Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Lider Odaları       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

UMUR TALU Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Umur Talu'nun gazetecilik yapmaya devam etme hakkı var mıdır?
01.12.2007
Okunma Sayısı : 4502
Oy Sayısı : 7
Değerlendirme : 4,43
Popülarite : 3,74
Verdiğiniz Puan :
 

 

"Umur Talu'nun gazetecilik yapmaya devam etme hakkı var mıdır?"

.
.

Bugün, sabrınız olursa, sizi biraz fazla meşgul edeceğim.

Cuma günkü "En nazik siyasetçi idi ama bakın ne olmuştu!" başlıklı yazı üzerine, gazete yönetimine "Cevap ve düzeltme metni" geldi. "Hakaret faciası" metni aynen yayınlıyorum.

Beni en çok üzen, Milliyet'te yazarken benim de savunmalarımı üstlenmiş iki hukukçunun da adını taşıması: Çok saygı duyduğum, sevdiğim Prof. Köksal Bayraktar'ın hukuk bürosu ile Av. Şehnaz Yüzer.

Bu "şiddet" dolu metne rağmen dahi, onlara saygı duyamamak ve sevmemekte hâlâ tereddüt ederim. Kabul; "Savunma", vekaletini üstlendiği müvekkilini savunmakla yükümlüdür, hakikati değil. Ama "hakaret"i ve ondan da beter bir "soru"yu nasıl bu üslupla üstlenebilirler ve "hak" görürler? Kendileri yazdıysa da ayıp, sadece imza attılarsa da.

Galatasaray Üniversitesi Rektör Adayı Prof. Bayraktar ve bürosuna bunu hiç yakıştıramadım. Cevabım bu kadar değil elbette!

Umur Talu

CEVAP
VE DÜZELTME METNİ

"Sabah Gazetesi'nin 2 Kasım 2007 tarihli nüshasında Umur Talu imzasıyla yayınlanan yazı, bunu kaleme alan kişinin şahsi düşmanlığının hangi noktaya geldiğini ispatlayan son örnek olmuştur.

Umur Talu, yazısında, Hürriyet Gazetesi'nin geçmişte, İnönü ailesinin vakıf borçları nedeniyle mahkemeye verilmelerini neden haber yaptığını sorgulamaktadır.

Yazar, şahsi düşmanlığının esiri haline gelen muhayyilesini daha da ileri götürerek, bu haberi, Petrol Ofisi'nin satışına bağlamaktadır.

Tanınmış bir siyasetçinin ve eşinin böyle bir konuda mahkemeye verilmesi dünyanın her yerinde haberdir.

Böyle bir haberin verilmesi değil, ancak verilmemesi bir gazetecilik suçu olabilir.

Bu haber, Hürriyet Gazetesi'nin muhabirleri tarafından ortaya çıkarılmış, muhabirimiz gazeteciliğin bütün kurallarını uygulayarak haber haline getirmiştir.

Sayın Aydın Doğan'ın, bu haberin ne hazırlanış ne de yayınlanış aşamasında müdahalesi söz konusu olmuştur.

İnönü ailesinin vakıf sorunu nedeniyle mahkemelik olmasını, Petrol Ofisi'ne bağlamak, vicdansızlıktır.

Kendine "Gazeteci" diyebilen bir kişi, böyle bir soruyu nasıl sorabilir hayretle karşılıyoruz.

Umur Talu, bu düşmanca tavrıyla sadece mesleğine değil, Hürriyet gazetesinde çalışan arkadaşlarına, bu haberi ortaya çıkaran muhabirlere, manşete taşıyan editörlere de büyük haksızlık etmektedir.

Ayrıca bu vicdansızlığın, Erdal İnönü'nün toprağa verileceği gün yapılması, o büyük siyasetçiye yapılabilecek en büyük kötülüktür.

Bu tutumu, söz konusu kişinin düşmanlık duygusunun, artık hastalık boyutuna ulaştığını da göstermektedir.

Burada
sorulması gereken soru da şudur:

Şahsi
düşmanlığını, akıl almaz iftiralar atacak kadar ağır takıntı haline getiren bir kişinin gazetecilik yapmaya devam etme hakkı var mıdır?

Hürriyet'in o günlerde yaptığı tam bir gazetecilik olayıdır.

İnönü ailesine ait bir olay ortaya çıkarılmış ve gazeteciliğin bütün temel ilkeleri dikkate alınarak manşete taşınmıştır.

