Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Hakan Ateş Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

HAKAN ATEŞ Bülent Şenver'in Odası Televizyon Programı
01.12.2008
Okunma Sayısı : 18068
Oy Sayısı : 5
Değerlendirme : 5
Popülarite : 3,49
Verdiğiniz Puan :
 

 

HAKAN ATEŞ Bülent Şenver'in Odası Televizyon Programı
.
.
.
Duayen bankacı hocam Bülent Şenver ile gençler için hoş bir televizyon programı gerçekleştirdik. Değerli hocamdan bana değerli bir anı oldu...   

.
.
 

İzlemek için lütfen tıklayın.  

.
.

Hakan Ateş, Bülent Şenver
.

HAKAN ATEŞ Bülent Şenver'in Odası Televizyon Programı
Deşifresi

.
.
Hakan Ateş (HA)
Bülent Şenver (BŞ)
.
.
HAKAN ATEŞ Bülent Şenver'in Odası Televizyon Programı 
 


BŞ: Bülent Şenver'in odasına hoşgeldiniz.Bülent Şenver'in odasında Bülent Şenver'in konuğu sayın Hakan Ateş. Hoşgeldiniz Hakan bey.

HA:Hoşbulduk efendim.

BŞ: Çok teşekkür ediyorum geldiniz benim odama gençlerle tecrübelerinizi zenginliklerinizi paylaşmayı kabul ettiniz.

HA:Benim içinde zevk çok teşekkür ederim.

BŞ:Hakan bey siz büyük bir bankanın Genel Müdürüsünüz ve çok genç yaşta benim gibi genç yaşta Genel Müdür oldunuz . Bende genç yaşta Genel Müdür olduğum zaman epeyi heyecanlanmıştım ve epeyi büyük sorumluluklar  aldığımın farkındaydım bunu daha sonra daha da çok hissettim . İlk bu sorumluluğu aldığımda sorumluluk aldığımı biliyordum ama ne kadar büyük olduğunu yıllar geçtikten sonra anladım. Sizde bize anlatırmısınız sizde çok genç yaşta Genel Müdür oldunuz Denizbank'ın Genel Müdürlüğü'ne atandınız bu sorumluluk nasıl bir şey neler hissettiniz Genel Müdür atandığınız zaman .

HA:Sizinde sözünü ettiğiniz gibi özellikle bankacılık sektörü Bülent bey çok regüle edilmiş çok yakından takip edilen öylede olması gereken bir sektör. Benim esas itibariyle bankacılık kariyerim bu yıl 27. yılıma ulaştım . Denizbank'ın ilk kurucu Genel Müdürüyüm. 97 yılına rastlıyor hemen ondan iki yıl öncede 96 ve 97 yılının ilk yarısında da Garanti Bank Moskova'yı kurmak üzere de Moskova'da Genel Müdür olarak görevlendirilmiştim. Doğuş Grubu tarafından rahmetli Ayhan Şahenk bey , Akın Öngör bey ,  o bakımdan ilk Genel Müdürlük tecrübem esas itibariyle yurt dışında oldu. Garanti Bank Moskova kurulduktan sonra da çok büyük bir operasyon değildi biliyorsunuz daha Moskova'da ve CIS  ülkelerinde bu tür Bankacılık faaliyetleri daha yaygınlık kazanma aşamasında olduğu için oradaki bankanın çapı çok büyük değildi ama her şeye rağmen çok önemli  bir deneyim oldu benim için. Arzu ederseniz oradan başlamak isterim.

BŞ:Tabii buyrun.

HA: Hemen öncesinde yine Doğuş grubunda doğuş Grubu'nun satın aldığı Bank Exprees'in Genel Müdür Yardımcısı olarak işte mali işler, operasyon, teknoloji gibi mutfakla ilgili işlere bakmak üzere sayın Ajdan Acar'la birlikte çalışmaya başladık. Fakat o tarih itibariyle bankanın yeniden yapılandırmaya ihtiyacı vardı. Hatırlayacağınız üzere 93 krizinin hemen arkasından el değiştirmişti banka ve o çerçevede de  Bank Of America trainig and adviser reservice  Sanfirancisco 'da base di. Çok böyle gidiş gelişlerle bir çalışma yürüttük. O çalışmanın benim tabiki sonraki banka kuruluşlarında olan katkısı muazamdır.

BŞ:Bank Of America'da bir şekilde böyle bir tecrübe ve onunla birlikte tecrübe kazanmak ve özellikle banka'nın mutfağının nasıl yapıldığı tecrübesini kazanmak size diğer bankacılardan daha bir öncelik verilmesi konusunda demekki patronların bir şekilde gözlerini açtı sizde bir şey gördüler. Bir bilgi birikimi gördüler ve Moskova'da da böyle mutfağı düzgün yaparak bankacılık yapma ihtiyacı oluncada en iyi mutfağı kim yapar deyip Hakan Ateş yapar mutfağı deyip

HA:Muhtemeldir gerçekten orada iki yıllık çalışmamızın ardından Doğuş Grubu bu sefer Rusya'da Garanti Bank Moskova'yı kurdurmak üzere görevlendirdi Akın Öngör Yönetim Kurulu Başkanımızdı. Oradaki tecrübem birbuçuk yılla sınırlıdır daha uzun bir kontratımız vardı ama  sayın Akın Öngör'den  ve diğer Doğuş Grubu hissedarlarından izin istedim çünkü bu arada isim hakkı olarak burada özelleştirilmiş olan Denizbank'ın kuruluşunu önermişti sayın Ahmet Nazif Zorlu tabii evimize dönelim gayesiyle biraz .

BŞ:Bu Vestel grubunun Ahmet bey'in teklifini kabul ettiniz buraya geldiniz ve burada yeni bir mutfak açtınız.

HA:Doğru çünkü burada mutfak yoktu hocam. Şöyle baktığımız zaman 97 yılının Nisanında ve ilkin ben bir mektup yazdım sayın Zorlu'ya  çünkü bu teklifi alıp ilk bir ön görüşme yaptıktan sonra şartların belirlenmesine ihtiyaç vardı. Ben kimdim benim misyonum, vizyonum , değerlerim, benim bir banka kuracak olursam pozisyonlama anlayışım persfektifim, rakip analizini nasıl o an itibariyle yapıyorum , ileriye doğru giderken nasıl bir aksiyon ve strateji planı izleyeceğiz, bunları oturdum yazdım sayın Zorlu'ya gitti o zaman sayın Metin  Çağlar'da gruptaydı onlar incelediler ve benimle bir görüşme daha talep ettiler. Oturup konuştuk ve bütün bu kafamdaki şeyleri onayladıklarını benimsediklerini söylediler.

BŞ:Yani siz şöyle yapmadınız. Babadan kalma metodlarla dediğimiz veya hababam usulü dediğimiz bir patron bir yöneticiyle iş konusunda bir sohbet yapar bir iş teklif eder sizde ona dersinizki maaşı şöyle olursa kabul ederim böyle olursa katılırım hayır siz dedinizki eğer bu bankayı bana emanet ederseniz ben bu bankayı şu vizyonla şu prensiplerle şu ilkelerle, şu stratejiyle şu hale getirmek istiyorum benim kuvvetli noktalarım şunlardır , benim zayıf noktalarım bunlardır, açık şeffaf bir biçimde ve planlı programlı olarak bankanın sahibine bankaya hangi değerleri getirebileceğinizi bir mektup'la açıklayıp ifade ettiniz.

