Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

TAN SAĞTÜRK Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

TAN SAĞTÜRK Türklider TV Programı
12.09.2007
Okunma Sayısı : 16722
Oy Sayısı : 8
Değerlendirme : 5
Popülarite : 4,52
Verdiğiniz Puan :
 

 

TAN SAĞTÜRK Türklider TV Programı
.
.
.
Ünlü bankacı Bülent Şenver ile bir televizyon programı yaptık. Gençler sorular sordu. Bülent bey ilginç oyunlar oynattı. Çok zevk aldığım bir program oldu. Sizlerle paylaşmak istedim.
.
.
Bu TV programını seyretmek istwrseniz lütfen tıklayın.    
.
.

TAN SAĞTÜRK Türklider TV Programı
Deşifresi
.
.
Tan Sağtürk (TS)
Bülent Şenver (BŞ)
.
.

BŞ: Türklider programına hoşgeldiniz. Türkiye'nin genç liderlere ihtiyacı var. Her alanda , her konuda genç lider yetiştirmeliyiz. Genç liderleri yetiştirmek ise hepimizin sorumluluğu. Gençlere el vermeliyiz. Gençlerin önünü açmalıyız. Gençlerle tecrübelerimizi, birikimlerimizi paylaşmalıyız.  Gençlere örnek olmalıyız. Bu programda gençlere örnek olmuş bir Türklideri konuk olarak stüdyomuza çağırıyoruz. Ve onunla tecrübelerini, birikimlerini paylaşıyoruz. Bu programdaki Türklider konuğumuz Sayın Tan Sağtürk. Hoşgeldiniz.

TS: Hoşbulduk.

BŞ: Biz sizi Türklider seçtik. Sizi bale sanatına gösterdiğiniz ilgi, yakınlık ve de Türk gençlerinin bale ve sanata karşı sevgilerinin artması, onların eğitilmesinin sağlanması için yaptığınız çabalar nedeni ile sizi Türklider seçtik. Sizinle ilgili kısa bir kaset hazırladık. Hep birlikte önce o kaset izleyelim. Türklider Tan Sağtürk sizin özgeçmişiniz hakikaten bazı önemli kilometre taşlarıyla dolu. Baktım ki onların bir tanesi benim çok dikkatimi çekti. Fransa'da siz Fransa Kültür Bakanlığı'nın bir kanun değiştirmesine sebep olan insansınız. Bir Türk Fransız Kültür Bakanlığı'nın kanun değiştirmesine neden olan ve bir ayrıcalık yapabilmek için, böyle bir kanunu değiştirmelerine neden olan bir kişisiniz. Nedir bu değişiklik? Niçin değiştirdiler?  Sizde ne gördüler ki Fransa kanununu değiştirdi.?

TS: Şimdi Bir Türk olarak değerlendirmemek lazım. Bir yabancı. Fransanın dışında bir yabancı . Çok milliyetçi bir yapıya sahip olan bir ülke biliyorsunuz Fransa. Bizde çok gençtik o dönemde. Devlet konsevatuvardan yeni ayrılmış Fransız genç balesine  girmiştik. Fransız genç balesi ardından Fransız devlet balesine  girmek üzere sınavlarına girmiştik. Ancak o milliyetçi yapısından pek taviz vermediği için bugüne kadar Fransa kendi bünyesine yabancıları kabul etmiyordu. Diyordu ki bizim sanatçılarımız sadece Fransızlardan oluşmalı. Pierre Locaste vardı o dönemde. Sınavlarına girdim. O sınavlara sadece kendimi tartmak, nerede olduğumu bilebilmek için bir şekilde girmiş bulundum. Ancak Fransız genç balesine geri döndüğümde Fransız devlet balesi, kültür bakanlığı tarafından statünün değiştirildiğini ve Fransız devlet balesine benin alınabileceğimi belirttiler bana. Tabii çok onur verici bir şey bu. Güzel bir yerden başladığınızı düşünüyorum sizin. Güzel bir soruyla başladınız çünkü Türkiyede'de biz bu işi sevdirmeye, insanlara tanıtmaya, insanların en azından böyle bir şeyde var, diyebilmesine vesile olmaya çalışıyoruz. Elbetteki oradaki direktörler, sanat ortamındaki insanlar böylesine piramitin üst tarfındaki bir sanat kurumuna bir kişiyi statüyü değiştirerek, kültür bakanlığının statüyü değiştirmesiyle sokuyorlarsa eğer elbetteki bu bir sanatçıyı bale sanatçısı olarak konuşalım ayaklarını iki defa iyi çırpıyor , çok iyi zıplıyor diye herhalde olmaz.

BŞ: Hemde 500 tane deneyimli sanatçı arasından sizi alabilmek için değişiklik yapıldı.

TS: Yapıldı o dönemde . Şimdi ben düşünüyorum tabii yaş birazcık daha ilerledikçe birazcık daha yukarıdan da kendimi izleme imkanına sahip olabiliyorum tabii geçmişimle ilgili. Ben zannediyorum ki bir yorum bir fikir adamı bir ileriye dönük bir potansiyel aldı kendi bünyesine. Zararlıda çıkmadı Fransa devlet balesi bununla. . Şanslılarda aslında bu kararı aldıkları için . Bende onların bu tercihlerini ve fikirlerini suistimal etmedim bugüne kadar. Dolayısıyla çok uzun seneler beraber  çalıştık ve bu günlere kadar geldik.

BŞ: Yine Fransız devleti kendi ülkesinde sadece ve sadece 15 dansçıya verdiği bir imtiyaz var. Bu imtiyazda ömür boyu kontrat imzalama imtiyazı . Siz bunu alan ilk ve tek Türkmüsünüz?

TS: Evet. İlk 15 kişiden bir tanesiyim aslında. Öyle  söylemek lazım. Ben orada ayyıldız taşıyorum. Yurtdışına giden herkes gibi. İnsan kendi toprağını mutlaka ki çok özlüyor. Bu yer bize burnumuzda tütüyor. Ama sanat ortamında ülkelerle sınırlamak son derece yanlış olduğu için  kendinizi daha çok onlardan yada değil diye kabul ettiyseniz  verdiğiniz diye bakmaksızın. Dolayısıyla 15 kişiden bir taneside oldum . Fransız devlet balesine giripte 15 kişiye kontratın sahibi olarak. Bunu şöyle değerlendirdiler hemen onuda söylemek lazım. Bu bir futbol takımı gibi kocaman bir ekibimiz var. En iyi şekilde böyle anlaşıldığı için hep bundan örnek veriyorum. Kusura bakmasın kimse yine. Futbol takımı olduğu için yan  yana gelerek, potansiyeli kimin daha iyiyse onu alalım. Diğerlerini de atalım. Kötü adamları atalım, iyi adamları alalım. Her sene değişiyor. Fakat şunu düşünmeye başladır; bu adamlar  yıllardır bizim için emek sarfeden emektarlar, emektar sanatçılar. Onların bütün fikirlerinden ve yaptıklarından ve yapacaklarından biz yararlanmalıyız. Onları bir şekilde onure etmeliyiz. Bunu hemen söylemek lazım. Fransız hükümeti tarafından olmadı bu. Şirak hükümeti sırasında oldu. Onuda bir parantez olarak geçiyim. 15 kişi belirlendi. İlk önce bu 10 kişiydi. 15 kişiye doğru çıkaralım diye düşünüldü. 15 kişiden sonra bende pek tahmin etmiyordum. Gerçi Fransızdevlet balesinde başoyuncu olarak dans eden birisi olarak böyle bir süprizle karşılaşmak . Ardından da hemen şunu söylemek lazım . Sarayıda onurlandırıldık. O sırada da bana talep etmediğim halde Fransız vatandaşlığı verildi. Bu da aslında bir sanatçıya bir ülkenin sahip çıkması. Buna bakmak lazım. Ben tabiki ne kadar Fransız vatandaşı olsamda bunu her yerdede söyleyeceğim, sonuçta sonradan Fransız vatandaşıyım. Benim köküm  neresi? Annem , babam nerede? Ben nerede doğdum ve doydum? Elbetteki buralarda büyüdük biz. Onu çok çok iyi biliyoruz ve idrak ediyoruz. Bir Türkiye ve Fransa milli maçında elbette ki tutacağımız takım çok belli hepimizin. Ama sonuçta bir ülkenin sahip çıkması, bizim de onlara fazlasıyla yararlı olmamıza sağladı. Bizi alkışladı aslında bir şekilde. Evet doğru yoldasın, doğru şeyler yapıyorsun, alkışlıyoruz dedi Ve bundan da bir şey kaybetmiş olmadı.

