Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Lider Odaları       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Erkan Mumcu Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Eğitim Üzerine
22.12.2007
Okunma Sayısı : 4030
Oy Sayısı : 8
Değerlendirme : 4
Popülarite : 3,61
Verdiğiniz Puan :
 

 

Eğitim Üzerine
Erkan Mumcu

.
.
.
Eğitim üzerine benimle yapolam bir söyleşiyi paylaşıyorum.

.
.
.

ALTERNATİF BAKIŞ/ Söyleşi: Erkan Mumcu'yla

Milli Eğitim Bakanlığı yapmış birisi olarak, Türkiye’nin en önemli sorunlarından biri olan eğitim konusu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Anavatan Partisi olarak, acil ve öncelikli gördüğümüz dönüşüm alanlarının başında eğitim gelmektedir. İçinde bulunduğumuz çağda, devletlerin gücü bilgi üretimi ve bilginin etkin kullanımınca tayin edilmekte ve bilgiye dayalı yeni bir güç dengesi oluşmaktadır. Örneğin; bugün kuzey ve güney ülkeleri arasında gözlenen ekonomik ayrışma, esasen bilgiye ve teknolojiye dayalı, büyük katma değer yaratan üretici sektörlerin kuzeyde bulunması ile alakalı görülmektedir. Güney ise üretici sektörlerden daha çok kuzeyin ihraç ettiği, israfla ve tüketimle alakalı sektörlerde uzmanlaşmak durumunda kalmış gözükmektedir. 

Açıktır ki bilgi, çağımızın en temel üretim faktörüdür ve küresel dünyada rekabet beşeri sermaye ile olanaklıdır. Bugün, kalkınmanın sadece ekonomik faktörlere bağlı olmadığı, aynı zamanda değerler, güdüler, inançlar ve tutumların bir fonksiyonu olduğu bilinmektedir. İşte bu nedenle, kalkınmanın aşılama yoluyla gerçekleştirilemeyeceğini, kalkınmanın üzerine yükseleceği sosyal ve kültürel iklimin taşıdığı önemi gören ve gözeten tüm ülkeler, beşeri sermayeye kalite, beceri, girişimcilik, yaratıcılık ve kendine güven kazandıracak şekilde eğitim sistemlerini yeniden düzenlemektedirler.

Yakın tarihten hatırlanacaktır. 1980 sonrası dönemde, tüm dünyada serbest piyasa ekonomisine geçilip, girişimci toplumunun kültürel ve sosyal temelleri atılırken, Thatcher, Reagan gibi liderler, toplumsal dönüşümün lokomotifi olarak eğitimi görmüşler ve müfredat değişiklikleriyle birlikte, eğitim hizmetlerinin yerelleşmesi ve aile odaklı okul yönetimi gibi politikalar izlemişlerdir. 

Dünyadaki bu genel eğilim ve eğitime yüklenen yeni işlev, esasen, Türkiye’nin kendi tarihsel gelişim süresinde hep olagelmiştir. Osmanlı’nın son döneminden tevarüs edilmekle birlikte, Cumuriyetin kuruluş sürecinde eğitim, sanayi ve modernizm çağıyla aramızdaki farkı kapatmanın ve geride kalmışlığı yenmenin en stratejik alanı olarak düşünülmüştür. Eğitime o zaman yüklenen bu işlev, bugün önemini artırmış; eğitim ve beşeri sermaye yaşadığımız çağda, rekabet üstünlüğü sağlamanın, kalkınma ve küresel refahtan daha fazla pay almanın en önemli faktörü haline gelmiştir.

Üstelik Türkiye beşeri sermaye alanında, diğer ülkelerle mukayese edildiğinde yetişmiş genç nüfusu ile doğal bir rekabet avantajına sahiptir. Eğitimin, ayrıca, empati, merak, yaratıcılık, özgüven gibi değerleri bireye kazandırmak ve toplumda en alttakilerin en tepeye çıkmasını sağlayacak fırsat eşitliğini sağlamak gibi bir işlevi de vardır. Bu işlev, milli birlik ve beraberliğin korunması açısından üzerine titremek zorunda olduğumuz bir işlevdir. Eğitimin bir endoktrinasyon işlevi olacaksa bununla sınırlı olmalıdır.


