak yaştan itibaren yatılı okul  okumaya başladım ondan sonra. İzmir'de Devlet Konservatuarına başladım ama ondan önce Ankara'da yatılı okudum.

KANALTÜRK: İlkokulda, çocukluk döneminde nelere ilgi duyardın baleye başlamadan önce.

TS: Tekvandoyu  Türkiye ye Koreli biri ile getiren insanlardan bir tanesidir annem. Siyah kuşak, milli antrenör hatta  Federasyon Onur Üyesi  şuanda kendisi . Dolayısıyla bende konservatuardan önce tekvando yapmaya başladım. Türkiye şampiyonasına katıldım, kırmızı , siyah kuşağa kadar yükseldim. Bir de altın madalya almıştım Türkiye şampiyonasında.

O konservatuardan önceydi. Bizim  evde, sürekli bir aktivite vardı. Birçok insan evin içine girerdi. O dönemde  Türk Mücadele Sistemlerini  anlatan, Türk Mücadele Sistemini  oluşturan bir yapı oluşturmuştu babam. O kadar çok ayakkabı çıkıyordu ki evin dışında, cami avlusu gibi oluyordu. O kadar çok insan geliyordu evin içine.

KANALTÜRK: Türk Mücadele Sistemi derken?

TS: Biliyorsunuz Uzak Doğu Mücadele sistemleri var. Karete, tekvando, aikido gibi birçok mücadele sistemleri var. Türk vücut yapısına uygun mücadele sistemi , ciddi anlamda eğitimler verildi. Polis okullarında eğitimler verdiler. Çok fazla arkadaş vardı ve bizim evimiz çok fazla kalabalıktı. Her zaman birileri vardı bizim evde. En az 15- 20 kişi vardı. Ama annem bunu kompanse edebilmiş, mutlulardı. Sürekli o insanlar için çalışırlardı. Herhangi bir tarikattan tarafa asla gitmedi. Sadece ve  sadece mücadele sanatları ile ilgili. Bunun içinde hareket ile tedavi ve sosyolji vardı. Biz çok ufak yaşta anotomik kitapalrın doktorların  söylediği isimleri bilirdik o dönemlerde.

Dolayısyla o bana konservatuara girdiğim zaman avantaj olarak döndü. Çünkü kasların yapışma yerleri onların latince isimleri, adaleler, eklemler bütün bunları ben biliyordum. Dolayısyla fiziksel anlamda da kendimize uygulama konusunda çok yardımcı oldu ki 

KANALTÜRK: Baleye annenizin teşviği ile başladınız değil mi bildiğim kadarıyla.

TS: Aslında TRT'de çalıştıkları için  annemlerin arkadaşlarından  bir tanesi bizim okula gelip  çocuk eğlence programlarına gelip 30 tane çocuğu çocuk eğlence programına almışlar ve bir koreografik düzen hazırlamışlar. O sırada da sevgili hocam Suna Şener gelmiş konservatuara koreografi yapmak üzere . Tespit etmiş beni ve annemlere söylemişler. "Konservatuara girerse son derece önemli bir dansçı olacağı inancındayım." Diye  Onlar ikna ettiler, Ankara ile konuştular, Ankara biliyorsunuz o zamanlarda ne  televizyon vardı evlerde nede telefon vardı. Aşağıdaki bakkalın telefonu ile halloldu işler. Annemde bana söyledi. Bende bilemiyorum bale nasıl bir şey. Şuanda da birçok insan bilemeyebilir ama o dönemde hiç kimse bilmiyordu. Üstelik İzmir Devlet Opera Balesi'de açılmamıştı. Annemler duvarlardan kitapları indirip bana o sahneyi, sahne üzerindeki oluşumları anlatmaya çalıştılar. Bir de senfoni orkestrasının konserine götürdüler. O senfoni orkestrası bizi çok etkilemişti. Bale bana göre benim anlattığım masalların başrollerinde oynamak gibi bir şey. Konservatuar sınavına girdim, birincilik ile kazandım ve sonra birincilikler devam etti ve konservatuar öyle bitti.

