Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Bedri Baykam Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Bedri Baykam'dan, Dogu Perincek'e acik mektup ve tekzip
25.08.2005
Okunma Sayısı : 8507
Oy Sayısı : 9
Değerlendirme : 2,89
Popülarite : 2,76
Verdiğiniz Puan :
 

 

Bedri Baykam’dan

Türk Kamuoyuna

Lozan 2005’de ve akabinde  IP, Perinçek ve şahsım arasında yaşanan olumsuzlukları müteakiben, Aydınlık Dergisi’nin hakkımda yaptığı karalayıcı ve iftiracı  yayına verdiğim yanıtları ve belgeleri değerli Türk Kamuoyu ile paylaşıyorum.
Önemle vurgulamam gereken tek bir konu var. Burada hiç kimse “birbirine giren ve birbiriyle didişen” Atatürkçülerden söz edemez. Daima solda ve Kemalist prensiplerde ortak söylemde, yapıcı bir üslupla buluşmayı sağlamaya çalışmış bir insan olarak, yaptığım tek şey  Perinçek’in yine durup dururken yaptığı saldırı ve iftiralarına yanıt vermektir. Bu arada metinden de anlayacağınız gibi, bu  Perinçek’in ilk vukuatı değildir, son vukuatı da olmayacaktır. Çünkü anlaşılan huylu huyundan vazgeçmeyecektir. Kendisiyle istediği platformda yüzleşmeye ve maskesini indirmeye hazırım.

Saygılarımla,
Bedri Baykam

BEDRİ BAYKAM’DAN, DOĞU PERİNÇEK’E AÇIK MEKTUP
LOZAN’DA, BAYKAM’I KONUŞTURMAMAK İÇİN OYNANAN OYUNLAR
DÜN UĞUR MUMCU, AHMET TANER KIŞLALI, YEKTA GÜNGÖR ÖZDEN, DİSK BAŞKANI SÜLEYMAN ÇELEBİ, BUGÜN BEDRİ BAYKAM...
Daha dün Atatürkçülüğü keşfedenlerin, kalkıp bu yüce ideolojinin yıllardır savaşını veren insanlara dil uzatmaları hadlerine düşmez

DAHA KAÇ ATATÜRKÇÜYLE KAVGALAR YARATIP ORTALIĞI KARARTACAKSINIZ?
LOZAN’DA “UÇAK DÜŞECEK DENDİ” DİYE ORTALIĞA DEDİKODU YAYAN TEK KİŞİ SİZ OLDUNUZ!

§       DAHA DÜNE KADAR KEMALİZM’E, LOZAN’A KARŞIYDINIZ...
BUYRUN BERABER OKUYALIM:
“İTTİHATÇİ KOMPRADORLAR YÜZBİNLERCE ERMENİ’Yİ KATLETTİ”
“ANKARA HÜKÜMETİ, LOZAN’DA EMPERYALİSTLERLE UZLAŞTI”

“KEMALİST İKTİDAR, EN TABİİ HAKLARI İÇİN MÜCADELE EDEN İŞÇİLERE VAHŞİCE SALDIRDI”
 “KÜRT MİLLETİ, KENDİ KADERİNİ TAYİN ETME HAKKINA KAYITSIZ ŞARTSIZ SAHİPTİR. EĞER İSTERSE AYRI BİR DEVLET KURABİLİR”

“İKTİDAR SAHİPLERİNİN AVRUPA’DAN GELEN ÖZGÜRLÜKÇÜ TELKİNLERE KARŞI ‘BAĞIMSIZLIK’ BAYRAKLARINI AÇMALARI SANMIYORUZ KİMSEYİ ALDATABİLSİN”

§       “YAĞMACI  TÜRK İŞGALCİLER KIBRIS’TAN ÇEKİLMELİDİR”

§       “MİLİTARİZMİN ÜLKEMİZ SİYASETİNDEKİ GİZLİ VE AÇIK ROLÜNE SON VERMEDEN DEMOKRASİ VE ÖZGÜRLÜK KAZANAMAYIZ”

BUGÜN NASIL SİZE İNANILIR???

EK: 10 SAYFALIK MEKTUP

Bedri Baykam’dan Acil Basın Bülteni:

DOĞU PERİNÇEK’E AÇIK MEKTUP

“SİZİ SOLCULUK VE KEMALİZMDEN AZLEDİYORUM, SN. PERİNÇEK”