Peki bu noktada, Anavatan Partisi olarak eğitim konusundaki politikanız nedir?

Anavatan Partisi olarak, eğitim sisteminin hızlı ve kapsamlı bir reforma tabi tutulması gerektiğine inanıyoruz. Eğitim politikamızın hedefi; çağdaş, gelişmelere, piyasa ve toplumun ihtiyaçlarına uygun olarak, eğitim sistemini tüm öğretim kademelerini kapsayacak şekilde yeniden yapılandırmak olacaktır. Bu yeniden yapılandırma, elbette ki, konunun tüm taraflarının mutabakatına dayalı olacaktır.

Bilinmelidir ki, yüksek öğretimden başlayarak eğitim sistemini kendimiz yeniden yapılandırmazsak, 2008’den itibaren Bolanya, Sorbon Deklarasyonları ve Lizbon sürecinin açık sonucu olarak, Türkiye bunu AB’ye uyum kapsamında yapmak zorunda kalacaktır.


Bu gelişmeler çerçevesinde Anavatan Partisi olarak eğitim alanında nasıl bir dönüşümden bahsetmektesiniz?

Bize göre, eğitim sisteminin kurucu ilke ve değerleri; herkese eğitim ve öğretim olanağı yani fırsat eşitliğinin sağlanması, öğrenci odaklılık, etkin yönlendirme, katılım ve yerelleşme olacaktır. İlk olarak,  eğitim zihniyeti ve felsefesi, paradigmatik bir değişimin konusu olmalıdır.

Geleneksel eğitimin, gelecekte kullanmak üzere sürekli bilgi depolamaya yönelik, "bilgi odaklı" modeli yerine, öğrenmeyi ve bilgiye erişmeyi öğreten, öğrencilere kavramsal düşünme yeteneği kazandıran, "öğrenci odaklı" çağdaş eğitim modeline geçilmelidir. Bu kapsamda, merkez teşkilatından, en küçük birim olan okul örgüt modeline kadar yeni bir organizasyonel model kurulmalıdır. İkinci olarak, ilköğretim ve ortaöğretim kademelerinin yeniden yapılandırılması, kapsamlı bir reform sürecinin önemli bir parçasını oluşturmaktadır. 

İlköğretimin ilk sınıflarından başlamak üzere, öğrencilerin ilgi ve yeteneklerinin tespit edilmesi ve bu yetenekler doğrultusunda öğrenim yaşamının yönlendirilmesine ilişkin düzenlemeler yapılacaktır. Bu çerçevede, sadece IQ değil, sosyal zekayı dikkate almak, bilgi ve iletişim teknolojilerini kullanmak, yabancı dil gibi çağın vazgeçilmezi haline gelmiş becerileri kazandırmak, seçmeli ve zorunlu ders uygulamasını bu kapsamda gözden geçirmek gibi politikaları içeren etkin bir yönlendirme sistemine geçmek ve bununla uyumlu bir ölçme değerlendirme sistemi oluşturmak durumundayız.

Unutmamalıyız ki Lizbon Deklarasyonu ile AB’ye uyumun öncelikli konularından biri olan ve ülkemizin onay verdiği e-learning 2008’de uygulamaya geçirilecektir. Yine 2008’den itibaren dil seviyesi (alte sistemi) artık pasaporta işlenen bir veri haline gelecektir. 2010 yılında açıköğretim, uluslararası sertifikasyona ve diplomaya konu olacaktır.

Elbette ortaöğretimde yeniden yapılanmanın temel bir şartı da, ikili öğretimden tekli öğretime geçmek ve çağ nüfusunun fazla, okullaşma oranının düşük kaldığı ülkemizde bunun için gerekli ek derslikler, yeni okul ve binaların yapılmasını sağlamak olacaktır.  Bu kapsamda merkezi ve yerel yönetim eliyle okul binası yapılması yerine, bina satın alınması, kiralanması gibi alternatif çözümler ve bağış, sponsorluk sistemlerinin harekete geçirilmesi önemlidir. Ayrıca, bu alanda özel sektör mutlaka teşvik edilmelidir. Ancak ortaöğretimin yeniden yapılandırılması, yükseköğretime geçiş sisteminin düzenlenmesi ile birlikte ele alınmak durumundadır.