KANALTÜRK: Konservatuara girdiğiniz sene 9 yaşındayken Polonyalı bir bale hocası sana "Bir gün dünya üzerinde çok önemli bir yerde olacaksın" demiş. Bu seni teşvik etti herhalde.

TS: Şöyle bir şey olmuştu; Polonyalı hoca çok önemli bir hocaydı o dönemlerde ve okulumuza geldi. Bize bir aylık eğitim verdi ve eğitim sonunda da "Gidiyorum , sorularınız varsa sorun. Akıllı sorular sorun bana çocuklar. Sorularınızı hesaplayın, tek bir soru hakkınız var" dedi. Herkes "Bacağımı kaldırırsam şöyle dönmem için ne yapmam lazım ? Ne kadar çalışmamız lazım?" gibi sorular sordular. Ben dedim ki "Siz dünya üzerinde çok yerde gezmiş ve görmüş insansınız. Ben dünya üzerinde neredeyim şuanda?"dedim. Dediki " Sen bu souyu sorduğuna göre çok önemli bir yerde olacaksın" dedi bana.

Yıllar sonra o hocayı ben Fransa'da gördüm. O soruyu tekrar bana hatırlatan o oldu.

KANALTÜRK:Konservatuarda 10 yıl yatılı okudunuz değil mi bale eğitimi için. Yatılı okumak zor değilmiydi?

TS: Bence bale eğitimi için gerekli. Birçok insan hatat kendi meslektaşım bile bu konu hakkında farklı düşünebilir ama gerekli diye düşünüyorum.

KANALTÜRK: Disiplin açısından mı?

TS: Sabah 9 da başlayıp akşam 6 da biten çok yoğun bir fiziksel aktivite var.

Hafta sonları kültür derslerinizi yapmak zorundasınız çünkü üniversiteye bağlısınız. 10 yaşından itibaren üniversitede okuyor gibisiniz.

Bu tempoyu kaldırabilmek için sizin tamamen psikolojik olarak kendi mesleğinize odaklanmanız lazım.

Aile içinde kaldığınız zaman aile içinde oluşabileck herhangi bir sorunun sizi etkileyeceği inancındayım.

Benim kızım çok yetenekli çıkarsa ve bu meslekte ilerlemek isterse, zorlamam ama ön ayak olmak isterim yatılı konusunda.

KANALTÜRK: Yüksek lisansı Ankara'da konservatuarda okudun. Ardından yurtdışı kapısı açıldı, Fransa'ya gittin. Yurtdışına gitmeyi aklına koymuşmuydun ? Yoksa tesadüfler mi seni yurtdışına götürdü?

TS: Ankara Devlet Opera ve Bales'si var. Beş devlet balesi var şuanda Türkiye'de. O seneki sınıf arkadaşlarımız çok özel sınıf arkadaşlarımızdı. Çok iyi dansçılar çıkmıştı o dönemlerde.

O dönem özel bir dönemmiş gerçekten de. Hepimiz birbirimize sorardık sen ne yapacaksın?

Sen ne yapacaksın?  diye. Ankara Devlet Opera Balesi'nde kadroda kalmak mümkün çünkü zaten orası size bir kapı açıyor ve iyi dansçısını korumak istiyor o dönemde .

Abilerimiz, ablalarımız vardı. Bir sene, iki sene olsada aramızdaki yaş farkı hep abi abla durmunu koruruz.

Ben şöyle bir şey  söyledim onlara "Ben yurtdışına gidip kendimi görmek istiyorum" Yıllar önce Polonya'lı hocaya sorduğum gibi. Bunun içinde en iyi gidilebilecek yerlerden birisi de Fransa.

Ondan önce ben sömestr tatilinde Viyana'ya gitmiştim, sınava girmiştim. Türkiye gibi zannedip bir ay öncesinden gidip operada derse girerim diye düşünmüştüm ama bana izin vermediler.

"Nasıl ders yapacağım" dedim. "O senin sorunun" dediler. "Opera binasının içini görebilir miyim?" "Göremezsin" dediler. 19 yaşındaydım ben o sırada.

