Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Süleyman Demirel Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Hükümetleri ancak ihtilal mahkemeleri yargılar
14.03.2009
Okunma Sayısı : 4863
Oy Sayısı : 4
Değerlendirme : 4,5
Popülarite : 2,71
Verdiğiniz Puan :
 

 

Hükümetleri ancak ihtilal mahkemeleri yargılar...
Süleyman Demirel

.

.

Semra ÇETİN ve Bilal ÇETİN'in hazırladığı ve Vatan gazetesinde yayınlanan söyleşimi sunuyorum...

.

.

  Hükümetleri ancak ihtilal mahkemeleri yargılar... 28 Şubat'ın Cumhurbaşkanı 28 Şubat' anlatıyor-6

HAZIRLAYAN: Semra ÇETİN-Bilal ÇETİN

Demirel, 28 Şubat sürecinin sorumlularının yargılanmasını isteyenlere şöyle cevap veriyor: Nesini soruşturacak 28 Şubat'ın? 28 Şubat'ın sorumluları hükümetse, onu imzalamakla, hükümet siyasi bir organdır, hesabını halka vermiştir

Başbakanlık Konutu'nda tarikat şeyhlerine iftar yemeği görüntülerini televizyonda izledikten sonra ne düşündünüz?

Bunların çok yadırganacağını düşündüm. Şimdi başka bir şey söylüyorum. Türkiye'de askerin durumunu iyi anlamak lazım. Bugün askere karşı birçok sataşmalar, şunlar bunlar yapılıyor ya... Bunların çoğu Türkiye'de askerin kanuni, hukuki, tarihi rolünü, yetkilerini, görevlerini hiç bilmiyor. Ordumuz milli ordumuzdur, eşraf ordusu değildir. Halkın içinden gelen ve halkla beraber yaşayan bir ordu. Onun içindir ki siyaseten söylüyorum; Türkiye sakinse bu insanlar da sakindir. Ülkede sükunet yoksa, bu rahatsızlıklar evvela basında görülüyor, sonra halkın içinde görülüyor. Halk başlıyor konuşmaya. Bu bu rahatsızlıklar askere de intikal ediyor.  Bir yerden sonra "Asker ne duruyor, niçin duruyor" diye askere tazyik oluyor. Şuna alışmıştır Türkiye; bozulursa asker gelir düzeltir. Bu yüzden de Türkiye'de halkın rejime olan sahipliğinde gevşeklik vardır: "Nasılsa bir şey olmaz, isteyen istediği kadar orasından burasından çeksin. İş kafi derecede bozulursa asker gelip düzeltir."

"Sandıkla düzeltmesem de olur" rahatlığı içinde mi halk

Aşağı yukarı. Zaten işin teorisinde de rejimin sahibi yoksa, asker ortada bir sahip görmüyorsa, o rejimi sahipleniyor. Çünkü asker öyle yetiştiriliyor; "bu vatan bizimdir, bunun için ölürüz". Yani "bunun için yaşarız" değil "bunun için ölürüz" diye yetiştiriliyor. Ve "Öyleyse, ne duruyorsunuz, ülke ne hale geldi, uçurumun kenarına geldi" deniyor. 27 Mayıs'ın da, 12 Mart'ın da, 12 Eylül'ün de altında bu vardır. 28 Şubat meselesinin altında da bu vardır. Atatürk'ün 1935'te söylediği şey çok önemli. "Devleti kurduk, devleti kime emanet edeceğiz?" Halk olabilirsiniz, şu kadar lisan konuşan bu kadar etnik menşeden gelen insanlar; bu millet değildir.  Millet bir şeye sahipliktir. Bu sahiplik duygusu meydana gelince ümmetten millete geçiyorsunuz. "Bunu kime emanet edeceğiz?" dendiği zaman orada Türk ordusuna emanettir. Geliyor 35. madde. Ülke sakin değilse, halkın rahatsız olduğu yerde askerin rahat olduğunu zannetmeyin. O da halkın içinde yaşıyor. Her gün gazeteler yazıyor, "ne duruyorsunuz" lafı... Başlıyor iş yürümeye.