Sn. Doğu Perinçek,
Lozan 2005 çerçevesinde ve akabinde gelişen olaylarda gösterdiğiniz akıl almaz tavırla, yine Atatürkçü hareketin içine nifak tohumu sokmayı başardınız. Bu affedilir bir olay değildir. Beni bu yanıtı vermeye siz mecbur ettiniz. Provokasyonlarınızı görmezden gelsem bu sefer de  “işte yanıt veremedi” diye üzerime gelirdiniz.
Aşağıda hatırlatmasını yapacağım gerekçelerle, Türk kamuoyu nezdinde sizi Solculuktan ve Kemalizm’den azlediyorum. Artık bu sıfatlara sahip olamazsınız ve bunları hiçbir inandırıcı yüzle kullanamazsınız. Çünkü solcular ve Kemalistler, iftira atmazlar, hikayeler uydurmazlar, yalan söylemezler, yaşanan kanıtlı-şahitli gerçekleri tahrifata uğratıp, mahallenin dedikoducuları gibi, ve sahte söylemlerle namuslu, tutarlı, dürüst insanlara çamur atmazlar. Bu tavırları gösterenlerin ne solculukla, ne Kemalizm’le samimi hiçbir ilişkileri olamaz.
Bir solcu, bir Kemalist, bir başka solcu veya herhangi bir insanı eleştirebilir, onun bu tavrını kınayabilir, onunla ülke içinde veya uluslararası planda gelişen önemli bir siyasal olayda, başka bir kulvarda yer aldığı için ideolojik çatışma içinde olabilir, geçmişte gösterdiği bazı yanlış tavırları yüzünden dosya açıp, hesap sorabilir. O kişinin söylemlerinde çelişki arayabilir. UZUN LAFIN KISASI, DEMOKRATİK PLANDA HER TÜRLÜ TARTIŞMA, ELEŞTİRİ VE KINAMA, “SOL VEYA KEMALİST” ALANIN İÇİNDE DE YAPILABİLİR. AMA GERÇEK BİR KEMALİST YÜZLERCE KİŞİNİN ÖNÜNDE GELİŞEN OLAYLAR VE GERÇEKLERİ TAHRİFATA UĞRATARAK, BİR İNSAN HAKKINDA YALAN SÖYLEMEZ, İFTİRA ATMAZ, KANITSIZ BAŞTAN SAVMA ÇAMURLARLA ETRAFA KANITSIZ SAÇMA SUÇLAMALAR DAĞITAN BİR ADAM OLARAK GEZMEZ. İŞTE BU GEREKÇELERLE SİZİ SOLCULUKTAN VE KEMALİSTLİKTEN AZLEDİYORUM. DÜRÜSTLÜK, DÜŞMANLARIMIZIN BİLE BİZDE GIPTAYLA BAKTIKLARI BİR ERDEMDİR; SİZ BU ERDEMİ LEKELEDİNİZ.
Bu yetkiyi, bana sol ve Kemalizm’in evrensel dünyaya mal olmuş etik değerleri veriyor. Siz üstelik “İşçi Partisi Genel Başkanı” sıfatını taşıdığınız bir noktada, kendinize de, temsil ettiğinizi iddia ettiğiniz değerlere de, demokrasinin temel ilkelerine de, çekinmeden, pişmanlık belirtisi göstermeden ihanet ettiniz. İnsanların gözünün içine baka baka ömrünü sol sosyal-demokrat-Kemalist değerlere adamış bir Türk aydını hakkında, hiçbir kanıtı olmayan, uydurma ve uyduruk yalanlar söylediniz. Siz, değil o Parti’nin Başkanı olmak, İşçi Partisi’nin kapısının önünden geçmeyi bile hak edemezsiniz artık. Her ne kadar oyu az olursa olsun, İşçi Partisi mensupları irtica ile, yolsuzluk ile, emperyalizm ile, AB aldatmacası ile sonuna kadar mücadele etme kararlılığı gösteren aydın, kararlı, cesur, ödünsüz genç insanların partisidir. Onca yıldır tüm bu değerler uğruna, onlarla aynı saflarda mücadele eden insanlara yönelik yıkıcı, eleştirel tavrınız, artık haddini aşarak, ayıplı ve etik dışı bir batağa saplanmıştır. Sizi kınamanın ötesinde, derhal bu onurlu Parti’nin Başkanlığından istifa etmeye davet ediyorum.
Lozan 2005 ve ertesinde içine düştüğünüz iftira hezeyanlarından da önce, yakın geçmişte rahmetli Ahmet Taner Kışlalı’ya da, Atatürkçülüğün gölgesiz simgesi Yekta Güngör Özden’e de, DİSK Başkanı Süleyman Çelebi’ye de, Türk Solu grubu içinde yer alan onca başka değerli isme de fütursuzca saldırdınız, polemikler yarattınız. Kışlalı ve Özden’e yönelik affedilmez tavırlarınızın ardından beş sene yazarlığını yaptığım Aydınlık Dergisi’nden size tatlı sert ikazlar yaparak ayrıldım. 2001 yılında Yekta Güngör Özden’e, Aydınlık’ta yapılan hakaretlerden doğan mahkumiyeti ne çabuk unuttunuz? Bunun ardından, Ilımlı İslamcılar, şeriatçılar, 2. Cumhuriyetçiler, emperyalistlerle mücadeleye ivme ve derinlik kazandıracağınız yerde, her fırsatta Kemalizm’in içine ayrımcılık ve şüpheli gölgeler soktunuz. Bu tavırlarınızla, yobazlara ve bozgunculara endirekt olarak da olsa güç kattınız.
O halde soruyorum Sn. Perinçek, çünkü ben sizin gibi kanıtsız, desteksiz gelişigüzel iftira atmayı bilmem, stilim değildir. O yüzden sormakla yetiniyorum: Kemalizm’in içinde gösterdiğiniz bu bölücü tavır, kime yarıyor? Hangi emperyalist gruplara yarıyor? Ne kadar ABD’ye yarıyor? Bunları hiç aklınıza getirdiniz mi? “Atatürkçülerin içine nifak tohumu sokalım” diye birileri karar alsa, nasıl davranırdı,neler yapardı hiç düşündünüz mü?
Lozan 2005 gibi üst düzey bir Kemalist sol aydınlar buluşmasının içine, bu kadar gereksiz kavgalar, bölücü tavırlar, gerginlikler sokmanız size ne kazandırdı, Kemalizm’in kendi dünyasına ne kaybettirdi, hiç düşündünüz mü?
Ömrünüzde hiç kendinize öz eleştiri yapmak aklınıza geldi mi? Lozan 2005’i, o kadar kendi tekelinize almak istediniz ki, bırakın beni konuşturmama çabalarınız ve hezeyanınızı, koskoca  CHP’nin 24 Temmuz’da Anıtkabir’de, Lozan için Atatürk ve İnönü’yü ziyaret etmesini bile polemik konusu haline getirdiniz. Sevineceğinize, üzüldünüz. Lozan ruhu yayıldıkça ve güçlendikçe hedefine ulaşır, Sn. Perinçek. O gün o yürüyüşü yapan binlerce CHP’liye saygı duyacağınıza, bu güzel eylemi İP’ne karşı yapılmış bir çıkartma olarak görmeye çalıştınız.
CHP’ne yaptığınız bu, bana göre çok haksız eleştiriler, hiç olmazsa birer eleştiriydi Sn. Perinçek. Haksız da olsa, düşüncesiz de olsa. Ama, İsviçre’de ve ardından özellikle Türkiye’de bana gösterdiğiniz yıkıcı, iftiracı tavır, bir siyasal eleştiriyi değil, sizin ve İlsever’in iflasını belgeliyordu.
İşte marifetleriniz Sn. Perinçek:
1 -Türkiyede Atatürkçü mücadelenin baş simgelerinden olan aydın bir sanatçıyı, Türkiye’nin en büyük kitlesel sol partisi olan CHP delegelerinin imzalarıyla Genel Başkan Adayı olmuş bir siyasetçiyi, yıllardır onca kitap, makale ve konferansa imza atmış, bir yazar ve eylemciyi, bir uluslararası sanat adamını yok sayıp, onu Zürih ve Lozan’da konuşturmamak için  İlsever’i de kendi menzilinizde kullanarak, akla karayı seçtiniz. Tüm komplolarınıza rağmen de başarılı olamadınız. Lozan’da o beni konuşturmak isteyen kitle örgütleri, ADD mensupları ve aydın gurbetçiler o büyük tepkiyi gösterince, İlsever beni kürsüye çağırmaya mecbur oldu. Bu baskıyı kuranlar arasında, değerli dostum Vural Savaş, Lozan’da da oturumu yöneten İlsever’in bana karşı çirkin tavrını hazmedemediği için divan yardımcılığını terk edip kürsüden inen İzmir Baro Başkanı Av. Nevzat Erdemir, çeşitli Avrupa ve ADD ve dernek başkanları vardı. Yaptığım konuşmanın tüm İP’liler tarafından büyük alkış alması, her ne hikmetse sizi deli etti Sn. Perinçek. “Milli Görüşçü” yazarlara yarım saati aşkın söz hakkı verilip, sizin onları ve tüm sağcıları ayağa kalkıp el-omuz sıkarak tebrik ettiğiniz bir ortamda, bana her zamanki gibi gösterilen teveccühe katlanamadınız.
2 - Gelelim nihai olarak, Aydınlık’ta “Başyazı” (!)  başlığı altında, hakkında yazdığınız “uçak düşürülecek kumkuması” hezeyanınıza.
            Ben, yalnız sizi ve ADD Başkanı Ertuğrul Kazancı’yı arayıp “Güvenlik” konusunu gündeme getirmiştim. Biraz zekasını kullanan herkes, Türkiye’nin en önemli 200 Atatürkçü aydınının bineceği bir uçağın güvenliğini düşünür! Düşünmeyen ve bu konuyu aklına bile getirmeyenin samimiyeti ve ciddiyetinden şüphe ederim. Ben bu ikazları yalnız iki kişiye yaptım, etrafa yayıp panik yaratmadım. Ne bir telefon, ne bir elektronik ileti, ne bir toplantı...
Ama siz, gerek Lozan’da salonda, gerek dönünce Türkiye’de, Sky Türk’te, benim –zaten kendimin de binmek için parasını ödediğim bir uçağın- bu güvenlik konusunu gündeme getirdim diye, utanmadan beni “Süper Nato Ajanı” ilan etmeye kalktınız, Lozan 2005’i baltalamaya çalışan “süperNato”nun adamı (!) gibi gösterdiniz yüzünüz kızarmadan... Hem de bu kadar hassas bir güvenlik konusunu etrafa yayarak, teröristlerin aklına bunu sokup, onlara çanak tutarak... Siz mi “Parti Başkanı” olacaksınız, Sn. Perinçek? Bu hassasiyetime teşekkür edeceğinize, bu narin konuyu polemik ve iftira malzemesi olarak kullanmayı tercih ettiniz. Merak ediyorsanız, üst düzey bir komutana sorun, “10 komutan aynı uçağa biner mi?” diye. Ben Tuncer Kılınç Paşa’ya sordum. “Tabii ki tercih edilmez ve yapılmaz” dedi. Aklın yolu birdir ve bunu 15 yaşında bir çocuk da düşünebilirdi. Bu kararın hatalı olduğunu her komutan, her stratejist zaten bilir.
Sn. Perinçek, Türk toplumuna ve o Atatürkçü grubun içine, “uçak düşürülebilir (mi?) gündemini sokan yalnız (1) adet insan var. Onu da siz çok iyi tanıyorsunuz. Adı: Doğu Perinçek. Ben “güvenliğe dikkat edilsin, ortam tehlikeli” uyarımı, yalnız size ve Kazancı’ya yaptım. Siz ise yarattığınız entrikalar dizisinde, bu cümleyi aleyhime kullanabilmek için, çekinmeden önce Lozan katılımcılarına, ardından medyaya ve Türkiye’ye yaydınız. Köşenizde yazdığınız “Geziye katılan hiçbir seçkin bu dedikodulara en küçük bir değer vermedi, en küçük bir kararsızlık olmadı” cümleniz kötü niyetinizin bir belgesidir. Ben bu endişemi yalnız iki kişi, siz ve Kazancı’yla konuştuğuma ve başka hiç kimseyle ne yazılı ne sözlü bu konuyu açmadığıma göre, siz demin alıntısını yaptığım cümleyi yazarken kimi suçluyorsunuz? Kazancı da bunu yapmayacağına göre, kendi kendinizi suçluyorsunuz! Bunda da haklısınız. Gerçekten de Lozan 2005’ten başlayarak bu dedikoduyu müzevirce yayan tek kişi siz oldunuz. Siz milyonların önünde, Lozan 2005 boyunca, ADD Genel Başkanı Ertuğrul Kazancı’ya yalan söylediğinizi kanıtladınız, bunu itiraf ettiniz. “Bedri Baykam’ı heyetten biz çıkardık” cümlesini ortaya sürerek, sanki böyle bir şey yapma yetkiniz varmış gibi kendinizi sıfıra indirdiniz. Lozan öncesi, gerek bana gerek ADD Başkanına benim biletimin uçakta yer kalmadığı için iptal edildiğini -anlaşılan yalan söyleyerek- sizin sözcünüz olan Ferit İlsever belirtmişti. Bu arada bununla yetinmeyip, Lozan’da herkese “Bedri Baykam uçak düşecek korkusuyla kendisi uçak biletini iptal etti” şeklinde bir ara yalanı adamlarınızın aracılığıyla herkese yaymaya çalıştınız, şahitlerimden biri Prof. Ahmet Ercan, bir diğeri de bu saçma iddiayı Türkiye’de bile duymuş olan dostum, Sn. Deniz Banoğlu’dur. Sonra da Sky Türk’te ve Aydınlık’ta bu sefer hızınızı alamayıp, masallarınıza “onu biz heyetten çıkardık”la devam ettiniz. Hiçbir normal ve kendine saygılı normal bir insan, bilinçli bir siyasi çıkar veya tartışma uğruna, bu kadar birbiriyle çelişkiye düşen uydurma hikayeleri birbiri peşi sıra sıralayamaz!. Bu konuda bir ilksiniz. Çünkü ben bu işlerden hiç anlamam ama iftira atmanın bile herhalde(??) bir mantıklı yöntemi (!) vardır! İnsan birbirini iptal eden üç uydurma senaryoyu arka arkaya döşeyip kendini komik duruma düşürmez.
            Peki, sizin 3. masalınızdan yola çıkalım... Diyelim ki siz, beni heyetten çıkardınız. O zaman nasıl oldu da Lozan’da o tarihi salonda, ben size ve kule gözcülüğünüzü yapan İlsever’e rağmen konuşabildim? Yoksa, salon hakimiyetinizi, otorite (!) ve iktidarınızı, Kemalistlerden aldığınız tepkilerle orada bıraktığınız için mi? Herhalde İlsever insafa geldiği için (!) beni kürsüye çağırmadı! Sizin “havayı bozmayı başaramadı” dediğiniz, Bedri Baykam’dan söz edilemez o ortamda. Nasıl olabilir ki? Konuşmam kayıtlarda var, beş kere alkışlarla kesildi. Olsa olsa “Bedri Baykam’ı konuşturmayı, tüm entrikalarına rağmen başaramayan Perinçek ve İlsever”den söz edilebilir!
            Beni masasına davet edip, konuşmamdan ötürü tebrik eden ve “bize sizin provokasyon yapacağınızı söylemişlerdi, halbuki harika konuştunuz yanılmışız bravo, o yüzden şaşırdım” diyen İşçi Parti’li Sn.Uğur Kurtulan arkadaşın samimiyetini ve sıcaklığını hiç unutmayacağım. Ne mutlu bana ki, sizin partinizde, benim samimiyetimi ve büyük kararlılığımı çok iyi tanıyan üyelerle kaplı. İP’li Sn. Uğur Kurtulan’ın adını tekzipte ve burada açıklamaya mecbur kalmamın tek nedeni aydınlıkta bu sözleri benim uydurduğumu iddia etmenizdir.
