Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Murat Özyeğin Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

MURAT ÖZYEĞİN Bilgi Üniversitesi Genç Yöneticiler Kulübü Sohbeti
12.03.2011
Okunma Sayısı : 14765
Oy Sayısı : 13
Değerlendirme : 4,69
Popülarite : 5,23
Verdiğiniz Puan :
 

 

MURAT ÖZYEĞİN Bilgi Üniversitesi Genç Yöneticiler Kulübü Sohbeti

.
.

 MURAT ÖZYEĞİN ile Bülent Şenver  Sohbeti 

.
.
.



       Kendi sesinden  


.
.
.

MURAT ÖZYEĞİN Bilgi Üniversitesi Genç Yöneticiler Kulübü Sohbeti

.
.
.


Bilgi Üniversitesi Genç Yöneticiler Kulübü Bankacılık ve Finans Söyleşisi
 
 
 
Bilgi Üniversitesi Genç Yöneticiler Kulübü Bankacılık ve Finans Söyleşisi
Deşifresi
 
Murat Özyeğin (MÖ)
Bülent Şenver (BŞ)
 
 
MÖ : İnsan eğer her yaptığı yatırımda başarılı oluyorsa, yeterince risk almıyor demektir.

Her yaptığı yatırımın 10 yatırımın 2'si yanlış gitmezse bir insanın fazla eliyor, fazla dokuyor, fazla dikkatli gidiyor, yeterince risk almıyor anlamına da gelir.

O nedenle her yaptığımız yatırım başarı  değil ama daha büyük ve önemli olanların başarılı olması asıl amaç olmalı.

BŞ:Aslında o dengede terazinin bir tarafına başarılar,bir tarafına başarısızlıklar. Ama sizin başarı terazinizdeki ağırlıklar daha fazla.

MÖ: Çok doğru. O terazi noktasında denge.

BŞ:Birlikte bu sohbeti yapmak benim için çok heyecan verici bir konu çünkü ben iş hayatıma bir şekilde bankaları denetleyerek başladım.

Bankaları 11 yıl denetledikten sonra masanın diğer tarafına geçip, bu sefer bankalarda karar almaya başladım. Dolayısıyla masanın her iki tarafınıda gördüm.

Bankacılık hayatıma başladığımda da bireysel bankacılıkta özellikle yeni  atılımların yapıldığı yıllardı.

O tarihlerde kredi kartları yoktu, ATM makinaları yoktu, bizim ilk başlattığımız resimli kredi kartları, Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş taraftar kartları olduğu dönemler yaşadık. Oaradan bu dönemlere geldik.

Ben konuşmamda Murattan almaya çalışacağım ilk bilgi şu olacak. Bizim  bankacılığın geçmişi ve şimdiki geleceği ile ilgili .

Ben geçmiş ile ilgili bir şeyler söyleyeyim, sonra bugünkü durumla, geleceği ile ilgili de senden kısa bir değerlendirme alalım.

Bankacılık Türkiye'de, hazineye para satarak , hazine bono ve devlet tahvillerinden büyük faizler elde ederek , halktan toplanılan paraları hazineye borç olarak verip, bu faiz geliri ile faiz gideri arasındaki büyük farklardan kar elde ederek yapılan  bir bankacılıktı.

Belki bazılarınız hatırlayacasınız; "Özal Dönemi" diye hep bahsedilir.

Türkiye'nin dışa açılması, Türkiye'nin liberal ekonomi, serbest  piyasaya geçişi ile Özal Dönemi. Yasakların  kaldırıldığı dönem.

Eskiden bankalar  faiz oranlarını kendileri belirleyemiyordu, bankalar kurlarını kendileri belirleyemiyordu, hep Merkez Bankası kontrollü faiz belirleme, kur belirleme yapılıyordu.

Hatta cebimizde dövizle dışarı çıkarken korkuyorduk.

O dönem bitti , bankalara serbestlikler getirildi.

Bankalar başladılar halktan topladıkları paralara faiz ödeyip, bu ödedikleri faize reel faiz dediğimiz biraz fazla ödemeye başladık.

Yani enflasyon oranının üzerine 40 puan ilave edip, enflasyon o dönemde yüzde 70 ise, 110 faiz ile mevduat topladık.

O zaman  parası olanlar çok sevindiler. "Ne kadar güzel, evde oturup gayet güzel geçimimizi temin ediyoruz" dediler.

Paradan para kazandığımız dönemler yaşadık.

Öyle olunca da halktan topladığımız bu paraları da kredilere çok güzel faiz karları koyarak da sattık.

Enflasyonda yüksek  olunca, büyümede büyük olunca o kredileri alan şirketler bu krediler yüksek faiz ödeseler dahi kör topal hayatlarını devam ettirdiler.