BŞ: Siz Türkiye'ye döndünüz ve Türkiye'de baleyi sevdirmek, öğretmen , dansı  gençlerimize kazandırabilmek içinde şimdi eğitimini vermeye başladınız.  Ben bakıyorum bunun İstanbul, İzmir, Ankara değil siz Samsuna gittiniz, Diyarbakır'da okul açtınız, Mardin'e kadar okullarınız var. Bu illerimizdeki gençlerimizde  bu konuya ilgi duymaya başladılar.  Bizim gençlerimiz size o kadar çok soru sormak istemişler ki , ister istemez o sorulardan seçmek zorunda kaldım. Hepsi çok güzel bunlardan bir tanesi sizin hayatta yaşadığınız zorlukları anlayabilmek için. Bir çok zorluktan geçiyorsunuz. Bu zorlukları anlamak için  sorulmuş bir soru . Bu soruyu  Eda Çimen soracak.

EDA ÇİMEN. Ben Eda Çimen. Kültür üniversitesi işletme 2. sınıf öğrencisiyim. Sayın Tan Sağtürk mesleğini başarıyla yapmış olan insaları Türk toplumunda akışlayacakları yerine tam tersi olur. Başarılarını kıskanırlar. Başarılı olmaması için ayağından bile çekerler. Sizde mesleğinizde başarılı olmuş bir kişisiniz. Tabii ki sizinde muhakkak hayatınızda birtakım zorluklar yaşamışsınızdır . Bu zorluklardan bir takımını bizimle paylaşır  mısınız?

TA: Tabii . Ben burada durupta arkadaşlarıma hiçbir zaman öğüt verecek değilim. Çünkü gün ve gün belirleniyor bütün herşey hayatımızda ilgili. Pat diye bir deprem  oluyor bütün hayatınız değişiyor. Sonuçta çok stabil bir durum Türkiye gibi bir ülkede özellikle ekonomik krizler oluyor. Ama şöyle bir şeyde var. Türkiye'ye ilk geldiğim zaman İstanbul Devlet opera balesinde baş dançı oldum ve dans etmeye başladım. O dönemde hadi ismini vermeyeyim çok saygı duyduğumuz bir kültür adamı bana şunu söyledi. Senin dedi fıkradan haberin var mı? Dediki cehennem de çeşitli çukurlar varmış dedi. O çukurlar çeşitli toplumların çukurlarıymış dedi. Bütün çukurların başında bir tane zebani beklermiş dedi. Çıkanın kafasına vurup tekrar içeriye sokmak için. Ama bir çukurun başında hiçbir şey yok. O da Türk toplumuymuş dedi. Tabii bekledi benden orada neden zebani yok diye. Çünkü zaten çıkmaya kalksa alttan çekilecek.  Ben bunu anlamamıştım ilk baştan. Bu kadar da değil. Dokuz yıl hiç gelmemiştim kendi ülkeme. Dokuz yıl hiç uğramadım. Bu kadar da değil diye belki düşünürken görüyorum ki böyle bir durum var. Ama böyle bir durum organize olamayan bütün ülkelerde de var. Sadece Türkiye değil bir çok ülkede . Biz hep örnek gördüğümüz ülkeler bizim ekonomik düzeyi en verimli ülkeler. Amerika gibi Avrupa'da çeşitli ülkeler gibi. En son Avrupa topluluğuna girmeye çalışıyoruz. Aman taviz vermeyelim şunlar bunlar. Örnek aldığımız ülkeler kültür sanat adına belkide, ekonomi adına belkide. Ondan oluyor. Organize olmakta yarar olduğunu görüyorum ben.  Çünkü hemen bunuda bir örnekle veriyim. Yurtdışına gittiğim zaman  okuyan bir arkadaşım vardı. Aynı zamanda psikolog yada psikiyatri okuyordu o dönemde. Uzun süreler Türkiye'ye dönmediğim için  ona sordum nasıl dedim Türkiye? Nasıl değişmiş? Ben çıktığım zaman tek kanal vardı çünkü. TRT1 vardı. TRT2 bile yoktu. Nasıl olmuş? İnsanları nasıl? Tanıyamıyorum unuttum bir çoğunu. Kokusunu unuttum gibi. Ben psikoloğum biliyorsun dedi. Kendi mesleğimle ilgili bir örnek vereceğim. Türkiye kocaman bir tımarhane olmuş dedi. Bunuda anlamakta güçlük çekiyor insan. Neden? Ben ayyıldızla  daha çok milliyetçiyiz şu anda çok özlemle anıyorum. Sadece bilirsin deliler organize olmayı bilmezler. Zannediyorum en büyük sorunlarımızdan bir tanesi bizim organizasyon sorunu. Elbetteki bunu gençler olarak organize etmemiz çok çok güç. Herkes bireysel olarak çabalarla belirli yerlere gelmeye çalışıyor. Ve dikkat ederseniz çeşitli meslekler oluşamamış. Mesleğinde derinliğine spesifik bir şekilde gidebilmek  gerçekten çok güç olmuş.  Benim en büyük karşılaştığım zorlukta işte burada demek lazım. Biraz uzatıyorum ama bu şekilde bir anlatım herhalde çok daha doğru. Kendi mesleğimde herhalde derinliğine gidebilmek için çok büyük acılar çektim. Çok büyük çabalar sarfetmem gerekti. Örneğin size kısa bir örnek vereceğim. Benim hayatımda en çok zevkle yaptığım işlerden birtanesi ikinci bahardı. İkinci bahar'dan sonra çeşitli teklifler geldi. Onları reddetmek bile zor. Emin olun. Çünkü onların haftalık bir kazancı var. Bir bale sanatçısı için hayır diyorsunuz ben Diyarbakır'daki okula gideceğim . Bunu insanların anlaması çok çok zor. Bunu bana yakıştırmalarıda çok çok zor. Çünkü genç  bir adamım. Altmış yaşına gelsem eyvallah derlerdi. O zaman çeşitli ikilemler doğuyor. Hocam gibi görebilen insanların  sayısı pek fazla olamıyor. Dolayısylada insanlara anlatmakta ben zaman kaybı olarak görüyorum. Neden anlatayım ben bunları? İşte bu vesile ile ben anlatabiliyorum ancak bunları. Keşke derinliğine insanların mesleklerine gidebileceği imkanlar sunulmuş olsaydı. Başka meslekler yapmak zorunda kalmasalardı. Herkes kendi mesleğinde konusuna sahip, derinliğine gidebileceği  zamanı ve parayı bulabilseydi. Ama böyle bir ülkede yaşıyoruz. Kendi ülkemizide çok seviyoruz . Bu tarafa doğru biz gençler olarak bunu yaşatmak ve götürmek zorundayız. Bilmiyorum içinizden belki bazıları sanatçı olacak .