Askerin bu rolü sürmeli mi?

 Türkiye'de demokratik, laik cumhuriyetin etrafında büyük çoğunluk toplanabildiği takdirde "Acaba Cumhuriyet çöker mi, yıkılır mı, bölünür mü?" diye kaygılar olmaz. Türkiye'de siyaset çok çabuk, "Türkiye'nin bölünebileceği, devletin yıkılabileceği" şeyine geliyor. Müdahale kararlarında, "uçurumun kenarına geldik, iç kavgaya gidiyorduk, biz bunu önledik" vardır. Askerin de rahat olması için halk olarak içimizin rahat etmesi lazım. İçimizin rahat olması da şuna bağlı: Bence birtakım hayati ilkeler var ki, bunları Atatürk çok iyi koymuştur, bu ilkelerin zedelenmediği kanatinde olmalı halk. Bunun yolu da bir taraftan "din elden gidiyor", bir taraftan da "din elden gitmiyor, Türkiye dinsizliğe gidiyor" tartışmalarının sükunet bulması lazım. Bu da insanların birbirini anlamasına bağlı. Aslında din ve vicdan hürriyetini inkar eden yok, Türkiye kadar Müslümanlığın icaplarının bu kadar iyi yapıldığı başka bir ülke yok dünyada. Ama bir kısım insanlar var ki, bu halk değil, önde görünen veya kendisini aşırı şekilde dine bağlı sayan birtakım insanlar var ki bunu kafi bulmuyor. Bakın selefi ceryanında Kuran-ı Kerim'in bir virgülünden vazgeçemezsiniz. Kuran'da 6.666 ayet var. Bu ayetlerden 230 tanesi dünyayı tanzim eden ayetlerdir. Bu 230 ayette, miras, kadın, ceza hukuku vardır. Hepsi dünyayı tanzim etmiş. Bu 230 ayetle Osmanlı Devleti idare ediliyordu. Cumhuriyet bunun yerine pozitif hukuku almıştır. Bugün Mısır'da, Afganistan'da, Pakistan'da olan cereyanlar bu cereyanlar. Bunlar buraya da geliyor. Hizbullah cereyanları hep bunların neticesi. İtiraz, Türkiye Cumhuriyeti'nin şekline, şeklin seküler devlet olmasınadır. Yani dinle devletin ayrılmış olmasınadır. Halbuki din ve devletin ayrılabilmiş olması bizim İslam anlayışımıza uygundur. Türkiye demokrasi, cumhuriyet, İslam, laiklik ve modernite birbiriyle bağdaştığında sükunet bulur. Bunu biz bağdaştırmıştık. Ama çok orasından burasından delindi...

28 Şubat'la ilgili dava açılacağı söyleniyor. Bir hesaplaşma mı var?


Devirlerle hesaplaşmaya kalkıldığı takdirde çok dikkat etmek lazım. Siyasi kişilerin gördükleri siyasi hizmetlerden dolayı hesap verecekleri yer evvela Meclis'tir sonra da kendilerini seçen halktır. Siyasi hizmetlerin müeyyidesi halkın onları seçip seçmemesidir. Bunun dışında siyasi kişilere hesap sorma olmaz. Siyasi hadise dışında ceza icabet ettiren şeyler varsa hükümetin müeyyidesi de gensoru ile düşürmektir. Bakanların kusurları varsa gideceği yer de Yüce Divan'dır. Siyasi kişileri kimse soruşturmaya tabi tutamaz. Hakları da yoktur. Çünkü sistem budur. Kimin adına bu soruşturmaları yapacaklardır. Millet adına. Millet zaten kendi adına yapıyor onu. Yüksek memurlara gelince, eğer herhangi bir kusurları varsa, siyasi karakterli olmamak şartıyla, gayet tabii onlara her zaman sorulabilir. Siyasi karakterli şeyler varsa orada sorumluluk siyasi kişilere aittir. Dünyada sistem budur. Devri sabık açma ihtilal mahkemelerinin işidir. Normal işleyen bir düzende devri sabık olmaz. Hesaplaşmalar seçimde, Meclis'te yapılarak geliyor zaten. Bir daha niye hesaba çekilecektir?