Parkta koşarak antreman yapmaya çalışmıştım 1 ay boyunca.

Koşmak çok zararlı bize ama yapacağım başka bir şey yoktu.

Çok soğuktu.

Haştalanmıştım.

Sınava girdim, ilk sınavım bu benim , hepimize numaralar yapıştırdılar, girip girmeme konusunda tereddüt ettim. Çünkü  yüzlerce kişinin arasından iki kişi alacaklarmış.

Şöyle bir şey yapıyorlar; hepimizi diziyorlar , hocalar giriyor, bir kurul var, daha ders başlamadan  fiziğinize göre, yüzünüzün şekline göre elemeler başlıyor.

Orayı boşaltmak gerekiyor. En fazla yüz kişi sığabiliyoruz oraya.

Bir kez daha numaraları sıralıyor boşaltıyor.

Ben sonuna kadar kaldım. 15 kişi kaldık.

Sonuçları bekledik .

Akşam sonuçlar açıklandı.

Bizim dersten bir ben kalmışım , bir de akşam saatleri dersinden bir çocuk kalmış.İkimizede kazandınız dediler.

KANALTÜRK: Sen hiç  Viyana'ya gitmedin çalışmak için Paris'e gittin.

TS: Aynı zamanda Ankara Festivaline Fransız Genç Balesi gelmişti. Onlarda konservatuara uğradılar, bana bir kontrat teklifinde bulundular.

Benim için daha önemli bir yerdi Fransız Genç Balesi . Orada çalıştım ben 1 sene boyunca.

Çok önemli oldu çünkü Hong Kong'dan tutun her yere gittik. Benim için 19 yaşımdan 20 yaşıma kadar muazzam bir tecrübe oldu. Fransa Devlet Balesini kazandım ondan sonra.

KANALTÜRK: Fransa Devlet Balesi'ni kazanmanda çok ilginç. Fransa Devlet Balesi'ne Fransız olmayanı almıyorlar. Sen sınavlar Sebastian adı ile müracaat ediyorsun ve yine o kadar kalabalık başvuru içinde tek kazanan sen oluyorsun. Seninle konuştukları zaman hocalar birkaç kelimeden sonra Fransız olmadığını anlıyorlar ve bozuluyorlar sana. Sen yine Fransız Genç Balesi ile turneye gidiyorsun ve bir haber geliyor "Senin için yönetmelikleri değiştirdik, Fransız Devlet Balesi'ne kabul ettik. İlk kez bu bir yabancıya yapılıyor. Artık Fransız Devlet balesi'nde dans edeceksiniz" diye . Bu çok onur verici bir şey.

TS: İki tane arkadaşımızı vardı bizim, bir tanesine Bastian  diğerinede Seb  derdik biz karışmasın diye.  İkisinide çok severdim, çok iyi dansçılar.

İkisinin ismini söyledim Sebastian dedim. Ama bir şoka uğratmış olduk onlarıda .

Girmeside kolay değil ama o kadar çok kalabalık olunca arada kaynayabiliyorsunuz.

Ben oranın sınavınıda kazanabileceğimi tahmin etmedim. Sadece o sınavda bulunmak istemiştim ben. Çok üstün dansçılar orada.

Hong Kong'a gittiğimiz zaman bizim direktörümüzü Pierre Lacoste  "Küçük bir dansçınız var" diyor." Diğer taraftan da yanıt "Küçük değil, büyük dançımız" oluyor. Telefonu bana verdiler, benimde Fransızcam pek kuvvetli değildi  bana anlattı telefonu kapattı.

Ben de acaba doğru mu anladım diye tekrar bizim direktörümüze sordum .

Direktör ile samimi bir şekilde konuşmak mümkün değil, çok mesafeler vardır arada. "Sen statüyü değiştirtmişsin. Bundan sonra oraya gidebileceksin " dedi.