HA:Çok güzel özetlediniz hocam aynen bu şekilde oldu. Kabulünün arkasından da gelip tabii Türkiye'de vaziyet almak icap ediyordu inanın o görüşme esnasında ve sonraki görüşmelerde para ve birtakım  şartlar konuları az önce konuştuklarımızdan çok sonra geldi ve profosyonelce gelmeyebilir size ama kontratım dahi yoktu yani bankanın satışında bizzat Ahmet bey'in görevlendirdiği bir Genel Müdür olduğum halde yıllar içerisinde böyle bir kontrat akdetmedik aramızda sadece sözlü ve anlayışa dayalı kontrat vardı . Sanırım o daha da önemli yazılı olandan daha da kıymetli .

BŞ: Birde şöyle düşünün bir banka'nın Genel Müdürü olmuşsunuz  kamuoyu sizi biliyor, insanlar sizi tanıyor, bankacılık çevresi sizi tanıyor. Ve deyinki o bankada 15-20 yıl çalışmışsınız ve bir şekilde patronunuzla yaptığınız o sözleşme maddelerine patronunuz uymuyor siz şimdi onu mahkemeye verip gazetelerde bu durumamı düşüceksiniz değil mi?

HA:Şüphesiz  bir profosyonel etik dediğimiz herkes farklı anlayabilir ama netice itibariyle yine  kurumsal yönetişim ilkeleriyle hepsi örtüşen hususlar. Açıklık, saydamlık hesap verilebilirlik, eşitlik, bunların dışına çıkmayı düşünmedim hiçbir zaman yapı itibariyle .

BŞ:Ve şunu da şöylüyorsunuz ben hiçbir zaman keşke sözleşme yapsaydım demedim.

HA:Hayır hiç pişman olmadım hiç.

BŞ:O zaman şunu anlayabiliriz beklentileriniz sizin patronunuz tarafından size verildi.

HA:Ziyazediyse verildi ziyadesiyle

BŞ:Kul hakkı yenmedi diyorsunuz.

HA:Hayır efendim öyle bir şey yok.

BŞ:Çünkü biliyorsunuz bizim dinimizde de kul hakkı yemek kötü bir şeydir.

HA:Şüphesiz.

BŞ:İnsanlar kendilerine yapılmasını  istemedikleri şeyleri başkalarınada yapmamaları gerekiyor. Ben size bir şey daha sormak istiyorum siz bu yıl geçtiğimiz yıl içerisinde çok önemli bir satış belki koordinatörlüğü denilebilir, belki kaptanlığı denilebilir, belki orkestra şefliği denilebilir ama siz kendinize hangi rolü biçiyorsanız biçin böyle bir satışta yani Denizbank'ın yabancı bir bankaya satışında önemli bir rol oynadınız ve orada önemli bir sorumluluk aldınız. Biraz da bu sorumluluğu bize anlatırmısınız diyorum o yaşadığınız heyecanı yani bu bir yerde bir babanın kızını vermesi gibi bir şeymiydi?  Nasıl duygulardı onlar?

HA:Çok güzel ifade ettiniz yine ben kızımız çok güzel isteyeni çok veriyoruz o hem ağlayıp hem gidiyor ama kız vermekte kolay değil tabii. Aynen bu alagoriyle bir demeç vermiştim o tarihlerde efendim şöyle biz Denizbank'ımızı sadece bir isim hakkı olarak aldık. Bankacılık ön izniydi lisansı bile yoktu. İlk şu anda başkan yardımcısı Teyfik bey'in sayın Sabri Davaz yurdışında iki yıl bilgi görgü ve eğitim mastırından sonar dönmüş kurula murakıp olarak geldiğinde biz Karaköydeki ilk binamıza 4,5 ay otelde çalışmaları devam ettirip Suisse otelin apart kısmında 63 kişiye ulaştıktan sonra yeni geçmiştik ve Sabri Davaz geldiğinde elinde çantayla böyle kalakaldı çünkü biz kapıyı açmak için kapıyı şöyle alıp yana koymak zorunda kaldık çünkü menteşelerinde değildi kapı imalat halindeydi boyacılar işte elektrikçiler herkes binanın içindeydi ben biraz hava vermek istedim kendime biraz daha etkili olmak için olsa gerek Sabri bey 'in karşısında  masada oturuyoruz karşılıklı kolumu  masaya dayadım masanın öbür tarafı kalktı tabii Sabri bey dediki bu olmamış biraz daha çalışın bakalım. Onun üzerine biz Mart itibariyle hatta Şubat 'ta hisse satışı gerçekleştiği halde Ağustos'un 25 'inde 97 tarihinde bu bankanın çalışabilir hale gelmesini sağlayabildik bu  dönem içerisinde öyle enteresan bir anetnotdur oradan bu tarafa gelince tabii otele yerleştik Rusya'dan geldik eşimde buradaki evimizi kiraya vermiş evimizde yok ne yapalım kiracıya da hemen çık demek olmaz onun üzerine Swiss Otelde bir yer tuttuk bir odada biz kalıyorduk oğlum o tarihte 8 yaşındaydı eşim ve ben karşı odada da bankayı kuruyorduk tek hatlı bir telefonla Aliş oğluma diyordum ki Aliş bak karşı tarafa pijamayla gitme oğlum orası banka.

BŞ:Sonra bankaya girmek için kapıyı alıp yan tarafa koyuyordunuz. Sakın Genel Müdür'ün masasına elini koyma havaya kalkar.

HA:Valla öyle olmuştu özellikle o Karaköy'deki ilk binamızda velhasıl oradan bu tarafa biz ortakaklın verdiği güçle Bülent bey 9 yıllık bir süreç içerisinde bir kişiden ben banka'nın ilk vazifelisiydim sekreterim yoktu yani sicil numaram 1 dir , 2 numara yoktu sekreterimi bir ay sonra temin edebildik arkasından 6500 gibi bir insan adedine ulaştık yurtdışı ve yurtiçinde çalışan bugün itibariyle 273 tane şubemiz oldu. 81. olarak başladığımız bankacılık yarışında, 6. büyük özel banka konumuna geldik

BŞ:Ne kadar güzel ve nerelerden sanki değil mi? Küçük kızı hakkatten  doğmuş 9 ay taşımış doğurmuş falan ondan sonar da evlendirmiş gibi oldunuz ve Denizbank kızımızı kime verdik.

HA:Denizbankımızı Dexia Grubu satın aldı.

BŞ:Hangi ülke Dexia?

HA: Dexia efendim şöyle bunlar esas itibariyle Belçikalı fakat Belçika Fransız ortaklığı  bu iki kredikominal dediğimiz kamu ve proje finansmanı yapan o tarih itibariyle daha belediyelere yönelik çalışan iki ülkede ki iki farklı kurumun ama aynı paralelde çalışan birleşmesi ile ve içerisine Luxemburg'dan  BBL bu varlık yönetimi ve özel bankacılık türü bankacılık yapan bir grubu içlerine katmışlar birde Artezya diye flaman tarafının Belçika'da bir bankasını  da içlerine dahil ettiklerinde bir banka konumuna gelmişler ve 96  yılı da aslında 1860 larda kurulmuş olan bu iki kök bankanın birleştiği yıl . Dolayısıyla ondan itibaren dünyada özellikle proje ve kamu finansmanı dalında liderliğe geçmişler.