"12 Eylül yargılanamadı ama 28 Şubat'ı gerçekleştirenlerin yargılanması lazım" diye manşetler de atıldı.

Manşetler atılır. Burada kaç tane mahkeme var. Suçu ve suçluyu manşetler tayin ediyor değil ki.

Ama Ergenekon kapsamında 28 Şubat'ın da soruşturulduğu söyleniyor...

Nesini soruşturacak 28 Şubat'ın? 28 Şubat'ın sorumluları hükümetse, onu imzalamakla, hükümet siyasi bir organdır, hesabını halka vermiştir. Burada adli bir suç yok ki, bunlar siyasi şeylerdir. Hükümetleri ancak ihtilal mahkemeleri yargılar. Hangi yasaya göre, hangi Anayasa'ya göre siyasi kişileri veya halka karşı sorumlu olan kişileri yargılayabilecek? Bugünkü hükümetin icraatını bir süre sonra, 3-5 sene sonra, bir mahkeme kurarsanız, hadi gel bakalım seni mahkum edelim derseniz, bunlar devleti bilmemek demektir. Bunun üzerinden 1999 seçimleri geçti. O günkü hükümet, ondan sonraki hükümet hesabını millete ve parlamentoya verir ve vermişlerdir. Herkes eğri otursun doğru konuşsun..

Dönemin cumhurbaşkanının yargılanması gerekir diyenler de var...

Cumhurbaşkanı yaptığı işlerden dolayı sorumlu değildir. Sadece "hıyanet-i vataniyye" den sorumlu olur. Onu da Yüce Divan yargılar.

Komuta kademesinden de söz ediliyor...

TSK'nın görevi 215 sayılı TSK İç Hizmet Kanunu 35. maddesine göre, "Türkiye Cumhuriyetini korumak ve kollamaktır" şeklinde belirlenmiştir. Bu madde 1935 tarihli eski iç hizmet kanununda aynı şekilde ifade edilmişti. Bu görev TSK iç hizmet yönetmeliğinini 85/1 maddesinde de "Vazifesi Türk yurdu ve cumhuriyetini iç ve dışa karşı korumak" şeklinde ifade edilmiştir. Hadi buna birşey deyin. Ortalıklarda dolananlar buna birşey desin. Burada bakın asker, 60 darbesini buna göre; 71 müdahalesini, 80 darbesini buna göre yaptı. Türkiye'de Türkiye'nin güvenliğinden resen Türk Silahlı Kuvvetleri sorumludur. Atatürk 1935'te Cumhuriyeti askere emanet etmiş. Bu İç Hizmet Kanunu mevcut olduğu sürece askere, "sen niçin bu işe karışıyorsun" demek mümkün değildir. Zaten kimse de onu tartışmıyor.

Siz onu tartışmaya açmıştınız...

Kimse gelmedi üstüne...

Değişmesini önermiştiniz...

Büyük bir tartışmadır bu, ben bu tartışmayı vaktiyle yaptım ama hiç bir tane adam bulamadım beni takip edecek. Ben size bir soru sorayım: Bugün Türkiye Cumhuriyeti'nin güvenliğinden kim sorumlu?

Türk Silahlı Kuvvetleri, değil mi?

Hükümet nerede? Hükümet görevlendirmedi, ne olacak? Bu madde durduğu sürece Türk Silahlı Kuvvetleri hükümete de parlamentoya da sormadan "laiklik elden gidiyor" diyerek resen el koyar.

BAŞKÖŞEDE 679

Ünlü hat sanatçısı Etem Çalışkan'ın eseri, Demirel'in evinde baş köşede duruyor. Eserde Demirel'in siyasi hayatı boyunca 6 kere gidip 7 kere geldiğini ve sonra da 9. Cumhurbaşkanı olduğunu anlatan 679 rakamları ile meşhur fötr şapkası bulunuyor. Çalışkan pek çok kamu kurumunun duvarında asılı olan Atatürk portresi ve portredeki Atatürk imzasının da yaratıcısı.