KANALTÜRK: Fransa'da baş dansçılığa yükseldin. 2500 temsil verdin. Fransa cumhurbaşkanı Şirak ve eşi seni sarayda kabul  etti ve Fransız vatandaşlığı ve ömür boyu kontrak ödülü ile onurlandırıldın. Bunlar çok güzel şeyler ama sen herşeyi bırakıp 1997 yılında Türkiye'ye vatanına döndün.

TS. Vatandaşlık konusunda bir açıklama getirmek istiyorum.

Ben talep etmeden vatandaşlık aldım. Çünkü o kadar çok turne yapılan bir ortamda her ne kadar Türk hükümeti o sıradaki kültür bakanlığı bir yazı yazmıştı bana "Türk hükümeti olarak, kültür bakanlığı olarak oradaki dansçımızın arkasındayız.

Gerekli vizelerin alınmasında kolaylık sağlanması" diye Fransızca ve İngilizce bir yazı hazırlamışalrdı bana.

Belirli yerlere gidiyorunuz, baş sançısınız ve vize almakta zorluk çekiyorsunuz.

Beraber çalıştığımız arkadaşlarımız bizim hiçbirimizin vize sorunu yok, seninle ilgili vize sorunu var.

Bazı yerlerde hızlı hareket edemiyoruz ben sonradan gidiyordum.

Bazı ülkelerin özellikle zorluk çıkardığı oluyordu. O yüzden bir vatandaşlık hediye ettiler gibi bir durum oluştu sırf bu sebepten dolayı belkide.

Neden geri döndüm? Çünkü bale çok kısa ömürlü olan bir meslek.

Ne yapacağınıza karar vermek zorundasınız. İki tane tercihim vardı: Ya kalıp bale hocası olmak , eser koymak ki aynı  company içinde olmak insanı bir süre sonra çok yoruyor. Ya da çeşitli şehirler vardır. Avrupa'da Paris'in dışında küçük şehirledir ama sahneleri vardır, toplulukları yoktur. Orada bir topluluk da kurmak mümkün olabilirdi.

Ben bir topluluk orada kuracağıma niye kendi ülkemde kurmayayım. Çünkü konservatuarda yatılı okul okuduğumuz için bir vefa duygusu da oluşuyor belki . Bir de özlüyorsunuz kendi ülkenizi.

Ben Türkiyeye döndüğüm zaman ilk kez yurtdışına çıkıyor gibi hissettim kendimi. 9 yıl hiç gelmedin neredeyse , birkaç festivalin dışında. Giderken alışveriş merkezleri yoktu, televizyon kanalları yoktu, özlediğim çok şey olmuş.

KANALTÜRK: Annenin yemeklerini çok özlediğini biliyorum.

TS: Özlenmez mi? Birde orada evlilik , ciddi bir ilişki oluşmadı çalışmak yüzünden . Oluşmayıncada bağlılığınız sadece mesleki anlamda oluyor. O zaman da bu bağlılığı Türkiye ile yapma arzusunda oluyorsunuz.

Ben de İstanbul'a geldim ve İstanbul Devlet Opera Balesi'nin   başdansçısı oldum.

Bir sene çalıştım.

Sayın Yekta Kurt Kara döneminde , çok destek olmuştur kendisi bana.

İyiki de yapmışım, iyiki de dönmüşüm diyorum.

Gerçekten yapmak istediğim birçok şeyi yapabilir hale geldim.

Kendi mesleğimizden bir televizyon kanalı aracılığı ile bahsedebiliyoruz.

Çok güzel bir şey.

KANALTÜRK: Bale dünyada 500 yıldır var. Türkiye'de 60. yılında bale. Fransa'dan döndüğün zaman 1998 yılında şöyle bir sözün var senin "Avrupa'da İsrail balesi biliniyor,  ama Türk balesinden söz edilmiyor" bugün durum nasıl?  aradan 12- 13 sene geçti.

TS: Uluslararası camiada bir Türk balesi'nin varlığı maalesef oluşamıyor.

Çok yetenekli gençlerimiz olsada ki, Kadir diye bir arkadaşımız var, neredeyse girdiği bütün yarışmalardan birincilik ödülü alıyor ama kadro sınavı açıldı ve  kadroya giremedi.