BŞ:O zaman bu %50, 50  Belçika , Fransız  eşit değerdemi ? yoksa Belçika ağırlıktamı?

HA:Tek bir grup Dexia artık kendi içerisinde Belçika bazlı ve esas itibariyle Dexia Grup adı altında halka açık bir firma.

BŞ: Ortakları halka açık  diyorsunuz . Öyle bir çoğunluk hissesi hakim hisse.

HA: Hakim hissedarlar % 15 , 16 civarinda hakim hissedarlar var ancak o hissedarlar daha ziyade işçi sendikları , kooperatifleri yani Avrupa'da o ilk sanayi devrimi sonrasında direniş paralarını toparlayıp sonra direniş mireniş olmayınca tabii refah var güzel kolonilerden gelen muazzam paralar var  onun içinde  çok sıkıntı çekmeyince bu paralarla belirli yatırımlar yapmış olan  gruplarda var içinde. Dolayısıyla halk blok hisse gibi görülse dahi arkasında 900 bin 1 milyon üyesi olan çok büyük kooperatiflerin bir sahipliğinde bir kuruluş.

BŞ:Gençlerimiz için size bir soru sormak istiyorum. Bülent Şenver'in odasında Bülent Şenver'in konuğu sayın Hakan Ateş'e sorucağım üç yap üç yapma gençlerimiz için bakalım ne söylüyecek. Diyorum ki gençlerimize gençler muhakkak yapın diyeceğiniz ne söyleyebilirsiniz?

HA: Bir kere iyi bir dinleyici olmayı önereceğim ben şu anda hatırıma gelen.

BŞ:İyi bir dinleyici olun.

HA:İkincisi henüz  sonuçlara hemen  atlamayın. Analitik olmaya çalışın sebep  ve sonuç ilişkilerini iyi kurmaya özen gösterin sonuçlar çok yakında görünebilir  ama çok aceleci davranırsak bir anda arzu ettiğimiz sonuçlardan çok açığada düşebiliriz ilk görünen iyi görünen şey en iyi görünen şey değildir çoğu zaman.

BŞ:Buz dağının üstünü görmüş olabilirsiniz altında başka şeyler olabilir. Üçüncü

HA:Ortak aklı  kullanın burada dinlemenin de bir uzantısı olucak.

BŞ:Ne demek Hakan bey ortak akılı biraz açıklarmısınız?

HA: Şimdi efendim ben kendi pratiğimden açıklayacak olursam bugün Denizbank gerçekten yurt içinde yurt dışında bir sürü kesimin ilgisini çekmiş ve bu çerçevede  takdir edilmiş bir kuruluş tabiki burada oluşan bir sürü kararların alınan aksiyonların neticesidir bu. Nasıl oluşuyor bunlar? İşte burada ortak aklın değeri çok mühim ve çok önemli çok kıymetli bizim için nasıl yapıyoruz bunu ben her salı yönetim kurulu'nun muharas üyelerini bize bağlı %100 iştirakimiz olan şirketlerin genel müdürlerini ve bankamızın genel müdür yardımcılarını yurt dışı temsilide içine katarak her salı öğlen yemeğiyle başlayan ucu açık bir toplantı yapıyorum. Bu çerçevede insan kaynakçı teknolojiciyi duyuyor biliyor, onun sorunlarını paylaşıp ona bir takım önerilerde bulunabiliyor , kobilerle ilgili olan arkadaş kurumsalla ilgili olan arkadaşı duyuyor, biliyor izliyor factoring leasingi biliyor . Leasing Avusturya bankamız üzerinden neler yapabileceğini daha rahat görebiliyor ve dolayısıyla hiç kimsenin engellenmediği  herkesin sesli düşünebildiği iç sürtüşmeden ziyade sonuçlara dönük başarıya dönük bir toplantının oluşmasına bağlıyorum bu başarıyı. Çünkü bütün arkadaşlar orada birincisi o karar sürecine katılıyor ikincisi katıldıkları için sonuç ne olursa olsun kendi arzu etmedikleri kararlar dahi alınsa katılmadıkları kısmen veya tamamen değilmiki o karar artık ortak aklın ürünü ona sahip çıkmaları  açısından da çok önemli.Dolayısıyla buna ben her  ortamda gençler uygulayabilir. Yarın hayat döneminde farklı mevkilere gelecekler bu kendi  ilgili oldukları gruplar büyüyecek bu grubun bir üyesi olarak veya lideri olarak hiç fark etmez netice olarak o ortak aklı önermeleri ve özendirmeleri ve kurgulamaları öyle zannediyorumki sadece bulundukları kurumları değil ülkemizide önemli ölçüde  politik yönden etkileyecektir.

BŞ: Ortak akıldan kastiniz diyorsunuz ki sadece kendi aklınıza güvenmeyin. Başkalarının akıllarından da akıl elde edip hepimiz birlikte bütün akılları bir araya koyarak ortak bir akıl ve onun neticesinde atacağımız adımlar daha sağlıklı olur. Yapmaları söylersek gençler sakın yapmayın .

HA:Açık olmaya çok özen göstermek tabii buda yapınlardan biri ama bunun dışında da öyle zannediyorum insanın mesleki hayatında okul hayatında bazen işler umduğu gibi gitmeyebilir. Burada herhangi bir şeye bu yada şu saikle saklamak geriye itmek açıklıktan kaçınmak diyelim buna mutlak surette o hayat sürecinde kendi başlarına sorun olacaktır , bunu hiç denememiş bir adam değilim ben . Hani sütten çıkma ak kaşık olduğumu hiçbir zaman iddia etmem. Ama ne zaman ki bir işte ufak bir tereddütüm varsa neyse şunu öteliyim vede şimdilik buda böyle oluversin dediğim zaman mutlaka oradan bir sorun yaşamışımdır.

BŞ:Nerede bir sorun görüyorsanız sakın bunu ertelemeyin

HA:Açıklıkla, paylaşarak, risk almadan insan hiçbir yere gelemez heleki bankacı olarak bizim işimiz risk ama bu riskide paylaşabilmeyi bilmek lazım . Doğru ellerle bundada çok pozesiv olmamak lazım. Bu benim işim kimse karışamaz gibilerden değilde daha bu paylaşımcılığa ve ortak payda yaratmaya yönük bir hareket.

BŞ:O zaman yapmaları  üç demiyim ikiye düşürüyüm ama klasik yapma olmasın sigara içmeyin  gibi ama yönetim hayatına hazırlanan gençler için bir yönetici olduğunuzda sakın şöyle yapmayın .

HA:Şimdi hep yaplar geliyor aklıma Bülent bey ama adil olmak çok önemli. Adil olmak çok çok önemli.

BŞ:Adaletsiz davranmayın mı diyorsunuz?

HA: Adaletsiz davranmayın bravo.

BŞ:Personelinize karşı adaletsiz olmayın.