Yükseköğretim sistemi ise, AB standartlarına uygun olarak, Lima Bildirgesi kapsamında idari ve mali özerlik, akademik özgürlük ilkeleri doğrultusunda yeniden yapılandırılacaktır. Bu kapsamda, hem 2547 sayılı Yüksek Öğrenim Yasası hem de 3308 sayılı Çıraklık ve Mesleki Eğitim Yasası’nda paralel değişiklikler yapılacaktır.

Sistemi bir bütün olarak ele aldığımız için elbette, okulların öğrencilerin ders dışı etkinliklerde de bulunabilecekleri, ailelerin bilgisayar, toplantı salonu gibi okulların çeşitli olanaklarından yararlanabilecekleri “kampüs okul” niteliğine kavuşturulması, öğrenci odaklı yeni öğretim tekniklerine uygun mekan düzenlemeleri ile araç ve gereçlerle donatılması, internet ve bilgisayar altyapısının tamamlanması bu sürecin bir parçası olarak tasarlanmak durumundadır. 

 Eğitim politikalarının başarılı bir şekilde uygulanabilmesi ile ilgili olarak, bu konuda yerinden yönetim kuruluşlarına yetki devri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Eğitim sisteminin ve kurumsal işleyişin yeniden yapılandırılması, dönüşüm perpektifimizin önemli bir bileşenidir. Bu nedenle de yerinden yönetim kuruluşlarına yetki devri zaruridir. Milli Eğitim Bakanlığı Teşkilat Yasası, merkezi idarenin öğretim programları onayı ve denetimi, bakanlık taşra örgütünün ise okul yapımından başlayarak, öğretmen alımlarına kadar tüm hizmetleri ve icra fonksiyonlarını yerine getirecek şekilde düzenlenecektir. Buna koşut bir düzenleme de, okul yönetimlerinin öğretmen, öğrenci, idareci ve okul aile birliklerinin etkin katılımına dayalı bir yönetişim modeli etrafında yeniden şekillendirilmesidir.

Okulların özellikle aileler tarafından sahiplenilmesi, sistemin hem dönüştürülmesinde hem de bu dönüşümün sürdürülebilirliğinde kilit önem taşımaktadır. Bu dönüşümün sürdürülebilirliğinin asli aktörü ise, elbette eğitim personeli olacaktır. Eğitim personelinin yeni sürece adaptasyonu bakımından, akademik eğitimleri ve aldıkları hizmet içi eğitimleri de içeren performans sistemine geçilmesi bu sürecin parçası olacaktır.

YÖK ve başörtüsü sorunları hakkındaki düşünceleriniz ve bu konularla ilgili çözüm önerileriniz nelerdir?

Şimdi bu soruyu izin verirseniz, “YÖK ve başörtüsü sorunu” olarak adlandırmak istemiyorum. Çünkü, bugüne kadar ki süreçte sorun, yükseköğretimin ve buna göre diğer öğretim kademelerinin yeniden yapılandırılması sorunu olmaktan çıkarılıp, başörtüsü ve YÖK sorunu olarak takdim edildiği için çözülememiştir. Hiç kuşkusuz, eğitim alanı toplumun tamamını ilgilendiren bir mutabakat alanıdır. Bu alanda mutlaka akılla ya da hegemonik bir akılla çözümler geliştiremeyiz.

Yükseköğretim sisteminde yaşanan sorun, çözümün sürekli ertelenmesi ve siyasi-ideolojik bir çatışma haline getirilmiş olması ile ilgilidir. Bakın bir gerçeğin altını çizelim. Milli eğitim Bakanı iken de söyledim. “Yükseköğretim sistemimizi kendi irademizle değiştirmezsek, yarın AB normlarının bir dayatması olarak karşımıza gelecek.’’ Halbuki üyesi olmayı hedeflediğimiz Avrupa Birliği, yüksek öğretimde ortak stratejiler geliştirme yönünde çok önemli çalışmalar yapmaktadır. Gelişmiş, çağdaş dünyanın uyguladığı modellerle uyumlu teknolojiler kullanmak zorundayız.