Kaçıracağız o nedenle bu çocuğu. Keşke kaçırmasa ve ona her imkanı sağlamış olsak.

Olağanüstü yetenekte, yaratıcı insanların olmasına rağmen maalesef uluslararası camiada bir balemiz yok.

Yunanistan diyoruz, klasikleşmiş eserlerden zorba var örneğin, bizde bu kadar kültür  beşiğinin içinde konuçlanmamıza rağmen ülke olarak , ön plana getirdiğimiz bir sanat eserimiz bu konuda oluşamıyor.

Belkide şöyle yapmak lazım, dünyada çok önemli oluşabilecek koreografların ,  buradan çıkacak eserleri yaratılması için her türlü mecranın sağlanması mı lazım?

Çeşitli yazarlar ile anlaşıp o ülke hakkında, Mısır uygarlığı hakkında sürekli kitaplar yazdırıyor.

KANALTÜRK: Sen bu konuda elinden geleni yapıyorsun. Okullar açmaya başladın. Şuanda kaç tane okul var, Anadolu  ve İstanbul'dakiler ile beraber?

TS: İstanbulda 3 okulumuz var, Ankara'da var, İzmir'de 2 okulumuz var, Diyarbakır'da var, Samsun'da var, Trabzonda var, Kayseri, Antep Mardin bayağı bir okul var. Saydığımız zaman 10 dan fazla okulumuz var.

KANALTÜRK:Yaklaşık kaç öğrenciniz var?

TS: Her okulda 150 -350 arası öğrenci sayısı var. Buda şu demek oluyor 250 ile 350 arası veli ve aile ile ilişkimiz var demektir. Bale eğitim süreci ciddi anlamda uzun oluncada büyük evlilikler demek oluyor bunun manası.

Bundan sonrada açılacak olan okullar var. Mesela; Bursa ve Eskişehir ayağı var, Van var.
Trabzonda okul açtığınız zaman  yakın çevrelerede hizmet ediyorsunuz demektir. Oradaki öğretmenleri yakın çevredeki şehirlere de götürüyorsunuz demektir.

Merkezler son derce önemli. Bunların vakıflaştırılması lazım. Buradan bir yetenek çıkıyor.

KANALTÜRK:Diyarbakır'da nasıl karşıladılar bale okulunu?

TS: Hiçbir yabancılık çekmedik. İstanbul'da bu sorular bize daha fazlasıyla geliyor. Biz orada açılan bir okula destek verdik, Zeliha Hanım bir okul açmıştı yıllar önce, biz o okula destek verdik .

Şöyle bir şey söyledi bana "Tan, sürekli geliyorsun bize isim hakkın lazım" "Kuğu Bale" idi  ismi, İsim hakkını verebilirmisin  dedi "Eğer siz bu isim hakkından yaralanacaksanız , buyrun kullanın isim hakkını" dedim.

İsim hakkını kullandırdık , ne zaman çağrılsak her zaman oraya gittik.

Benim fiilen gidip bale okulu açmak istediğim  bir yerdi.

Zeliha hanım açtı, kurulum aşamasındayken ben dahil oldum göreve, iyiki de kuruldu.

Çok konuşuldu, çok öğrenci kazandık, inşallah ilelebet sürer.

KANALTÜRK:Diyarbakır'da yaşlı bir adama sormuş televizyoncular, "Bale okulu için ne düşünüyor sunuz?" diye. "Bizim için uzaya gitmek gibi bir şey " demiş.

TS: Siyasetten çok anlamak istemem ben , konuşmak istediğim bir konu değildir hiçbir zmana ama biliyorsunuz Diyarbakır çok siyasi bir bölge.

Uluslararası bir çok insan İstanbul ve Ankara'ya  gelmeden önce çeşitli sebeplerden ötürü  Diyarbakır'a geldikleri zaman bu okul da Diyarbakırlılar tarafından hep gezdirildi.

Türk hükümetinin bu tip sanatsal yuvaları gerçekten prestij adına da kullabilmesi gerektiğini düşünüyorum.