HA: Çünkü işletmelerde öyle bir şeyki yönetim felsefesi benim aslında benimsediğim felsefe oldukça basit diyebiliriz yada basite indirgenebilir şöyleki şöyle iç içe iki daire düşünelim. Tabiki bu dairenin bir iç yüzeyi var içteki dairenin içteki daire ile dıştaki dairenin arasında ince bir çepher olsun birde o dıştaki dairenin dışı olsun. Şimdi yönetim felsefesi olarak ben şöyle özetliyorum olayı. Bu içteki dairenin ortadaki yüzeyi iç yüzeyi bir rahatlık zonu burada yapan bir yapmayan bir testiyi götüren bir kıran bir çalışan bir çalışmayan bir bu tür ortamlar rahat bu tür ortamlarda turnover yani işi bırakma çok az oluyor insanlar senelerce çalışabilir ama performans çok az oluyor ki bu istenen bir şey değil işletme hayatında neticede o işletmenin ortadan kalkmasıyla sonuçlanıyor rahat olan insanlar sonra rahatsız konuma düşüyorlar. İkinci zon bu dış dairemizin dışı ki ben ona panik zon diyorum orada da aşırı yüklenme ve stres var. Panik zon yani bu adam bu müdürüm beni yarın mı kovar ? bugün öğlen mi kovar? Bu kadar hedef baskısı güzel ama her zaman için hümülüyet eden her zaman için beceremeyeceğine dair bir izlenim yaratılan ortamlar  stres ortamları aşırı gergin ortamlar  burada da işten ayrılma çok oluyor hep hemde performans düşük oluyor. İşte kanaatimce yönetici'nin yapması gereken ve bunu çok adil olarak  herkese işe kadar yakın işe kadar uzak olarak becerebilir. O ince çeperimiz ile iç ve dış dahilinde o ince çepher de insanın hafifçe altında bir şey var insanı birisi çimdikliyormuş gibi yani ben hedeflerimi yapıyorsam iyi olur ama yapmazsam problemde olabilir. Çünkü amacım şuraya ulaşmak ve ben bunun bir parçasıyım bunuda laikiyle yapmam lazım ve içe dönük olmam lazım bu arası ne çok rahat nede rahatsız olduğunuz ama sizi işe motive edecek  duygu yapısı hali diye düşünüyorum ben. İşte yöneticinin görevide yönettiği kesimi bir anlamda bu ince çepherin üzerinde tutabilmek.

BŞ:Zor bir iş değil mi? Çok kolay değil .

HA:Gerçekten zor.

BŞ:Şimdi ben sizi soru yağmuruna tutup soru yağmurlarıyla ıslatmak istiyorum.Bülent Şenver'in odasında Bülent Şenver'in konuğu sayın Hakan Ateş şimdi soru yağmurumuz. Soru yağmurunda ıslanmaya hazırmısınız? Ben size sorular hazırladım kısa kısa cevaplar bu sorulara vermenizi istiyorum. Büyük Holdingleri yönetirken sizce karşılaşabilecek en önemli sorun ne olabilir?

HA: Tabiki bu iletişim diyeceğim ben buna . Büyük holdingler malum bir çok şirketten oluşuyor bunu silolar biçiminde de örgütleyebilirsiniz yada bacalar biçiminde birbirleriyle pek alakası olmayan ve birbirleriyle daha ziyade yaratıcı olmayan yapıcı olmayan bir koordinasyon ve kominikasyon  içinde olması o tür büyük yapılara zarar getiriyor kanaatimce bu işin her iki yönde iletişimini çok iyi sağlayabilmek lazım. Kontrol edemediğiniz iş sizin işiniz değildir. Dolayısıyla kontrol ve onu yapabilmek için de iletişimdeki aksama diyebilirim ben buna.

BŞ:Büyük Holdinglerde ortaklar akraba olursa , ortaklar akrabalar arsındaki sizce yaşanan en önemli sorun ne olabilir?

HA:Tabii bu konuda oldukça kötü istatislikler var. Birinci nesilden ikinci nesile geçen şirket sayısı ki Amerika'da yapılmış araştırmalar  bunlar %10'nun çok altında üçüncü nesile geçen %3'ün altında dolayısıyla öyle zannediyorum ki tabiki bir nesil geliyor büyük bir iş kuruyor fakat onun yetişme tarzı , yüklenimleri, hayata bakış açısı çok farklı hemen arkasından ikinci nesil ise o birinci nesli çok daha refah içinde yetiştirtdiği yani kendi imkanlarını kullanarak daha rahat ettirtiği bir nesil . Şimdi aynı motivasyonu orda bulamadığınız zaman eğer ki kurumsal yönetişim ilkelerini halka açık olun veya olmayın sisteminizde tesis etmediyseniz asla ve asla ikinci nesil başarılı olamıyor yada çok azı başarılı oluyor. O bakıdan kurumsal yönetişim olayı kurumsallaştırmak çok önemli öyle zannediyorum en önemli misyonları şirketlerin ileriye doğru nesillere mal olunabilip  bir servet değilde bir eser bırakmak istiyorsa büyük holding sahipleri geleceğe dönük  mutlaka kurumsal yönetişimi tesis etmeleri lazım.

BŞ: Türk bankaları bunu nasıl yaptı diyebileceğiniz bir uygulama aklınıza geliyor mu?

HA: Türk Bankaları gerçek anlamda bunu yapabilseydi üzülerek söylüyorum bugün bizimde Yunanistan gibi 60 - 70 milyar euro  büyüklüğünde bankalarımız olabilirdi. Öyle zannediyorum çok fazla büyük geniş  çapta yapılamadığı için biz şimdi daha ziyade yabancı bankalarda bu tür alt yapıları tesisi etmiş olan kurumların  daha hızlı büyüdüğü için çoklu sahipliklere sahip olabildikleri için daha burda size those  meter  yani ölçek burda önemli bankacılıkta finansta dolayısıyla bunu gidip her taraftan bankalar alma yönüyle destekliyorlar. Biz kendi ulusal bankalarımızda bir birleşme görmedik bu güne kadar veyahutta halka açılmalarla yaptılar diyelim ama halka açılmalarda belli bir noktaya kadar halka açılma yapıldı ki onunda çok büyük yararı oldu. Hepimiz kurumsal yönetişim ilkeleri yayınladık, bunun derneklerine üye olduk, saydamlık nedir, hesap verilebilirlik nedir, eşitlik nedir, azınlık hissedarın haklarına saygı nedir?  Bu tür olayları bizde o vesileyle öğrenmiş olduk ve o zaman anladık ki  Sermaye Piyasası Kurulu var evet BDDK var evet bizi düzenleyen kurumlar var o zaman burası bizim cebimiz değil işte onlar bize çok pahalıya mal oluyor. 93 krizimiz oldu , 2000, 2001 krizimiz oldu gayri safi milli hasılamızın önemli bir bölümü uçtu gitti.

BŞ:  Tam bunun üzerine yazık oldu hangi bankacılık olayı için bu sözü söyleyebilirsiniz?

HA: Bankacılık sektörü için iki tane yazık oldu var. Bir tanesi 93'te sayın Çiller hükümeti'nin kararları çerçevesinde piyasada paranın anlamsızca şişip kamu ihalelerinin ardı sıra iptal edilmesine mütakip

BŞ:Ve gecelik faizlerin değil mi?

HA:O tarihte  kaçtı sonradan 9, 10 binleri gördük 2000, 2001 krizinde çok yüksekti tabii.

BŞ:O Tansu Çiller döneminde orada yazık oldumu diyorsunuz?

HA: Kesinlikle büyük yazık oldu çünkü benim Hakan Ateş olarak hiçbir kurumun kendi kurumum dahilinde bağlamaz benim dışımda bu açıkça söylüyorum yaratılmış bir krizdi. Ve bilinçli olarak değil tabii muhtemel iyi niyetlerle olabilir ama günün sonunda gittiği yer olarak baktığınız zaman çok şey kaybettik.