Herkes memnundu.

 Hatta 10 -  15 yıllık bir dönemde şöyle bir oyun oynadık bankacılıkta ; dışardan döviz ile borçlan, dışardan borçlandığın dövizleri Türkiye'ye getir,  onları Türk Lirasına çevir,
Türk Lirasına dönüşen meblağları hazineye yüksek faizle hazine bonosu satın alarak ver, 1 yıl sonra hazine bonolarını satıp , ana para ve faizi ile yeniden dolara dönüp, 1 milyon dolar diye getirdiğiniz parayı 1 yıl sonra 1milyon 400 bin dolar olarak yurtdışına götürebildiğiniz bir bankacılık sistemi yaşadık.

Önce yabancılar inanmıyorlardı. "1 milyon dolar bu kadar para kazanamaz.

Riskli bir bankamıdır bu faizi veren"  diye soruyordu.

Biz "Hayır, hazine bu sağlam bir yer" diyorduk.

"Peki kur yükselmez mi?" "Merkez Bankası kuru kontrol ediyor, kur'u yükseltmeyeceğine dair yeminler ediyor."

 Birinci yıl bu işi yapmayan risk almayayım diye bir baktı yapanlar çok kar etti. İkinci ben güvenemiyorum devalüasyon olursa diyenler bir baktı , bu işten yaırım yapanlar çok para kazandı.

Herkes bu oyuna döndü.

Bu oyunun adı "Açık pozisyon Oyunu" idi.  Döviz ile borç para bul, Türk Lirasına çevir, devlet tahviline yatır  , kazandığın Türk Lirası faizleri döviz cinsinden , dünyanın hiçbir yerinde  getiremeyeceği kadar getiriyi size getirsin.

O dönemde biz buna ballı para diyorduk. Honey Money.

Hatta bir bankacımızın yakınının adıydı.

Peki kimin parasını kazanıyorduk biz?

O da ayrı bir konu. Hazine bonusunun devlet tahvilleri faizleri ödendiği zaman hazine kimin faizini ödüyordu?

Hepimizin faizi.

Annenin cebinden alıp, babanın cebinden alıp,  hepimizin cebinden bir şekilde bunları alıp ödüyordu.

Ben buna "Servet Transferi" dedim.

Bir şekilde 70 milyonun cebinden alıp,  parası olan 400  bin kişiye paraların transfer edilmesi.

Tabii sistem sonunda patladı, hem faiz riski yaşadık, arkasından kur riski , devalüasyon yaşadık.

Ve bu büyük zararların faturalarını yine devlet ödemek zorunda kaldı.

Ve bankacılık  sistemi yeni bir döneme başladı.

Hazinenin cebinden paraları alıp, para kazanma  dönemi giderek bitiyor, faiz gelirleri ile giderleri arasında farklar daraldı, artık bankalar  kazanmakta bir  şekilde daha titiz davranmakt zorundalar. .

Her ne kadar Türkiye'de  banka karları yüksek gibi görünse dahi, bankacılar hesap kitap yaptığında bunun böyle devam edemeyeceğini çok iyi biliyorlar.

O nedenden dolayı faiz dışı gelirlerimizi nasıl arttırırız diye düşünce içerisne girdiler.

"Her kredi kartından yılda 50 lira mı alsak? Her ekstre gönderdiğimizde ekstre başına 3 liramı alsak?

ATM'lerden  makbuz istiyormusunuz soralım evet diyenlerden  masraf kesilmeye başlansın." Diye fikirler üretilmeye başlandı.

Sayın Murat Özyeğin, şimdi bankacılık daha hakiki bankacılık yaparak gelir elde etme, kar etme ve karlılıkta daha titiz olma dönemine girdi mi?

MÖ:Hocamız kendi tecrübesi bazında,  aldığı sorumluluklar bazında çok daha önemli bir geçmiş perspektifi anlattı.

Bende İstanbul'a eğitim dönemimi kapmış olduktan sonra ilk aile işimiz bankacılık,  2003 yılında mezun olduktan sonra ilk İstanbul'a taşındığımda, ailemiz ile birlikte ağırlık babam olmak üzere , bankamızın yönetimi ile hep beraber oturup konuştuğumuzda aynen hocamın bahsettiği dönemin kapanışı, bu dönemin kapanışı ertesi ayakta kalmış olmanın  getirdiği bir yorgunluk vardı.

Çünkü hakikaten 2001 ve 2003 yılı arası bankaların ayakta kalmış olması açısından  çok kritik ve çok kolay olmayan bir dönemdi.