BŞ: Tam bu sözün üzerine galiba baleye merak duyan bir gencimiz var ki, meslekle ilgili size bir soru sormak istemiş. Bale yapmakla ilgili ve bu sanatı daha iyi  nasıl yapabiliriz diye o soruyu da Dilek Akyürek soracak. Bilmiyorum Dilek Balerin olacak mı ama?

DİLEK AKYÜREK: Dilek Akyürek İşletme 2. sınıf öğrencisiyim. Benim sorum söyle balerin yada balet olmak isteyen bir genç başarılı olabilmek için sizin yanınıza gelirse ona başarının ipuçlarını vermek istediğinizde hap gibi yutabaileceği, yada kulağına küpe olabileceği  ne gibi öğütler veririsiniz?

TS: Zor bi rsoru. Sorumluluk veriyorsunuz bana. İlk önce ben şunu söylüyorum gerçekten güzel ve zor sorular bunlar. Biliyorsunuz ufak ufak çocuklarda geliyor .Onların zekalarınını verdikleri cevaplar değil sordukları sorulardan buluyoruz daha çok. Teşekkür ediyorum o yüzden. İlk bize gelen insanlara, çocuklara ve velilere şunu şöylüyoruz. Haftanın, bale okullarında haftanın iki saatinde ders verebiliyoruz. Çünkü bunlar kurs niteliğinde olabiliyor. Yoksa konservatuvar yapmamız gerekiyor. Biliyorsunuz konservatuvarda Türkiye'de bale konusunda henüz oluşmuş değil.  Haftanın iki saatiyle biz çocuklarınızı balerin yapamayız diyoruz. Şimdi anne alıyor geliyor çocuğunu balerin yapamam diyorsun ona. İlk önce şunu bilmek lazım. Ne dediğimizi çok iyi bilen insanlar olmalıyız. Ne dediğimizi aktarabilen insanlarda olmalıyız. Ve en önemlisi samimi olmalıyız. Benim şu anki cümlelerim beş yıl sonra benim karşıma kötü bir şekilde de dönebilir. Samimi olmazsam eğer. Buradan öğüt derken elbetteki çocuk çok yetenekli ise eğer. Büyük bir ihtimalle çocuk yapmasın baleyi zaten . Benim mesleğimde ilerde bunu taşıyabilecek bir insan yapabilsin . Ben çok değer veriyorum. 35 yaşına gelmiş bir insan olarak çok özelime girer evlenmedim bu güne kadar. Böyle bir yapı oluşamadı bir türlü. Ben güle güle diyorum doğuya gidiyorum. Dans ediyoruz ve sürekli ağlarcasına kendi mesleğimizin verimi, güzelliği ile ilgili konuşmayı seçen insanlar olduk biz. Dolayısıyla bizim gibi olabilsinler en az. O zaman gelen insana sen bunu yapmadır ilk öğüdüm. Sen bu işe girme. Bulaşma. Ama o derseki ben bunu yapamazsam ölürüm , o zaman bizim yanımızda olacak işte. Belki çok ağır konuşmalar bunlar ama genel reel günlük hayattada  aynısını uygulayabiliyoruz ve emin olun çok free değil.

BŞ: İş olsun, hobi olsun diye değilde diyorsunuz. Gönül verebiliyorsa bu iş için ölürüm diyebiliyorsa, sizin meslekte ilerleyebilir yoksa sadece bilgi sahibi olur. Değilmi onu hobi gibi belki birazcık yapabilir. Ama meslek olarak seçemeyebilir. Eğer uğrunda ölemeyecekse.

TS: Hocam şunu söylemek lazım. Ayağı yere basan veliler gerekiyor bana. Bu sadece bana değil tabiki benim temsil ettiğim sanatçı arkadaşlarım içinde. Sanat ortamları içinde beş tane devlet balemiz var. Bir sürü, bir çok kadromuz var. İnsanların çoğu deli gibi çalışıyor. Ve bunlar sanatçı olarak uçmak. Saçlarını dağıtmak zorundalar. Ama ayakları yere basarak. Bu çocuklarıda bizim yetiştirmemiz gerekiyor şimdi. Devlet konservatuarları bu işe yarıyor. İyikide varlar. Çok saygı duyduğumuz insanlarla beraber her şey kötü değil çok iyimser şeylerde elbetteki oluyor. İyiki çağırdınız beni hocam. Bunlar , çok sık ve kolayca konuşabileceğimiz ortamlar oluşmuyor. Sadece konferanslarda konuşabiliyoruz. Televizyon programları belirli bir hızın temsilcisi oluyor.

BŞ: Birde şu çok dikkatimi çekti. Tanımlarken çok güzel ve çarpıcı bir söz söylediniz. Bana ayağı yere basan veliler gerekiyor dediniz. Şimdi zor bir soru var bu futbolcularla ilgili . Onların ayağı yere basıyormu? Nedir? Bilmiyorum ama gençlerimiz o kadar çok soralım, soralım dediler ki Tuğçe Abay bu konuda size bir şey sormak istiyor.

TUĞÇE ABAY: Ben Tuğçe Abay. İstanbul  Kültür üniversitesi işletme bölümü  1. sınıf öğrencisiyim. Biz sizi son zamanlarda gerek gazetelerde, gerek televizyonlarda futbolcularla ilgili  söylemleriniz ile gündeme geldiniz. Bu konudaki görüşlerinizi birinci ağızdan olarak almak istiyoruz.

TS: Teşekkür ederim. İlk önce seviyeli tonunuz için teşekkür ederim. Çünkü bu cümlenin kuruluş biçimi sizin çok seviyesiz duruma düşürebilecek bir soruydu. Bunu siz seviyeli hale getirdiniz. İlk önce böyle bir şey oluştu bir anda. Bir anda ne oluyoruz oldum bende. Ve benim Tan'ın bir bildiği vardır bu lafı dediyse, yada bu lafı etmemiştir diyen arkadaşlarıma sonsuz teşekkürler ederim ilk önce. Tanımaya çalışmışlar bu ülkenin  anastasını diye diyorum. Bir Tan Sağtürk varmış bir şeyler yapıyor, yakışıklı adammış kıskanıyoruz çocuklarımızı, kızlarımızla mı çıkıyor böyle bir ağızla değilde. Evet bu adam sürekli bir şeyler çaba sarfediyor. Bir laf etmiş, düşünerek etmiştir herhalde yada bu lafı hiç etmemiştir Tan diyenlere teşekkür ediyorum. Çünkü bu lafı ben etmedim.