3 -Zaman Gazetesi, bana reva gördüğünüz ve fiziki şiddetin de içinden geçen akıl almaz tavrı, Avrupa Sosyal Demokrat Türk Basını’ndan duyduğu için bana sorular yöneltti. Bilmiyorsanız hatırlatayım, İP’li bodyguardlarınız yürüyüş kolunda beni geri bırakmaya çalışmak için fiziki sertlik kullandılar. Onlarla gurur duyabilirsiniz. Şahidim Nasuh Mahruki’dir. Zaman’ın sorularına cevap vermesem, olayı daha da deforme edebilirlerdi. Ben hiçbir yere basın bülteni yollamadım, hiçbir gazeteciyi aramadım. Ancak önüme çıkarılan bu sorulara yanıt verdim.
Zaman’da yayınlanan yanıtlarım bazı detay olgularda bir ölçüde tahrifata uğratıldığı için, aynı gün kendilerine tekzip yolladım ve bundan sizi de –konuda taraf olduğunuz için- haberdar ettim. Buna rağmen, ondan önceki sayıda eşinizin beni şovmen ve saygısız olarak göstermesi yetmiyormuş gibi, Aydınlık’ta hakkımda kargaları bile güldürecek bir iftira yayını yaptınız. Tüm ömrünü yobazlar, tarikatçılar ve 2. Cumhuriyetçilerle mücadele ederek geçirmiş bir insanı, kendinizi komik duruma düşürerek “Fethullahçı” ilan ettiniz... Bedri Baykam tarikatlar ve özellikle bu tarikat hakkında kaç kere eleştiri yazıları yazdı Sn. Perinçek? Ne gün o tavrından ödün verdi? Ne gün çizgisinde bir derecelik en ufak bir açı kırılması oldu? Bir gazetecinin üç sorusuna verdiğim yanıtlar hoşunuza gitmedi diye, bana “süperNatocu-Fethullahçı” diyebilmek  için, insanın kendi saygınlığını toptan gömmeye karar vermiş olması lazım. Siz kendi güvenirliliğinizi bitirdiniz orada Sn. Perinçek.Yazık. Emeklerinize yazık. Size güvenen dostlarınıza, partililerinize yazık.
Ailevi bağlarla Kemalizm’in içine doğan ve ADD’nin ilk kuruluş anından itibaren rahmetli Muammer Aksoy’un yanında mücadele eden Bedri Baykam’ın ne tarikatçı, ne süperNato’cu, ne Fethullah’cı olmadığını tüm Türkiye bilir de, sizin Saadet Partisi ile direkt olarak içine girdiğiniz ilişkiler, Atatürk’e ve gerçek  Atatürkçülere nasıl izah edilebilir, onu bilmem Sn. Perinçek, siz düşünün. Öyle Erbakan’la, “Milli mutabakat”lar yapmanın Atatürkçülükle hiçbir ilişkisi yoktur.
Benim Zaman muhabirine yanıt vermemin kökeninde şer arayan bir insan olarak (!), Türkiye’de onca tarikatın gücüyle siyasi hayatında yükselmiş, kurduğu cumhuriyet karşıtı partiler defalarca Anayasa Mahkemesi tarafından kapatılmış bir Erbakan ve Saadet Partisi ile, ilgili olarak televizyon ortaklığı işine girmekten kaçınmayıp, hiçbir rahatsızlık duymadan Ulusal kanal hakkında şu demeci verdiniz:
“Bizim televizyonumuz değil, ama milli kuvvetlerin televizyonu olduğu için destekliyoruz. SP’yle aynı cephedeyiz. Türkiye’nin milli bağımsızlığını, bütünlüğünü savunuyoruz.”  
Buyrun gidin sorun Atatürkçü Türk halkına, “çizgisinden bir derece ödün vermeyen  Bedri Baykam mı daha makbul yoksa Hasan Mezarcı ve Rizeli Şevki ve yüz binlerce Atatürk düşmanı ile aynı cephede olmaktan çekinmeyen Perinçek mi?”,  alırsınız cevabınızı. İşte benim ne önümde, ne arkamda bu sakat, çarpık, kirli ideolojik ilişkiler yok, Sn. Perinçek.   (KAYNAK: 11/ 7/ 2003 tarihli  Milliyet ve 13/ 8/ 2003 tarihli Sabah)
Benim kaypaklık ve oportünistlik tanımayan ödünsüz tavrımdan bir şeyler kapmaya çalışın. Kah Maoculuk, kah Kürtçülük, kah Atatürkçülük yaparak varacağınız yerler belli.
Sizin, Atatürkçülüğün yüce değerlerini sonradan gecikmeli olarak keşfetmiş olmanız değil, bizleri üzen Sn. Perinçek. Bu sonradan görme Atatürkçülüğün en “parlak” ismi olma çabalarınızın yanında, bu büyük çelişkiler sırıtıyor, hatta ne yazık ki sizi ele veriyor. Tabii bir de bunun üstüne ülkenin en güvendiği Atatürkçülerini sırayla lekeleme gayretiniz de buna eklenince, ortaya kirli bir tablo çıkıyor. Bir yandan inandığımız değerlerin çoğunu savunuyor görünüp, öte yandan Kemalizm’in en tescilli düşmanlarıyla ortak söylemlere girip, esas Kemalist dayanışmayı da dinamitliyorsunuz. Yıllardır Atatürkçülere kah “Mason”, kah “Ajan”, kah “Fethullahçı” gibi sıfatlar yakıştırarak ortalığı sürekli karartıyorsunuz.
4- Türk Solu grubunun, sizin içinizden çıkmış ve son yıllarda sizinle bir polemik yaşayan bir Atatürkçü gençler grubu olduğunu tüm ilgili kesimler biliyor. Ben, Bedri Baykam olarak bu güne kadar hep sol dayanışmayı en üst düzeyde yaşatmak, Sol’da birliği güçlendirmek istedim. Bu uğurda sizin ve Türk Solu grubunun iç polemiği bırakıp, Kemalizm’in gerçek düşmanlarına yönelmesine tercih ederdim. Siz bu gençler grubu hakkında mesnetsiz, haksız iddia ve sataşmalarda bulunmanızın yanı sıra,  bir yandan da artık bununla  yetinmeyip, Türk Solu’nda yazan Atatürkçüleri de aynı kavganın içine çekme gayretine girdiniz. Herhalde şahsıma karşı İsviçre’de gösterdiğiniz yıkıcı tavrın gerekçeleri arasında, hem bir CHP’linin sesini kısmak, hem Yurtsever Hareket’in gösterdiği büyük çıkışın önünü kesmek, HEM DE sizin benim Türk Solu yazarlığım nedeniyle, “düşman” (!) kampından gördüğünüz bir yazarın önünü saygısızca tıkamak hedefi vardı.
            O zaman Sn. Perinçek, Türkiye’deki Atatürkçülerin yarısı Türk Solu ve İleri grubunda yazdığına göre, her birini bu husumetin içine çekip, bu iç lekeleme ve kavgayı”mega” boyutlara mı çekeceksiniz? Bu nasıl bir mantık? Kime hizmet ediyorsunuz? Bu bölücülüğün arkasında hangi beyin var? O ZAMAN İSTANBUL’A gelip Türk Solu için konferanslar verdi diye o gülünç mantığınızla, Sn. Cumhurbaşkanı Rauf Denktaş’ı da dışlayın gücünüz yetiyorsa? Ya da –Zaman Gazetesi’ne yanıtlar vermemi ihanet ve işbirliği kabul ettiğinize göre (!!), size göre “süperNatocu” olan Türk Solu’nun sorularına yanıtlar verdi diye, gidin Sn. Denktaş için de “süperNatoculara alet oldu” diye yayınlar yapın! KOMİK OLUYORSUNUZ! BIRAKIN UCUZ DEMAGOJİLERİ.
            İşte sizin ucuz mantık oyunlarınız, buraya kadar Sn.  Perinçek. Onları yanıtlamak ve iflasınızı kamuoyuna göstermek bu kadar basit. Sizin seviyeniz ilgi alanıma girmediği için, “Ermeni Soykırımı yoktur” diye bağırıp sorgulandığınızda, “şov yapıyor” diyenlere karşı sizi savunmuştum, “Bu bir milli mesele” diyerek.