Hürriyet'in sahibi ve onu hazırlayan gazeteciler, Erdal İnönü'ye karşı sadece saygı ve sevgi duygusu taşımaktadırlar.

Ancak saygı ve sevgi, o kişiler hakkında, kamuoyunun bilmesi gereken haberleri gizleme hakkını bize vermez.

Gazeteler ve gazeteciler böyle haberleri yayınladıkları değil, sakladıkları zaman eleştirilmelidirler.

Umur Talu, şahsi düşmanlığını yazı haline getirmek isterken, gazetecilik mesleğine de en büyük ayıbı yapmıştır.

İşte bu yüzden yaptığı büyük bir meslek ayıbıdır.

Yaptığı
bu ayıbın gölgesi, onun meslek hayatı boyunca hiçbir zaman üzerinden kalkmayacaktır.

Bu cevap ve düzeltme metninin, müvekkilim hakkında yazılan ağır iftiranın düzeltilmesi amacıyla, aynı sütunda ve aynı puntolarla yayınlanmasını vekil olarak talep ediyorum.

Aydın
Doğan Vekili
Av. Şehnaz Yüzer"


UMUR TALU GAZETECİLİK YAPMAYA DEVAM EDİYOR HÂLÂ!


"Cevap
ve düzeltme" yi okudunuz. Şimdi benimki!

Önce "haber" hakkında:

1.
"İnönüler'e akraba borcu yüzünden haciz gitmesi" nin "dünyanın her yerinde haber değeri taşıdığını" o yazıda yazdım zaten.

2.
"Sorguladığım"; haber değil, mayıstaki olayı Ekim 2001'de manşete getiren ilişkiler. Yazıda, "Aydın Doğan'ın müdahalesi" diye bir şey de yok. Vekil' in otomatik refleksi olmalı.

3.
"Vekil" değinmiyor ama, esas Petrol Ofisi değil; banka ile parti, banka ile gazete, "liderin sağ kolu" ile haber ilişkisi sorgulanıyor. Yani Tufancığım, "duyum" meselesi. "Duyum" u kimin, neden, o günlerde "kanla, canla, tanla" servis yaptığı.

4.
"Sorguladığım"; muhabirin haberi, editörün sayfası değil; Vekil' in "ortaya çıkarıldı", gazete yönetici yazarının "duyum geldi" dediği "haber" in, neden sürekli "Yeni parti hazırlıkları içindeki İnönü'nün başı dertte" vurgusuyla, "gazeteciliğin temel ilkeleri" ne bu pek münasip yorumla verildiği.

5.
"Sorguladığım"; büyük parti, büyük medya, büyük banka kankalıklarının, bu bulamacın, işi nereye vardırabileceği. Gazetecilik, siyaset, ticaret üçgeninde, "doğru haber" in dahi, zamanlama, üslup, hedef, vuruş, bir taşla bir sürü kuş yüzünden "dürüst" olmayabileceği. RTÜK yasası veto eden Cumhurbaşkanı Sezer' in perdesinin, evinin haber yapılması; iş güvenliği yasasında ısrarlı Çalışma Bakanı Okuyan' ın kızının manşet olması gibi.

6.
"Sorguladığım"; CHP'ye rakip parti hazırlığındaki İnönü' nün, CHP'li "kol" un duyurduğu "duyum" la vurulması. Derdim, İnönü' yü savunmak bile değil.

7.
Zaten "sadece saygı ve sevgi duygusu" taşınan İnönü de, mafyavari kara gözlüklü fotoğrafı konan "duyum" lu manşetler için şu "duygu" yu taşımış:

"Basında,
olay birkaç kez anlatılarak, malını mülkünü icradan kaçırmaya çalışan biri gibi gösterilmek isteniyorum. Önde gelen gazeteler, basit gerçekleri bu kadar saptırarak kamuoyunda sürekli yanlış izlenim yaratmaya çalışıyorsa, ülkede 'çürümüş bir eyler var' demektir. O zaman da ülke insanları durumu düzeltmek için gereğini yaparlar. Hatta, yetmiş yaşını geçmiş insanlara parti kurdurup hiçbir şeyden çekinmeden arkalarından giderler."

Ama manşetlerden sonra "yeni parti" gitmiş.


HABER
GİZLENMEZMİŞ!