BŞ:Üç tane banka'nın batmasına müsaade ettiler TYT  Bank, Marmara Bank, ve İmpexbank, bu üç bankayı batırdıktan sonra ve bunların tasarruf mevduatı sigorta fonunun verdiği paranın üzerindeki paralara paranız yandı gidin ne yaparsanız yapın dedikten sonra öyle faizler arttı öyle komisyonlar arttı ki yabancı bankaların paralarınıda biliyorsunuz ödemediler 300 milyon doları ödemedikleri için yabancı  bankalarda dediki ödemiyormusunuz biz sizin akreditiflerinize yurt dışı risklerinize öyle bir komisyon fiyatları risk pirimleri bindiririzki 300 milyon doları kat kat geri alırız  ve aldılar .

HA:Çok teşekkür ederim siz tabii çok duayeni olduğunuz için bu işin her meseleye getirdiğiniz bu anlamda teşhis hiç yanılgısız %100 doğru . Çok ufak bir örnek o 300 milyon doları işte 70, 80 bankaya ödemedi bundan muhtelif ülkelerdeki bankalarda o ülkelerdeki diğer bankalarla lobi yaptılar dedilerki bak Türkiye bizim paramızı ödemiyor o çerçevede sende dikkat et. Dediğiniz gibi bizim o tarihte yanılmıyorsam Bülent bey 100 milyar dolar gibi toplam borcumuz vardı 100 milyar dolar libor artı yarımlar 1'leri  biz konuşurken libor artı 5, 6 ları konuşur olduk. Bakınız bir puan 100 milyar dolar da 1 milyar dolar kaybettirir size 5 puan 5 milyar dolar . Biz 300 milyon dolardan söz ediyoruz ödememekten 5, 6 milyar  dolar  öbür taraftan her sene gidiyor.

BŞ:Yazık oldu buna diyebilirsiniz. Zengin bir insanın yapmaması gereken zengin bir insan ne yapmamalı?

HA: Bankacı sektörü olarak da 2001 büyük bir yazıktır. Onu hiç atlayamayız çok büyük kıymetler

BŞ:2001 ikinci yazık ol.

HA:2001 ikinci yazık oldudur. Ondada  kriz çok gayretli çabalar vardı bunuda çok yürekli kişiler gerçekten devredeydi ama olayı bütünle baktığımızda küllüyen kaybedilmiş çok önemli şeyler oldu.

BŞ: Söylediğiniz gibi hakkatten mademki yazık olları söylüyoruz bu ikinciyide söylememiz gerekiyor çünkü biliyorsunuz 2000 Kasımda faiz olayı riskinden büyük bir yara aldı bankacılık tam üç ay sonra Şubat 2001'de de bir devalüasyon krizi ile de ben ona hep diyorum ki bir boks ringinde bir boksör bir sol yumruk buradan üç saniye sonra bir sağ yumrukta buradan alırsa onun başına ne gelirse de Türk bankacılık sisteminin başına da o geldi bazı bankalar sallandı bazı bankalar yere düştü bazıları nakalt oldu ve yaklaşık 25 tane bankamız şu anda piyasadan çekilmek zorunda kaldı.

HA:Birleşmeleride  de sayarsanız sayı 34.  81 bütün bankacılık sistemini ele aldığınızda yatırım bankalarıda dahil 81'den 46 'lara 47 lere düştü şimdi rakam.

BŞ: Ben olsaydım yapmazdım diyebileceğiniz bir olay hatırlarmısınız?

HA: Bankacılığa dahil mi?

BŞ:Herhangi bir şey olabilir. Aklınıza nerden bir şey geliyorsa. Veyahutta şöyle söylüyüm peki o soruyu geri alıyım madem zor geldi diyimki el elden üstündür deseler sizin elinizin başka ellerden üstünlüğü nedir? ki siz genel müdür oldunuz.

HA: Şimdi çok kılişe şeyler var ama onlar kaçınılmaz tabii ana kural yani dürüst ve çalışkan olmak, açık olmak ortak akıldan yararlanmayı bildiğimi düşünüyorum, dinlemeyi bildiğimi düşünüyorum , ve arkadaşlarımın bu konuda çaba gösteren herkesin çabalarına bir liderlik yapabildiğimi düşünüyorum . Biz Denizbank olduğumuz için kaptan ifadesini kullanıyoruz. Kaptan nasıl ki gemisi sudayken ne biliyim evlendirendir, ölüleri defnetme etmeme talimatı verendir, isyanı bastırandır seh ve idare edendir kısacası  fırtınalı havada şunda bunda bende öyle kaptanlığı kendime yakıştırıyorum. Hatta dergide bir şey olmuştur kahramanlardan kendinizi hangisine benzetiyorsunuz? Bu işte çizgi kahramanlardan ben Temel Reis'i seçmiştim.

BŞ:Diyebilirmiyiz sizin elinizi başka ellerden üstün yapan çok şeyler olsa dahi gençlere söylemek istediğiniz etik liderlik yani bu etik olmak sizi farklı.

HA:Şüphesiz şüphesiz şimdi misyonunuz, vizyonunuz mutlaka olacak, stratejiniz, aksiyon planınız bunlar tamam ama arada çok önemli bir bağlaç var, tutkal var oda değerleriniz. Şimdi o değerler manzumesinde tabii bu yetişme tarzınız eğitiminiz netice itibariyle bunları kafanızda tasarlayıp yorumlamanız ve ilkeli biri olup olmamanızla ilgili bir noktaya geliyoruz. O ilkeli olmak sizi zor yoldan da olsa başarıya ulaştırır. Zor yoldan ben kopya çekmiyorum ama kötü not alıyorum ama eninde sonunda bunu başaracağım demek gibi bir şey yani kendi özgün şeylerinizi yaratmak dünyayı izlemek ama bunun kendinize özgün koşullar içerisinde en iyi uygulanabilir şeklini bulmak ve mümkünsede kendiniz yaratmak, işbirlikçi ve barışçı olmak , fikirbirliğini aramak fikir ayrılığından ziyade, demokrasinin en temel ögeleri tahammül edebilmek.

BŞ:Diyorsunuz ki kısa vadeli başarılar peşinde değilseniz, uzun vadeli başarılar peşindeyseniz muhakkak etik lider olun diyorsunuz.

HA:Mutlak surette

BŞ:Ben sizi yağmurla bayağı ıslattım isterseniz yağmurla biraz kurulanalım. Bülent Şenver'in odasında Bülent Şenver'in konuğu sayın Hakan Ateş ile birlikteyiz. Kısa bir aradan sonra devam ediceğiz.