Türkiye, askeri zaafa düşürerek, hırpalayarak bir yere varamaz

35. madde olmadığı takdirde müdahale olmaz mı?

Olmadığı takdirde müdahale olur mu yine? Ne zamana kadar olur? The Man on Horseback (Ata Ters Binen Adam) diye bir kitap var, yazarı Finer (Samuel Finer) diye bir adam. Diyor ki, elinde silah olan adamın itaat etmesi değildir sözkonusu olan, neden itaat ettiğidir. Lenin, "Elinde silah olan adama karşı tedbir alın" diyor. Silahlı adam ne zaman müdahaleyi düşünmez, gelenekleri yerleştikten sonra düşünmez, emindir ki, terbiyesi de o istikamettedir, o ülkede ne kadar sıkıntı olursa olsun, bir çöküntü olmaz. Bir yerden gene çıkılır. Fransa'da General Salan (1958'de darbe girişiminde bulunan Raoul Salan) eğer paraşütçüleriyle Paris'e gelseydi, De Gaulle vur emri verirdi. O işte devletin müesseselerinin işlememesi hali.

Hem Türkiye'de askerin rolünün ve öneminin kavranmadığını hem de iç hizmet kanunun o maddesinin değişmesi gerektiğini söylüyorsunuz. Bunlar çelişki değil mi?

Hayır. Türkiye'de devlete karşı, devletin güvenliğine karşı bir hadise sözkonusu olursa bunun MGK'da konuşulduktan sonra alınacak tedbirler tesbit edilip, hükümete götürülmesi, hükümetin de Meclis'e veya nerelere götürmesi gerekiyorsa götürüp tedbirini alması... Sistem bu olacak. "Sıkıyönetim ilan ettim, görev yap" der. Kanunlar yetmediyse yeni kanun çıkarır, ama görevi yine o yapacak. Bu hadise o değil. Bunu beklemiyor, resen görevi devralıyor. İç Hizmet Kanunu'ndaki o madde duracak da, fakat bu kollama ve koruma görevi kendisine Meclis tarafından verildiği zaman yapacak bu işi. Hadi öyle bir madde koyun. O konmadığı takdirde "Legal olarak müdahale hakkım var" diyor. Kimse de "yok" demiyor. Bugün askere şunu yaptın bunu yaptın diyenler için söylüyorum, asker neyi yapmıştır ben onu tartışmıyorum. Asker onları yaptığı zaman alkış aldı. 71, 80 anayasaları askerin anayasalarıdır. Hem onlara bir şey diyemiyor hem de askeri hırpalamaya gidiyor. Asker Türkiye'nin omurgasıdır. Askeri hırpalayarak, zaafa düşürerek ülke bir yere varamaz.

Ben meşruiyetin adamıyım

Türkiye'de darbeler bitmedi mi?

Bunun cevabını ven vermeyeyim. Hani o dönem basına verilen brifingin metinlerini bulun okuyun.

O metni okumuştuk efendim...

Bir daha okuyun. O günkü havayı aksettiriyor. Bittiğini çıkarıyorsanız bitmiştir diye yazın onu. Bak o günlerde ne konuşuluyordu diyeceksiniz, altına da diyeceksiniz ki, yani halen bu caridir diyeceksiniz.

O dönemde dostlarınızla kendi aranızda olup bitenleri değerlendirdiğinizde, siz son derece rahat mıydınız?

Evet, son derece rahattım. Ben meşruiyetin adamıyım. Kanunların bana verdiği her şeyi yaptım ve açıkça yaptım. Aleni yaptım. Gerektiği şekilde yaptım.

Ben yapacağımı yaptım

Özlüyor musunuz otobüslerin üzerini?

Valla o çok enteresan bir hayattır. Keyifli bir hayattır, üzüntülü bir hayattır, enteresan bir hayattır. Ben yapacağım kadarını yaptım. Daha fazlasını yapmak mümkün değil. Çok yaptım 40 sene, 50 sene bu işleri yapmak önemli bir hadise

.
.

Tüm Yazıları

.
.

Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org