BŞ. Bu gayet net bir cevap oldu.

TS: Şöyle bir şey oldu bir konferansta aynı bu şekilde . Çokta güzel bir konferanstı. Çünkü istediğniz yerlere doğru çıkarıp konferansı  sonuçta bir  enerji oluşturabiliyoruz. Ben  bunu biliyorum . Dans ettiğim kadar yapamıyorum bunu ama kendi  mesleğimin dışına çıkmazsam bir  şekilde oluşuyor.  Bir soru geldi dediler ki;  Bayağı da kalabalıktı Ankara'da Sayın Ömür Uyanık'la beraber Ankara Çocuk bale başkanı benim ortağım. Manevi arkadaşım. Yanımda oturuyor ve konuşuyoruz. Biz heyecandan bahsederken bir doru geldi. Dedilerki; Türkiye'de gerçekten bu mesleği  yapmak güç. Biraz böyle homoseksüel mesleği gibi görünen bir meslek. Erkek çocuklarınızı siz oraya kazandırmakta güçlükler çekmiyor musunuz? Sizin mesleğiniz öyle gözüküyor dedi bana. Bu iyi niyetli bir soruydu yine. Bende dedimki her mesleğin bu kadar bilinmediği için  çok bilinen mesleklerle anlatıyorum. Mesela konferansa gidiyoruz daha çok avukat adayları var, hukuk öğrencileri var, onların melsekleriyle benzer yanlarını yan yana getirerek kendi mesleğimi anlatmaya çalışıyorum Ne yapabilirirm ki hocam daha farklı. Ama genel karışık bir şüpheyse o bilinen çok fazla bir şey var Türkiye'de futbol. Futbolun disiplinini alıyorum buna benzetiyorum . Sakatlıklarını alıyorum buna benzetiyorum. Ve bir gün öncede yine ondan bahsediyorduk biz. Deminde bahsettik hatta çünkü çok biliniyor. Dedimki benim mesleğimde de , bir kere bu mesleği bir şekilde karalamak yanlış bir şey. Çünkü bizim mesleğimizde bu sayıyla ön plana gelen sayı gerçekten çok az. Evli insanlar var, çocukları var, onlar konservatuvara gönderiliyor. Yüzdeye vurduğunuz zaman en sert erkek mesleği gibi gözüken mesleklerde de bu sayının pek fazla olduğunu düşünmüyorum dedim. İnsanın olduğu yerde böyle bir şey konuşulabilinir mi?  Mutlaka bu dağılım aşağı yukarı eşittir. Ben dedim yine futboldan örnek veriyordum. Aynı zamanda futbolcular,bezbolcular,ralliciler en sert erkek meslekleri gibi görünen mesleklerden örnek veriyorum. O sırada ertesi gün gazetede şöyle bir şey çıktı. Futbolcularda eşcinseller bizden daha fazla. Benim böyle bir cümleyi edebilmeme imkan yok. Ağzımdan böyle bir şey belki böyle çıkar . Uyurken falan çıkabilir. Ya da alkol oranı çok artmışsa çıkabilir. Ama inanın ki konferanstaydık öğlen vakti , çok şükür ki bale yapıyorum alkolle uzaktan yakından ilgim yok . Doğal olarak ta böyle bir karışıklık oldu.  Bu karışıklık ne cevap verirsem vereyim benim elime bulaşabilirdi. Çekilmeyi yeğledim. Dikkat ederseniz pek göremediniz beni ortalarda. Bakalım dedim seviye nasıl olacak? Çünkü bugüne kadar böylesine bir ithamla karşı karşıya kalmış bale camiasınınfiziki ve duruşu  kaliteliydi. Sert cevaplar vermedik. Bizde kalabalığız. Bizimde bacaklarımız kuvvetli. Kollarımızda kuvvetli. Erkek gibi adamlarımız var içeride. Konservatuvar okudular diye suç işlemediler. Bale sanatı yapıyor diye hiç suç işliyor değiller. Ama bir fark oluşmuş oldu. Bunuda görmüş olmak benim kendi camiamda bulunduğum için gurur duymama sebep.

BŞ: Gençlerden son bir soru almak istiyorum. O şansı gençlerimiz kullansın diye . Sizden anı bekliyorlar. Sizden anı bekleyen genç Turgay Zeze. Sorunu sorar mısın Turgay.

TURGAY  ZEZE: Turgay Zeze İstanbul  Kültür üniversitesi işletme son sınıf öğrenciyim. Her insanın hayatında yaşadığı sevinçli ve üzücü anları vardır. Sizinde bizimle paylaşmak istediğiniz, hayatınızda yer ettiğine inandığınız,  üzücü ve sevinçli anınızı paylaşırmısınız?

TS: Tabii. Anılar bizde çok. Çünkü sahneye çıkıyorsunuz, perdeyi açıyorsunuz, aşağı yukarı 80 tane dansçı dans ediyor, birde orkestra var aşağıda Senfoni orkestrası. Birde koro oluyor genellikle. Oluyor yada olmuyor. Sahnede 150 kişiye yakın insan oluyor. Perde açılıyor. Bütün kadınlar channel  5 lerini kullanıyorlar, geliyorlar. Beyaz geceler rüyası. Bizde onların prensleri oluyoruz. Böyle bir fantastik dünyamız oluyor. Çok anı var. Bir tanesini anlatayım. O da çok keyifli. Skala İtalya 'da Milano balesinde  dans ediyoruz. Orası da çok görkemli bir opera binası. Düşünün . Herkes bir yıl öncesinden almış biletlerini. Yıllar öncesinden tükeniyor biletler. Gelmişler etmişler falan. Bizde İtalya'a gittik Fransız balesi olarak. Dans ediyoruz. Bütün kordo bale yani bütün kordo dansçıları arkada duruyuor. Hazır bekliyorlar. İçeriye bir yarasa girmiş. Yarasa yanımızdan teet geçti. Sesini, rüzgarını duyuyorsunuz. Fakat gelen bütün ışıklardan seyirciler de o yarasayı görmüyor. Ama tam çarpacakken bütün balerinler kafalarını çekmek zorunda kalmışlar. Ertesi gün  tikli Fransız devlet balesi diye çıkıyor gazetelerde . Bunun gibi çok fazla anı var aslında. Anlatıpta bizde gülüyoruz sahnede. Bir tane daha var. 18. yüzyılda gölge diye bir eser yapıyoruz. Üç perdelik klasik bir eser. Su içiyoruz kenarda . Bol bol su içmemiz gerekiyor. Çok su tüketiyoruz ve zayıflıyoruz her gösteride. Arkadaşlardan bir tanesi git sen tam kulisin kenarında koca sahne pet şişeyi koy. Bizim sahnelerde hep eyimli sahnelerdir.  Bir tek İstanbul AKM'de düz ama yurtdışındakiler hep eyimlidir. Pet şişe dönerek yavaş yavaş sanki uzaktan kumandalı gibi ortaya kadar gel. Şimdi 18. yüzyıl eseri, koca eser, milyon dolarlık prodüksiyon pet şişe ortada. Bittik. Bırakın bizim karizmamızı her şey bitti. Ben dans ederken şişeyi atıyım derken arkada figüranlar var, figürasyon kadrosuda var. Ben atıyım derken figüranlardan bir tanesi cürretle geldi bir tekme vurdu uçurdu şişeyi. Artık seyircimi vardı? Ne vardı orada? Gülmekten de eser kalmadı. Bunun gibi pek çok hikaye var.