BŞ:Bülent Şenver'in odasında Bülent Şenver'in konuğu sayın Hakan Ateş . Biz kurulandık değil mi? İkinci bölümümüze hazırız. Şimdi ben sizin için etik vaka hazırladım bu hakiki bir olay değil hayal gücümü kullandım ve işle ilgili etik vaka hazırladım sonunda sorucam bu durumda  siz olsaydınız ne yapardınız diye . Şimdi müsaade ederseniz okuyayım etik vakamızı. Yüksel bey büyük şirketlere yemek hizmeti  veren büyük bir özel şirketin patronudur. Bir çok büyük şirketin personeline öğle yemeği vermektedir. Hem temiz bu işi yaparlar hemde makul fiyatla kaliteli yaptıkları içinde bayağı piyasa payı kazanmışlardır. Ancak yemek şirketi hesabını bilmeyen ve etik olmayan yollarla iş yapmaya çalışan bazı rakipleri nedeniylede üzüntülü durumdadır zor  durumdadır istemediği şeyler piyasada olmaktadır. Bir gün büyük bir kamu kurumu yemek ihalesi açar bu ihaleyi kazanmaları gerekir. Büyük bir ihaledir çünkü oturur düşünürler ve çok makul bir fiyat teklif ederler . Üç gün sonra patronun odasına genel müdür girer ve şirketin genel müdürü şöyle der. Efendim teklif verdiğimiz kurumun bir yetkilisi beni aradı ve bana dedi ki verdiğiniz fiyat çok düşük bu fiyatı kişi başına 3 YTL artırırsanız galiba bu iş olacak bir düşünün dedi ne yapalım?. Düşünürler tamam derler yapalım ve tekliflerini 3 Lira yükseltip kişi başına yeni teklifi göndeririler aradan bir hafta geçer genel müdür yine patronun odasına koşa koşa gelir, ama bu sefer  yüzü biraz morarmıştır aynen şöyle der efendim bu kamu kuruluşundaki Ahmet bey beni yine aradı maalesef  ihaleyi kaybetmişiz çünkü fiyatımız yüksekmiş. İkiside birbirlerine bakar patron ve genel müdür sayın Hakan ateş bu patro'nun yerinde siz olsaydınız bu durumda ne yapardınız?

HA: Önceden bu bilgiyi almadan önce bir  içeriden bir duyum sözkonusu . Oysaki açık bir çok şirkete açık bir ihale bu çerçevede  tabii fiyatı yükseltme yönündeki kararları aslında bir duyumla ilgili.

BŞ:Burada esas olan düşük verip almak işi değil mi?

HA:Şüphesiz süphesiz. Şimdi burada Dimyatta pirince giderken evdeki bulgurdan olma hadisesi çoktada yaşanan bir şey . İşte şu anda piyasada da tiyolar denir . Halbuki kendi maliyetlerini kendi marjını hesaplayarak zaten piyasada başarılı olduğu bilinen temiz iyi servis verdiği bilinen bir firma nihayi olarak ihalelerde de başarıya ulaşacaktır. Bu bizim bir müşteriden aldığımız komisyon örneklerine benziyor. Biz genel olarak hizmetimiz karşılığı tabiki müşterilerimizden komisyon alıyoruz ama ona mutlaka bir üst değer belirliyoruz. Müşteri o an için zafiyet halinde o an işini gördürmek istiyor bizde en büyük imkanı komisyonu ondan koparalım yok böyle bir şey çok kısa vadeli ve insanın kurumunuda o anlamda geleceğinin vadesini kısaltan bir hadise olarak düşünüyorum. O bakımdan tabiki ilk etapda bu anlamda alınan bir duyuma itibar etmemek esas olmalı diye düşünüyorum. Çok önemli

BŞ:Olayı ikiye ayırdığımızda birinci kısmı o kamu şirketinin içinden gelen o bilgiyi çok yüksek fiyat değil bu çok düşük vermişsiniz fiyatınızı biraz arttırın mantıklı bir hareket olmadığı için bir kere bir şey yapmamak mı?

HA: Onun ötesinde de bu tür bilgiyi içeriden veren bir kişinin beklentisi nedir netice itibariyle iş kapı arkasına doğru kaydığı zaman az önceki sohbetimizde de konuştuğumuz gibi içinizi rahat ettirmeyen hiçbir yaklaşım size zaman içerisinde mutluluk getirmez.

BŞ:Diyorsunuz ki deyinki böyle bir şeyde benim şu anda huzurum kaçtı ben ben bu işte huzurlu değilim bu iş bana hayır getirmeyecek teklifimizi değiştirmiyoruz biz ne verdikse o kabul edilirse edilir, edilmezse edilmez .

HA:Bunun aslında karşıdaki şirketin gerçekten hareket tarzı olduğuna diye bir inanç oluşursa o tür şirketle çalışmamakta da fayda var.

BŞ:Birde diyorsunuz eğer mademki testiyi kırdınız birinci etapta kırmamak lazım ama kırdıktan sonra böyle bir olayda olduysa bu olayda susmak mı lazım? yoksa, bu hadiseyi o şirketin üst yönetimine mi getirmek lazım?, yoksa ilişkimizi keselim bunlarla aman bize mi kaldı deşifre etmek deyip susalım mı?

HA: En etik davranış bu tür içerden bir duyum  olduğunda değilmi o şirket çalışanı mensubu kendi şirketinin aleyhine olacak bir öneriyi üçüncü partiden iş alırken öneriyor . Bunu aslında deşifre edip . Onun devamını önlemek heleki  bu anlamda menfaat temin eden kişilerin teşhir edilmesi esas. Ama eğer ki siz şirketiniz yanlış bir karar verdide diyelim fiyati yükselterek gittiğinde o zaman da adama sorarlar herhalde kardeşim niye daha önce söylemedin de şimdi fırsatçı davranıyorsun .

BŞ:Önce ekibin içine dahil oldun menfaatin var diye iş birliği yaptın şimdi ortaya çıkarıyorsun çok doğru.

HA:Bu noktaya gelinmişse artık değişmemsi lazım.

BŞ: Çok güzel bir bakış açısı hem teklifi değiştirmemek hem de madem ki böyle bir içinize sinmeyen teklif geldi bunu o şirketin bir üst yöneticisine bakın bize öyle bir şey deniliyor biz bunu yapmayız bilginiz olsun diye bunu iletmek diyorsunuz.

HA:Toplumun arınması başka türlü olmayacak.  Hepimiz sessiz kalırsak.

BŞ: Şimdi bir başka oyun ben size oynatmak istiyorum. Bülent Şenver'in odasında Bülent Şenver'in konuğu Hakan Ateş şimdi bir göster bin işit . Bu kutumuzun içerisinde şimdi bir obje var. Bu kutumuzu açmanızı istiyorum şuradan şöyle tutup açalım içindeki objeyi alıp bu objeye bakarak gençlerimize bir mesaj vermenizi istiyorum sizin objeniz bir makas. Şimdi bununla gençlerin kulaklarına küpe olacak acaba nasıl güzel sözler söylenebilir? Makasla ilgili olarak . Kes çocuğum kes , çok kesme.

HA: Şimdi geleceğe dair tabii hayatımıza giren bir sürü etki var. Heleki gençlerimizi hedef alan uyuşturucusundan tutun  bir takım onların geleceğini karartacak çok fazla şeyler var tehtitler var toplum hayatımızda. Ne biliyim bilgisayarda hiç uygun olmayan porno yayınlarından tutun bir bilgisayar gibi internet gibi dünyada insanı muazzam bilgi hazinesine kavuşturacak bir şey aynı zamanda kötü alışkanlık şeklinede dönüşebiliyor.

BŞ:O zaman şöyle yapıyorum ben sizin müsadenizi alıyorum ben sizin sözünüz birinci sözünüz şu gençler kötü alışkanlıkları kesin. Şimdi veriyorum başka bir şey söylüyeceksiniz. Başka neyi keselim.

HA: Gençler hayatınızda gerçekten boşa vakit harcamayın dururdun kesin .

BŞ:Ben yine sizden alıyım boşa vakit harcamayı kesin. Buyrun kesmeyin bir şeyleride kesmesinler.

