Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Lider Odaları       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Ersin Dedekoca Gözüyle 


     

 



Tüm Yazıları

       ShareThis
TÜRKİYE-İSRAİL İLİŞKİLERİ
02.02.2010
Ersin Dedekoca
Okunma Sayısı : 4415
Oy Sayısı : 4
Değerlendirme : 5
Popülarite : 3,01
Verdiğiniz Puan :
 

 

 

Hazırlayan : A.Ersin Dedekoca                                                                     23 Aralık 2009

          
              SON DÖNEM TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİ

GİRİŞ

14 Mayis 1948'de kurulan İsrail Devleti ile, anılan Devletin oluşum sürecinde, Filistin topraklarının bölünmesi (Filistin ve İsrail arasında) konusundaki 29 Kasim 1947 tarihli BM kararının aleyhinde oy kullanan ve 28 Mart 1949'de  onu tanıyan ilk Müslüman çoğunluğa sahip ülke olan Türkiye Devleti arasındaki ilişkiler, yıllar itibariyle siyasi, ekonomik, askeri ve Filistin sorununa bağlı olarak inişli-çıkışlı seyir göstermiştir.

Ulusal çıkarlar, Arap ülkeleriyle yürütülen denge, ABD'nin Ortadoğu politikası, çevre ülkelerle olan sorunlar, bunların yanında dönemsel olguları 'algılama' faktörlerine ve az da olsa iç politika kaygıları (seçilmiş yöneticilerin tarihsel bilgi ve algıları ile, temsil ettikleri seçmen kesiminin tercihleri) nın etkin olduğu Türkiye - İsrail ilişkilerinin seyri, gerisindeki etmenlerin irdelenmesi bu çalışmanın konusu olacaktır.
FİLİSTİN SORUNUNDA SON DÖNEM GELİŞMELER

Iki ülke arasındaki ilişkileri etkileyen ana faktörlerin başında, XIX. Yüzyıl sonlarında başlayarak, XX. Yüzyıl başlarında yoğunlaşan Yahudi göçünün sonucu olarak 1948 yılında bu topraklar üzerinde İsrail Devletinin kurulması ve giderek genişlemesinin yarattığı Filistin sorunu gelmektedir. Kuruluşundan başlayarak meydana gelen Arap-İsrail çatışmaları veya İsrail'in tek yanlı eylemleri sonucunda, hemen hemen tüm Filistin toprakları İsrail'in işgali altına girmiş, bu topraklarda yaşayan insanların büyük çoğunluğu, diğer Arap ülkelerindeki mülteci kamplarına göçmüşlerdir.

1980 sonrasında Filistin sorununda yaşananları aşağıdaki başlıklarda özetleyebiliriz:
-         1985 yılında FKÖ Lideri Yaser Arafat ile Ürdün Kralı Hüseyin, İsrail ile barış görüşmesine başlama kararı almışlar, ancak bu girişim Filistin Ulusal Konseyi'nce 1987 yılında durdurulmuştur.
-         1987 yılında, Kudüs ve Arap topraklarının kurtarılması amacıyla yapılan intifada (ayaklanma) hareketi İsrail'in de şiddet uygulamalarını arttırmasına ve sorunun derinleşmesine yol açmıştır.
-         Körfez Savaşı öncesinde, 1990'da Filistin sorununa ilişkin bir uluslararası konferans toplanması yolundaki İsrail önerileri, aynı yıl yaklaşık 200 bin Sovyet Yahudisi'nin İsrail'e yerleştirilmesi sebebiyle Filistinliler tarafından kabul görmemiştir.
-         1991 yılında Madrid'de, Aralık 1991'de Washington'da taraflar arasındaki görüşmelerden sonuç alınamamış ancak, FKÖ ile İsrail arasında Oslo'da yapılan gizli görüşmeler 12 Eylul 1993 de, Filistin Özerk Yönetimi kurulması ve 5 yıllık geçici bir sure verilmesini öngören anlaşma ile sonuçlanmıştır.
-         4 Mayıs 1994'te Kahire'de imzalanan Gazze-Eriha Antlaşmasıyla Filistin Yönetimi resmen kurulmuş; 26 Ekim 1994 de de Ürdün ile İsrail arasında Wadi Araba Antlaşması bağıtlanmıştır. Keza, 21 ve 28 Eylul 1995 yıllarında imzalanan Oslo-I ve Oslo-II Antlaşmalarıyla, Filistin Yönetimi Batı Şeria'nın bazı şehirlerini de yönetimi altına almıştır.
-         13 Eylul 1993 ile Eylul 2000 arasındaki yedi yıllık barış süreci boyunca İsrail ekonomik birçok avantaj elde ederken, 1967 işgali ile başlayan, Filistin'in İsrail'e ekonomik bağımlılığı daha da artmıştır. (3/A)
-         Tüm bu barış adına olumlu gelişmelerin altında imzası bulunan İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin'in, aşırı sağcı bir barış süreci muhalifi tarafından  öldürülmesi üzerine yerine geçen Benyamin Netanyahu'nu El-Aksa Camii'nide açmak istediği arkeolojik tunel nedeniyle çıkan çatışmalarda çok sayıda kişi ölmüştür.
-         11-25 Temmuz 2000 tarihlerinde Arafat ve Barak arasına Camp David'de yapılan nihai barış görüşmelerinden sonuç alınamadığı gibi, Ariel Şaron, beraberinde yüzlerce polisle birlikte Mescid-i Aksa'nın bulunduğu Harem-i Şerif kompleksini ziyaret etmek isteyince çıkan çatışmalar büyümüş ve Filistin'de ikinci intifada (ayaklanma)  başlamıştır.
-         2002 Mart'ında İsrail, daha önce Filistin Yönetimi'ne devredilmiş olan bölgeleri işgal etmiştir. Keza, 2003 yılı başlarında ABD, Rusya, AB ve BM  den oluşan dörtlü tarafından taraflara önerilen 'yol haritası', Irak'ın ABD önderliğindeki koalisyon güçleri tarafından işgalinden sonra rafa kalkmıştır.
-         Yaser Arafat'ın ölümü üzerine FKÖ devlet başkanlığına, şiddete karşı tutumuyla tanınan eski başbakan Mahmud Abbas seçilmiştir. Daha sonra yapılan seçimleri kazanan Hamas tarafından kurulan  hükümet ile birlikte, Filistin'de iki başlı sayılabilecek bir yönetim oluşmuştur.
-         FKÖ ile Hamas arasında giderek artan ve silahlı çatışmaya dönüşen olaylar sonucunda FKÖ Batı Şeria'da, Hamas ise Gazze Şeridi'nde insiyatifi eline geçirmiştir. İsrail ise, Gazze Şeridi'nden çekilmekle beraber, Batı Şeria'daki yerleşimlerini, Doğu Kudüs'ü Filistinliler'in yaşadıkları topraklardan ayıracak şekilde genişletmeye devam etmektedir.