BŞ: Türklider Tan Sağtürk , ben şimdi size daha önceden göndermiş olduğum 34 tane değer var . Hep diyoruz acaba Türkiye'de değerlerimizi kaybediyor muyuz? Biz gençlere değerlerimizi kaybetmediğimizi göstermek için, bu değerler arsında hangileri bizim için değerli olduğunu göstermek için size dedimki: bu 34 tane değer arasından sizin başarınızda ve sizin hayatınızda önemli olan 6 tane değeri seçermisiniz dedim. Ve sizde bana bu altı değeri seçtiniz. Şimdi bu altı değeri okuyorum. 1) Sorumluluk, 2) Girişimcilik, 3)Verimlilik, 4)Çevreyi korumak, 5)Mutluluk,Neşe  6)Cesaret.  Diye böyle bir değerler arasından seçim yaptınız. Şimdi ben ondan sonra size daha da zor soru sordum. Dedim ki bu altıyı, üçe indirirseniz  bir başka dünnyaya siz gidiyor olsanız ama orada yaşamanız devam edecek olsa bu altının içinde üç değeri oraya götürebileceksiniz  desek hangi değerleri birlikte götürürsünüz? Ve siz şu üç değeri götürdünüz. 1) Girişimciliği götürdünüz.  2)Verimliliği götürdünüz, 3) Çevreyi korumayı götürdünüz. Şimdi size soracağım niçin diye. Ben birer cümleyle niçin olduğunu gençlerimize anlatmanızı isteyeceğim. Girişimcilik değerini birinci seçtiniz . Niçin girişimcilik?

TS: Tabii aslında oardaki bütün değerler hepsi değer. Elbetteki ayırabilmek gerçekten güç ama sıkıştırarak onları bir şeylere soktuk. Onları anlatmak lazım neden bunlar. Şimdi şöyle düşünmek lazım Tanrı bir şekilde bizim varlığımızı sağlıyor. Annemiz babamız birleşiyor ve biz oluyoruz. Bizden beklenilen tek şey bir şeyler yapmaya çalışmak , hayat için bir şeyler bırakabilmek en azından. Biz bunu küçültüp iyice burada yaptığımız gibi çocuklarımız için diyoruz. Yani ev alsakta, araba alsakta onlar için kalsın. Kendimizi düşünmez hale geliyoruz. Ama aslında bütün her şeyin en küçük parçası aileyse , biraz daha genişletsek dünya için bırakıyorsun aslında. Bırakın çocuğumuzu , dünya için oluyor. Girişimcilikte  oturmak değil bir şeyler için uğraşmak. Girişimciliğe gelirken ilk önce düşünmek lazım. Ne yapmam gerekiyor? Nerede durmam gerekiyor? Sevdiğim bir mesleği mi yapıyorum? Benim anlayabilmem gerçekten zor bir insanın sevmediği bir mesleği yapmış olmak.. Ve böyle çok insan var gerçekten de para kazanmak adına  kendi hayatına bakabilmek adına, çok hoşlanmadığı ve haz duymadığı işleri yapıyor insanlar. Bunu ben 8 yaşımdan beri kendi mesleğimi yapmaya çalışan birisi olarak ki 35-36 yaşındayım artık anlamakta güçlük çekiyorum. Dolayısıyla girişimcilik bizim hedeflediğimiz herşeye girebileceğimiz son nokta.

BŞ: Peki niye verimlilik?

TS: Eğer biz bir fidan dikipte, ağaç haline getiripte ondan meyva alamazsak bütün motivasyonumuz  efsaneye  dönüverir.  Tırmanıp tırmanıp geri dönmek gibi. Bu tekrar tekrar yeni girişimcilikler için, yeni hedefler için, yeni umutlar için  verimlilik sağlanmadığı sürece  demotivasyon olduğu için yani motivasyonumuzu belirleyemediğimiz, gücümüzü azaltır diye düşünüyorum . O yüzden de verimlilik şart.

BŞ: Hemen oradan çevreyi korumak. Niçin?

TS: Bütün iki şey aslında dünya adına yaptığımız her şey ama dahada küçültürsek bir hesap sonrası egosantrik bir durum. Kendimiz için yapıyoruz. Girişimcilik, verimlilik. Biz dediğim gibi iyice küçülttük çocuklarımız için dedik. Dünya için diyemiyoruz hiçbir zaman böyle bir şey söylemeyi cürret bile etmiyoruz. Neden etmiyoruz? Bu bir oğlun babasına veya annesine seni seviyorum demesine utanması gibi bir şey. Çoğumuz öyle seni seviyorum demeye utanıyoruz. Dünya için bir şey yapıyorum, yok çok abartılı. Bütün bunları yaparken elbetteki bir şey adına yapabildiğimiz , sığınabildiğimiz bir antiparantez , tırnak işareti kalmak zorunda. O da benim kaçış noktam.

BŞ: Şimdi bizim sanal proje kutumuz var. Her liderin herkesin bir projesi olması lazım. Liderlerinde projeleri vardır. Sanal yaptığımız proje kutumuza Türklider Tan Sağtürk'ten bir proje koymak istiyoruz takip edelim diye. Bu proje kutumuza Tan Sağtürk projesi olarak  hangi projeyi koyalım?

TS: Ben aşağı yukarı bir 15 yıldır, Türkiye geliş sebebimde budur çok insan bilmez. Bir amaç uğruna gittim hep. Hedeflerimi bir amaç uğruna hep yaptım. Ve zannediyorum ki bu konuda da tek bir amaç kaldı. Tek bir yer kaldı onuda dün yaptığımız toplantıda zannediyorum ki artık son noktalara doğru gidiyoruz.  Türk genç balesini kurmak. Bu benim cep telefonumun açılış cümlesidir 15 yıldır. Türk genç balesi kurulacak yazar. Umarım ki türkiye'nin ilk özel Profesyonel modern dans topluluğu , ilklerden birtanesi kurulmuş olsun. Bunun içinde çalışmak için çok güçlü arkadaşlarımız var. Türk genç balesi kurulursa, devlet balesi yanında bir güç daha oluşacak . Devlet balesine alternatif diyelim. İsterseniz yanında diyelim. Bir güç daha oluşacak . Bütün amacımız bu.

BŞ: Önünüzde bir kaset görüyorum. Sizin bir sürpriz kasediniz vardı . Ben size dedim ki ; gençlere mesaj vermek için bir sürpriz kaset hazırlar mısınız? Görüyorum ki bir sürpriz kaset hazırlamışsınız. O kasedinizi sizden alabilirmiyim? Yayına verip yayına hazırlansın diye. Biz bu kasedi yayına hazırlarken biraz ara verip reklamları izleyelim.