KANAL TÜRK:Dizilerde oynadın, sunuculuk yaptın, jürilerde yer alıyorsun, okulların var. Bu kadar popüler ve faal olman senin camianda kıskançlıklar yaratıyor mu seninle ilgili?

TS: On yıl önce yaratıyordu çünkü normal bir durum değildi . O da benden kaynaklanan bir mesele değil.

Yıllar önce bir kuğu gölü yapıyoruz bir basın ilgisi oldu, o basın ilgisi beni çok mutlu etti. Fakat biz bunun 3 ay süreceğini düşündük, fakat 12. yıla girdik devam etmesi çok sevindirici.

Kendi mesleğim adına ben çok mutluyum bu konuda.

KANALTÜRK:Yaşadığın sağlık problemine gelirsek, 2007 yılında 14  Temmuz günü doğum gününde, doğduğundaki gibi yağmurlu bir günde Amerika'da  bir Türk profesörü tarafından açık kalp ameliyatı oldun. Ölüme yaklaştığını hissettin mi o ameliyata girmeden önce?

TS: Benim neden o kıliniğe gitmemden başlayayım. Murat Tuzcu bey özellikle anjio konusunda , kasıktan girilip kalpteki deliği tıkayan yeni  bir sistem konusunda uzman.

Dünyadaki uzmanlardan bir tanesi. Ben onun yanına gittim. Ameliyatı yapan Murat Tuzcu olmadı. Dr. Petersen oldu. Açık  kalp ameliyatını ben yapamam, o yapabilir dedi.

Bir kalp krizi geçirirsiniz, acil bir durumunuz olur, hastaneye gidersiniz hemen müdahale edilir bunun psikolojisi çok başka. Ameliyata gidiyor olmak tatile gidiyor gibi onun psikolojisi başka. Bunun için bir ön hazırlık süreci vardı.

Hatırlarsanız bir kanalımızda "Benimle Dans Eder misin" programını yapıyorduk. O zaman ben bu meseleden haberdardım.

Zaman zaman sahneye çıkıp toplu danslar yapıyorduk. Beni doktorum arıyor "Tan , senin bu kadar yoğun dans etmemem gerekiyor" diyordu.

Ben öyle danslar yapmak zorunda hhissediyordum ki kendimi ne çok yorucu, aynı zamanda da çok beğenilen.

Benim hayatımda en zorlandığım dönemdir o dönem. Ama kimsenin de haberi yoktu, buna annem ve babam da dahil.

Zor bir süreçti. Bunun psikolojik alıştırma sürecide var.

Hastalığım ani bir kalp krizi geçirtmiyor, zaman içinde yavaş yavaş  ömrünüzden yiyordu.  

Bir an önce ameliyatın olması gerekiyordu, bende oldum. İnsan korkmuyor değil.

Zor bir süreç

KANALTÜRK: Sonra karşına "Dünyada gördüğüm en güzel kadın "dediğin eşin çıktı. Onunla evlendin, bebeğin oldu. Hayat süprizlerle dolu. Peşpeşe ne olaylar yaşadın. Kızın 1 yaşında oldu mu?

TS: 11 aylık oldu şimdi. 6 Şubatta 1 yaşına basacak. Onunla yaşanıyor artık.

Ne kadar iş yaparsam yapayım, zaten okullara gitmek başlı başına yoğunluk her fırsatta onlarda yanımda. Beraber seyahat ediyoruz. Trabzonda'ki okulun açılışınıda Ada ile yaptım.

KANALTÜRK: Anne Alona Rus, sen Türksün. Anne Rusça konuşuyor, sen Türkçe konuşuyorsun Ada ile nasıl anlaşıyorsunuz? Ada hem Rusça hem Türkçe öğreniyor.

TS: İki dil birden öğrenecek. Keşke üç dört dil öğrense. Çok kitap aldım bu konu ile ilgili , kız çocuğu ile ilgili kitaplar aldım.

KANALTÜRK:Sen Rusça öğrendin mi?

TS: Çok zor. Mümkün olduğunca kelime kelime birşeyler öğrenmeye çalışıyorum.