Soruna kalıcı ve nihai bir çözüm bulunamamasında, anlaşmazlığın oldukça karmaşık bir nitelik taşımasının yanında, Arap ülkelerinin kendi aralarındaki anlaşmazlıklarının sürmesinin, büyük güçlerin bölgedeki çıkarlarıyla ilgilenmelerinin ve İsrail'in askeri gücünün büyüklüğünün önemli rolü yadsınamaz. (1), (2), (3)
TÜRKİYE – İSRAİL İLİŞKİLERİNDEKİ GELİŞMELER 

İlişkilerin Başlangıcı, Dengeli ve İhtiyatlı Yaklaşım

Filistin topraklarındaki %10 kadar nüfus payına sahip olan,  ancak sonradan çeşitli ülkelerden göç ederek yerleşen Yahudi nüfusa bir yurt yaratmak amacıyla BM içinde kurulan Komisyon üyelerinin büyük çoğunluğu ile kabul edilen  25 Kasım 1947 tarihli, Filistin topraklarının bölünmesi ile ilgili tavsiye kararı BM Genel Kurulu'nda, 13 red, 10 çekiser oya karşılık, 33 oyla kabul edilmişti. Karara red oyu veren ülkelerden biri de Türkiye idi. Karara gore, toprakların ancak %7 sine, nufusun da 1/3üne sahip olan Yahudi halk için kurulacak İsrail Devleti'ne toprakların %56'sı veriliyordu. (4)
(1)   : 20. Yüzyıl Siyasi Tarihi. Prof.Dr.Fahir Armaoğlu. Akkım Yayın. sh.859-867
(2)   :Uluslararası İlişkilere Giriş.Prof.Dr.Faruk Sönmezoğlu.Ağus.2009.DerYayın.sh.125         
(3)   : Siyasi Tarih(1918-1994).Prof.Dr.Oral Sander.Kasım 2008 sh.548-551
(3/A):Savaş ve Barış:90'larda Filistin-İsrail Sorunu.Özge Özkoç.AÜ.SBF Der.64-3 sh.192         
      (4) : Geçmişten Günümüze Orta Doğu.Prof.Dr.Tayyar Arı.2007 Alfa Yayın.sh.227,228

14 Mayıs 1948'de İsrail Devletinin kuruluşunun duyurulması, BM kararında red oyu kullanmış olan Türkiye'de büyük bir endişe ile karşılandı. Bu temkinli yaklaşımda rol oynayan faktörleri iki grupta toplayabiliriz:
Yeni kurulan devletin, İkinci Dünya Savaşı sonrası oluşan ikili yapı içerisindeki konumu henüz belli değildi. İsral'de kurulan ve sosyalist anlayışla çalışan 'kibbutz'lar, kooperatif fabrikalar, Türkiye'de bu ülkenin SSCB ile yakın ilişkiler kurduğunun ve 'Ortadoğu'da yeni bir Sovyet peykini ortaya çıktığı'nın düşünülmesine yol açtı. Sovyet tehdidine çok yoğun olarak hisseden Türkiye'nin, Sovyetler'e yakın olduğu düşünülen bir devletle yakınlaşması söz konusu olamazdı. (5)
2.      Ortadoğu'da, Filistin üzerindeki İngiliz manda yönetiminin sona ermesiyle bir Yahudi  devleti kurulması, sorunları hepten içinden çıkılmaz bir duruma getirebilirdi. (6)

Ancak daha sonraları İsrail'in, Sovyet tehdidine karşı Batı kampında yer aldığını açıkça ifade etmesi ve 1948 yılının son ayında Türkiye'nin ABD ve İngiltere ile birlikte, Arapların karşı çıktığı 'BM Filistin Uzlaştırma Komisyonu'na seçilmesi, Türkiye'nin İsrail'e karşı mesafeli ve ihtiyatlı yaklaşımını değiştirdi. Bu değişimde, Türk kültürünün ve toplumunun Arap motiflerinden ayıklanmasını ve Batı yönünde radikal değişimi savunan entellektüel kesimin etkisi de, anılmaya değer bir gerçektir.(7)

Tüm bu gelişmelerin sonucu olarak, Türkiye, yeni Ortadoğu politikasının ilk işaretini, 28 Mart 1949'da İsrail'i ilk tanıyan Müslüman çoğunluğa sahip ülke olarak verdi.