            GELELİM TARİHİ HATIRLATMALARA...
            Sonuçta, ben de sizin “değişmiş” ve rötarlı da olsa “Atatürkçü değerleri keşfetmiş” olabileceğinizi umuyordum. Geçmişinizdeki bugünkü kimliğinizi inkar eden tüm noktaları görmezden geldik, unuttuk “Bu büyük “dönüşüm”ünüzü kabullendik. Ama pardon, bir yere kadar Sn. Perinçek. Artık bu maske indi. Kendinizi Atatürkçü  aydınlar meydanın ali kıran baş kesen yetkili ve infazcısı ilan ettiğinizde, birileri çıkıp size “dur” der. Daha henüz dün bu değerleri kendisine bayrak yapmayı seçmiş bir olarak çok daha mütevazı olmanız ve sınırlarınızı bilmeniz gerekir.

 Daha düne kadar “Ankara Hükümeti, Lozan’da emperyalistlerle uzlaştı” diyen siz değil miydiniz? Buyrun TİİKP Davası Savunma syf. 189-191’den okuyalım:
            KAYNAK YAYINLARI –TÜRKİYE İHTİLALCİ İŞÇİ, KÖYLÜ PARTİSİ DAVASI MART 1992    4.BASKI
            “Ankara hükümeti, Lozan’da, Türkiye halkının büyük fedakarlıklarla kazandığı zaferin semerelerini toplamadı. Bağımsızlığımızı kayıtsız şartsız destekleyen Sovyetlerin dostluğuna sırt çevirdi. Emperyalistlerle uzlaştı. Bu uzlaşma, burjuvazinin karakterinden ileri geliyordu. Çünkü milli burjuvazi hızla zenginleşmek ve büyümek istiyordu, sınıf menfaatlerini Batı emperyalistleriyle uzlaşmada görüyordu.
Kemalist burjuvazi, daha 1921 yılının ilk aylarından itibaren emperyalistlerle uzlaşmaya başlamıştı. Lozan emperyalizme karşı mücadelesinde dönüm noktası oldu.
Lozan’da verilen tavizler sebebiyle, emperyalistler adım adım Türkiye’ye yeniden nüfuz ettiler ve sonuç olarak Türkiye yarı-sömürge olmaktan kurtulamadı.”
            Lozan 2005 konuşmanızda iyi ki buna benzer paragrafları bir beyin karışıklığı ile kürsüden okuyuvermediniz! Katılımcıların kafaları baya karışırdı...

         Aynı şekilde, geçmişte “İttihatçı Kompradorlar yüz binlerce Ermeni’yi katletti” cümlesi aynı yayından, sizin sözleriniz değil midir? Zürih’teki savcı, bu kitabı önünüze koysa, “Herr Perinçek, was ist das?” diye sorsa, ne yanıt verecektiniz? Emin olun Tanrı Türkiye’yi korudu o anda. Ülkeye yapacağınız en büyük hizmet, bizi öyle uçurumlara atmamak için artık köşenize çekilmenizdir, çünkü sizin yüzünüzden bütün diğer Cumhuriyetçilerin sözleri de güvenilmez hale gelir.
KAYNAK YAYINLARI 104- TÜRKİYE İHTİLALCİ İŞÇİ KÖYLÜ PARTİSİ DAVASI-
SAVUNMA
Perinçek: “İttihatçı komprodorlar yüzbinlerce Ermeni’yi katletti”
“İttihatçı komprodorlar, milli azınlıklar üzerinde de baskı ve katliam politikası uyguladı. Doğuda yüz binlerce Ermeni’yi katletti. Geri kalanlarını da yurtlarından sürdü. Arap ve Kürt milliyetçilerine çeşitli baskılar uyguladı. (TİİKP Savunma sf.154)
            “Abdülhamit satın aldığı Kürt beylerine kurduğu Hamidiye Alayları’nı Ermenilerin üzerlerine saldırtarak her iki milleti birbirine kırdırdı ve mücadelelerini yok etmeye çalıştı (...) Saltanatı Doğu Anadolu’da katledilen on binlerce emekçinin ve İstanbul sokaklarında öldürülen binlerce Ermeni’nin kanıyla boyandı.” (age, sf.146)

            Gelelim bugün sabah akşam övgüsünü yaptığınız Atatürk ve Kemalist Devrim hakkındaki gerçek yorumlarınıza:

KAYNAK YAYINLARI 104- TÜRKİYE İHTİLALCİ İŞÇİ KÖYLÜ PARTİSİ DAVASI-
SAVUNMA (SF. 193-211)
            “Kemalist Burjuvazi İşçi ve Köylüleri İnsafsızca Sömürerek Hızla Zenginleşti”
            “Bütün bunlara rağmen Kemalist burjuvazi zaferden itibaren hızla zenginleşerek, emperyalistlerle uzlaşan Kemalist burjuvazi, devlet iktidarını kullanarak hızla büyüdü. İşçi ve köylüleri insafsızca sömürdü.”
            “Oysa Kurtuluş Savaşı’nın burjuva önderliği, halk kitleleriyle birleşmedi; tam tersine toprak ağalarıyla ittifak yaparak halkı baskı altına alan bir diktatörlük kurdu. Sovyetler Birliği ve dünya halklarıyla dostluğunu sağlamlaştırmadı; tam tersine emperyalistlerle uzlaştı.”
            “Kemalist iktidar, en tabii hakları için mücadele eden işçilere vahşice saldırdı. Ağır bir baskı rejimi kurdu. Yabancı patronları destekledi. Onların menfaatleri için işçileri katletti. İşçi sınıfının bütün hakları gasp edildi. Grev hakkı ve teşkilatlanması yasaklandı. İşçi sınıfımız boğaz tokluğuna çalıştırılarak, yerli ve yabancı patronların elinde köleliğe mahkum edilmek istendi. Burjuvazi, değişik milliyetlerden işçileri birbirlerine karşı kışkırtarak işçi sınıfını parçalamaya çalıştı. Irkçılığı körükledi. Yabancı kapitalistler de, azınlık işçileri çalıştırarak bu politikayı desteklediler. İşçi sınıfının her mücadelesi şiddetle bastırıldı. Senelerce zindan cezaları verildi. Polis, grev düzenleyebileceğinden şüphe ettiği kimseleri bile tutukladı, baskı altına aldı.”
“Fiyatların hızla yükselmesi, karaborsa ve vurgunculuğun alıp yürümesi: halkın ağır bir açlık ve sefalete düşmesine neden oldu. İşsizlik had safhaya vardı. Tarım ürünlerinin fiyatlarındaki düşüş, geniş köylü yığınlarının daha da yoksullaşmasına, topraklarını toprak ağalarına kaptırmalarına yol açtı.Buhranın yükünü emekçi halkın sırtına vurmak için vergiler arttırıldı. Yeni vergiler kondu. İşçi sınıfı ve bütün halk üzerindeki sömürü ve zulüm tahammül edilmez bir hal aldı. Halkın her türlü demokratik hakkı gasp edildi. Her türlü teşkilatlanma yasaklandı. Kürt halkı üzerindeki eritme politikası hızlandırıldı.”
“Fakat biz aynı zamanda, Kemalist diktatörlüğün işçi ve köylüleri ezen burjuva karakterini açıkça ortaya koyar ve onunla mücadele ederiz. Biz, Kemalist diktatörlük tarafından demokrasi isteği ve teşkilatlanması zorbalıkla bastırılan işçi sınıfının ve bütün Türkiye halkının, kurşunlanan işçilerin, insafsızca sömürülen köylülerin, defalarca katledilen Kürt milliyetinden halkın temsilcileriyiz. Bütün bunları uygulayan burjuvazinin sınıf diktatörlüğünün başındaki Atatürk’e karşıyız. Çünkü biz tarihin en ilerici sınıfı olan ve kendisiyle birlikte bütün halkı kurtaracak olan işçi sınıfının ihtilalcileriyiz.”
Çok esef verici değil mi? “İşçilere vahşice saldıran Kemalist iktidar” sözleriniz, sizin deyiminizle hangi yıllarda revizyona uğradı da bugün bize ve Türkiye’ye, Kemalizm’in erdemlerini öğretmeye kalkışıyorsunuz.

Peki, Lozan 2005’i kutsarken öve öve bitiremediğiniz İnönü hakkındaki yorumlarınızı hatırlatayım mı Sn. Perinçek?
“Milli Şef’in Faşist Diktatörlüğü”
“1938’de  Atatürk’ün ölümüyle İş Bankası grubu en büyük koruyucusunu kaybetti. Büyük burjuvazinin “Mili Şef”i İsmet Paşa Cumhurbaşkanı oldu ve İş Bankası grubunun temsilcisi Celal Bayar iki ay sonra başbakanlıktan uzaklaştırıldı. 1930’lardan itibaren artan bir şekilde faşist tedbirler alan iktidar, savaşı bahane ederek halk üzerindeki baskı ve sömürüsünü yoğunlaştırdı. Savaş yıllarında İngiliz-Fransız emperyalistlerinden uzaklaşan ve Sovyet düşmanlığını temel alan CHP iktidarı faşist bir karakter kazandı. 1942’de kurulan Alman işbirlikçisi Saraçoğlu hükümeti, faşist terörü en yüksek noktaya ulaştırdı.”

“Milli Şef’in faşist diktatörlüğü bunlarla da yetinmedi. 1944 yılında Milli Korunma Kanunu’na eklenen maddelerle işçi ve köylüler üzerindeki sömürü ve zulüm arttırıldı. Buna göre, “iş mükellefiyetine tabi olan kimseleri işyerlerine sevk için zabıta kuvveti kullanılabilir.”
“Milli Şef”in CHP’si savaş yıllarında jandarma dipçiği ve tahsildar zulmüyle faşist bir diktatörlük sürdürdü. İşte 12 Mart’tan sonraki faşist terör rejiminin uygulayıcıları olan Erim’ler, Melen’ler, Satır’lar, bu yıllarda yetiştiler.”
Yani günümüzde halkın anlayacağı terminolojiyle, siz tam bir “dün dündür, bugün bugündür” ekolü ürünüsünüz. Atatürk ve İnönü hakkındaki, dünkü fikirlerinizi bugün inkar ediyorsanız, içinde yüzdüğünüz oportünist çelişkilerle yarın da yine bugünkü söyleminizi unutur gidersiniz. Anlaşılan aynen Tayyip Erdoğan’a yaptığımız gibi, size de bir “ne kadar döndü, ne kadar değişti, yarın daha ne kadar değişecek” çetelesi tutmamız lazım.
Yani siz bu “TARİHİ HATIRLATMALARIMA karşı “biz artık değiştik” demeyi deneyebilirsiniz. Hayır, ne yazık ki onu da pek yapamazsınız. Neden mi? ÇÜNKÜ GENEL BAŞKANI OLDUĞUNUZ, İŞÇİ PARTİSİ’NİN internet sitesinde halen yayınladığınız programı, gerçek çizginizi ortaya koymaktadır. Bu programda ne Atatürk, ne Altıok, ne de İnönü’den eser yoktur. PARTİ PROGRAMINIZ, “bilimsel sosyalizmin Marx, Lenin ve Mao Zedung’un ideolojik önderliğinde” gelişen çizgisinden söz ediyor. Partinizin Atatürk’ün değil, size göre Lenin’i tamamlayan Mao’nun “teorisi kanıtlanmış” katkılarıyla “bilimsel sosyalizmi” geliştireceğinizi savunuyorsunuz. Yani, orada GÖRÜNTÜDE BİLE, Atatürk çizgisiyle alakanız yok. Olsaydı zaten, sürekli olarak Kemalistleri birbirine düşürücü eylemleri yapar mıydınız?

Bugün sürekli yerle bir ettiğiniz Avrupa hakkında da bakın neler diyordunuz:
(KAYNAK YAYINLARI - OSMANLIDAN BUGÜNE TOPLUM VE DEVLET KİTABI
3. BASKI   KASIM – 1991)

            “Açıkçası Türk yönetimi Antidemokratiktir ve Avrupa’dan gelen demokratik istemler karşısında zaman zaman görülen hırçınlık da aslında özgürlükleri kısıtlamada ısrardan kaynaklanıyor. Bu durumda Avrupa’nın itirazlarına bir yabancı düşmanlığı cereyanı yaratılarak karşı konulmak isteniyor.
            Avrupa insan hakları ve demokrasiyi savunan tutumuyla en azından 45 milyon “Türk”ün dostudur. Çıkarları  özgürlüklere karşı olan küçük bir azınlık ise kendisini “Türk kavramıyla ne kadar özdeşleştirmeye çalışsa da Türklerin büyük çoğunluğunun karşısındadır. İktidar sahiplerinin Avrupa’dan gelen özgürlükçü telkinlere karşı “bağımsızlık” bayraklarını açmaları sanmıyoruz kimseyi aldatabilsin. Türkiye halkını baskı altına alan politikalar “bağımsızlık” adına savunulmaktadır.”(Sf. 216)
            Hayat çok ilginç değil mi Sn. Perinçek? Gören zanneder ki bu satırları bugün malum AB’ci, Sevrci, 2. Cumhuriyetçi takım kullanıyor. Hani şu bizim dilimizden düşmeyenler...