Bizim şuanda da sahipleri değişmiş olsada o günkü Finansbank'ın yüzde 70 oranında ortağı olarak ayakta kalmış olmanın mutluluğu ve ama yeni dönemde bankacılık ne olacak dediğimiz noktada da bir yandan getirdiği bir tehdit ve zorluk, farklı bir bankacılığı yapmanın  gereksimi karşısında kaldığımızda  değişim yönetimi  adı altında  bir birim kurdum

Finansbank'ın içinde.

Bu birimi kurarken ağırlıklı olarak yöneticilerimizin hocamızın bahsetmiş olduğu daha kolay para kazanma , daha az sayıda ama yüksek montanlı.

 Düşünün ki bir müşteriniz var devlet, bilançonuz 10 milyar TL ise, 10 milyar TL'nin yüzde 50'sini bir müşteriye verdiğinizi düşünün, o da devlet.

Bu günün  sonunda Treasury departmanı denilen bir birimde 2- 3 kişinin hazine bonosu alma noktasında vereceği bir karardır.

5 milyar TL'lik bir müşteriyi 3 kişi ile yönetebilmekten , 5 milyar TL'yi ortalama 50' şer bin liradan  100 milyon  müşteri ile yönetmek noktasında kaç postalama , kaç ekstre, kaç kredi vermek, kaç kredi fiyatlama, kaç tane krediyi değerlendirmeyi siz düşünün. 3-5-10-100 müşteri yerine, en baştada devlet olmak üzere kredi kartlarıyla, araba kredileriyle, mortgage kredileriyle, bir çok değişik enstrümanla , kobilerle müşteri ilşkisi kurması gereken bir bankacılık söz konusu oldu.

Bu da operasyonel mükemmellik, bilgi teknolojilerinde mükemmellik, verimlilik, her türlü insan kaynağı ve kredi politikaları ve operasyonel politikalar oturturken süreçlerin birbiriyle konuşur olması, bir kişi işten ayrıldığı zaman çünkü yüzlerce  şube söz konusu, o şubenin çökmemesi ve orada sistemin hala devam edebilecek olması,her türlü  sistemin oturması için bir çok operasyonel mükemmellik  gerektiren bir çalışmayı gerektirdi.

Şimdi size önemini, mantığını kurmaya çalışırken  aklıma gelen bir konu; datanın önemi.

Şirketlerinizin içinde ne olduğunu tanımamız, şirketinizin alacağı bir sonraki aksiyon notasında hakikaten çok önemli.

Ne tür müşteriler daha çok para batırıyor?

Ne tür müşterilerde daha fazla risk var?

Amerika'da kırmızı arabaya daha fazla sigorta pirimi öngörüyorlar.

Çünkü kırmızı araba alanlar normale göre daha hızlı gitmeyi severlermiş.

Evli olmayan beylerin sigorta pirimleri Amerika'da daha yüksek.

Çocukları olmadığı için veya eşleri olmadığı için daha fazla risk almaya kişilikleri yatkın söz konusuymuş.

Bu bahsettiğim unsurlar, kredi kartlarının batma oranından tutun, mortgage evin hangi bölgede  alındığına kadar değişik bölgelerde,  bazı 532, 542 ile biten telefonlar arasında bile çok ilginç ileride kredi kartlarında batma oranlarında cidden istatistik olarak manalı sonuçlar  doğruabilecek kadar farklı oranlar söz konusu olabiliyor.

Ne demek istiyorum?

Bankacılıkta bahsettiğim operasyonel verimliliği sağlamak .

Bankanın içindeki bilgi birikimini çok doğru şekilde anlamak ve ondan manalı sonuçlar çıkarmak.

O manalı sonuçlara odaklı ürünler dizayn etmek.

BŞ:Tam Murat buraya gelmişken, manalı sonuçlar çıkartmak dedin ya, ben şunu paylaşmak istedim.

Şuanda hakikaten bir düşünseniz bankalanın elindeki sizinle ilgili bilgiler öyle değerli bilgiler ki, bu gözle hiç düşünmemişsinizdir.

08111950 bu bir data dır değil mi?

Bu datanın en işe yaradığını bilmiyorsunuz.

Şöyle söylersem bu bir information haline gelir  8 Kasım 1950  .

Hemen bunun bir tarih olduğunu anladınız. 8 Kasım 1950 Bülent Şenver'in doğum günüdür dediğiniz de , buna dayanarak;

"Bülent Bey'e 8 Kasım'da bir çiçek, bir hediye göndereceğiz veya telefonundan sms ile yaşgününü kutalayacağız" diye bir aksiyon banka alırsa , bu datayı alıp bankanın lehine kullanır hale geldik.

Şuanda banka benim alışveriş alışkanlıklarımı biliyor biliyormusunuz.