1950'lerle Birlikte Başlayan İşbirliğindeki Artış

İsrail'i tanımasından yaklaşık bir yıl sonra Türkiye, bu ülke ile 9 Mart 1950'de, elçilik düzeyinde diplomatik ilişki kurdu. (8) Diplomatik ilişkiler kurulmasına koşut olarak, iki ülke arasındaki ilişkiler artmaya ve çeşitlenmeye başladı. İlişkilerdeki genişlemenin nedenlerini, ilişkinin iki tarafı için de aşağıdaki şekilde gruplayabiliriz:
Türkiye yönünden:
1.      Kore'deki BMGücü içinde yer almayı NATO üyeliğine kabul için önemli bir fırsat olarak algılayan Türkiye, Arap Ülkelerinin Kore'ye askeri müdahale konusundaki BM Güvenlik Konseyi kararını desteklememesinden memnun olmadı. Buna karşılık, İsrail'in ABD ve Türkiye ile birlikte Kore'ye askeri müdahaleyi desteklemesi, Ankara'da İsrail'e duyulan güveni tazeledi. (9)
2.      İngiltere'nin Ortadoğu'daki konumunu ABD'ye devretmesi, ABD'nin de Ortadoğu ülkelerinden özellikle İsrail ile sıcak temaslar kurması, Türkiye'nin de bu ülkeye bakışını etkiledi. 
İsrail yönünden :
1.      Ortadoğu'da özellikle, Sovyet desteğine sahip Suriye karşısında, ABD'nin                desteklediği Türkiye ile işbirliğine ihtiyaç duyulmaktaydı. (10)
(5)   : Özkoç. (a.g.m) sh.170
(6)   :Türk İsrail İlişkilerinin Dünü ve Bugününe Kısa Bir Bakış. Çağrı           Erhan.Mülkiyeliler Birliği Dergisi Cilt:XXI Sayi:202 sh.32
(7)   : Erhan. (a.g.m) sh.33
(8)   :DışişleriBakanlığı, http://www.mfa.gov.tr/turkiye-israil-siyasi-ilişkileri.tr.mfa
(9)   : Erhan. (a.g.e) sh.33
(10):Türkiye-İsrail İlişkilerine Bir Bakış.Dr.Serdar Edurmaz
        http://www.turksam.org.tr/a1833.html
2.      İsrailli yöneticiler, bölgedeki tek demokratik ve laik ülke olan Türkiye'nin Batı'ya dönük dış politikasının farkına varmış ve bu ülkeyle artacak işbirliğinin, ülkelerinin Batı ile ilişkilerinin artmasına da yardımcı olacağını; keza, Türkiye'nin yardımıyla, İsrail ile Araplar arasındaki sorunların diplomatic yollardan çözüleceğini düşünüyorlardı. (11)
3.    Ankara'daki diplomatik temsilcilik sayesinde edinilen bir yarar da, ABD'nin Türkiye'ye yolladığı silahları yakından inceleyen İsrailli diplomatların, silah edinme konusunda sıkıntıları olan Tel Aviv'i bilgilendirmeleri oluyordu. (12)

Öte yandan, 4 Temmuz 1950 de imzalanan ticaret antlaşmasının sonrasında iki ülke arasındaki ticari ilişkilerde büyük sıçrama oldu. 1950lerde, tarımsal yapılanmasını tamamlayamamış olan İsrail'in pamuk ihtiyacının tamamı, buğday gereksiniminin yarısı, balık, sığır eti, kuru meyve ihtiyacının önemli bir bölümü Türkiye'den karşılanmaya başlandı. Türkiye ise İsrail'dan elektrikli ev aletleri, soba, buzdolabı, kimyevi maddeler dış alımı yapıyordu. (13)

Bu dönemde Türk-İsrail ilişkilerinde iki kez soğuk ilişki yaşanmıştır. Bunlardan ilki, 1955 yılında Türkiye, Irak, İran, Pakistan ve İngiltere arasında Bağdat Paktı'nın kurulmasıdır. İsrail, bu oluşumun kendisine karşı Arap düşmanlığını arttıracağını ileri sürerek, Pakt'a şiddetli tepki göstermiştir. (13) İlişkileri soğutan ikinci gelişme ise, İsrail ordusunun İngiliz ve Fransız birlikleriyle beraber 29 Ekim 1956'da Sina Yarımadasının işgali ile başlayan harekat oldu.(14) Anılan Süveyş Krizi sonrasında Türkiye ikili ilişkileri müsteşar düzeyine indirmiş ve bu durum 1990'lı yılların başına kadar sürmüştür. (15),(16)

İlişkilerde Yeni Bir İvme: 1956-60 Dönemi

Suveyş Krizi sırasında soğumaya başlayan Türkiye-İsrail ilişkileri, bu dönemde Mısır, Irak ve Suriye'de oluşan gelişmeler üzerine tekrar eski düzeyine yükselmeye başladı.