            Keza, bugün Denktaş’ın en büyük savunucusu kesiliyorsunuz. Dün şu sözlerle Kıbrıs Milli Savaşının tam karşı kutbunda yer alan siz değil miydiniz?
AYDINLIK YAYINLARI  - 1975 “KIBRIS MESELESİ” (DOĞU PERİNÇEK) /     TEORİ DERGİSİ  -KASIM 1993 SAYI 47 SF.16-20
            “Yağmacı Türk İşgalciler  Kıbrıs’tan çekilmelidir”
            “Türkiye’nin işgale dayanarak herhangi bir çözümü Kıbrıs’a zorla kabul ettirmesine karşıyız.”
            “Coğrafi federatif sistem adı altında Kıbrıs’ın fiilen taksim edilmesine Kıbrıs halklarının birbirinden tamamen koparılmasına karşıyız (...) Bugün Rum milliyeti Türk işgalcileri tarafından uygulanan milli baskılar altındadır. Kıbrıs’ta yağma ve talana son verilmelidir.
Bölücüler ve PKK konusunda, günümüzde yürüttüğünüz imaj ve siyasetin tam 180 derece tersini savunan ve 2000’e doğru dergisinde bu fikirleri en “cesur” (!) ve sert dille gündeme getiren siz değil miydiniz? Sizin ve İlsever’in, PKK’lılarla, Öcalan’la, fotoğraflarınız, söyleşileriniz, siyasi söylem aracılıklarınızı biliyoruz. Bunları da hep sabırla ve “değişti” adıyla içimize atmıştık. Ama görüyorum ki Kuvvacılığın ruhu olan büyük dayanışmayı yok etme peşindeyiz.
            Bakın, Güney Doğu sorunu konusunda düşündüklerimizin gerçek kökleri nerelerde yatıyor:
TÜRKİYE İHTİLALCİ İŞÇİ KÖYLÜ PARTİSİ DAVASI SAVUNMA  SF 428-431
“Kürt milletinin kendi kaderini tayin hakkı, hiçbir zaman bir federasyona katılma ya da bir özerklik derecesine indirilemez. Kürt halkı isterse elbette Türk halkıyla bir federasyon içinde birleşebilir. Fakat ayrılma hakkını tanımaksızın, Kürt milletinin kaderini tayin özgürlüğünü federasyonla sınırlamak bu özgürlüğü reddetmekle birdir.”
“Kürt milletinin kendi kaderini ne yönde tayin edeceğini halkların mücadelesi belirleyecektir. Kürt milleti, kendi kaderini ayrılma şeklinde tayin edebileceği gibi, birleşme şeklinde de tayin edebilir. İsterse, Türk halkıyla bir federasyon içinde birleşebilir. Türk devrimcileri, Kürt milletinin ayrılma hakkını savunurken, Kürt devrimcileri iki halkın birliği için çalışmalıdır.”
“TİİKP, Türkiye’nin iki kardeş halkının Demokratik Halk Cumhuriyeti içinde, eşit haklara sahip olarak birleşmelerine yönelen bir siyaset izler.”
“Ancak birçok milliyetin tek bir devlet içinde birleşmeleri, ilk önce ayrılmalarını gerektirebilir. Birleşme, böyle bir yol izleyerek de gerçekleşebilir.”
“Eğer Kürt ve Türk halkları, iradelerini devrimci bir birleşme yönünde kullanırsa, Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin yönetimine eşit haklarla katılacaklardır. Demokratik Halk Cumhuriyeti, milliyetler arasında, her alanda tam bir hak eşitliğini gerçekleştirecektir. Halk Cumhuriyeti içinde birleşmenin, hangi biçimde olacağını halkların hür iradesi tayin edecektir. Federasyon veya bölgesel özerklik biçimlerini seçmeye, halklar karar vereceklerdir. Kürt halkının temsilcileri, Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin yönetimine bütün kademelerde katılacaklardır. Kürtçe, Türkçe gibi resmi devlet dili olacaktır. Kürtlerin kültürleri üzerindeki her türlü baskı son bulacak, Kürt halkı, devrimci kültürünü, kendi milli özelliklerine uygun olarak serbestçe geliştirecektir.”
Bilmem ek yorumlarıma gerek var mı Sn Perinçek? Bu kadar abartılı bir paragrafı da izninizle yorumsuz geçelim.
            Bugün, “Büyük Müttefikiniz” olarak gösterdiğiniz Türk Ordusu’na karşı en sert ve en eleştirel tavrı alan, onu en çok hırpalayan siz değil miydiniz?
2000’E DOĞRU’NUN MUHTELİF SAYILARINDAN:
            “Ordu.... İşçilerin, köylülerin, Kürt halkının, yurtsever gençliğin ve aydınların mücadelesini bastırmak için kullanılmaktadır... Haklarını arayan işçiler karşısında her zaman patronların baskı ve şiddet aracı olan orduyu buldular. İşçilere sorulsun! Fabrikanın duvarlarını buldozerle yıkıp saldıran ordu birlikleri hangi sınıfın muhafızlığını yapmaktaydı? Kimin adımıdır Kozlu maden işçilerini kurşunlayıp öldürenler? Toprak ve Hürriyet için mücadele eden köylülere sorulsun. Hangi kuvvetin çizmeli kamçılı toprak ağalarına muhafızlık ettiğini onlar çok iyi biliyorlar. Ezilen Kürt halkına sorulsun! Ağrı’da, Dersim’de katledilen on binlerce Kürt köylüsünün çocukları ordunun gerçek niteliğini söyleyeceklerdir.”
            “Orduyu siyasal iktidarda pay sahibi haline getiren Milli Güvenlik Kurulu gibi kurumlar kaldırılmalıdır.” (İP’in Programı’ndan)
            “Düzen bütün kurumlarını, DGM’sini, Başsavcısı’nı, Genel Kurmay Başkanı’nı, Sosyalist Parti’ye karşı harekete geçirdi... Seçimde Genel Kurmay Başkanı da Sosyalist Parti’ye karşı ağırlığını koyuyor. Kanun sınırını tanımayarak gazetelerin yorumlarıyla Sosyalist Parti’ye karşı muhtıra gibi açıklamalar yapıyor... Bu konunun üzerine gideceğiz. Çünkü, militarizm demokrasinin ve bağımsızlığın yolunu kesmiştir.”
            Açık konuşalım bugün Türkiye’yi parlamento ve hükümet yönetmiyor. Devletin temel kararlarını Milli Güvenlik Kurulu, Özel Harp Dairesi ve MİT üçlüsünün oluşturduğu çekirdek belirliyor. Kontrgerilla Avrupa ülkelerinde açığa çıkarıldı. Türkiye’de hala yer altı faaliyetlerinde. Birbiri ardı sıra gelen tertiplerde ve şiddet olaylarında parmağı var.”
            “Militarizmin ülkemiz siyasetindeki gizli ve açık rolüne son vermeden demokrasi ve özgürlük kazanamayız.”
            Bu nedenlerle Sn. Perinçek, sizin “nihayet gerçekleri görerek bir ucundan Atatürkçü mücadeleye katılmış olmanızı”  hoşgörü ve memnuniyetle karşılan gerçek Atatürkçülere karşı sürekli olarak yaptığınız sinsi bindirmeler ve bölücü tavırlara dur deme zamanı gelmiştir. Bu ülkenin Atatürkçülerini karalayarak kendinize siyasi malzeme toplama çabalarınız artık kabak tadı verdi. Hiçbir gerçek Atatürkçünün sizden alabileceği ne bir nasihat, ne bir yorum, ne de bir not olabilir. Atatürkçüler, sizin keyfiniz emrettiğinde, birbirine düşürülerek, iftira ve komplolarla bölmeye çalışılacağınız oyun alanınız değildir.
            Atatürkçü Düşünce Derneği de sizin arka bahçeniz, demokratik kitle örgütünüz, emir kulunuz değildir. Aynen Lozan 2005’in, sizin kitle örgütlerine lütfettiğiniz bir Parti paneli olmadığı gibi!
            Siyaset nedir sizin için Sn. Perinçek? Her an saf değiştirebileceğiniz, her an yeni yaratılmış sahte “düşmanlarla” beslenebileceğiniz, her an sol dayanışmayı çatırdatabileceğiniz bir özel sado-mazoşist arena mı?
            Sn. Perinçek, tekrar söylüyorum. Ben beş yıllık Aydınlık’ta yazdım. Yobazına, tarikatçısına, emperyalistine çok dersler verdim. Ama size onurlu, FATURASIZ, dürüst siyaset yapma dersini, o yazılarda anlıyorum ki verememişim.
            Ben ki sizinle aile dostuydum, ben ki sizi cezaevinde ziyaret ettim, sizin herhalde gerçekten değiştiğinize kendimi inandırmıştım, beyninizin içine düşen hangi entrikalar, size bu kişilik yıkımını yıllar üstünden yaşattı? Kendinizi toplum önünde bu duruma düşürdüğünüz için üzgünüm. Benim arkamda Kıbrıs, PKK, İrtica veya Ordu hakkında, benim size yaptığım gibi, beni yüzleştirebileceğiniz dönekliklerim veya çelişkilerim yok. Özden’in de yok. Vural Savaş’ın da yok. Sonradan görme Atatürkçülerle aramızda o kadar fark olsun.
            Çok ilginç, Sn. Perinçek. Siz ne kadar “değişmiş” görünüyorsunuz biliyor musunuz? Aynen “AKP”LİLER VE LİDERLERİ OLAN Sn. Erdoğan kadar... Yani onlar nasıl son beş yılda adım adım AB’ci, Amerikancı, “Ilımlı-İslamcı” oluverdilerse, siz de son 10 yılda Atatürkçü oluverdiniz. Özür dilerim ama, yoktan yarattığınız bu vesileyle secerenize baktığımda, ben değiştiğinize falan inanmıyorum. Bir büyük özeleştiri kitabı mı yazdınız? Çelişkilerinizi ve Atatürkçülük konusunda, söylemlerinizin 180 derece uzağında nasıl “hidayete erdiğinizi” sizin deyiminizle “bilimsel sosyalizm” ve Mao Zedung üstünden mi açıkladınız? Yayınlarınızı, Parti programınızı ve yaptığınız şu akıl almaz saldırıları okuyan, öğrenen hangi Atatürkçü size inanır Sn. Perinçek, biraz ciddi olalım lütfen. Bu film koptu artık. Tamir edebilecek makinist de yok.
            Bakın Sn. Perinçek: Siz İP’i, 1995’de aniden Atatürkçü çizgiye almaya karar verdiniz. 53 yaşında birden kuvvacı, Kemalist, ulusalcı oldunuz... Biz Tayyip Erdoğan’ın 40’lı yaşlarındaki dönüşüne inanmıyorken, size zorla da olsa inanmaya çalıştık. Ama artık makyajınız aktı. Gerçek yüzünüzü belli ettiniz. Anlaşılan, Mumcu ve Sivas cinayetlerinden sonra yükselen Atatürkçü dalgayı oportünist bir tavırla sahiplenmeye çalıştınız. Şimdi de kendinizin onun neredeyse tek sözcüsü (!) olduğuna inanıp, bizi de inandıracaksınız ha? Güldürmeyin beni... Bu yıkıcılığınız, taktik provokasyonlarınız ve artık ortaokul talebelerini güldüren komplo teorilerinizle çabaladıkça batıyorsunuz.
            Ben 48 yaşındayım Sn. Perinçek...Siyasi görüşüm 18’imde de, 28’imde de, 38’imde de aynı yörüngedeydi. Siz Cumhuriyet’in tüm temel değerleri üzerine slalom yaparken, biz Kemalistler sizin gibi kavram sökücülüğü ve kargaşa körükleyiciliği yapanlara katlanarak bugünlere geldik. ARTIK YETER! Taktiğiniz öldü, iflas etti.
            Unutmayın şunu: siz bana tekrar saldırırsanız hakkımda yalnız, iftira ve içeriksiz demagoji üretebilirsiniz. Ben ise karşınızda hep somut verilerle, kanıtlarla, belden aşağı vurmaya ve iftira atmaya yanaşmadan, demokratlık, şeffaf ve dürüst bir mantık çıkartmasıyla yetiniyorum.
            Ve siz, mandacılarla, 2. Cumhuriyetçilerle uğraşacağınıza, olmayan gücünüzü tüm Atatürkçü halk kesimlerinin güven ve saygısını kazanmış bir Türk aydınını karalamaya harcıyorsunuz. Yazıklar olsun size... Sizi tüm FATURA larınız ve çelişkilerinizle tarihe ve Tanrıya havale ediyorum.
Orta oyunu sona ermiştir. Senaryonuz kendi gayretkeşliğinizle iflas etmiştir. Artık kendinizi dinlenmeye alabilirsiniz. Perde üzerinize kapanmıştır.
Buna rağmen, insanları birbirine düşürme mesleğini sürdürmek isterseniz, sizinle Eylül ayında, istediğiniz platformda karşı karşıya gelmeye ve maskenizi indirmeye hazırım. Hodri Meydan.

