Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Metin Kaşo Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

TÜRK EVİ
22.11.2010
Okunma Sayısı : 3900
Oy Sayısı : 4
Değerlendirme : 5
Popülarite : 3,01
Verdiğiniz Puan :
 

 

TÜRK EVİ

Türk evinin genel yapısını gözden geçirirsek, Türk evinden, evin mimarisinden ayrı bakılamayacak bir dekorasyon geleneğimiz olduğunu görürüz.

Türk evi bugün sadece yok olmuş bir sosyo-ekonomik yapının ve tamamen terkedilmiş bir teknolojinin sonucu, sadece bir kültür mirası haline gelmiştir.

Türk evinde, iç hayatın tüm gereksinimlerini karşılayan " möble " duvarlara ve daha genel olarak, mimariye yapışıktır.

Mimariyi ev ortamına dönüştüren, şilte, yastık, kilim, örtü gibi tekstil ağırlıklı malzemelerdir.

Osmanlı toplumunu ve sosyal hayatını anlatan seyahatnamelerde, o dönem Avrupa ülkelerinden gelmiş batılılar tarafından detaylı bir şekilde anlatılmıştır.

Yumuşak ve çok rahat minderler, alçak ve geniş divanlar, oturunca içine gömülen yastıklar, hala Şark'ın en belirgin özellikleri olarak bilinir.

Türk evi ve dekorasyonunda, sık sık bahsedilen bir başka özellik de " sadelik " tir. Ve bu çok önemli özellik çok zengin evlerde ve hatta son dönemlerde saraylarda bile görülmektedir.

UBUCINI 1855'de "Türkiye" adlı kitabında şöyle demiştir : " Türk evlerinde bütün odalar aynı sadelikte döşenmişti.

Evin sahibinin en büyük lüksü,  mülkün büyüklüğü, atların teçhizatı ve hizmetkarların sayısından ibaretti.

Bu dünya görüşünde zengin yaşayış, yeniçağ Avrupa'sındaki evlerde görülen abartı gibi asla olmamıştı. İmparatorluğun en zengin devirlerinde bile özel konutlara değil, hatta saraylardan bile daha çok, camilere, askeri tesislere, çeşmeler gibi kamuya açık yerlere harcanıyordu."  

Bu sadeliğin nedenini, yerleşikliğe sonradan geçişin bir görüntüsü olarak açıklayanlar olduğu gibi, aynı zamanda İslam dininin dünyevi olana önem vermemesi gibi genel bir yargı ile de açıklamaya çalışanlar vardır.

Tanzimat ile toplumda görülmeye başlanılan batılı kılık kıyafetlerden sonra batılı tarzındaki mobilyaların da yavaş yavaş görülmeye başlanması, oturma şekillerinin farklılığına bağlı olarak zorunlu bir değişiklik olarak da görülebilir.

Türk geleneğinden kalma bir adet olan bağdaş kurup oturma şekli çok zordur.

Türk evlerinde ki tek mobilya, çepeçevre odayı saran sofa ve sedirlerdir. Odalarda ayrıca, ocak, ocak yanlarında nişler ve yüklükler vardır. Yüklükler Türk evinde her ihtiyaca cevap veren odalar için vazgeçilmez unsurlardır. 

Her oda gerektiğinde yemek, gerektiğinde oturma ve yatak odası olarak kullanıldığı için, çeşitli malzemelerin konulduğu bu yüklükler çok önem taşırlar ve bunlar çok da rasyonel çözümlerdir ki, batılılar tarafından "gömme dolap" olarak modern aparman mimarisine adapte edilmişlerdir.

Yüklüklerden başka bu yüklüklerin üzerlerinde daha geniş olmak üzere odanın bütün etrafını dolaşan rafları görürüz ki bunlar da son derece fonksiyoneldirler ve "yemişlik" veya "terek" adını taşırlar.