General Kasım komutasındaki birlikler 14 Temmuz 1958'de Irak Monarşisini yıkarak, Kral ve Başbakan'ı öldürdüler. Denilebilir ki, bu gelişmeden en çok rahatsız olan ve o nisbette de sert tepki veren ülke Türkiye olmuştur. Öyle ki, ABD'ne, müdahaleye kararlı olduğunu dahi bildirmişti. (17) Ayrıca, Suriye'nin de benzer şekilde Sovyet askeri ve ekonomik yardımından yararlanmaya başlaması (6 Ağustos 1957 de açıklanan paketin tutarı USD 500 mio.dı.) Türkiye'nin hoşuna gitmemişti ve güvenlik tehdidi olarak algılanıyordu. (18)

Diğer yandan, Mısır'da General Cemal Abdülnasır'ın iktidara gelmesiyle, Arap dünyası  liderliğini hedef alan pan-arabist politikalar ve SSCB ile yakın askeri ve siyasi ilişkiler içine girmesi İsrail'i endişelendirmekteydi. (19)
(11) : Erhan. (a.g.m) sh.33
(12) : Erhan. (a.g.m) sh.34
(13) : Erdurmaz. (a.g.m)
(14) : http://wikipedia.0rg/wiki/suvys_krizi
(15) : İsrail'in 60 .Yılında Türk-İsrail İlişkileri.Prof.Dr.Hüseyin Bağcı.13.05.2008  http://www.trakya.web.tr/yazar.asp?action=read&aid=590
(16) : Olaylarla Türk Dış Politikası.Prof.Dr.Mehmet Gönlübol 1996 Siyasal Kitap.sh.284,285
(17) : Armaoğlu.(a.g.e) sh.512,513
(18) : Armaoğlu. (a.g.e) sh.506-509
(19) : Petrol. Daniel Yergin 1995 İş Bankası Yayınları. sh.455
1957 yazında Türkiye ile Suriye arasında yaşanan gerginlik, 1958 Şubat'ında Mısır ve Suriye'nin Birleşik Arap Cumhuriyeti adı altında birleşmeleri ve Temmuz 1958'de General Kasım önderliğinde gerçekleşen darbe sonrasında Irak'ın Bağdat Pakt'ından ayrılması Türkiye'nin; Irak darbesinin gerçekleştiği günlerde İsrai'in tehdit algıları örtüşüyordu. Bu gelişmeler üzerine İsrail'in Etiyopya ve İran'la yaptığı güvenlik işbirliği antlaşmasına –Çevresel Pakt- Türkiye'nin de dahil olması isteniyordu. Türkiye'nin de katıldığı bu Pakt'ın en önemli etkinliği istihbarat alanında görüldü. Üye ülkeler arasında Trident denilen bir istihbarat ağı kuruldu. MİT'in öncülü olan MAH ile Israil istihbarat örgütü MOSSAD arasındaki işbirliği bu dönemde çok derinleşti. (20)

İlişkilerde Soğuma Dönemi : 1960-1980

Daha öne bahsettiğimiz Çevresel Pakt'ın Türk-İsrail ilişkilerine kazandırdığı hız, 1960'lı yıllarla birlikte azalmaya başladı. Gerilemeye başlayan ilişkilerdeki trend, 1967 Arap-İsrail Savaşından sonra daha çok derinleşti.  Aslında 1967 Savaşı, Filistinliler açısından çok şeyi değiştirmiş bulunuyordu. Çünkü, Doğu Kudüs de dahil Batı Şeria ve Gazze'nin de İsrail tarafından işgal edimesiyle bütün Filistinliler yurtsuz kalırken, önemli ölçüde toprağını İsrail'e kaptıran Arap ülkelerinin Filistin sorunlarını çözme yeteneğinden uzak oldukları açıkça anlaşılmıştı. (21) Keza, 1967 Savaşı ile İsrail topraklarını dört misli daha genişletmiş, bütün Sina yarımadası İsrail'in eline geçmişti. Öte yandan, Filistinliler'in elindeki Doğu Kudüs'de Israil'in eline geçmiştir ki, bu yolla, 2000 yıldır ilk kez Yahudiler Kudüs'e tekrar sahip oluyorlardı. Bir diğer anlatımla, Osmanlı'nın 400 yıl elinde tuttuğu kutsal Kudüs'ü Araplar elli yıl koruyamamışlardı.(22)

Türkiye, 1967 Savaşında Arap ülkelerinden yana tutumunu açıkça ortaya koymuş; BM'in, İsrail'in işgal ettiği topraklardan hemen çekilmesini içeren kararına destek veren tutumu, Mısır ve Suriye'de olumlu karşılanmıştı. Bunun sonucu olarak, ABD ve İngiltere başta olmak üzere pekçok Batı ülkesine petrol sevkiyatını durduran Arap ülkeleri, Türkiye'yi bu uygulama dışında tutmuşlardır. (23)

Kudüs'teki Mescid-i Aksa'nın 1969 Ağustosunda yakılmasından sonraki gelişmeler karşısında Türkiye'nin izlediği politikalar da, Arap ülkelerince memnuniyetle karşılanırken, İsrail'de olumsuz etki yapıyordu.

Devamında,  1975 yılında Siyonizmi ırkçılık olarak kabul eden BM kararı Türkiye tarafından desteklenmiş, aynı yıl             FKÖ'nün Filistin halkının tek ve meşru temslcisi olarak kabul edilerek, 1979 yılında Ankara'da bir temsilcilik açmasına izin verilmiştir. Keza, 1980 yılında İsrail'in, işgal altındaki Kudüs'ü topraklarına katmasına, Tel Aviv'deki diplomatik temsilciliğini 'ikinci katip' düzeyine indirerek göstermiştir. (24)