Birkaç not:

1.
Duyum ve haberin asıl kaynağı, dolaylı kaynağım, belki şimdi çıkıp reddeder ama, "duyum ve durum" u, ilk ağızdan çok yerde, sıcağı sıcağına da anlattı.

2.
Mayısın ekimde haber olması normal sayılsa da, "cevap ve düzeltme" nin yıllarca gecikmesi anormal: Olay bir çok eski yazımda geçti, konferanslarda ve derslerde "örnek vaka" diye anlattım. Kamuoyu önündeydi. Belki başkası da yazdı!

Mesela, 26 Aralık 2002'de Cumhuriyet'te Emre Kongar: "Umur Talu, yazıda Hürriyet'in manşetten kullandığı haberlerle... CHP'nin Genel Başkanı'nın bir yakının sızdırdığı bilgilere dayalı olarak, İnönü'nün kuracağı yeni partinin önünün kesildiğini anımsattı."

Mart 2004'te yine Sabah'ta yazmışım. Kabul, belki sonuncu en iyisiydi ama 6 yıl boyunca ne "cevap ve düzeltme", ne "tekzip", ne "şikayet veya dava". Ne bankadan, ne partiden, ne Vekil' den! Yani zaman aşımı bile olmuş!

Vekil' in gazetecilik derslerine gelince;

1.
Prof. Bayraktar ve Av. Yüzer, bir zamanlar yazılarımı, gazeteciliğimi (hem de içten) savunurken de överken de, özel sohbette de böyle düşünmüyorlardı. Demek artık "beyenmiyorlar".

2. "Haber gizleme hakkını bize vermez" miş. "Böyle haberleri sakladıkları zaman eleştirilmeli" imiş. "Haberin verilmesi değil, verilmemesi gazetecilik suçu olabilir" miş.

Yapmayın lütfen. Bana bunları hiç söylemeyin. Misallere boğmayayım da, kıdemli yazarınız Emin Çölaşan, kendi deyişiyle "kovulduk ey halkım" olduktan sonra, 40 baskı yapan kitabında baştan sona "gazetecilik suçları" yazmış; "cevap ve düzeltme" mi yolladınız, haber gizleyenin kulağını mı çektiniz? Diyor ki:

"Bir
gün Unakıtan'ı eleştiren bir yazı geçmişti. Yazı yayınlanmayacaktı...
Verdiğim dosya bir daha geri gelmedi. Haber kaynağını arayıp özür diledim. Tepede binbir hesap dönüyor. Ben de gazeteci olarak utanç duyuyorum ama elden bir şey gelmiyor...

Bizim
gazetede Ankara bürosunda muhabir arkadaşların yapıp İstanbul'a geçtiği bir sürü dört dörtlük fakat iktidarın hoşuna gitmeyecek haber gazetede yer bulmuyor. Hepsi çöpe gidiyor. İktidar kızmasın, üzerimize gelmesin ki işlerimizi yürütelim."


ŞAHSİ
PİŞMANLIK

"Meslektaşlara
haksızlık" var bir de.

Elbette nice yanlışım, kimi haksızlığım, kırdıklarım olmuştur. Ancak...

Çok "meslektaş"; genç yaşlardaki yöneticiliklerim de dahil, haber, muhabir, imza, fotoğraf altı imza, ücret, prim, muhabiri teşvik, haber gizlememe, inadına fikri takip, editoryal bağımsızlık, etik ilkeler, haber için diklenme, güçlüye biat etmeme gibi meselelerde ne yaptığımı bilir.

Hep haksızlık ettiğim için, onlar tarafından üç dönem Türkiye Gazeteciler Cemiyeti yönetimine seçilmişimdir belki!

Tamam; çok fazla "eleştiri hakkı" kullanıyorum.

Eleştirdiğim herkesin "düşmanı" mıyım?

Yani, Hürriyet'teki eleştirilerin kıstası "şahsi dostluk, düşmanlık" mı?

"Şahsi
düşmanlık", Milliyet'ten kovulmam yüzünden olmalı.

İyi de, herhalde Milliyet'i, onu yönetenleri çok çok az eleştirmişimdir şunca yılda.

Hürriyet eleştirilerini ise, o zaman başında bulunduğum Milliyet Hürriyet'i almadan önce de, aynı grupta iken de yapıyordum. Milliyet'te yazarken, grubun yanlışlarını da eleştiriyordum.