BŞ: Türklider programında Türklider Tan Sağtürk ile birlikteyiz. Kasediniz hazırlanmış yayına koyup hep birlikte izleyelim. Çok güzel bir  kaset haikakten adı gibi sürpriz. İnsan seyrettiği zaman acaba buradan ne mesaj verecek Tan Sağtürk diye bir anda hemen anlayamıyoruz. Bir santranç oynayan, sonra bir yogo görüyoruz orada. Daha sonra sırıkla bir atlama gördük. Daha sonrada bir golf oyunu gördük. Delik var deliğe sokulan bir top var. Bunlarla gençlerimize ne mesajları vermek istediniz?

TS: Gençlerimize değil belkide onların gelecek nesillerine. Genlerimiz artık biz yaşıt sayılırız. Elbetteki mesajlar kendi aramızda toplayıp belirlediğimiz mesajjlar oluyor. Bu mesajlar dinlenilmez ama bir yerde dursa iyi olur giib. Ben nasıl bir şey kurmak isterdim? Ben kendi çocuğuma ne öğüt vermek isterdim? Ne söylemek isterdim ? Gibi bir şeyler kurdum. Bunlardan bir tanesi ne yaparsan yap, yaptığın her işe sonuna kadar konsantre ol.

BŞ: Santranç konsantrasyonu gibi .

TS: Tamamen . Santranç onu gösteriyor. Ya da o işi hiç yapma. Yani eminsen sen o işi yapmaya tamamen onunla beraber. Evlilik gibi, birliktelik gibi. Ya başla yada hiç başlama. Yarım yamalak iş olmuyor hakikaten. Bunu da ben görüyorum bizimle beraber çalışan ismi lazım değil bir çok arkadaşta bunu görüyorum. Tamam o iş oldu bitti tamam diyor . Ben bakıyorum hiç itinalı yapılmamış. Bunu bazen bir inşaat ustasında da görüyorsunuz bir doktorda da görebiliyorsunuz. Bakın yıllar geçiyor , doktor dedim en son bir doktor  eğer kendi işinde bir cerrah  çok ustaysa bu tamammen onun zekasıyla beraber konsantre olabilmesinden kaynaklanıyor. Dikkatli oluyor çünkü kaçırmıyor bir takım şeyleri . Bu ikinci mesaj olarak ta şöyle bir şey alabiliriz. Bu yüksek atlamalı, engel atlamalı. Önüne çıkabilecek her engel işin için kullanılabilecek bir kuvvet olabilir.  Bunu hiç aklından çıkarma . Bir yere doğru giderken herşey güllük gülüstanlık değil. Bir şey izliyorum ben Türkiye'de baleyi tanıtalım. Al başına belayı. Oradan bir şey çekilir, sizi dediğiniz gibi kıskançlıklar olabilir. İnsana sormuşlar insanı seviyormusun diye hayır demiş. Sonuçta  herkes bireysel egosantrik bir şekilde yaşamaya hazır. Her türlü engelide yine insanlar çıkarıyor. Onuda biliyoruz. Bazen bunu güç olarak alıp kullanabilmekte yarar var.

BŞ: O sırık bir engelin üstünden geçmek. O engeli geçmemiz lazım.

TS: Geçmemiz gerekiyor. O engeli geçmek içinde o engel tekrar gelişebilecek ana hedefe doğru giden bir engel. Onu geçmemiz mutlaka ki gerekiyor. Ama ben şunu diyorum belkide kanunu değiştirmek lazım. Diyoruz ki o sırıklı atlamada yukardan atlamak kazım. Bir anda siz bir şey yaparsınız yandan dolaştırıverirsiniz. Bu da kabul edilir.  Hiçbir şey belli olmuyor hayatta. Üçüncü mesajımızda kendimiz için belirlediğimiz her hedef yanında bir çok hedef daha doğrurur.

BŞ: O golfu hemen sokmuyor deliğe dimi.

TS: Yavaş yavaş. Diyorum ki ben cep telefonumda Türk genç balesi kurulacak yazıyor. Bir baktım ben okullarımı kurmuşum, doğuda okullarımı kurmuşum, senede yüz tane konferanslar vermişim bir sürü bir şey yapmışım. Sonuçta ben bakıyorum ki ana hedefe giden şeyler bunlar. Çocuklarımı 3,5 yaşından itibaren alıyorum her okulda 250-300 çocuk var. Onlara diyorum ki Beethoven'nın kulakları duymuyor kapatın bakalım kulaklarınızı ve 9. senfoniyi dinletiyoruz, onun üzerine dans ettiriyoruz. Geliyor annesine anne diyor bak Beethoven'ın kulakları duymuyormuş diyor. Annesinin haberi yok bundan neredeyse. Bakın n biz o çocuğu yetiştirmeye başlıyoruz. İlerde o bana yardımcı olacak. Hiçbir şet kanatlı melek hesabı değil. O küçük hedefleride büyük hedefe başarılması gereken olmazsa olmazlardandır demişim. Mutlaka onları geçmek gerekiyor işte. Onları bıraktığımız zaman şey gibi oluyor, evde kalmış bir genç kız kurusu. Şunu yapmıycağım, bunu yapmayacağım bir koca bekliyor.

BŞ: Küçük hedefler olsun ama muhakkak ilerde bir ana hedefe gitmek için olsun. Ana hedefi belirleyin.

TS: Zaten oraya doğru giderlerse o hedefler çıkıyor karşılarına. Onlar hedef değil engel gibi görünüyor size.  Onlar hedef.

BŞ: Çok güzel. Bu sürpriz kasetteki görüntülerde mesajlara son derece  uygun. Şimdi programımızın heyecanlı ve birazda değişik bölümüne geldik. Bir göster, bin işit diye bir bölüm var. Size bir şey göstereceğim bu bir obje. Diyeceğimki bu gösterdiğim şeye beş saniye bakın ve ona baktıktan sonra gençlerimize verilmek üzere veya onlardan sonrakilere kalacak bir iki veya bir tane bir mesaj . bu objeyede bakarak, onunlada bir ilişki kurarak. Hazırmısınız? Objenizi gösteriyorum.

TS: Büyüteç . Şimdi ne düşündünüz büyüteç deyince böyle şey düşünelim uçalım. Bence büyüteç görünmeyeni görmeye çalışmak.  Daha iyi görebilmek. Ama ben başka bir yerden alayım isterseniz. Ben büyüteçle birde ateş yakabilirim. Bazen masaya yazı yazabilirim. Bazen benim hayatımı kurtaran unsur olabilir bu. Bir adada yalnız kalsam yanıma alacağım üç şeyden biride olabilir bu. Çünkü birçok işe yarar aynı anda. Büyüteç dediğimiz zaman biraz kanatlanıp uçalım. Görünmeyenin görmeye çalışılması. Oda konsantrasyondan geçiyor. Sabahtan beri konuştuğumuz iş aslında. Konsantrasyon. Konsantre olabilmek, daha dikkatli olabilmek. Bir kitap okuduğunuz zaman sevgilim bana aşık. Aklımda o var. Okuduğumdan bir şey anlamadım ama kitap bitmiş. Ne işe yaradı. Bunun gibi bir şey. Herhalde o büyüteçle bakalbilme sanatı. Hayata karşı.  Bence güzel bir obje. Aklınızla bin yaşayın .