1980-90 Döneminde İlişkilerdeki Isınma
Bu dönemdeki Türk- İsrail ilişkileri, resmi olmayan düzeyde gelişmeye başlamıştır. Bunun temel nedeni, terörizme karşı bilgi alışverişi ve işbirliği idi. Özellikle, FKÖ bağlantılı olarak, Lübnan'da Ermeni, Kürt ve Türk ayrılıkçı unsurların eğitimi önde gelmekteydi.(25)
(20) : Erhan. (a.g.m) sh.35
(21) : Arı. (a.g.e) sh.338
(22) : Armaoğlu (a.g.e.) sh.707,708
(23) : Erhan. (a.g.m) sh.35
(24) : Erhan. (a.g.m) sh.36
(25) : Erdurmaz (a.g.m.)
12 Eylul askeri darbesi sonrası Müslüman ülkelerin desteğini sağlamak ve ülkeye petrol akışını sürdürmek için İsrail ile ilişkilerin alt düzeyde tutulmasına çalışıldı. Ancak, 1982'de İsrail'in Lübnan'ı ilhakından sonra ortaya çıkan gelişmeler, yavaş da olsa, ilişkilerde artmaya yol açtı. Şöyle ki, İsrail'in talebi üzerine birlikte Lübnan'da yapılan operasyonlarda, ASALA ve JCGA'nın kampları tümüyle tahrip edilirken, aralarında JCGA lideri Agop Ahçıyan'ın bulunduğu çok sayıda terrorist öldürülmüştü. Keza bu opereasyon FKÖ ve ASALA arasındaki bağı da ortaya çıkarmıştı.

Bu dönemde rejim ihracı için Türkiye'yi hedef bölgeler arasına alan İran ve PKK terör örgütüne lojistik destek sağlayan Suriye'nin Türkiye için birer tehdit oluşturmaya başlaması, ilişkilere ivme kazandıran faktörler oldu. Bunun sonucu ilişkiler yeniden 'elçilik' düzeyine çıkarıldı. Bu ilişki yumuşaması, Israil'in BM'de temsil edilmesini yasaklanmasını konusundaki karar tasarısına Türkiye'nin, her zaman olduğu gibi çekimser değil, red oyu vermesi sonucunu getirmişti. (26)

İlişkilerdeki Yükselen Trendin 2000 Başlarına Kadar Devam Etmesi

1989 sonbaharında Balkanlar ve Doğu Avrupa'da eski Doğu Bloku rejimlerinin yıkılmaya başlaması ve yeni rejimlerin İsrail ile üst düzey diplomatik ilişkiler kurması, Türkiye'yi bir kez daha harekete geçirdi. Bulgaristan'ın ve hemen ardından, ezeli rakip Yunanistan'ın diplomatik temsilciliklerini büyükelçilik düzeyine çıkartması üzerine, Türkiye'de Tel Aviv'deki temsilciliğini büyükelçilik seviyesine yükseltti ve Eylul 1992 de, Kudüs'teki Türkiye Başkonsolosluğu tekrar faaliyetlerine başladı. Devamında, Dışişleri Bakanı Hikmet Çetin'in Kasım 1993'de İsrail'i ziyaret etmesi ile yakınlaşan ilişkiler (27), 1994 yılında Başbakan Tansu Çiller'ın, Mart 1996'da Cumhurbaşkanı S.Demirel'in ziyaretleriyle derinleşmiş; bu temaslar sırasında siyasal, ekonomik, askeri, istihbarat, su ve diğer konularda kapsamlı bir işbirliği yapılması yönündeki niyetler ortaya konmuştur. Özellikle Demirel'in ziyareti sırasında imzalanan 'askeri işbirliği antlaşması', genel olarak Arap devletlerinin, ama özellikle Suriye ve İran'ın tepkisine yol açmıştır. (28)

1997 Şubat'ında Genelkurmay Başkanı İ.Hakkı Karadayı'nın İsrail ziyareti, o güne kadar askeri anlamda yapılan en üst düzey ziyaretti. Özellikle, 1996 Mart'ında imzalanan ve 1997 Mayıs'ında yürürlüğe giren 'serbest ticaret antlaşması', iki ülke arasındaki ticareti (silah dışında) USD 1 mia.'ın üzerine çıkarmayı hedefliyordu. Böylece, Türkiye'nin, Akdeniz ülkeleri ile AB arasında 2010 yılına kadar tesis edilmesi öngörülen serbest ticaret alanıyla bütünleşmesi yönünde gereki zemin hazırlandı. Yapılan askeri antlaşmalar bağlamında istihbarat, ortak tatbikat, çeşitli silah alımı ve mevcutların modernleştirilmesi konusundaki ilşkiler giderek arttı. (29)

İlişkilerin boyutundaki bu denli derinleşmenin etmenleri arasında, 1991 yılında ABD'nin Ortadoğu'daki askeri ve siyasi etkinliğinin artması, Rusya'nın bölgedeki nüfusunu yitirmesi, 1990 yılındaki Körfez Savaşında ABD'nin başını çektiği koalisyonun Irak karşısında kesin üstünlük sağlamasıyla birlikte ABD'nin İsrail'e, barış görüşmeleri konusundaki baskıları sayılabilir. Türkiye'nin bu bağlamda dikkate aldığı husus da, ABD-İsrail ekseniyle kurduğu ilişki yoluyla kendi güvenlik sorununu çözmeyi ve Avrupa'da uğradığı yanlızlığı dengelemeyi düşündüğünü söyleyebiliriz.
(26) : Erhan. (a.g.m) sh.36
(27) : Erhan. (a.g.m) sh.37
(28) : Arı. (a.g.e) sh.636,637
(29) : Arı. (a.g.e) sh.639,640

Ancak, Türkiye'nin Suriye ile sorunlarını çözmesi, AB Helsinki toplantısında Türkiye'ye üye adaylığı statüsü verilmesi sonrasında Türkiye'nin Ortadoğu ve Avrupa ile daha dangeli ilşkiler içine girdiği gözlenmeye başlanmıştır.  Ayrıca, Ariel Şaron'un 2000 Eylül'ündeki El-Aksa ziyareti ile beraber barış sürecini sabote etmesi ve ve 2001 başında da iktidarı devralması, ister istemez Türk-İsrail ilişkilerinde sorunlara yol açmıştır.(30)