Rahmetli Güldemir yönetmenken, öyle bir yazımdan dolayı Milliyet makineleri durdurulmuştu.
Ama Özkök, kendisini eleştiren o yazıyı attırtamadı. Bir kelime gerilemedim. Allah için, o gece yarısı, Aydın Doğan da reddetti onu ve kesmecileri.

Bu gazeteye yeni başlamıştım. İkinci gün, bazı muhabirlerin gazetede "sürgün" ünü eleştirdim.
Sabah'ın genel yayın yönetmenini, sendika yüzünden işten atmaları, daha önceki gün, TMSF'nin işten çıkarılanlar için kamuya bilgi vermemesini eleştirdim. Şahsi düşman mıydım?

Şimdiye dek burada kimse susturmayı düşünmedi.

Yıllardır onca sert eleştiri yazdım; "şahsi hakaret" ten mahkumiyetim yok. Eleştirdiklerimin özel hayatı, ailesi ve haklarına, haklılıklarına, bu zatlar da dahil, saldırmadım.

Sanırım, kimse benim yüzümden tazminat ödemedi.

"Eleştiri"
ye köpürüp bana hakaret edenlere, meslek hayatımı söndürmeye niyetlenenlere bakıyorum:

Alınabilir, üzülebilir, kızabilirler. Lakin, eleştiri ne kelime, hakaret, küfür etmiş, yazıyla, manşetle kişiliklerine, ailelerine çok ağır saldırmış bir çok isim şimdi etraflarında, yakınlarında, en yakınlarında.

Demek ki mesele, "düşmanlık" tan ziyade "biat" a, "şahsi pişmanlık"a dair.

Gazeteciliğimi "sorgulayan" vekil ve müvekkiller demek eskiden yanılgı içinde beni iyi gazeteci sanırlarmış:

Belki de, "Gazetecilikten nasipsiz, şahsi düşmanlığa boğulmuş, ayıplı" olduğum için, 25'imde Milliyet'e transfer için Tarhan Erdem uğraştı. 27'imde rahmetli Emeç zamanında o yüzden alıp 28'imde yazı işleri müdürü yaptılar.

Erol Simavi, 29'umda o nedenle Hürriyet'e genel yönetmen yapmak istedi. 30'umda o yüzden Milliyet'e geri çağırıp 34'ümde genel yayın yönetmeni yaptılar.

O yüzden, 37'imde yönetmenlikten istifa ettiğimde Dipsiz Kuyu açıldı. O yüzden gazete satılıp geri alınınca, yine yayın yönetmeni olmam için bir aydan fazla ısrar edildi, kabul etmeyince o yüzden ısrarla genel yayın koordinatörü yapıldım.

Lakin belki de geç anladılar; o yüzden kovdular!

Belki o yüzden, solda, merkezde ve sağda üç gazeteci örgütünün birden aynı yıl "en iyi yazı, yazar" ödüllerini aldım. O yüzden Cemiyet iki yıl üst üste bu ödülü verdi. O yüzden üç üniversitede ders verdim.

AÇIK ÇAĞRI

Gelelim asıl "felaket"e:

Kaderin cilvesi, tam Milliyet'ten kovulduğum 28 Şubat 2001'de (bilemezdik tabii),
Cumhurbaşkanı kayınbiraderinin "hakaret ve tehdit" i duruşmasına birlikte girdiğimiz "Vekiller", şimdi bana "hakaret metni" iletmiş.

Köksal
Hocam; büronuzdan gelen faks benim için tam hayal kırıklığı!

Ama en vahimi, hakaret de değil; şu ifadeler:

"Şahsi
düşmanlığını akıl almaz iftiralar atacak kadar ağır takıntı haline getiren bir kişinin GAZETECİLİK YAPMAYA DEVAM ETME HAKKI VAR MIDIR?"

İşten attırın, basın kartımı iptal ettirin, her kapıyı kapatın, vurun bari!

Metnin deyişiyle: Kendine "Gazeteci" diyebilen bir kişi de, "Hukukçu" diyebilen bir kişi de, böyle bir soruyu nasıl sorabilir hayretle karşılıyoruz!

"Hayretle"
geçiştirilebilecek gibi değil.

Çünkü, "basın özgürlüğü" ne ağır hakaret.

Birileri, kimin gazetecilik yapıp yapmayacağına karar verme, bunu "gerekli soru" sayma hakkı var sayıyor.

Ve biliyor musunuz, hele kartel varsa, bu çok mümkün.