Daha sonra, bu fonksiyonları ayrı ayrı karşılayacak odalar şeklinde tasarlanan evler yapılmaya başlandıkça, Türk evi geleneksel özelliğini  kaybetmeye başladı.

Batılı anlamda bir yaşantıya geçmenin bir sonucu olarak, ev içi düzenlemesinde de batılı anlamda mobilyalar ile yavaş yavaş tanışmaya başlandı.

Bir diğer karakteristik unsur da gene mimari ile şekillenen oturma köşeleridir. Bunlar "eyvan" denilen, odalar arasında bulunan mekanların avlu yada bahçeye bakan "sofa" veya "hayat" adı verilen açık galerilerde bulunan oturma sedirleridir.

Bütün bu karakteristik unsurlar, toplumda yaygınlaşan batı zevki doğrultusunda, yavaş yavaş evlere girmeye başlayan küçük süs eşyaları ve tek tük mobilyalar ile şekil değiştirmeye başlamıştır.

Hatta, önceleri "mobilyalar" sadece statü göstergesi olarak satın alınıp, eski adetlerin devam edildiği, mobilyaların evlerde süs eşyası gibi durduğu ve hatta iskemle veya koltukların odalarda "set" lerden kalma bir alışkanlıkla duvarların önlerine çepeçevre dizildiği zamanlar geçirilmiştir.

Türk insanı alışamadığı üç boyutlu eşyalar ile ev için hayatı içerisinde birlikteliğe alışma süreci geçirmiştir.

Yahya Kemal Aziz "İstanbul" adlı kitabında " .... bu "yeni" sara'sıyla son asır Türkleri, kör kazmayı kaptılar, yıkılmadık ne resmi daire, no konak, dağılmadık ne eşya kaldı ne de döşeme.

Bereket versin Frenklerden her şeyi kaptığımız gibi son zamanlarda  da eski Şark eşyasının, silahlarının, halılarının zevkini kaptık. Belki bu münasebet ile bir gün kendi eşyamızı sevmeye alışırız. " demiştir.

Metin Kaşo
MİNİMALİZM

Minimalizm bir çizgi değil, bir seviyedir.

Zenginlik çok şeye sahip olmaktır. Ama asıl zenginlik bütün bu imkanlara sahip olup ta ONLARSIZ DA YAPABİLMEKTİR. ! 

 Özdeyişinde olduğu gibi, belli bir kültür birikimine sahip bir insan, artık bir yerden sonra o noktaya geldiğinde gerekli olmaya her şeyi kaldırması veya az sayıda sanat eserini cömertçe kullandığı boşluğun evin uygun yerine yerleştirilmesine benzetebiliriz.

Boşluk, belki de senelerin birikiminden hep almak neredeyse boş yer bırakmamak endişesi ile, yaşamaktan sonra gelinen yer (yaşadığımız gürültülü, kalabalık ortamlardan ve sahip olduklarımızın baskısından sonra sığındığımız sakin liman)

Bu limanda GEREKLİ OLMAYAN hiç bir şeye yer yok.

Odanın mükemmel kararlaştırılmış orantısı, hava akımının güç sarf etmeden kontrolü doğal ışığın uzmanca kullanışı,

Duvarlar, zemin ve eşyalar arasındaki doku oyunu ve boş yerler arasındaki miktar kontrastının ince ayarı.

Tek eşyanın yerini değiştireceğimizde bozulacağı hassas denge.

Minimalizm'in önemi ve zorluğu da   buradadır.

Her türlü projede, hem somut hem de soyut temelleri acımasızca açığa çıkartmaktadır.

Bunun için tasarım esaslarına mutlak hakim olmayı gerektirmektedir.

Minimalist tasarımın en büyük uygulayıcılarından biri olan İngiliz mimar, John Pawson ;
Mükemmellik bir sanatçının artık eksiltmeler ile daha da iyileştirmesinin mümkün olmadığında tamamladığı şeydir. Diye tanımlanmaktadır.

Buraya kadar dünyada yazılan çizilen minimalizm'i tanımlamaya çalıştım.