2001 Başlarından Günümüze Devam Eden Mesafeli /İnişli-Çıkışlı İlişkiler  

2000 Eylül'ünden itibaren Filistin'de izlediği politikalar nedeniyle ilişkilerde sorun yaşanan İsrail, Irak Savaşı sonrasında izlediği Türkiye alehtarı yaklaşımlarla adeta Türkiye'yi tetiklemiş ve 1990'lı yılların ortalarından beri sürekli yükselen ilişkilerde gözle görülür düşüşe neden olmuştur. Bu arada Türkiye, komşularıyla olumlu ilişkileri geliştirerek, kendisini İsrail ile ilişkiye zorlayan faktörleri azaltmıştır. (31) 2000'de Ariel Şaron liderliğindeki hükümetin başa gelmesiyle birlikte El-Aksa intifadası başladı. Filistin halkına karşı artan şiddetle beraber, Türkiye'de de İsrail'e karşı tepkiler artmaya başladı.(32)

Gelişmelere Israil çerçevesinden baktığımızda, Türkiye gibi laik, parlamenter ve nüfusunun çoğunluğu Müslüman olan bir devletin İsrail'in müttefiki olmasının kendileri için bir avantaj olarak görüldüğü anlaşılmaktadır. Ancak İsrailli siyasilerin, bu ilişkilerin ABD tarafından kotarıldığını, ya da Türkiye'nin buna zorunlu olduğunu düşündükleri için bu ilişkiyi yeterince 
değerlendirmedikleri savı ileri sürülmektedir. (33) Yine de, Türkiye'nin bugüne  kadar İsrail ile ciddi bir çatışma içine girmemiş olması ve taraflar arasındaki sorunlara son derece temkinli yaklaşması İsrail için önemli unsurlardı.

Şubat/Mart 2005 yılında taraflar arasında yeniden başlayan yakınlaşma, 2006Temmuz-Ağustos aylarında yaşanan Lübnan işgali ile tekrar olumsuz etkilenmiştir. Bu arada, yaklaşık USD 2,3 mia. olan ticaret hacmi de, bu olumsuz ilişkilerin tesirinde kalmaya başlamıştı: iki ülke arasıda imzalanmış olan araştırma ve geliştirme projeleri askıya alınmış, Manavgat suyu projesi durmuş, Gap bölgesine yapılan yatırım planları sonlandırılmış, hatta büyük ihaleler gündemden kalkmaya başlamıştı.(34)

Filistin seçimlerini kazanan Hamas Lideri Halid Meşal'in Ankara'ya 2006 başlarında yaptığı ziyaret ile tansiyonu yükselen ilişkiler, Türkiye'nin Suriye-İsrail arasında arabuluculuğa soyunması ile, 2008'in sonlarına kadar ılımlı bir seyir izledi. Bu durum, İsrail'in Gazze'ye karşı giriştiği Dökme Kurşun Operasyonu'na dek sürdü. Saldırının başladığı 27 Aralık 2008 tarihinden itibaren en sert tepki Türkiye Başbakanı'ndan geldi. Arap dünyasında övgü ile karşılanan bu tutum, Davos Ekonomik Forumu'nda,  yakınlarda Konya'da yapılan Anadolu Kartalı adlı uluslararası askeri hava tatbikatına İsrail'in çağrılmaması ile devam etti.

Türkiye-İsrail Ekonomik İlişkilerinin Boyutu

2001 yılında USD 1,3 mia.olan iki ülke arasındaki ticaret hacmi, yılar itibariyle artiş trendi gösterek, 2006 yılında USD 2,3 mia.'a ulaşmıştır. Mevcut dış ticaret, İsrail ile arasında serbest
(30) : Arı. (a.g.e) sh.641
(31) : Arı. (a.g.e) sh.645
(32) : Türkiye-İsrail İlişkileri.Doç.Dr.ÖzlemTür Ortadoğu Analiz Nisan09 Cilt.1 S.4 sh.23
(33) : Arı. (a.g.e.) sh.646
(34) : Tür. (a.g.m) sh.27

ticaret antlaşması bulunan Türkiye'nin pozitif dengesi (USD750 mio.) üzerine kurulmuştur. Yaklaşık 350 bin Yahudi turiste ev sahipliği yapan Türkiye'de İsrail sermayeli 71 adet ticari firma ile, 2 banka faaliyet göstermekte; bazı Türk firmalarının da İsrail'de üstlendikleri inşaat işleri bulunmaktadır.(35)

İlişkilerde Son Dönemde Yaşanan Bozulma Hakkındaki Yorumlar

2008'in son aylarında başlayan Türkiye-İsrail ilişkilerindeki bozulma ile ilgili bazı görüşler aşağıda özetlenmeye çalışılmıştır :

25 Ekim 2009 tarihli 'Ayrılık Diplomasisi' başlıklı yazısında Ufuk Ulutaş, Türk-İsrail ilişkilerindeki mevcut gerginliğin, iki ülke arasındaki ideolojik ve varoluşsal bir çatışmanın sonucu olmadığını; öncelikle Türk dış politikasında, ardından bölgede ve dünyada son zamanlarda yaşanan bir transformasyonun doğal sonucu olduğunu; Türk dış politikasının 'komşularıyla sıfır problem' vizyonunu ve parçası olduğu bölgelerde 'çatışma karşıtı' bir yaklaşımı benimsemesinin, Türkiye-İsrail ilişkilerinin dayandığı stratejik temeli anlamsız kıldığını; Türk ve Amerikan dış politika temayüllerinin birçok paralellikler göstermeye başladığını belirterek; gelinen noktada İsrail ile olan ilişkilerin Ortadoğu barış sürecine endekslenmiş olduğunu vurgulamaktadır.(36)