2001'de kovulduğumda, Star sürprizine kadar, Cumhuriyet de dahil, kimse "gazetecilik yapmaya devam etme hakkı" vermemişti; lanetlendiğim için.

Şimdi çok ciddi soruyor, çağrı yapıyor, cevap ve ilgi bekliyorum:

1.
Üyesi olduğum Türkiye Gazeteciler Cemiyeti ve Çağdaş Gazeteciler Derneği başta, meslek örgütlerinin (aslında meslektaşların da, belki medya sitelerinin de) bu itham, soru ve tehditkar sindirme, susturma çağrısına bir diyeceği olmalı.

Bekleyeceğim.


2.
İstanbul Barosu, Barolar Birliği; bir Vekil Avukat'ın, bir hukukçunun; bir gazetecinin meslek hayatını sürdürmemesi için çağrı yapmasına bir şey diyebilmeli.

3.
Galatasaray Üniversitesi başta, özellikle iletişim fakülteleri, bir rektör adayı bürosundan yazılabilen bu "anti demokratik" ifadeyi görebilmeli. Tabii, Sayın Bayraktar'ın kendisi ve vicdanı da.

4.
IPI, WAN gibi uluslararası "basın özgürlüğü" kuruluşları, özgürlük ve eleştiri hakkını tehdit eden o cümleden haberdar olmalı.

5.
TÜSİAD ve Başkanı;

Üye
vekillerinin; eleştiri, haber, bilgi, sorgulama hakkı kullanan gazetecileri meslekten kazıtma tavrına karşı, "Cumhuriyet, demokrasi, AB normları" ile tüzüğü uyarınca bir şey yapmalı!

6.
"Şahsi düşmanlıklarım"dan bıkmış okura da saygı iletiyorum. Mesleği ve meslektaşları ayıba boğanların layık gördüğü "üzerimdeki ebedi ayıp gölgesi"ni de takdirlerine sunarak. Belki verdiler, işverendiler ama; bu mesleği bana da, meslektaşlarıma da vekiller, müvekkiller vermedi ki onlar alabilsinler!

Çok uzun oldu, biliyorum. Ama sizlerin haber, bilgi hakkı ile özgürlüklerini de ilgilendiriyordur belki.

.
.

02 Kasım 2007 Cuma SABAH GAzetesinde yayınlalan yazım
Umur Talu
.
.

'En nazik siyasetçi' idi ama bakın ne olmuştu! .
.

Aslında, önceki gün de (dün için) yazabilirdim. "Medya ile siyaset" üstüne dün çıkan yazıyı yazarken Erdal İnönü' nün vefat ettiği haberi geldi.
Aklıma da bugünkü yazı geldi.

Sonra vazgeçtim. Ama dünkü gazete başlıkları arasında birini görünce tekrar yazıp hatırlatmaya karar verdim.

Nasıl olsa başka kaç kişi yazardı ki.



Bunu, İnönü son bir umutla bir kez daha ABD'ye götürülmeden hemen önce, ağustos sonlarında, İstanbul'da hastanede, ölüme çeyrek kalmış, daha da incelmiş, ama yine de "çok ince" halini gördüğümde de hatırlamıştım.

Benzer hastalıkla, aynı hastanede, annem de "ölüme yatmış" tı.
İnönüler' in sürekli hastanede bulunan kadim dostları Bükeler ile sohbet ederken de aklımdaydı. Onlarla bunu konuşmadım ama, konuyu iyi bildiklerini tahmin ediyordum. Ben de yazılarda daha önce birkaç kez değinmiştim.



Dün "Büyük" gazete sürmanşetinde, "En nazik siyasetçiyi kaybettik" başlığı atılmıştı. Diğer siyasetçiler alınmazsa, güzel başlıktı.

Hemen hemen aynı yerde, tam 6 yıl önce, 21 Ekim 2001'de hangi büyük haber" vardı, biliyor musunuz?

"Hacizden
vakıf kurtardı".



"Büyük
gazete" nin, "büyük haber" i şöyleydi:


"Emlakbank
avukatları, İnönü'nün kayınbiraderi Selim Sohtorik'in 2.6 trilyon liralık borcuna Sevinç İnönü kefil olduğu için, GEÇEN MAYIS AYINDA, Erdal Bey'in Anadoluhisarı'ndaki yalısını hacze gittiler."