Benim evimin içine girmiş durumda şuanda.

Benim kredi kartlarıyla yaptığım alışverişlerde diyor ki

" Bülent Bey'ler haftada bir Carrefour'a giderler.

Her çıkışında 350 Tl'lik bir sepet doldururlar.

Benim eivmdeki kişi artmasını, azalmasını

"Bülent Bey'in alışverişi 100 TL'ye düştü, acaba Bülent Bey boşandı mı?"  

Çok değerli bilgiler.

Benim her yıl yurtdışına gittiğimi biliyor.

Diyor ki:

"Bülent Bey, her yıl Amerika'ya bir seyahat yapar.

Genelde Haziran ile Eylül arası bir tarihte yapar.

Bu seyahatinde muhakkak Cenevre'de bir gece geçirir.

Yarını orada  bir kuyumcuya gider 20 bin Frank'dan aşağıya olmayan bir kuyum satın alır.

Bunu döndüğünde hanımına vermez"

Bankanın elindeki bilgiye bakınız.

Bankalar bu bilgileri daha çok kullanacaklar değil mi Murat?

MÖ: Çok doğru. Hocamın tasviri ile hakikaten bu bilgileri ulaşmak ve bu bilgiler çerçevesinde fiyatlama yapmak çok önemli.

Biz Rusya'da ki bankada hocamızın bahsettiği gibi kişilerin yaşlarına göre, iş sahibi olup olmamasına göre, evli olup olmadıklarına göre, ev sahibi olup olmadıklarına göre ve başka demografik özellikleri bazında kredi fiyatlarında değişiklikler yapmaya başladık.

Örnek vermem gerekirse;  üniversiteden çıkmış genç bir arkadaşa, daha henüz evli değil, ne yapmak istediği tam  bilmiyorsa ona yüzde 12 ile kredi veriyorsak , ondan üç yaş büyük bir de çocuğu olmuş ,işini oturtmuş arkadaşa yüzde 8 ile kredi verebiliyoruz.
Kredilerin bir tanesinin  batma ihtimali öbürünün batma ihtimali arasındaki fiyat farkı kadar daha yüksek veya alçak olabiliyor..

Bu nedenle bankacılığın yeni dünyası çok daha verimlilik, çok daha fazla operasyonel , çok daha fazla bilgiye odaklı karar alabilme, bankanın kredi politikalarının çalışanlarına interneti üzerinden kendi yaşadığı bazı teftişin tespit ettiği bazı konuların paylaşımı çok kritik bir hal aldı.  

Yani artık 3 kişinin yönettiği tek bir müşteriyi , yüzlerce şube, bilgisayarlar, binlerce insanların değerlendirmesi söz konusu.

Bankacılık artık bu anlattığım operasyonları en iyi yapanın daha  iyi olduğu bir sektör.

Bu da çok ortaya çıktı geçtiğimiz yıllarda. Anlattığımız konularda ilerlemiş bankaların diğer bankalardan daha öne  geçtiğini görüyoruz.

Beş sene öncenin birinci bankasına bakalım, beş sene önceki dördüncü bankasına bakalım.

Türkiye'de  bügünün birincisine ve birincilikten üçüncü ve dördüncüye düşmüş bankalara baktığınızda hakikaten bu bahsettiğim sistemleri en düzgün kurmuş ve bu sisteme en hızlı adapte olmuş bankaların birinciliğe doğru diğerlerinin dördüncü ve beşinciliğe doğru seyahat ettiğini göreceğiz.

Finansbank önemli bir adım attı.

Benimle birlikte o departmanın eş başkanlığını yapmış olan Temel Güzeloğlu arkadaşım , şuanda bankanın reklamını yaptığımı düşünmeyin tam tersine rakip bankadır.

Biz FİBA Grubu olarak yeni bir banka aldık,

Finansbank'da hissemiz kalmadı ama tabiki orası bizim adımıza babamın bebeği gibi,
bizim kardeşimiz gibi o kadar değerli .

Kuruluşundan bugüne kadar ailemiz için çok değerli olan bir yer.

Ancak şöyle önemli bir karar aldı ; eskiden banka genel müdürleri ya hazine biriminden veyahutta kurumsal bankacılık biriminden çıkardı.

İlk defa Finansbank'da Temel Güzeloğlu  Bireysel Bankacılıkdan  yetişmiş bir kişinin genel müdür olması örneğidir.

Bence bundan sonra banka genel müdürleri de daha fazla bireysel bölümlerden çıkıp genel müdür olduklarını sektörde göreceğimizi düşünüyorum.

BŞ: Bu sabah Belçika ile yaptığım bir konuşmayı sizinle paylaşmak istiyorum.