Serhat Erkmen, 'Türkiye İsrail İlşkilerinde Gerginlik Nereden Kaynaklanıyor?' başlıklı yazısında, 1990'lı yıllarda iki ülke arasında ortak bir tehdit algılamasının (Suriye, İran, Rusya gibi), PKK terörünün, askeri ilişkilerdeki yakınlaşmanın ve ABD'nin yeni algılarının (Orta Asya, Kafkasya ve Ortadoğu üzerinde) etkisiyle artan ilişki yoğunluğunun, 2000 başlarından itibaren bazı yapısal faktörlerdeki değişimlerden (işbirliğinin faydaları sonucu ortak tehdidin azalması, ortak projelerle ilgili gerçekleşmeyen beklentiler, Irak Savaşının sonunda değişen dengeler ve her iki ülkenin ayrı saflara yerleşmesi, Filistin sorunundaki olumsuz gelişmeler) azaldığını; Türkiye'nin dış politikada 'tehdit' merkezli algılamalardan uzaklaşarak, 'karşılıklı çıkara dayanan' tanımlamalara geçmesinin de ikili ilişkilerde olumsuz etkisi olduğunu söyleyerek; İsrail'in, ilişkiyi oluşturan yapısal ve  dönemsel nedenleri göremeyip, iki ülke arasındaki ilişkilerin askeri ilişkiler etrafında örülü ekonomik bir model olarak algıladığını, Türkiye'nin perspektifindeki değişimi kavrayamadığını belirterek, yaşanan son olayların İsrail'i, Türkiye ile ilşkilerini gerçekçi bir şekilde yeniden ele almaya itebileceği sonucuna varmaktadır. (37)

'Türkiye-İsrail İlişkilerinde Geleneksel Olana Dönüş'başlıklı 27 Ekim 2009 tarihli yazısında Çağrı Erhan, Türkiye, İsrail'e karşı tutumunu belirlerken, her zaman Arap ülkeleriyle olan ilişkilerini dikkate aldığını; 1990'ların ortalarında, mevcut koşulların etkisiyle, Türkiye'nin gelenekselleşmiş bu yaklaşımında İsrail lehine bir durum ortaya çıktığını (askeri işbirliği, serbest ticaret antlaşması gibi); Filistin topraklarını bölen duvar inşaatı, 2006 Lübnan Savaşı, 2008 sonundaki Gazze operasyonu, Binyamin Netanyahu'nun, barışa uzak görüşleri olan Avigdor Liberman ile koalisyon yapması gibi olguların Türkiye-İsrail ilişkilerinde tekrar geleneksel boyuta dönüşe neden olduğunu; ABD'nin her iki ülkenin de müttefiki olduğu sürece, ne Türkiye, ne de İsrail birbirleriyle ilşkilerinden tamamen vazgeçemeyeceklerini belirtmektedir. (38)
(35) : http://www.mfa.gov.tr/turkiye-israil-ekonomi-ilişkiler.tr.mfa
(36) : http://setav.org/index.php?0ption=com_content&task=view&id=1033&Itemid=29
(37) : http://www.kerkuk.net/haberler/koseyazisi.aspx?dil=1055&metin=2009101628
(38) : http://www.usakgundem
Özlem Tür, 'Türkiye-İsrail İlişkileri: Yakın İşbirliğinde Gerileme?' başlıklı yazısının sonucunda, Kurulan yeni koalisyonun da etkisiyle İsrail'in, özellikle Filistin sorununda daha sert politika izleyeceğini; iki ülkenin, bölgedeki rolleri ve vizyonları gereği birbirleriyle iyi ilişki içinde olmaya, işbirliği yapmaya devam edeceklerini; ancak, 1990'ların ortalarındaki 'yakınık'ın bugün için geride kalmış göründüğünü ifade etmektedir. (39)

Serdar Erdurmaz,19 Ekim 2009 tarihli yazısında, Türkiye'nin Ortadoğu'da yaptığı son girişimler, üstlendiği yeni rol ve bölgesel tavrı ile İsrail'e olumlu adım atması için mesaj vermekten başka bir şey yapmadığını belirterek; akıllı davranışın, sükunetle sorunların soğumasını sağlamak ve sonra, yine yakınlaşma yoluna gitmek ve ilişkilerin tamirine çalışmak olduğunu; Türkiye'nin İsrail için kaybedilemeyecek kadar önemli bir pazar olduğunu söylemektedir. (40)

Doç.Dr.Nimet Beriker 15 Şubat 2009 tarihli yazısında, Türkiye'nin Davos ve sonrasında sergilenen anlayışı ile 'dönüştürücü üçüncü taraf rolü'nü üstlenme şansını kaybederek, 'araçsal önemi olan ülke' konumuna geçtiğini; bunun sonucunda da Türkiye'nin arabuluculuk rollerine devam edebileceğini, ancak dünya projesi potansiyelini gerçekleştiremeyeceğini; devamında, dünyanın önümüzde beklenen dönüşümü ivme kazandığında, Türkiye'nin sadece araçsal aktör olarak kalmasına uluslararası konjontürün izin vermesinin zor göründüğünü belirtmektedir. (41)