İnönü
'nün koskoca güneş gözlüklü, handiyse mafyavari bir fotoğrafıyla da süslenen haber şöyle devam ediyordu

Hem "haber" vererek, hem de "yorum" u sokuşturarak:

"Kayınbiraderi
Sohtorik'in Emlakbank'a borçları, YENİ PARTİ KURMA HAZIRLIKLARI İÇERİSİNDEKİ Erdal İnönü'nün BAŞINI AĞRITIYOR.
Eşi Sevinç Hanım'ın, kardeşinin borçlarına kefil olması, Erdal İnönü'ye UZUN SÜREDİR RAHAT YÜZÜ VERMİYORDU.
SOLDA
YENİ BİR PARTİ KURMA HAZIRLIKLARINI SÜRDÜREN Erdal İnönü'nün BAŞI kayınbiraderi ile DERTTE.
Banka avukatlarını yalıda aynı gün Erdal İnönü'nün karşıladığı ortaya çıktı."
İnönüler yalıyı Sevinç Erdal İnönü Vakfı'na kaydettikleri için haciz yapılamamıştı.


Bakın bu, dünyanın her yerinde haberdir.
Lakin, dünyanın her yerinde; zamanında, önyargısız, gazetecilikten başka hiçbir derdi olmadan, haberdir.

Bir haberin sadece "doğru" değil, "dürüst" olup olmamasının önemine dair dünya çapında örnektir.

Çünkü, olay şudur:



"Haber"
in bütün sırrı, haber değeri taşımasında değil, içindeki "Yeni parti hazırlıkları sürdüren" ifadesindeydi.

Büyük medya siparişlerine "Roberto Carlos" gibi kan ter içinde koşturup, işi bitince "on line" çöpü boylamakta olan DSP, MHP, ANAP koalisyonunu gömecek erken seçimin hemen öncesinde, CHP ile lideri "yeni parti hazırlıkları" ndan (haklı olarak!) rahatsızdı.
CHP'nin bir özelliği de, "büyük banka" nın da yönetiminde bulunmasıydı.

"Büyük
banka" nın bir özelliği de "büyük gazete" nin "büyük medya grubu" nun bulunduğu "büyük grup" la birlikte "büyük petrol şirketi" ni özelleştirmede alıp ortak olması ve petrol işindeki hisselerini sonradan devredeceği "büyük medyalı büyük grup" a bu işler için kredi de vermesiydi.

Tam o günlerde CHP, birdenbire, banka yönetimindeki temsilcilerini değiştirdi.
"Büyük medya grubu" na bayrak gösterdi.

Ve CHP liderinin o zamanki "sağ kolu" ( CHP'de "sol" kol var mıdır, bilmiyorum!), "büyük araştırmacı, anketçi, medya dostu, yönetmen ve patronların kankası" Bey, "İnönü haberi" ni, hem de elden, "büyük medya" nın "büyük yönetmen" ine teslim etti.
Yani, "mayıs ayındaki" olayın "ekim ayındaki" haberini.

Kapıda İnönü' nün karşıladığı ayrıntıları ve "İnönü'nün başı dertte" yorumlarıyla birlikte.


"Başı
dertte" denen "En nazik siyasetçi", "doğru" ama "dürüstlükten nasipsiz" manşetin "en nazik yerinden vurduğu" gün "yeni parti kurma hazırlıkları" nı bıraktı.
Siyaseti de.

"En
nazik siyasetçi" yi biraz o gün de "kaybettik."

"Atatürk'ün
ikinci adamı" nın "Atatürk'ün siyasi mirasçısı da olmuş Atatürkçü" oğlunu, "Atatürk'ün Atatürkçü partisi" nin "Atatürkçü yöneticiler" i, hem de "Atatürk'ün bankası" ndaki "Atatürk'ten miras" hisseler ve "Atatürk'ün silah arkadaşı" İnönü devrinde kurulan "Atatürkçü petrol şirketi" sayesinde, "en Atatürkçü" gazeteyle işbirliği içinde vurmuş ve "Atatürkçü" başyazarlar başta, bir köşede, gık bir yana, hıçkırık bile çıkmamıştı. Başları  hiç mi ağrımamıştı!

Erdal
İnönü; 21 Ekim 2001'de yaralandı, 31 Ekim 2007'de öldü.
.
.


.
.
.
UMUR TALU Gözüyle Kimdir Başarıları Linkler Kendi Sesiyle Fotograf Albüm Kitap Tavsiyeleri TV Tüm Yazıları UMUR TALU Odası Lider Arama

.
.
.


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org