Bedri Baykam’dan, Aydınlık Gazetesi’ne gönderilen tekzip

AYDINLIK DERGİSİ
SORUMLU YAZI İŞLERİ MÜDÜRÜ
Z. RUHSAR ŞENOĞLU’NA

                                                                                                                      19 Ağustos 2005

TEKZİP

Derginizin 7 Ağustos 2005 tarihli 942. sayısında hakkımda yer alan “Fethullah Hoca’nın yeni aleti: Bedri Baykam” başlıklı yazınıza yolladığım bu tekzibi, bir sonraki hazırlanacak sayıda aynen koymanızı istiyorum.
            Derginizde beş yıl aralıksız olarak beş kuruş para almadan yazmış bir insan olarak, iftira ve yalanlarla dolu haberinizi kınıyorum. 26 Temmuz tarihli Cumhuriyet’te tüm Lozan 2005’i olumlayan bir yazıyı kaleme aldım. Hatta bu yazı da İP’in Ankara bürosunda duvarında Sn. Vural Savaş’ın bildirdiğine göre asılı kalmış.
Zaman Gazetesi, aramızda yarattığınız yapay gerginliği, Avrupa’daki Sosyal Demokrat basından duydu ve beni aradı. Ben ne onlarla ne de başkasıyla, Lozan konusunda bir medya dönüşümü elde etmek için hiçbir çaba harcamadım. Zaman muhabirine yanıt vermeseydim, haberi daha da çarpıtma ve yanlış değerlendirme ihtimallerini körüklemiş olurdum.
            Röportajda yaptıkları çeşitli hatalar konusunda 4 Ağustos 2005 tarihinde kendilerine bir tekzip yolladım, Aydınlık grubunu da bu tekzipten haberdar ettim.
            200 aydının aynı uçakta uçmasının oluşturduğu tehlikeyi aklıma getirdiğim doğrudur. Bu aklı başında sorumlu her insanın aklına gelebilirdi. Bu endişemi yalnız iki kişiyle paylaştım. Biri Doğu Perinçek, öbürü de Ertuğrul Kazancı’ydı. Hedefim bu iki organizasyon noktası ile konuyu ele alıp, güvenliğin arttırılması yönünde bir çaba harcamaktı.. Perinçek bir tehlike olmayacağını söyledi, Kazancı ise endişemin gerçekten haklı boyutları olduğuna temas etti ve konuyu ele alacağını söyledi. Dolayısıyla, bu hassas konu hakkında Perinçek’in sağda solda olayı yayması dışında, ne benden ne de bildiğim kadarıyla Kazancı’dan tek söz çıkmadı. Dolayısıyla Perinçek’in “uçak düşürülecek haberleri’nden söz etmesi açık bir saptırma ve yalandır. Böyle bir konu, ne bir toplantıda, ne internette, ne de başka şekilde hiçbir yere yayılmamıştır. Konuyu ağzına sakız yapan tek kişi Doğu Perinçek’tir. Ayrıca insan bir uçağın düşürüleceğini etrafa yaysa, hiç o uçağa binmek için kendisi bilet alır mı? Ne kadar acıdır ki Perinçek ve arkadaşları, benim o uçakla uçamamam için ellerinden geleni yaparken, birbirini tekzip eden üç ayrı yalan ve iftira senaryosunu aynı konuda (!) birbiri peşi sıra devreye sokmuşlardır:
            1- “Uçakta yer kalmadı, biletinizi iade ettik” Bu “resmi yalan”ı, İP ve Ulusal Kanal yöneticileri, yüzleri kızarmadan yalnız bana değil, aynı zamanda ADD Başkanı Ertuğrul Kazancı’ya sarfetmişlerdir.
            2- “Bedri Baykam uçağın düşeceğine inandığı için, kendisi yerini iptal ettirip, o uçakla uçmadı” Bu “ara sıcak yalanı” olarak Zürih ve Lozan’da katılımcıların arasına sızdırılmış, bu uydurma senaryo Türkiye’deki dostlarıma kadar ulaşmıştır.
            3- Son olarak Doğu Perinçek, Sky Türk’te “biz onu heyetten çıkardık” diyerek, kendisinde olmayan bir yetkiyi var göstermeye çalışarak, geçmişe yönelik efelik yapmaya çalışmış, birbiriyle çelişkili üçüncü yalan-iftira çiftini devreye sokmuştur!
            Bu bir rekordur, kendisini tebrik ederim.
            Lozan’da “Havayı bozmaya çalıştığım”, Lozan 2005’e katılan yüzlerce insanın çok iyi bildiği gibi, büyük bir yalandır. Zaten yarısını şahsen tanıdığım katılımcılarla gerek oturumların hedefi, gerek içeriği hakkında yalnız olumlu sohbetler yaşanmıştır. 2. gün Winthertur’da oturumu yöneten Ferit İlsever’in en sağcı “Milli Görüş” yazarları dahil herkese uzun süreli söz verdiği bir ortamda, dört saat sabırla beklememden sonra inatla bana konuşma şansı vermeden, günü kapatmaya çalışmasına doğal olarak kalkıp itiraz ettim. Bir tek CHP Üyesinin burada konuşmamış olmasının yanlışlığını vurguladım. İlsever ve Kazancı, bana ertesi gün Lozan’da konuşacağımı söyleyerek oturumu kapatmayı tercih ettiler, ben de konuyu uzatmamak için kabul ettim. Kazancı bana ertesi günkü oturumu kendi yöneteceğini, olumsuzluklara izin vermeden bana söz vereceğini, şahsıma teyid etti.
            Bunun ardından savcı Perinçek’i sorguya götürürken ben de slogan atıp “Ermeni soykırımı bir yalandır” diye bağıranlar arasındaydım. Ertesi gün, bir rahatsızlığı olan Kazancı yerine, oturumu yine İlsever yönetince, aynı gerginlikler tekrar yaşandı. Bir çok ismi ikinci kere konuşturan İlsever, bir türlü bana söz vermedi. Bunun üzerine salondaki topluluğun birçok farklı kesiminden gelen tepkilerle konuşmam yönünde İlsever’e büyük bir baskı yapıldı. Büyük bir sayı teşkil eden bu isimler arasında, Sn. Vural Savaş ve İlsever’in anlaşılmaz gerginlikçi tavırları yüzünden kürsüyü terk eden divan üyesi İzmir Baro Başkanı Sn. Nevzat Erdemir ve bir çok dernek temsilcisi ve aydın vardı. Oturumun son 15 dakikasına girildiğinde, İlsever baskıya dayanamadı ve konuşmamı yaptım. Dolayısıyla “havayı bozmayı başaramayan Bedri Baykam” diye bir konu olmadığı gibi, işin esas sonucunda “Bedri Baykam’ı konuşturmamayı tüm entrikalarına rağmen başaramayan Perinçek ve İlsever”den ancak söz edilebilir, hepsi bu.
            Konuşmamın beş kere alkışlarla kesilmesi, bu ortamda İlsever ve Perinçek’i son derece rahatsız etmiştir. Konuşmamda iki gündür bana yapılan onca olumsuz tavrı hiç gündeme getirmedim.
            Madem Doğu Perinçek beni “heyetten çıkardığını” söyleyebiliyor, o zaman nasıl oldu da heyette olmayan biri, o salonda konuşma yapabildi? Entrikayı sonuca taşımaya güçleri mi yetmedi, yoksa kontrol ettiklerini iddia ettikleri salonda, Divan ellerinde olmasına rağmen iktidarı mı kaybettiler? Yani orasının fiili bir İP Kongresi’ne dönüşmesine çalışılmasına salonun verdiği tepki yüzünden mi bu kaybı yaşadılar?
            Lozan konuşmamdan sonra otobüslere binip akşam yemeğine gittiğimiz kır lokantasında, hem de Şule Perinçek’le aynı masada yer alan bir İP’linin beni masaya davet edip benle konuştuğu ve bana “bize sizin provokasyon yapacağınızı söylemişlerdi. Ama böyle bir şey olmadı, çok güzel konuştunuz bravo, o yüzden şaşırdım” dediği doğrudur. Kendi partisinde bir rahatsızlık yaşanmasın diye adını bugüne kadar açıklamadığım İP’li, Uğur Kurtulan’dır. Bana kartını da veren bu değerli arkadaşın adını açıklamaya mecbur kalmamın tek sebebi, derginizin bu noktada “yalanlara başvurduğumu” iddia etmesidir. Kurtulan’a tekrar hem teşekkür ediyor, hem de beni anladığını umduğumu eklemek istiyorum.
            Bu olaylar ışığında beni “Fethullah ve İrticacılarla beraber hareket ediyor” diye lekelemek, tamamen mesnetsiz bir koca yalandır. Lozan konuşmamın birçok yerinde de tarikatlar, şeriatçılar ve ılımlı-İslamcılar ve 2. Cumhuriyetciler’e, her zaman yaptığım suçlamaları yöneltmişimdir. Bedri Baykam, dün de bugün de yarın da İrticanın bir numaralı karşıtıdır. “Köktendincilik” yaptığı, Anayasa Mahkemesi tarafından tescil edilen Erbakan’ın onca kapatmadan sonra kurduğu son Parti olan Saadet Partisi ile Ulusal Kanal etrafında manevi ideolojik milli bütünleşme yapmaktan söz edip, bu safsataları savunanların, bu gibi net konularda Bedri Baykam’a verebilecekleri bir nasihat tabii ki olamaz, olsa olsa aynaya bakarak etik ve ideolojik iflaslarıyla yüzleşebilirler.
            Tüm bu olaylardan da, uçak konusundaki endişelerimden de, ne Gökçe Fırat’ın ne de Türk Solu grubunun hiçbir zaman haberi olmamıştır. Bu konularda kendileriyle en ufak bir görüşmem yoktur.
Perinçek ve İlsever’in, Aydınlık-Türk Solu tartışmasını Atatürkçülerin tümüne  yansıtmaya çalışmaları çok tehlikeli ve zavallı bir girişimdir. Bu hesaba göre Türk Solu için özel konferanslar veren Rauf Denktaş’da mı “SüperNato”cu oluyor? (!!)
            Aydınlık dergisini maşaları olarak kullanan, ADD’yi, İP’i lanse etmek için “tek yönlü bir tramplen” olarak gören, ömrünü irtica ve emperyalizm ile savaş konusuna vakfetmiş bir aydına fütursuzca saldırabilen, geçmişte Ahmet Taner Kışlalı, Yekta Güngör Özden ve başka Atatürkçülere yaptığı saldırıları, bu sefer de benim üstümde deneyen İP’li Perinçek ve İlsever’i şiddetle kınıyorum. Bu tavırları ile Atatürkçü dayanışmayı çatırdatan bu ikili, Kemalist ittifaka yine ihanet etmişlerdir.
            Şayet bu tekzibi yayınlamazsanız, Basın Yasası ile ilgili yasal haklarımı kullanarak Sulh ve Ceza Mahkemesi’ne müracaatla tekzip hakkımı yasal yollardan kullanacağımın da bilinmesini ihtar ederim.

Bedri Baykam


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org