KANALTÜRK:Eşin Türkçe öğreniyor mu?

TS: Türkçeyi Türk gibi konuşuyor. Kitaplarda şöyle bir şey söylüyor; çift dil öğretmek beyinde çift haznede birikim sağlar.

Dili insan ayrı kanallarda biriktirir. O yüzden karışıklık olmaz. Ada anlamaya başladı, Rusça birkaç şey söylediğim zaman gülüyor bana.

KANALTÜRK:Baba olmak hayatını nasıl değiştirdi?

TS: Allah herkese nasip etsin.

KANALTÜRK:Öncelikler değiştimi yaşamındaki

TS: Değişti. Bundan beş sene önce olsaydı zor olurdu.

Bir koreograf arıyor yurtdışından konuşmam lazım, çok hassas bir telefon , ya dans etmeye gideceğim ya da koreograf için  "Kucağında bebek var meşgulsun herhalde" diyor. "Evet, bebeğim kucağımda" diyorum. O beş yıl önce olsaydı çok fazla gelirdi bana.

KANALTÜRK:Ada'dan başka çocuk yapmayı düşünüyor musunuz?

TS: Evet.

KANALTÜRK:Bir tane de erkek olsun.

TS: Sağlıklı olsun  .

KANALTÜRK:Benim kayıvalidem sanatçıların hayatlarına çok meraklı. Ben konuk alacağım zaman bir gün öncesinden konuğun kim diye soruyor , söyleyincede bu soruyu da benim için sor diyor. Bir soruda senin için hazırladı :

"Sizi yıllardır ekrandan takip ediyor, beyefendi duruşunuzu, bilgili ve görgülü konuşmalarınızı takdirle izliyorum. Tan bey, benim sorum şu; dikkat ediyorum yaşınızdan daha genç ve sağlıklı görünüyorsunuz. Bunu nasıl sağlıyorsunuz? Saygılar"

TS: Dansçılar genellikle daha genç gösterirler, bale sanatçıları özellikle. Bütün yaşıtlarıma ben bakıyorum herkes 5-6 yaş daha genç gösteriyor kendi yaşından. Ben 41 yaşımdayım, hiç bilmeyen birisine sorduğum zaman 37 der.

Biraz disiplinli yaşamak belki. Çok fazla sigara tüketimi ve alkol tüketiminin olmaması. Sağlıklı beslenmek. Bir de kanalize olabilmek bir enerjiye. En önemliside bu bence. Hayatta ulaşmanız gereken bir yer var, çalışarak o yere varabilmek.

Dışarıda sakinsiniz diyorsunuz ya, orada pek sakinlik yok. Öylesine bir iç tempo var. Galiba bütün bunlar o insanı genç tutmak için yeterli.

KANALTÜRK: Herşeyden önce hayat boyu fit olmak zorundasınız değil mi? Sahnede o dansları, o figürleri yapabilmek için.

TS: O ameilyat döneminde kortizon aldığım bir dönem vardı, bayağı vücudu şişirmişti. Çok farkediyor, 3 kilo 5 kiloluk farklar insan yaşam kalitesinde çok fark ediyor.

KANALTÜRK:Bakalım sandığımızda ne var?

TS: Meşhur mavi kravatım.

KANALTÜRK:Bunun bir anısı var mı?

TS: Evet. Yıldız dansçı olduğum dönemde , biz genelde kravat takmayız ama bir ödül almıştım yıldız  dansçı olma ödülü , o zaman kravat takmak durumundaydım. Devlet makamı, kültür bakanı olacaktı

KANALTÜRK: Fransa'da ilk bu kravatını takmıştın. Çok anlamlı senin için ama müsaade edersen bir hayranına hediye edelim.

Benim bir anı defterim var, birkaç cümle yazarsan beni çok mutlu edersin.

TS: Her zaman anısı kalacak olan bir ortamda bulunmak, herkes gibi benide çok mutlu ediyor. Unutulmayacak bu  sucak söyleşi için çok teşekkürler. Sevgiler

.
.


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org