Bu seviye çok değişik ölçülerde inip çıktıktan sonra, en üst seviyede de, çok küçük titreşimlerle sadece yatay giden bir grafiğe benzetiyorum.

En az çizgi ile kendisini çok güncel ifade eden Sedat Hakkı Eldem   Hocaya benzetiyorum.

    Sedat Hakkı Eldem

En azla yetinen Budizm felsefesine benzetiyorum.

Bir nokta etrafında sema yapan semazenlerin dingin çizgisindeki mükemmelliğe (felsefesinde) ermişliğe benzetiyorum.

Ve söylemimin başında da belirttiğim gibi, MİNİMALİZM BİR ÇİZGİ DEĞİL, BİR SEVİYEDİR. diyorum.

Bana göre normal insanın "tabiatı icabı iyi, kötü, sevinçli, coşkulu, hüzünlü ve dingin zamanları vardır."

"Gerekli olmayan her şey kaldırılmıştır" demiştik başlarda.

Bir şeyler ilave etmek gerekli olura ne olacak.

Bu durumda resim bir anda bozulacak mı? İnsan tuzu da şekeri de kendi damak tadına göre alır.

Gelelim bu noktada günümüz için söyleyeceklerime; İnsanlar 18. Yy Fransız ve İngiliz mobilyalarından ve şık eşyalardan artık sıkıldılar.

Tekrar boş alanlar istiyorlar. Kabuk dekorasyonda abartıdan kaçmak gerektiğini biliyorlar.

Deli kızın çeyizi gibi her tarafta tenekeden kaplar, ne idüğü belirsiz Uzakdoğu memleketlerinden gelmiş tahta aksesuarlar, kötü seramikler, camlarından parlak çok renkli bez parçalarının bir yerlerden sarktığı evleri istemiyorlar.

Osmanlının bu gününde Minimalizm (Minimalizm ve Osmanlı)

Osmanlıda eski bir Türk evine göz önüne alırsak ve bunun için Boğazdaki bir yalıyı düşünürsek, boş yüksek tavanlar, bir disiplin içinde sıraya dizilmiş pencereler.

Önünde L hatta U gibi tasarlanmış sedir (kerevet), ortada bir mangal, duvarda Kavukluk ve hiç görünmeyen gömme dolaplar.

Dikkat edersek minimalist bir ortam olduğunu görürüz.

Yeni Cami ile Milano'daki Duomo'yu karşılaştırırsak duvardaki heykelleri süsleri ayrıntıların yanında bizde yalın güçlü bir çizgi vardır.

Gereksiz şeylere yer yoktur.
Bu atmosfer içinde yaşayanların giysilerindeki sadeliği, yedikleri, içtikleri, vazoya konacak çiçeğin şeklini ve rengini, dinlenen müziğin tarzını.

Bu mekanda konukların hem sayıları, hem hareketleri ve hem de giysileri ile orayı nasıl darmadağın ederler diye düşünüyorum.

Metin Kaşo
MİNİMALİZM

Minimalizm bir çizgi değil, bir seviyedir.


Zenginlik çok şeye sahip olmaktır. Ama asıl zenginlik bütün bu imkanlara sahip olup ta ONLARSIZ DA YAPABİLMEKTİR. ! 

 Özdeyişinde olduğu gibi, belli bir kültür birikimine sahip bir insan, artık bir yerden sonra o noktaya geldiğinde gerekli olmaya her şeyi kaldırması veya az sayıda sanat eserini cömertçe kullandığı boşluğun evin uygun yerine yerleştirilmesine benzetebiliriz.

Boşluk, belki de senelerin birikiminden hep almak neredeyse boş yer bırakmamak endişesi ile, yaşamaktan sonra gelinen yer (yaşadığımız gürültülü, kalabalık ortamlardan ve sahip olduklarımızın baskısından sonra sığındığımız sakin liman) Bu limanda GEREKLİ OLMAYAN hiç bir şeye yer yok.