Dışarıdan bir bankacı arıyor beni ve bir bilgi teyit etmek istiyor.

Nedir teyit etmek istediğin bilgi?

"Türkiye'nin konut kredilerinde 3. sırada Finansbank'ın adını görüyorz"

"Peki ne sormak istiyorsun bana " dedim.

"Bu doğru bir bilgi gibi gelmedi bize. Türkiye'de Ak Bank  , Halkbankası, İş Bankası, Yapı Kredi bankası, Garanti Bankası varken 3. sırada böyle bir bankayı görmek,

Acaba yanlış bir yere mi bakıyoruz?

Yanlış bir yerden mi bu bilgiyi aldık?

Doğru mu? Değil mi diye teyid etmek istiyorum" dedi.

Bu da gösteriyor ki artık büyük banka, küçük banka tanımları da değişmeye başlıyor.

Bir bankın büyüklüğü artık  genel müdürlük binasının metre yüksekliği ile ölçülmüyor.

Yaptığı işler ile ölçülmeye başlıyor.

Murat,   sen bu konuda Finansbank içinde değişim yönetimi denilen konuyu  ele aldın.

Olumlu manada değiştirmek ile ilgili bahsettiğin genel müdür Temel Güzeloğlu Bey ile birlikte bazı şeyler yaptınız.  

O değişimler içerisinde en önemli neleri değiştirdiniz?

MÖ: Hocam, o dönem birçok proje yaptık ama aralarında en önemlisi bankanın tüm operasyonel süreçlerinin kurumsal bankacılık odaklı olmaktan ve düşünme kültürünü kurumsal bankacılık odağından bireysel bankacılık odağına çevirmek, yaptığımız en önemli konu oldu.

Bu bir fiil bir çok departmanın başındaki kişilerin bireysel bankacılık odaklı kişilerin oluşturulmasından tutun, IT sisteminde yapılmış olan  proje önceliklerine kadar veyahutta operasyonel süreçlerde tüm bireysel bankacılık gerçeklerini , gereklerini dizaynına e, bu operasyonel süreçleri entegre etmeye kadar bir konularda belirli adımlar attık.

Bunda komisyon almaktan tutun, müşterilerimizin şubeye gelmektense internetten bankacılığa yönlendirmeye tutun, call center'a yönlendirmeye tutun, call center aradığında  bir bayan veya beye düşmesinden ziyade hepimizin nefret ettiği o puzzle'ın içine girmesinden tutun, tüm bunlar için değişik projeleri birlikte yaptık.

BŞ:Bir de ben biliyorum ki Türkiye'deki birçok bankacının , birçok iş adamının ağzı sulanarak izlediği bir satış gerçekleşti.

Finansbank'ı National Bank of Greece bir Yunan Bankası aldı ve ilk defa böyle bir yatırım gerçekleştiriliyor.

Çağrı ile birlikte, halka açış kısmı ile birlikte 5.5 milyar dolarlık bir projeden bahsediyoruz.

Bu projede ana sahibi olan Hüsnü Özyeğin'de böyle bir satıştan önemli bir gelir , önemli bir nakit fon akımı tesis etmiş oldu.

Geçen hafta Forbes Dergisi'ni açtığımda baktım en zengin 100 kişi içinde 2. sırada. 1. sırada Mehmet Emin Karamehmet var.

Böyle bir bankayı böyle bir şekilde satıp böyle bir imkanı ele geçirmek. Burada sana sormak istediğim sen , National Bank of Greece ile yapılan pazarlıklar içerisinde benim duyguğum aktif bir rol aldın.

Konuşmalara girmek, oradaki stresi yaşamak, belki zaman zaman birisi odayı terk etti, "Almıyorum" dedi, sen "Nereye gel bir çay iç" dedin.

MÖ: Hocam, bunu size buluşmamaızda da anlatmadım ama siz aynen bildiniz.

BŞ:Ben böyle benzer şeyler hayal ettiğim zaman herhalde çok stresli zamanlar olmuştur, ümitsizliğe kapıldığın zamanlar olmuştur, hele hele belki bazen hayata küstün ama çok önemli birikimlerin oldu.

Bu çok önemli birikimlerinden National Bank of Greece ile Finansbank adına yapmış olduğun bu temaslar sırasındaki  bize bir iki anektod  aktarır mısın?

MÖ:   Hakikaten müthiş bir tecrübeydi benim için.

Aslında ben üniversitede lisans eğitimimi tamamladıktan sonra, lisans üstü eğitimini yapana kadar şuan batmış olan yatırım bankacılığında şirket birleştirme ve evlendirme departmanında New york'da ve Londra'da çalışmıştım.

O benim için büyük bir şans oldu.