HA: Kesmemeleri lazım. Kendinize güvenmeyi sakın kesmeyin.

BŞ:Onuda şöyle ifade ediyim kendinize güvenmeyi sakın kesmeyin.

HA:Ve netice itibariyle kendinize, ailenize, kurumunuza ve ülkenize yararlı birer birey olmayı ve arzu içerisinde koşmayı sakın kesmeyin.

BŞ:Bu topluma Dünyaya Türkiye'ye , ailesine ve kendine yararlı olma işini kesmeyin. Onda bu aleti kullanmayın son söz olarak bununla ilgili size bırakıyorum bir şey daha söylüyelim o zaman gençler iyice makasın ne işe yaradığını anlayacaklar. O zaman diyelim ki sayın Bülent Şenver böyle güzel programları sakın kesmeyin devam edin.

BŞ:Çok teşekkür ediyorum . Şimdi böyle bir güzel oyundan sonra ben size şunu sormak istiyorum sizde bir babasınız bir çocuğunuz var, eğer size deseler ki herhangi bir nedenden dolayı son 15 saniye içerisinde çocuğunuza bir şey söylüyeceksiniz o 15 saniye sonra artık çocuğunuza bir şey söyleyemeyeceksiniz ve o ilişki bir daha bitecek çocuğunuzla karşı karşıyasınız gözlerinin içine bakıyorsunuz o da sizin gözlerinizin içine bakıyor ama o bunu bilmiyor sizin son 15 saniyeniz olduğunu bilmiyor . Siz bunu biliyorsunuz ve ona son 15 saniyede ne söylerdiniz? Çok zor soru biliyorum ama

HA: Herhalde şöyle mi derdim acaba canım evladım seni çok seviyorum.

BŞ:Herhalde ilk o olurdu evet.

HA: Yalnızca kendin ol , özgüvenini asla kaybetme, senin değerlerin iyisiyle kötüsüyle mutlaka senin yaratılarını senin sürdürdüğün hayatı getiricek kendine güven , geleceğinde senin ellerinde ve sen şu ana kadar o geleceği yaratmak için bütün donanımını kazandın gelecek senin .

BŞ: Sonunda yine seni çok seviyorum var değil mi?  Seni çok seviyorumla başlayıp ortaya bu söyledikleriniz ve sonunda seni çok seviyorum deyip bu saniyeleri doldurup ne kadar kötü bir şey ama değil mi?

HA:Birden insanın tüyleri diken diken oluyor. Öyle anlarda yaşanıyor hayat böyle bir şey aslında sadece filmlerde değil bu sahneler . Onun için evlat deyincede çocuk deyincede insan çocuğu olmasada sanıyorum heyecan duyar çünkü bu nesil hepsi bizim çocuğumuz netice itibariyle onları o kadar özneniyorki insan o kadar güveniyor ki evet biz bir yere kadar bir şeyler yapabildik bunan sonrası onların ellerinde ve bundan sonrası güzel olmasını öyle zannediyorum ki insanın doğasında olan nesnini sürdürmek , türünü sürdürmek iç güdüsünden de kaynaklanan bir şey hep o geleceğe o çıpayı atmak istiyorsunuz, atabileceğiniz yegane unsurda çocuklarınız.

BŞ:Ben şimdi size başka bir oyun hemen bu bölümümüz oyunlu bölümümüz. Bülent Şenver'in odasında Bülent Şenver'in konuğu sayın Hakan Ateş ile birlikteyiz. Şimdi çubuk oyunumuz var. Burada masanın üzerinde gördüğünüz gibi bir kutumuz var ve bu kutunun içerisinde çubuklarımız var. Bir tane çekelim bakalım onun üstündekini ben size bir okuyum. Çubuğumuzun üstünde güzel bir söz var. Bu sözü okuyum birlikte değerlendirelim. Diyor ki "Hayat bisiklete binmeye benzer pedalı çevirdikçe düşmezsiniz" bunu nasıl anlatalım gençlerimize.

HA: Çok güzel bu müthiş bu biraz pedogojinin ötesinde daha ruha dönük bir tarafıda var zannediyorum. Hani yoga vesaire hayat enerjisi dedikleri çağ dedikleri çakra dedikleri bende üç beş okudumda sabahta her sabah bu kitaptan alıntı bir özel jimlastiğim var onu yapıyorum  birde hafif medidatif bir şey var. Beni muazzam rahatlatıyor dört yıldır yapıyorum ve çok mutluyum her sabah . Evet insanın hayatını sürdürebilmesi için mutlak sürette enerjiye ihtiyacı var o ruhtan gelen enerjiye ihtiyacı var. Yoksa onu o enerjiyi çıkarıp aldığınız zaman bir masadan bir sandalyeden bir farkı kalmıyor yani bir insan vucudunun nesnesinin. O çerçevede de onu sürdürebilmek hayatı sürdürebilmek özdeş . Hayatta yaşamla ölüm aslında içiçe ve yan yana şimdi bunun yaşam tarafını güçlendirmek tamamen insanın özeleştirisiyle ilgili olduğunu düşünüyorum onun için son derece güzel bir söz. Hayat enerjimizi yaşam sevincimizi hiç kaybetmeyelim ki o pedal hep dönsün ki bizi uzun, uzundan ziyade uzun kadar  kaliteli bir yaşamın içerisinde yaşansın.

BŞ:Pedalı devamlı çevirelim.

HA:Çevirelim.

BŞ: Müsaade ederseniz bende Aliş için sizin oğlunuz ali için çekiyim bakalım onun şansına bakın bu kendisi fırladı Ali için fırladı bakalım ne diyor?  "Testinde ne varsa dışına o sızar" Bunuda açıklayalım Ali için açıklayalım. Oğlum Ali testinde ne varsa dışına o sızar.

HA:Toplum hayatımızda da öyle değilmi zaten . Bazen yöneticilerimizden bazen politikacılarımızdan şundan bundan şikayet ettiğimiz olur. O zaman şöyle bir düşündüğümüz zaman aslında bu toplumumuzun ortalamasının bir yansıması bu tür kurumlara . Kişi üzerine indirgediğimiz zaman bunu tabiki o kendi içinde biriktirdiği eninde sonunda dışına yansıyacak olandır, eserlerine yansıyacak olandır .  Sayın Pamuk örneğin çok önemli bir ödül aldı. Ama kendi hayat hikayesine baktığınız zaman 35 yaşına kadar devamlı bir okumak, yazmak böyle bir uğraşılar  içinde olmuş. İkromunu yayınlaması seneler sürmüş ama dolayısıyla o testiyi doldurduktan sonra eninde sonunda yansıyor bu. O sabrı göstermek lazım.

BŞ:O zaman şöylede söyleyebilirmiyiz Ali için söylüyoruz bunu. Ali testini iyi şeylerle doldur. Testini iyi olmayan şeylerle luzumsuz şeylerle doldurursan dışına da onlar  taşacaktır.  
Onun için oğlum Ali zaman zaman testinin içine bak testinin ne kadarı dolu ne kadarı boş aman boş olan yerleri sakın luzumsuz şeylerle doldurma bunun için ortak akıl gerekiyorsa gel babanla konuş

HA: Çok güzel çevrende mümkün olan tabii  herkesle konuş bu arada benimlede konuşursa memnun olurum.