Cumhuriyet ilk kurulduğunda da temel yaklaşım böyle olmuştu. Ve o dönemde benimsenen modellere ‘bize uymaz’ itirazları yükselmişti. Ne o gün ne de bugün ‘bize uymaz’ itirazlarının çağla ve cumhuriyetin “muassır medeniyet seviyesine erişme” hedefi ile bağdaşır bir tarafı yoktur. Ancak çağdaş yönetsel teknolojileri kullanarak bu amaca ulaşabiliriz. Bu teknolojilerin çerçeveleri de Sorbon ve Bolonya Deklarasyonları ile çizilmiştir.

Bu Deklarasyonlar ile Avrupa’nın sadece ekonomik bir birlik olmadığı, kültürel bir bütünleşmenin de adı olduğundan hareketle, “Avrupa Yükseköğretim Alanı” oluşturulması amacına matuf, yükseköğretim sisteminin yeniden düzenlenmesi yönünde AB ülkeleri irade koymuşlardır. Bu Deklarasyonlarla, AB ülkelerindeki yükseköğretim sistemlerindeki yapısal farklılıkların giderilmesi, Avrupa vatandaşları arasında istihdamı ve işgücü dolaşımını sağlamak ve Avrupa yükseköğretiminin rekabet edebilirliğini artırmak bakımından, AB ülkeleri arasında geçerli diploma, sertifikasyon ve eklerinin oluşturulması amaçlanmaktadır.

Avrupa’da değişen bu eğilimi dikkate alarak, Türkiye yükseköğretim sistemini yeniden yapılandırmak zorundadır. Yükseköğretim sistemi, tüm öğretim kademeleri içerisinde son nokta olsa da, esasen reformların ilk halkası olmak durumundadır. Çünkü yığılmanın olduğu yer yükseköğretimdir ve yükseköğretimdeki reform çerçevesi diğer kademelerdeki dönüşümün kapsamı ve mahiyetini de biçimlendirecektir.

Türkiye’deki aşılması gerekli olan sorunlardan biri de üniversite kapısı önündeki gençler. Bu sorun ve bu sorundan hareketle yükseköğretim sorunu hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Bu konu ile ilgili olarak, yükseköğretim alanını iki aşamada incelemek gerekmektedir. Birincisi, yükseköğretime geçiş; ikincisi ise yükseköğretim sistemidir. Yükseköğretime geçiş, oldukça adaletsiz ve verimsiz sonuçlar doğurmakta, yükseköğretim sistemi ise, gençleri mesleksiz ve vasıfsız şekilde kaderleriyle başbaşa bırakmaktadır. Mevcut sistemde ÖSS sınavı, tüm eğitim sisteminin odağı haline gelmiştir.

Toplumun üniversiteye dönük talebi, meslek edinme, yani iş talebidir. Oysa, resmi rakamlara göre işsizlik, %10,5 dolayındadır. Ancak istihdam, hem mesleki/teknik eğitim hem de yükseköğretim için ciddi bir sorundur. Kentlerde yükseköğretim mezunu işsiz oranı 2001 yılında %7,6 iken, bugün bu oran %25’e yükselmiştir. Örneğin 140.000 eğitim fakültesi mezunu işsizdir. Üniversite sistemi, açıkça, istihdam talebini erteleme işlevi görmektedir. Bir taraftan işsizlik varken, diğer taraftan sanayi-turizm gibi sektörler ara eleman ihtiyacı içindedir. Bunun en önemli nedeni ise, ortaöğretimin iş/istihdam piyasası ile ilişkilendirilmemesidir.

Anavatan Partisi olarak, tüm dünyada olduğu gibi öncelikle yükseköğretime geçiş sisteminin adalet ve verimlilik ekseninde yeniden düzenlenmesi gereğine inanıyoruz. Bilindiği gibi, yükseköğretime geçişte birçok ülkede “olgunluk” sınavı yapılmaktadır. Bakolarya (Fransa), abitur (Almanya) ya da maturita (İtalya) sınavından geçenler, 4 yıllık üniversite eğitimine yönlendirilmektedir.

Yine yükseköğretim sınavı tek belirleyici olmamakta, orta öğretimdeki başarı da, puanlamada hesaba katılmaktadır. Biz de, lise birinci sınıftan itibaren il bazında yapılacak, bilgiye dayalı sınavlar yapılmasını ve bu sınavlardan elde edilecek bireysel başarı puanının ağırlıkta olacağı yeni bir puanlama sistemini getireceğiz. İkinci olarak mesleki/teknik eğitimi sektör ve sanayi ile entegre olarak teşvik edip, yeniden yapılandıracağız.