Odanın mükemmel kararlaştırılmış orantısı, hava akımının güç sarf etmeden kontrolü doğal ışığın uzmanca kullanışı,

Duvarlar, zemin ve eşyalar arasındaki doku oyunu ve boş yerler arasındaki miktar kontrastının ince ayarı.

Tek eşyanın yerini değiştireceğimizde bozulacağı hassas denge.

Minimalizm'in önemi ve zorluğu da   buradadır.

Her türlü projede, hem somut hem de soyut temelleri acımasızca açığa çıkartmaktadır.

Bunun için tasarım esaslarına mutlak hakim olmayı gerektirmektedir. Minimalist tasarımın en büyük uygulayıcılarından biri olan İngiliz mimar, John Pawson ;
Mükemmellik bir sanatçının artık eksiltmeler ile daha da iyileştirmesinin mümkün olmadığında tamamladığı şeydir. Diye tanımlanmaktadır.

Buraya kadar dünyada yazılan çizilen minimalizm'i tanımlamaya çalıştım.
Bu seviye çok değişik ölçülerde inip çıktıktan sonra, en üst seviyede de, çok küçük titreşimlerle sadece yatay giden bir grafiğe benzetiyorum.

En az çizgi ile kendisini çok güncel ifade eden Sedat Hakkı Eldem Hocaya benzetiyorum.
En azla yetinen Budizm felsefesine benzetiyorum.

Bir nokta etrafında sema yapan semazenlerin dingin çizgisindeki mükemmelliğe (felsefesinde) ermişliğe benzetiyorum.

Ve söylemimin başında da belirttiğim gibi, MİNİMALİZM BİR ÇİZGİ DEĞİL, BİR SEVİYEDİR. diyorum.

Bana göre normal insanın "tabiatı icabı iyi, kötü, sevinçli, coşkulu, hüzünlü ve dingin zamanları vardır."

"Gerekli olmayan her şey kaldırılmıştır" demiştik başlarda.

Bir şeyler ilave etmek gerekli olura ne olacak. Bu durumda resim bir anda bozulacak mı? İnsan tuzu da şekeri de kendi damak tadına göre alır.

Gelelim bu noktada günümüz için söyleyeceklerime; İnsanlar 18. Yy Fransız ve İngiliz mobilyalarından ve şık eşyalardan artık sıkıldılar.

Tekrar boş alanlar istiyorlar. Kabuk dekorasyonda abartıdan kaçmak gerektiğini biliyorlar.

Deli kızın çeyizi gibi her tarafta tenekeden kaplar, ne idüğü belirsiz Uzakdoğu memleketlerinden gelmiş tahta aksesuarlar, kötü seramikler, camlarından parlak çok renkli bez parçalarının bir yerlerden sarktığı evleri istemiyorlar.

Osmanlının bu gününde Minimalizm (Minimalizm ve Osmanlı)
Osmanlıda eski bir Türk evine göz önüne alırsak ve bunun için Boğazdaki bir yalıyı düşünürsek, boş yüksek tavanlar, bir disiplin içinde sıraya dizilmiş pencereler. Önünde L hatta U gibi tasarlanmış sedir (kerevet), ortada bir mangal, duvarda Kavukluk ve hiç görünmeyen gömme dolaplar.

Dikkat edersek minimalist bir ortam olduğunu görürüz.

Yeni Cami ile Milano'daki Duomo'yu karşılaştırırsak duvardaki heykelleri süsleri ayrıntıların yanında bizde yalın güçlü bir çizgi vardır.

Gereksiz şeylere yer yoktur.

Bu atmosfer içinde yaşayanların giysilerindeki sadeliği, yedikleri, içtikleri, vazoya konacak çiçeğin şeklini ve rengini, dinlenen müziğin tarzını.

Bu mekanda konukların hem sayıları, hem hareketleri ve hem de giysileri ile orayı nasıl darmadağın ederler diye düşünüyorum.

Metin Kaşo

Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org