Çünkü o geçirdiğim 3.5 yıl sayesinde Türkiye'ye dönmüş olduğumda özellikle grubumuz içerisinde şirket almak veya satmak aktivitelerinin yoğun olduğu bir döneme denk gelmiş oldum.

O sayede 3.5 yıl kazandığım şirket evelendirme ve birleştirme tecrübeyi uygulama fırsatım oldu.

Genç arkadaşlarıma buradan verebileceğim mesajlar noktasında, bu  bizim için çok önemli bir işti.

Yunanistan'dan herhangi bir dünyadaki ülke tarihinde çıkmış en büyük kalem sermaye Türkiye'ye girdi.

Türkiye'ye de tarihinde tek kalemde girmiş en büyük sermaye başka hiçbir ülkeden değil, Yunanistan'dan girdi.

Vodafone bunu geçti ama , o zaman  bu ilkti.

O bir devlet satışı bu bir özel sektör satışıydı.

Çok çekindik baştan. Sadece iki kişi kredi kartını yırttı ve bizim şubeye bıraktı,

Yunan  bankası aldı diye.

Ama Yunanistan'da inanılmaz kıyamet koptu.

Bizde çok olumlu karşıladı halkımız.

İki kişi kredi kartını yırttı attı o kadar, o zaman ki kredi kartı sayımız  2 milyon.

Yani milyon da bir kişi buna tepki göstermiş.

Banka Türkiye'de duruyor, şubeler duruyor, insanlar maaşlarını almaya devam ediyor,banka kredi vermeye devam ediyor,  adam bize vermiş  3 milyar dolar.

Biz buradayız, bir yere gitmiyoruz. Yeni yatırımlar yaptık, bir liman aldık, üniversite kurduk.

Özyeğin Üniversitesine 200 milyon dolar para aktardık. 1 lira temettü almadı 4 yıldır bu banka .

Şube sayısını 300'den 500 'e çıkardı. 7 bin kişi vardı 12 bin kşi var çalışan. 5 bin kişiyi işe almış.

Ülkemize çok katkısı olduğuna inandığımız bir iş oldu. Bunun parçası olmak muazamdır.

Hocam söylediğiniz şey, inanılmaz tesadüfen ama tuttu.

Arkadaşlarıma iki tane şey söyleyeceğim.

Bir tanesi

İşlerinizle duygusal olmayın.

Hepiniz bir gün iş sahibi olabilirsiniz. Ailenizin işyerlerinde çalışıyor olabilirsiniz.

O iş bazen sizin boyunuzu aşabilir.

Bazen o işin başka bir iş ile evlenmesi o şirket adına daha faydalı olabilir. Bizim mesela o safhada şirketteki hissemiz 54- 55'lere inmişti.

O nedenle bizim 50'lerin altına düşmemiz gerekecekti daha fazla hisse satıp içine sermaye koyma noktasında.

Babam , ben hepimiz oturup konuştuğumuzda, bu satış olmasaydı bizim böyle bir paramız yoktu.

Bizim çıkarıp banka için 1 milyar Euro para koymamız söz konusu bile değildi. Ne olmuş olacaktı o zaman? Bu bankanın büyümesine engel olmuş olacaktık.

Finansbank kendi potansiyelini bizim imkanlarımız yetmiyor diye yakalayamıyor  olacaktı.

Buradan bu persfektifi aktarmak isterim. İşyerinizde duygusal olmayın.

Benim kardeşim gibi, babamın çocuğu gibi adlandırdığım işi babam sattı.

Bunu yaparken de iyi , emin bir ele bıraktığını düşündü. Hakikaten öyle oldu.

Burada da seçim yaptı.

Türkiye'de çok aktif yabancı bir banka aynı fiyatı verdi biz yine de NBG verdik bu bankayı.

Bunun sebebi;  Türkiye'deki o aktif banka ile birleşince çok insan işini kaybedecekti.

 İkincisi:

Bir iş bitmeden bitti demeyin.

Sonuna kadar işinizi güzel takip edin. Bizim imzamız Pazartesi öğlen 11'de atıldı.

Bir önceki gece iki maddede, birazda yorgunluk vardı.

Günlerce bir odada kapanmıştık hepimiz tamamlamak üzere, iki tarafta inatlaştık.

İki tarafta masadan kalktı. Öbür sabah'da Vatan Gazetesi manşet yaptı "Anlaştılar" diye.

O günün sabahı o manşetlerde yapıldığı için, bir açıklama yapmak zorundaydık borsaya.

Sabah 9'a 20 kalaya kadar taki  babamı arayıp biz kabul ettik dedi.

Biz anlaşamadık yazısını yazıyorduk o sırada.