Yükseköğretimde yığılmayı önlemek için, ayrıca, okullaşma oranını artıracak teşvikleri getireceğiz. Bu amaçla özel sektörün yeni üniversiteler kurması için teşvik edilmesi ve ilgili sektörlerle işbirliği halinde mesleki eğitim temelli üniversite dışı kurumların, yani meslek yüksekokullarının yaygınlaştırılması gerekmektedir.

Yükseköğretim ile ilgili olarak, yükseköğretimin yeniden yapılanması hususunda tespit etmiş olduğunuz ilkeler var mı? Varsa bu ilkeler nelerdir?


Tabi ki var. Bize göre, yükseköğretimde yeniden yapılanmanın temel ilkeleri, bilimsel özgürlük, idari ve mali özerklik ile kalite güvencesi olacaktır. Reform, daha önce akademik çevre ve çeşitli toplum kesimleriyle varılan mutabakat gereği; üniversiteleri Anayasada idari ve mali açılardan özerk kurumlar haline getirmeyi, Üniversitelerarası Kurulu akademik özgürlüklerin güvencesi olan Anayasal bir organa dönüştürmeyi ve yükseköğretim kurumları arasında eşgüdüm ve eşyetkinlik yetki ve görevleri ile donatılmış bir yükseköğretim eşgüdüm kurulu oluşturulmasını hedeflemelidir.

Mali özerklik, devlet desteğinin kullanılmasındaki kısıtlamaların kaldırılması ve yükseköğretim kurumlarının daha fazla kendi kaynaklarından yararlanarak, kendi harcamalarını yönetmesinin güvence altına alınmasıdır. Bu kapsamda, öğretim elemanlarının devlet memuru olmaktan çıkarılması, devlet desteğinin kuruma değil öğrenciye burs-kredi olarak verilmesi, yükseköğretim kurumlarının devlet dışı gelir yaratma olanakları ile donatılması mutlaka sağlanmalıdır. İdari özerklik, yönetim süreçlerinin yükseköğretim kurumlarına ve paydaşlarına bırakılmasıdır.

Yükseköğretim kurumlarında idari ve mali işler ile akademik işleri birbirinden ayrılmalıdır. Akademik nitelikteki tüm işlere ilişkin kararlar üniversitelerarası kurul’da alınırken, yükseköğretim eşgüdüm kurulu idari ve mali konularda özerklik ilkesini zedelemeyecek ölçüde yetkilendirilmelidir. Yine üniversite içinde senato akademik karar organı, yönetim kurulu ise idari ve mali konularda karar organı olarak yapılandırılmalı, görev ve yetkiler bu çerçevede düzenlenmelidir.

Türkiye’de bir açmaza giden meslek liseleleri hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Bize göre, eğitim sistemindeki temel meselelerden biri, mesleki/teknik eğitimin ne sanayi ne de sanayi sonrası toplum gerçeğine ve yaşam boyu öğrenme prensibine göre düzenlenmemiş olmasıdır. Zaten, ortaöğretimde düz lise oranı, %70’lere ulaşarak çarpık bir yapılanma oluşturulmuştur. 2005 ÖSS’de sınavı kazananların %16,8’i meslek lisesindendir. En az bir puanı 185 üzeri olup bir lisans programına girmeye hak kazananların oranı ise toplamda %13,5’tir.

Meslek liseleri ve meslek yüksek okullarının cazibesi düşüktür. Meslek liselerine dönük dezavantajla birlikte üniversite önündeki yığılma katlanmış ve genel lise oranı dünyadakinin tersine %68.5 düzeyine çıkmıştır. Son beş yılda meslek liselerini tercih eden öğrenci kalitesi trajik şekilde düşmüştür. Endüstriyel ve teknik eğitim matematik/fen alanında üniversiteye girenlere en yakın kalitedeki öğrencilerin girmesi gereken alanlar olması gerekirken, mevcut sistemle mesleki/teknik eğitime yönlendirme sistemi sağlıklı işlemediği için kalite düşmüştür.