BŞ: Çok teşekkür ediyorum. Her liderin muhakkak aklında değiştirmek istediği bir şeyler vardır. İçi içine sığmaz. Daima daha iyisini ister. Sizde değerleriniz arasında girişimcilikte vardı, etkinlikte vardı. Muhakkak sizinde aklınızda şu değişsin. Şunu değiştirmek gerekiyor. Bu sizinle ilgili olabilir. Toplumla ilgili olabilir. Ülkeyle, dünyayla ilgili olabilir. Bizim bir tane yine sanal değişim kutumuz var. Türklider Tan Sağtürk'den değiştirmek istiyorum dediği neyse o , onu alıp bizim değişim sanal kutumuza atmak istiyoruz. Tan Sağtürk neyi değiştirmek istiyor?

TS: On tane alternatif verilebilir. Ama bir tanesini söyleyeyim ben yine kendi işimle ilgili söylemek lazım çünkü sabah oradan çalışmadan geldik ve yine çalışmaya gideceğiz. Hayatımız bu. Yedi gün çalışıyoruz. Bence bir on yıl, yirmi yıl önce olmuş olsaydı seyirciyi nasıl çekebilirdik? Kendi mesleğimize, kendi işimize diye düşünürdüm. Onu değiştirmek isterdim. İnsanların kafalarındakini. Şimdi ben bakıyorum ki Aspendos gibi bir festivalde Altıbin kişi alıyor, çok fazla reklam yapmaksızında açıkçası bir çok kamu vce kuruluşların kültür ve sanat bölümlerinin reklamı kadar bile  olmaksızın bir çok insanı getirebilir hale geliyoruz. Ya da Fazıl Say. Aynı şey. Bir gösteri yapıyoruz yada bir konser veriyor çok fazla reklama gereksinim yok. Öyel bilboardlara çıkmaksızın seyirci kapasitemiz ikibin, üç bini buluyor. On yıl önce olsaydı keşke bu olsa derdim artık şu çabalarla tarihimizde bu çabalarla bunlar oluyor. Şimdi bundan sonra şunu isterdim herhalde tek başımıza kaldığımızı hissetmeseydik keşke.Doğudaki okullarımı keşke devlet baba elimden alsa benim. Bunu isterdim. Onları onlar yapsa , onlar devam ettirse. Daha fazla bir kişiye bu kadarda yüklenilmese. Ben kendim aldım sorumluluğu elbetteki fakat olmazsa olmazlardan buda. Türkiye gibi 70 milyonluk bir ülkede biz size eğitim kurumları açarken kendi çabalarınızla gidip, kendi paranızla gidip, oradan para kazanmamacasına yıllarca çalışıyorsanız en azından devlet büyüklerimizizn yada bir firmamızın tamam Tancığım çok teşekkür ederim yaptıkların için ama biz buna sahip çıkıyoruz . Gerekli parayı veriyoruz. Sizinde danışmanlığınızı zaman zaman  rica ediyoruz demesi benim için yeterli olurdu. Ne yazık ki bugüne kadar yapabilen olmadı. Böylesine bir ülkenin olmasını yeğlerdim.

BŞ: Değişim kutusuna bunu atıyorum. Önünüzde bir torba duruyor. Bilmiyorum o torbanın içinde ne var diye hiç düşünüdünüz mü? Ama o torbanın içerisinde harfler var.
Şimdi sizden şunu yapmanızı isteyeceğiz. Torbayı açın. İçinden bir harf çekin. Çektiğiniz harfi bize gösterin. Ve baş harfi o harf ile başlayan iyi bir davranış, doğru bir davranış bize söyleyin. Bir çok harf var içinde eğer o harf olmazsa başka bir harf çekebiliriz.  Ne harfi çıktı?

TS: "O" iyi bir davranış mı?

BŞ: "O" ile doğru bir davranış, iyi bir davranış.

TS: Arkadaşlar yardımcı olun bana. O ile ne olabilir? Olumlu davranışlar. Olgunluk evet. Başka bir şey bulabilir miyiz onun yanıda? Optimist  davranmak. Tam Türkçe değil ama yinede olabilir. İyimser davranmak. İyi gözle yani bardağın dolu tarafından bakmak daha çok değil mi?

BŞ: Bunun görevini yaptınız bir tanede çekip bununla yanlış davranış , kötü bir davranış.

TS: "D"  bu. Düzensizlik bence. Daha iyi bulunabilecek özellikler vardır ama .

BŞ: Çok güzel . Henem buldunuz. Ben şimdi size meslek etik sorusu sormak istiyorum. Önümde bir meslek etik vakası var. Bunu size sorayım ve bunun sonunda diyeceğim ki  Tan Sağtürk bu durumda siz olsaydınız ne yapardınız? Ayşe diye birisi var. Ayşe Türkiye'nin bilenen bir balerinidir. Popüler bir sanatçı olduğu için sık sık özel gösterilere çağırılır kendisi. Ayşe çok yardımsever birisidir. Para onun için önemli değildir. Ayşe'nin menejeri Hüseyin ise tam tersi onun için para önemlidir. Ayşe'nin hayır işleri yapmasına çok kızar. Der ki; hayat kısa para kazanacaksın. Boşver hayır işleri yapmayı der. Günün birinde Ayşe'ye bir telefon gelir. Telefonda Doğu Anadoluda bir eğitim vakfı bir okul yaptırmak üzere, bir ilkokul yaptırmak üzere Ayşe'den yardım ister . Gösteriye gelirmisiniz der. Ayşe seve seve kabul eder ve bu gösteriyi tarih defterinin içerisine yazar. Bir hafta sonra menejeri Hüseyin gelir, Ayşe'ye der ki çok önemli bir teklif aldık Amerika'da New yorkta bir göster, gösteri içinde de bizim için bir yer ayrılmış. Ve bu işten 100 bin dolar kazanacağız. Böyle bir işe tam Ayşe sevinirken birden bire aklına Doğu anadoluda eğitim için verdiği o söz gelir. Eyvah ne yapacağız der. İmdadına Hüseyin yetişir. Der ki; ben eğeitim vakfı başkanıyla konuştum. Gösteriyi sert geçen kış nedeniyle bir ay ertelemeişler o nedenle biz Amerika'ya gideriz. Dönüşte de o hayır işini sen yaparsın. Bavullar hazırlanır, biletler alınır ve hava alanına gidilir. Hava alanında Ayşe Hanım'ın cep telefonu çalar. Daha uçağın kalkmasına iki saat vardır. Karşı tarafta Doğu Anadolu Eğitim vakfının başkanıdır. Ayşe hanım sizi gösterimiz için Şırnak'a bekliyoruz . Çocuklarımız sizinle bir okula kavuşacaklar. Bizden özel bir şey istiyor musunuz? Ayşe hanım şaşırmıştır. Orada havalar soğuk, karlı değil mi? Gösteri ertelenemdi mi? Diye sorar. Telefonda bir süre sessizlik olur. Başkandan titrek bir sesle cevap gelir. Hayır burada havalar çok güzel. İptal falan yok. Gösteriyi yapmak için sizi bekliyoruz. Biz hazırız. Türklider Tan Sağtürk siz Ayşe'nin yerinde oslaydınız bu durumda siz ne yapardınız?