Bu kadar bir işi sonuna kadar takip etmeniz, hangi iş olursa olsun çok önemli. "Nasılsa birçok maddede anlaşıldı, yürür, gider" demeyin.

Gözünüzle imzayı görüp o iş bitene kadar sanaki en başındaymış gibi heyecanlı ve konuyu takip eder şekilde olun.

BŞ: Hüsnü Özyeğin'in yurtdışına yaptığı yatırımlar nedeniyle yurtdışı ilişkileri de var ve bankacılığı bir yerde bence geniş anlamda müteşebbis ve girişimci ruhuyla yurtdışına yaymayı Türkiye'de başlatan isim Özyeğin.

Diyelim ki; Ziraat Bankası New york'da bir şube açmış, Akbank gidip Almanya'da bir şube açmış, böyle örnekler vardı ama müteşebbis ruhuyla , girişimci ruhuyla bazı kişilerin hatta riskli ülkeler dediği bazı ülkelere , bankacılığın daha yeni yeni başladığı ülkelere , bilmediğimiz bir yere , bayağı bayağı adını duyuracak şekilde , oradaki bireylere hizmet verecek şekilde oralara yatırım yapma cesaretini gösteren Hüsnü Özyeğin.

Hattabu bir yerde Türk  bankalarının deplasmana çıkması gibi bir konu.

O nedenle sorumu ben Murat'a şöyle sormak istiyorum;

"Deplasmanda Türk Bankacılığı" dersem bize neler anlatırsın?

MÖ: Dediğiniz istatistiklere biraz daha ekleme yapayım.Hakikaten önemli bir şeyden bahsettiniz.

Birçok banka yurtdışında bankam var diye bir ifadede bulunabiliyor.

Tabii dediğiniz gibi bunlar belirli bir kat bankacılığı.

Türkiye'de  Ünilever, Procter Gamble ile çalışırlar, birtakım işler yaparlar.

Biraz daha Rep  Office diye adlandırabileceğimiz , bir binanın 6. katında 100 metrekarelik bir ofiste bir bankası, birçok bankamızın var.

Bizim yurtdışındaki bankaların özetini vermem gerekirse, Türkiye'deki tüm Türk bankalarının hepsinin yurtdışındaki tüm çalışan sayısının iki misli bizim bankalarımızda çalışıyor.

Rusya'da , Ukrayna'da, Romanya'da , Hollanda'da , Almaya'da, tam anlamıyla universal bankacılık yapıyoruz.

Kredi kartıda satıyoruz, şubelerimiz de var, ATM'lerimiz de var. Bunu biz yeni ismimiz ile yapıyoruz Credıt Europe adı aldında. Credit Europe Bank  isminide Finansbank'ı sattıktan sonra isim karışıklığı olmasın diye , ve bunları tamamıyla Türk arkadaşlarımız sayesinde yapıyoruz.

Size deplasmanda tabir ettiğiniz konuyu tamamı ile deplasmanda düşünebilirsiniz. .

Bir Türk takımı deplasman çıkmış gibi  Türk arkadaşlarımızla götürüyoruz. Her bankamızın  genel müdürü Türk bu ülkelerdeki .

Her bankamızın genel müdürünün sağ kolları, sol kolları yani genel müdür yardımcıları ve kilit pozisyonundaki arkadaşlarımız Türk ve büyük bir başarı sağlıyorlar.

Bu ülkelerin birçoğu Türkiye'nin geçtiği fazlardan yeni yeni geçiyor. .

2001 krizini yaşamış Türk bankacılarımız , bizim anlattığımız zor günlere olan büyük  hayrıdır.

Bizim arkadaşlarımızı Avrupa'da, Amerika'da böyle bir kriz söz konusu değildi iki yıl evvele kadar. İki yıl evvel bu kriz ortaya çıktığında biz bu ülkelerde ambale olmuş Avrupa'lı ve Amerika'lı bankalara  göre bizim Türk bankacılarımız "Biz bunu 1994, 1998,200,2001 de yaşadık.

Bunları çok iyi biliriz . Birkaç ay panik olur , birkaç ay sonra normale döner.

Biz yine büyüyelim.

Panikleyip müşterilerimizin kredilerini  geri çağırmayalım, aksine çağırıp paraya hitiyaçları var mı diye soralım"  gibi yaklaşımları sergileyerek paniklemiş bankalar arasında kazanmış durumdalar.

O anlamda hocam,  deplasmanda Türk bankacıları bayağı başarılı diyebilirim.

BŞ:Sen bizi izleyen gençlerden mezun olduktan sonra yanına birini asistan olarak almak istesen , o gencimizde hangi özellikleri ararsın?