Adaletsiz alan ve katsayı uygulaması mesleki eğitimin kalitesini düşürmektedir. Meslek liselerindeki müfredat ve uygulamalı eğitim çağdaş teknolojiye ve yeni ekonominin ihtiyaçlarına uygun tasarlanmamıştır. En başarılı okullar devlet fen liseleri ve sonra anadolu liseleri iken, en başarısız okullar endüstri meslek lisesi, ticaret meslek lisesi ve teknik liseler olmuştur. Bu nedenle, mesleki/teknik eğitime yönlendirmenin sağlıklı hale getirilmesi, mesleki/teknik eğitimde derece ve diploma gibi geleneksel nitelikler yanısıra, esnek ve modüler sertifika programlarının oluşturulması öncelikle ele alınmalıdır.

Bu kapsamda, ilk adım, ortaöğretimin mesleki/teknik eğitim ağırlıklı olarak yeniden yapılandırılması ve piyasaların ihtiyaçları ile uyumlu, uluslar arası standartta ve kalitede meslek ediniminin sağlanmasıdır. Yine mesleki eğitim ile akademik eğitim arasında esnek program yapısı oluşturulması ve yatay/dikey geçişlere olanak sağlanması, dünyanın geldiği noktadır. Hatta bugün, Danimarka gibi Avrupa Birliği ülkelerinde mesleki ve akademik eğitim ayrışması kaldırılmıştır.

Bu nedenle mesleki/teknik eğitimin ortaöğretim içerisinde ağırlığının arttırılması yanında meslek yüksekokullarının yaygınlaştırılması, sertifika ve diplomaların işgücü piyasaları ve uluslararası standartlarla uyumlandırılması gerekmektedir. Mesleki eğitim cazip hale getirilmeden, uluslar arası geçerliliği olan bir sertifikasyon/diploma sistemi kurulmadan hiçbir sorun çözülemez. Mesleki/teknik eğitime AB ülkeleri arasında ilköğretimden başlayarak ciddi bir yönlendirme vardır.

Ancak bilgi toplumuna geçiş sürecinde bu trend değişmektedir. Birincisi yönlendirme daha yukarı sınıflara çekilmektedir. Ikincisi katı mesleki eğitim yapısı bilgi toplumu için işlevsel olmadığından, bir yandan yüksekokullar güçlendirilmekte diğer yandan sürekli meslek değiştirmeye ve yaşam boyu öğrenmeye adapte olabilecek bir sistem tasarlanmaktadır.

Avrupa ülkelerindeki orta ve yükseköğretimdeki çağ nüfusu, Türkiye’dekinin aksine, sürekli azalmaktadır. Bunun doğal bir sonucu olarak bu alanlardaki kaynaklar, sürekli eğitim veya yaşam boyu eğitim alanlarına kaydırılmak istenmektedir. Türkiye’de de mesleki eğitim sanayi ve sektörle ortak şekilde ele alınıp, entegre edilmeli, ulusal yeterlilik sınavına tabi tutulmalı ve uluslararası geçerliliği olan sertifikasyon/diploma veren kurumlar olmalıdır. Türkiye UNESCO’nun yayınladığı ISCED 97 mesleki standartlarını benimsedi ve bu kapsamda bir ulusal yeterlilik yasası yönünde çalışma yaptı. Ancak bu yasa henüz çıkarılmadı. Bu Yasanın bir an önce çıkarılması ve mesleki/teknik eğitime uluslararası geçerlilik kazandırılması gerekmektedir.

 Özellikle eğitim alanında bir gerilim haline getirilmeye çalışılan, imam hatipler ve başörtüsü konuları hakkındaki düşünceleriniz nelerdir?

Sizin de belirttiğiniz üzere, eğitim sistemimizde yaşanan önemli sorunlardan biri de, birey ve toplum yaşamının vazgeçilmezi olan dini değerler ile demokratik devlet düzeninin vazgeçilmezi olan laiklik ilkesi arasında uzlaşmaz bir çelişkinin var olduğu algısının yaratılmasıdır. Bu sorun, bireylerin günlük yaşamından siyasi tercihlerine, ülkenin sosyal barışından uluslararası ilişkilerine kadar uzanan bir yelpazede yaşanan daha pek çok soruna da kaynaklık etmektedir.