TS: Hemen söyleyeyim. Hüseyin'i boğardım bir kere. Yapılacak olan o. İkincisi , bizim asistan ve menejer problemimiz bu şekilde olmadı elbette ama böyle ikilemde kaldığımız şeyler olmuştu. Önemli bir teklif alıyoruz diğer yandan bir vakıf işi değer tarafada söz veriyoruz. Biz genellikle şunu soruyoruz. Vakıf işi acaba daha sonraki tarihlere ertelenebilir mi? Bizim kariyerimiz açısından da kendi rutin gösterilerimizi yapmamız gerekiyor. Hele orada New york city bale demişsiniz. Benim kariyerim içinde Newyork city balede dans etmek önemli. Ellinci kez bile olsa. Zor bir soru. İlk önce şunu yapardık herhalde Hüseyini boğduktan sonra Doğudaki arkadaşlarımızı arardım . Bu gösterinin ne kadar ertelenebileceğini öğrenmek isterdim. Eğer bu yapılamıyorsa kontratıma bakardım. Newyork city kontratıma bakardım . Hükmü nedir diye. Çünkü bizdeki disiplinde bunu gösteriyor ki söz verilmişse  dans edilecek ayağınız kırılsa bile. Hastayım ben gelemem gibi bir durumda olamaz.  Dolayısıyla onada bakardım. Ama zannediyorum ki bir tepki vermem gerekiyorsa Hüseyin'i laf olsun diye söylüyorum boağarım diye ama ona tepkim için tekrar Doğu'ya geri dönerdim. O yüzbin dolarıda menejerimden alırdım. Hiç zararlı çıkmamaya çalışırdım.

BŞ: Çok teşekkür ediyoruz. Ben şimdi size son soru olarak şunu sormak istiyorum. Hep ciddiye yakın şeyler yaptık. Biraz da eğlenelim istedik ama birde böyle Tan Sağtürk'te insan, kişi, yaşıyor, yemek yiyor, bazı kitaplar okuyor. Böyle bir tavsiye olarak sizden ne yemeli? Nerede yenilir? Ne yapılır? Ne okunur? Bir iki tane tavsiye alabilirmiyiz?

TS: Açıkçası salaş balık restorantlarını çok seviyorum. Sağlıklı da olduğunu düşünüyorum. Cepte paramızda yoks alaıp istavritlerimizi  evde de yapıyoruz açıkçası bazen. Çok arkadaş gelecekse. O dönemlerden de geçtik. Geçmedik değil. Haftanın birkaç günü o tekneler varya eskiden ne yazık oldu onlar kaldırıldı. Bir çok insan orada buluşuyordu. Oralara gitmeyi yeğliyoruz. Onun dışında ne okunur? Tabii herkes kendine göre okuma şeyi farklı. Ben bugüne kadar hep romanlardan çok hoşnut kalmadım. Romanlar bana pek bir şey vermedi bugüne kadar. Hep bilimsel kitaplar daha çok ilgimi çekti. Ama çok değerli yazarlarımız var. Yazarlarımızın ölmesi gerekmiyor daha çok okunması için . Bu mesajı vermek lazım. Bugün gündemde Suna Kiremitçi var genç yazarlardan. Elbetteki hepimizin bildiği Orhan Pamuk var. Amerika'da çok meşihur diye okumaya başladık onu nedense. Neden daha önce Amerika keşfetti bizden önce yine. Keşfetmiş olsaydık daha çok  yazarlarımızı. Onun dışında bir çok önemli daha yazar var benim hayranlık duyduğum Fransız yazarlardan bir tanesi  Boris Vian  onuda söyleyeyim hemen. Kendisi yazar olmadığı  için, ben yazar değilim diyerek yazdığı kitaplar  "Ekimde bir sonbahar" "Mezarlarınıza tüküreceğim" gibi kitaplar  . Elbetteki tavsiye edilecek kitaplar fazlalıkta.

BŞ: Çok teşekkür ediyorum Tan Sağtürk ağzınıza sağlık, beyninize sağlık, gözünüze sağlık. Gençlere verdiğiniz bu önem nedeniyle eminim ileride bunun maddi olmasada dahi manevi getirileri sizleri herkesten daha zengin edecektir. Bizlerle bugün burada olup zenginliklerinizi paylaştığınız için gençlerin adına, öğrencilerim adına size tekrar teşekkür ediyorum.

TS: Bende şunu söylemek isityorum. Bu tip platformlar çok sık rastlamadığımız platformlar. Ben bu programın çok özel olduğunu düşünüyorum. Ekranlara nasıl yansır onu hep beraber göreceğiz. Ancak bu tip programların çok gerekli olduğunu düşünüyorum. Bakın tanımadığınız bir kimlikte ortaya çıkabiliyor bazen. Bu kimliğede ihtiyaç olabiliyor. Buradan çıktıktan sonra yine çalışmaya gideceğim, gideceğiz . Elbetteki bana verdiğiniz güç, bize verdiğiniz güç  her şeyden çok önemli. Çok teşekkür ederim.

BŞ: Ben teşekkür ediyorum. Şu anda Türklider gazetemizin birinci sayfası hazır. Hemen birinci sayfasına bakıp Türklider gazetemizin manşetini birlikte göreceğiz. Gençler bizim her şeyimiz, en değerli hazinemiz. Gençlerimize sahip çıkalım. Bir başka programda birlikte olmak dileğiyle . Hoşçakalın.
.
.


Türklider Gazetesi


Bülent Şenver ile


Bülent Şenver'den Bilgi Alırken


SKYTÜRK Televizyonu Türklider Programında


Bülent Şenver ile


Çekim Öncesi Hazırlık


Hazırlık Çalışması


Çekime Hazırlık


Torba Oyunu ve Şeref Defteri


Çekime Hazırlık Konuşması


Bülent Şenver ile


Bülent Şenver ile Türklider Programı Öncesi


SKY Türk Yönetmen Yardımcısı Nagihan Yiğit ile


Bülent Şenver ile


SKY Türk Televizyonu Yönetmeni Aybike Savaşır ile


Makyaj Odasında Sohbet


Makyaj Odasında Bülent Şenver ile Soohbet


Makyaj Odasında Sohbet


Çekim Öncesi Makyaj Odasında Hazırlık


Bülent Şenver ile Sohbet


Çekim Öncesi Hazırlık Bülent Şenver Misafir Süpriz Kasedini Alıyor


Türklider Şeref Defterine Duygularını Yazarken


Bülent Şenver ile Sohbet


Bülent Şenver ile


Gençlerle


Bülent Şenver ile


Gençler Arasında


Gençlerle Birlikte


Yönetmen Yardımcısı Nagihan Yiğit ile


Gençlerle


Gençlerle


Gençler Arası nda


Gençler ile Birlikte


Gençler ile Birlikte


Hoş bir sohbet
.

Türklider Şeref Defteri

.
Programa katılan gençler: Eda Çimen, Esra Türkal, Gökhan Kademlioğlu,
Cuma Soysal, Kenan Hasar, Turgay Cebe, Cenk Uygun, Burak Bektaş,
Pınar Yaman, Tuğçe Abay, Dilek Akyürek



.
.

TAN SAĞTÜRK Gözüyle Kimdir Başarıları Linkler Kendi Sesiyle Fotograf Albüm Kitap Tavsiyeleri TV Tüm Yazıları TAN SAĞTÜRK Odası Lider Arama

.
.

Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org