SONUÇ

Çalışmamızın önceki bölümlerinde, dönemsel olarak ayrıntılı olarak incelediğimiz Türkiye-İsrail ilişkilerinin ana özelliklerini :
      -     ilişkilerin bölge ve dönem koşullarına bağlı olarak inişli/çıkışlı bir seyir izlediği,
      -     ilişkilerin önemli bir ekseninin, Filistin sorunundaki gelişmeler olduğu,
-         karşılıklı çıkar ve tehdit algılamasının (dönemsel, bölgesel), ilişkilerinin biçimlenmesinde önemli rol oynadığı,
-         her iki ülkenin Arap ülkeleriyle olan ilişkilerin niteliğinin, iki ülke ilişkilerinin derinliğini belirleyici  faktörlerden birini oluşturduğu,
-         diğer bir belirleyici faktörün de ABD nin tutumu olduğu,
-         ekonomik ve askeri ilişkilerin ihmal edilemeyecek  bir boyut kazandığı,
şeklinde sıralayabiliriz.
İki ülke arasındaki yakınlaşmanın etmenlerini de aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz:
-         her iki ülkenin  de demokrasi ve laikliği benimsemiş olmaları,
-         iki ülkenin de petrole bağımlı olmaları ve Ortadoğu petrolünün serbest akışına önem vermeleri,
-         özellikle sınır ötesinden kaynaklanan terörizme karşı hassas olmaları,
-         köktendinciliğin bölgede yayılmasından her iki tarafın da büyük rahatsızlık duymaları,
-         İsrail'de, Türkiye'den göç etmiş ve şimdilerde de Türk geleneklerine bağlı olarak yaşayan 120 bin Yahudi'nin bulunması,
-         her iki ülkenin de ABD ile sıkı bir işbirliği içinde olmaları.
Bunlara karşın, bölgedeki siyasi istikrarsızlık, ilşkilerdeki en önemli tehdit unsuru olarak görülmektedir.
(39) : Tür. (a.g.m) sh.29
(40) : Erdurmaz. (a.g.m))
(41): Bir Dünya Projesinden Araçsal Devlete. Doç.Dr.Nimet Beriker. http://www.radikal.com.tr/default.aspx?aType=haberyazdir&articleID=921942

İki ülkenin, 1990'lı yıllarda ve o dönemin iki ülkeyi de ilgilendiren özel koşulları altında
ilişkilerinde (siyasi, ekonomik, askeri, eğitim) ulaştıkları yüksek seviyenin ardından, 2008 sonundan bu yana yaşanan sıkıntıların :
-         ABD'nin, özellikle Irak işgalinden sonra bölgedeki etkinliğinin artması,
-         Türkiye'nin, güvenlik tehdidi eksenli dış politikasında, komşularıyla sıfır sorunlu yaklaşımın ağırlık kazanması ve bu konuda mesafe alınması,
-         Türkiye-ABD ilişkilerinde oluşan yakınlaşma, Türkiye'nin güvenlik alanında duyduğu bazı kaygıları azaltması,
-         Her iki ülkedeki bazı iç politika kaygılarının iki ülke ilişkilerine yansıtılması,
-         Filistin sorunundaki yeni aşamalar ve İsrail'in bu konudaki sert tutumu,
nedenleriyle oluştuğunu; ancak, iki ülkenin bölgedeki rolleri ve vizyonları gereği, inişli çıkışlı da olsa,  birbirleriyle iyi ilişki içinde olmaya devam edeceklerini söyleyebiliriz.

KAYNAKÇA

-         20.Yüzyil Siyasi Tarihi/Prof.Dr.Fahir Armaoğlu.Alkım Yayınları
-         Uluslararsı İlişkilere Giriş/Prof.Dr.Faruk Sönmezoğlu/Ağus.2009/Der Yayınları
-         Siyasi Tarih(1918-1994)/Prof.Dr.Oral Sander/Kasım2008/İmge Yayınları
-         Geçmişten Günümüze Orta DoğuIProf.Dr.Tayyar Arı/2007/Alfa Yayınları
-         Türk-İsrail İlişkilerinin Dünü ve Bugününe Kısa  Bir Bakış/Çağrı Erhan/Mülkiyeliler Birliği Dergisi Cilt.XXI Sayı.202
-         Petrol/Daniel Yergin/1996/İş Bankası Yayınları
-         Türkiye-İsrail İlişkilerine Bir Bakış/Dr.Serdar Erdurmaz/ http://www.turksam.org.tr/a1833.html
-         http://wikipedia.0rg/wiki/suvys_krizi
-         İsrail'in 60.Yılında Türk-İsrail İlişkileri/Prof.Dr.Hüseyin Bağcı/13.05.2008/
            http://wikipedia.0rg/wiki/suvys_krizi
-         Olaylarla Türk Dış Politikası/Prof.Dr.Mehmet Gönlübol/1996/Siyasal Kitapevi
-         Türkiye-İsrail İlişkileri:Yakın İşbirliğinde Gerileme?/Doç Dr.Özlem Tür/Ortadoğu Analiz/ Nisan09/Cilt.1 Sayı.4
      -     http://wikipedia.0rg/wiki/suvys_krizi
-         Ayrılık Diplomasisi/Ufuk Ulutaş
            http://wikipedia.0rg/wiki/suvys_krizi
      -     Türkiye İsrail İlişkilerinde Gerginlik Nereden Kaynaklanıyor/serhat Erkmen
             http://www.kerkuk.net/haberler/koseyazisi.aspx?dil=1055&metin=2009101628
-         Türkiye-İsrail İlişkilerinde Geleneksel Olana Dönüş/Çağrı Erhan
             http://www.usakgundem
      -     Bir Dünya Projesinden Araçsal Devlete/Doç.Dr.Nimet Beriker
             http://www.radikal.com.tr/default.aspx?aType=haberyazdır&articleID=921942


Kötü         Çok İyi  Oyla 
           
Tüm yazıları        ShareThis
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
                 

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org