Kız öğrencilerin başörtüsü sorunu olarak başlamış olan bu sorun, geldiğimiz noktada, bir yandan kapsamlı bir yükseköğretim reformunu engelleyen bir boyuta taşınmış, diğer yandan haklar ve özgürlükler eksenli bir tartışmanın odağına yerleşmiş ve toplumda hem kamplaşmaya yol açmış hem de kamu vicdanını yaralayan sonuçlara dönüşmüştür. Bu konulara ortaya çıktıkları tarihsel perspektiften bakıldığında, sorunu yaratan ve büyüten şeyin anayasa ve kurguladığı düzenin yanlış ve yetersiz yöntemleri olduğu görülecektir.

Bu nedenle sorunu da çözümü de yükseköğretim alanının reforme edilmesi ve bu kapsamda Anayasa’nın 130 ve 131. maddelerinde değişiklik yapılması olarak tartışmak gereklidir. Mevcut YÖK yönetmeliğinden kaynaklanan ve temel bir insan hakkı olan eğitim özgürlüğünü ortadan kaldırıcı boyutuyla pek çok sosyal, siyasal soruna kaynaklık eden ve kamu vicdanında onaylanmayan kılık kıyafet kısıtlarının kaldırılması, bu girişimin çok küçük bir parçası olsa bile, getireceği çözümün sosyal barışa ve siyasal verimliliğe katkısının çok büyük olacağı açıktır. 

Din eğitimi sorununun diğer bir parçası olarak karşımıza çıkan imam hatip okulları konusu uygulanan akıl dışı ve adaletsiz tedbirlerle tüm orta öğretim sistemini ve özellikle mesleki-teknik eğitimi olumsuz biçimde etkileyen ve verimsizleştiren ilave sorunlar yaratmaktadır.

Bu nedenle; Anayasamız ve ona bağlı düzen kişilerin kendi inanç ve değerlerine uygun bir din eğitim ve öğretiminin kişilerin beklentilerini tatmin edecek ve bu hizmeti başka bir otoriteden beklemeye yönlendirmeyecek düzeyde karşılamasına imkân verecek şekilde düzenlenmelidir. Bu çerçevede, din eğitimi ve öğretiminin devletin gözetimi altında yapılması ilkesinden uzaklaşmadan, kişilerin isteğine bağlı ve inançlarına uygun bir müfredatla eğitim hizmeti alabilmeleri örgün eğitim kurumlarında sağlanmalıdır.

Bu cümleden olmak üzere din kültürü ve ahlak bilgisi dersleri zorunlu olmaktan çıkarılmalı, bir yandan isteğe bağlılık ve müfredat tercihi mümkün kılınırken, diğer yandan örgün eğitim kurumlarında din eğitiminin ve öğretiminin verimliliği arttırılarak kişilerin alternatif din eğitimi arayışlarına son verilmelidir. Bununla bağlantılı olarak, süreç içerisinde bir meslek eğitimi olmaktan daha nitelikli din eğitimi imkânı olarak görüldüğü için tercih edilen imam hatip okulları ilahiyat meslek liselerine dönüştürülmelidir.

Bu suretle çok daha nitelikli ve verimli bir din adamı yetiştirilmesi ve toplumun bu alanda giderek daha da derinleşen ihtiyaçlarının daha yüksek kalitede tatmin edilmesi sağlanacaktır. Yine aynı sürecin bir parçası olarak imam hatip okulları gözetilerek kurgulanan adaletsiz katsayı sistemi, mesleki orta öğretim alanlarına yüksek öğretime geçişte alan avantajı sağlanmak yönünde değiştirilmelidir. Böylece mesleki eğitimin ülkenin ihtiyaçlarına uygun olarak daha çok tercih edilen ve daha verimli bir yapıya kavuşturulması sağlanacaktır.

Kılık kıyafet tartışmalarına son verilebilmesi bakımından ayrıca, kamu hizmeti alan ve kamu hizmetini veren esasında yapılacak bir ayrışmaya dayalı olarak kamusal alanın devletle ilişkili boyutu açık ve net bir şekilde tarif edilebilir ve kamu erkini kullanan kesimlerin herhangi bir din ya da ideolojiye dayalı sembol bulunduramayacağından hareketle kişi hak ve özgürlüklerine devletin ancak kamu erkini kullananlar açısından bir sınırlandırma getirilebileceği hükmü açıkça yazılabilir.

.
.

Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org