BŞ: Testini doldurmasını belki Aliye'de şunu söyleyebiliriz oğlum Ali testinin doldurulmasında da şuna dikkat et bak eğer testinin hepsini kaya parçalarıyla doldurursan testin hemen dolu olur ama testinin içine yavaş yavaş önce testiye ne koyuyum , sonra ne koyuyum diye düşünürsen hani böyle bir fıkraya benzer bir şey var anetnot var böyle bir testinin içerisine önce su doldurmuş bir profösör talebelerine sormuş doldumu demişler doldu peki suyu boşaltmış . Önce boş olan şeyin içerisine kaya parçaları koymuş doldumu doldu demişler, hayır demiş dolmadı kumu almış içine hani büyük kayaların arsında boşluklar kalmış kumu koymuş doldumu doldu hayır dolmadı demiş bir bardak su alıp tekrar suyu şimdi bakın demiş şimdi doldu. O zaman demekki testiyide doldururken her şeyin sırası var her yaşta testi başka şeylerle dolmalı ,eğer üniversite çağındaysan testini üniversite çağındaki  bir yaşın gerektiği şeylerle doldurman lazım diye.

HA:Binanın harcı sağlam olursa tabii yapıda sağlam olucak eninde sonunda onun içinde elindeki bütün fırsatları en iyi şekilde  değerlendirmeleri lazım.

BŞ:Ali'ye çok şey söyledik bugün.

HA:Çok güzel mesajlar aldı.

BŞ:Şimdi bu kadar güzel oyunumuzun son oyunlarımızdan bir tanesi belki masaya bakınca görüyorsunuz orada bir torba duruyor. Bülent Şenver'in odasında Bülent Şenver'in konuğu Hakan ateş'le şimdi torba oyunu oynayacağız. Ben şöyle diyorum bu torbayı yine biz açalım. Torbanın içinde harfler var. Bir tane çekmenizi isteyeceğim karıştıralım bir harf bakalım hangi harf çıkıcak size, ne çıktı bu bir A . Şimdi A harfi ile başlayan bir kötü davranış veya bir yanlış davranış söyleyebilirmiyiz.

HA:Atalete düşme.

BŞ:Atalet ne demek biraz açıklarmısınız.

HA:İnsanın aslında bir takım şeyleri yapmaya muktedir olduğu halde onu şu veya bu şekilde savsaklaması ama neticede onu o ataleti o momentumu  kaybedipte o atalete düştüğü zaman aslında çok alınabilecek sonuçlarıda alamayıvermesi yani işte gençler sınava girecek ya iki gün daha var ben birazcık daha bunu öteleyebilirim , atalet gösterebilirler . Bir işi var bugün halletmiyim yarına bakarım yarın olmazsa öbür gün buda bir atalet onun için diyorum ki o disiplina Tanrıça'sının size ön görüsü hayat disiplininizden sert disiplininizden asla vazgeçmeyin yani atalete düşmeyin.

BŞ:Atalete düşmeyin peki bir tane daha çektiricem şimdi de doğru veya iyi bir davranış olabilir.

HA:Yalan söyleme.

BŞ:Kötü davranış değil mi?

HA:Doğru. Yapıcı ol.

BŞ:Yapıcı olmak. Bu iyi bir davranış mıdır yapıcı olmak

HA: Muhakkak hem de çok iyi bir davranıştır. Çok ihtiyacımız var Türkiye'de şirketleşme kültürü Afrika'dakinden beri geri hani bu biraz yapıcı olmamayla'da açıklanabilir. Mesela bir Amerika'da ve Türkiye'de ki davranış biçimi olarak böyle iki farklı şeyden sözedebilirim. Başarılı olmuş bir kişi Amerikada  vaka (case study) olur. Herkes onun peşinden gider o yaptı bende yapacağım diye düşünebilir yada Amerika değilde herhangi bir yer . Daha Doğuya gittiğinizde birinin herhangi bir başarısını daima şöyle yorumlarız bunun dayısı kim buna kim torpil oldu acaba hep altında bir bit yeniği ararız anlatabiliyormuyum halbuki yapıcı bir düşünce bu değil., bu yıkıcı bir düşünce, negatif bir enerji gönderen bir düşünce halbuki bravo becermiş adam diyebilmek gönül dolusu takdir edebilelim. Takdir etmekte

BŞ: Biz bunu niçin hakkatten Türkler başarılı olanları alkışlamak yerine hep ayağından çekmek birisi başarılı olduğu zaman bir şekilde kıskanıyormuyuz acaba ?

HA: Fıkrasıda var onun biliyorsunuz bizim kazanda kimsenin yukarda yokmuş bu kazana Türkiye kazanına kimse gitmedimi ? demişler kim yukarıya çıkıyor bir ayağından çekiyor . yok tabii bunu genele teşkil etmek hiç mümkün değil ama doğru olan davranış ki eğitim düzeyi yükseldikçe buda beraberinde geliyor onun iyi yaptığı bir şey şu veya bu sebeple dolaylı da olsa size yansıması ve katkısı olacaktır onun için alkışlayalım takdir edelim.

BŞ:İyi yapan doğru yapan kim ise ne yaparsa neyi yaptıysa onu alkışlayalım onu tebrik edelim.

HA:Hiç bundan imtina etmemiz lazım.

BŞ: Bu güzel sohbetimizde zenginliklerinizi paylaştınız gençlerimizle teşekkür ediyoruz ama gençlerimizle bu sohbetin yanında bir de fıkrayla diyorum bir gülümsemeyle bir tebessümle sohbetimizi noktalasak ne dersiniz? Güzel bir fıkra onlara söyleyebilirmiyiz?

HA: Şimdi anımsadığım bir fıkra armatörümüzün gemiye indirme töreninde malum armatörlerimizin çoğu Karadenizli . Rize çok ağırlıklı Trabzon var , Çaykara Of vesaire Of'lu bir armatörümüz vardı yanında da Rizeli yanında da Trabzonlu bir tersane sahibi . Şimdi Trabzonlu olan şöyle bir fıkra nakletti ben izin verirseniz onu anlatıyım. Şimdi efendim Trabzonlu, Rizeli Oflu, bir bina yapmak üzere ortaklık kuruyorlar güzel binayı yapıyorlar aradan kısa bir süre geçiyor bir anda bina yerle eksan oluyor çöküyor . Allah Allah ne oldu derken tabii Trabzonlu başlıyor yakınmaya diyor ki gitti diyor demire o kadar para verdim gitti demirlerim diyor. Rizeli diyor sen ne diyorsun diyor ta o kadar yoldan o kadar inşaat kumu getirdim gitti kumlar diyor gitti, Oflu'da onlara bakıp şöyle içinden bir iç geçiriyor bak işe ya diyor bende demek bu çimentoyu katsaydım bu inşaata diyor bunlar gibi bende ağlayacaktım. Birbirlerine takıldılar.

BŞ: Çok teşekkür ediyorum ağzınıza sağlık gençlerimizle tecrübelerinizi birikimlerinizi paylaştınız sağolun  eksik olmayın.

HA: Ben teşekkür ederim sağolun.

BŞ: Bülent Şenver'in odasında Bülent Şenver'in konuğu  sayın Hakan Ateş'ti bizlerle tecrübelerini birikimlerini paylaştı, unutmayalım gençler bizim her şeyimiz en değerli hazinemiz gençlerimize sahip çıkalım. Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın. Hoşçakalın.

.
.

Bülent Şenver, Hakan Ateş
.

Bülent Şenver, Hakan Ateş

.
.

Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org