MÖ: Benim tam tasvirini yapamadığım, belki siz tecrübenizle daha iyi anlatırsınız , bir kişiyle 30 dakika geçirmem gerekir.

O 30 dakikada da surat ifadesinden yaklaşıma, sohbete, havadan sudan her konuyu konuşabilirim.

Tarif edemeyeceğim ama bana şahsen ailevi değerleri, düşünceleri bakış açısıyla bana çok şey ifade  etiği bir 30 dakikadır.

Bununla birlikte o kişinin çalışma özverisi, dışa dönük olması, en keyif aldığım şey bir şeyi yanlış yaptığınızı, çok rahat bir şekilde "Bence  burada yanlış yapıyorsunuz" diyebilecek olması.

Bunu herkes aynı olgunlukla kabul edermi bilmiyorum ama ben şahsen hiç zorlanan büyük bir mutluluk duyuyorum.

Bazen kızıyorum , sinir oluyorum ama o kişinin değeri benim için hiç konuşmayandan daha fazladır.

O nedenle en çok bu tarafını o kişinin görmeye, yakalamaya çalışırım.

Özgüven noktasında bunu söylemekten çekinmeyen tarafını ve her zaman eğitim öğretim, not ortalamamız, yazları geçirdiğimiz iş tecrübeleri benim önemli şekilde bakacağım unsurların başında geliyor.

Çünkü eğitim ile başarının koordinasyonu tartışılmaz.

Tabiki istisnalar var ama ben yinede bu unsura önem veririm.

BŞ.Ben yine gençlerimiz adına sana sormak istiyorum; sen Murat Özyeğin olarak baban Hüsnü Özeyğin'den öğrendiklerin, aldığın ilhamlar, benimde şu vasıflarım olsun dediğin.

MÖ: İlk önce dünyadaki en kompleksiz, en mütevazi insan.

O mütevazi tarafı akıl alır gibi değil.

O kadar fazla bir boyutta ve güzel bir boyutta.

O mütevazilik tarafını hayranlık boyutunda almış durumundayım.

Bunu benimsemiş durumdayım.

Bunu yanlış yapıyoruz dediğimizde bunu dinleyen ve bu bakış açısıyla bakan bir insan.

Eğitime çok önem veren bir insan. Bu nedenle 65 kız yurdu, 90 okul, Özyeğin Üniversitesi , her yıl 3 bin  burs öğrencisi üniversitelerde.

Karar alabilen bir insan.

O çok önemli. 10 konu ile ilgil ilerlemeyip bu kadar hızlı ilerleyen bir dünyada 6 doğru,
4 yanlış yapsanız bile çok daha başarılı olursunuz.

Çünkü doğruların katlanarak başarı oranı daha da fazla. 6 doğru 18 doğruya gidebilir, 4 yanlış 18 doğrunun yanında hiçbirşeydir düşüncesiyle karar alan ve kararın arkasında duran bir insan.

Hata yapmasına öğrenmesi açısından karşısındakinin hata yapmasına göz yuman bir insan.

Benim bir hatamı, yüksek bir meblağ olmadığı için , göz göre göre göz yummuştur ki o hatadan öğreneyim.

Bunu gerçekten ben yaşadım.

Bir fiil para kaybettik. Benim geldiğim 2003 yılında.

O hatayı hata olarak adleşmiştir o ama benim yapmamı istedi ki ondan ders çıkarayım.

Ve çok çalışkan. Pazar günleri bile çalışan bir insan..

BŞ:Hüznü Özyeğini'de alkışlayalım.

Dinamik, genç ve müteşebbis bir evlat yetiştirdiği için.

Ben sizlerede soru hakkı vereceğim ama soru hakkını size vermeden gençler oyun oynamayı seviyor ya hem Murat hem ben sizinle oyun oynamak istiyoruz. Hepinizi buraya çağırmak mümkün değil ama 10 kişiyi buraya çağıralım ve sizlerle bir oyun oynayalım dedim.

Oyunumuzun içinde 30 saniye var ve Murat'ı ilgilendiriyor.

Murat hiç durmadan ve teklemeden 30 saniyede birşeyler söylemesi gerekiyor.

Ne mi söyleyecek?

Söyleyeceği şeyleride burada 10 tane kağıt var, herbirini gençlerimize vereceğim ve diyeceğim ki "Murat Özyeğin'in 30 saniye süresince konuşma yapmasını istediğiniz tek bir kelime yazın.

Öyle bir kelime yazın ki 30 saniye içinde teklesin, söyleyemesin ve diyelim ki yandın"

Sayın Murat Özyeğin, bir kelime 30 saniye oyununu Bilgi Üniversitesi'ndeki öğrencilerle oynamaya hazır mısın?

MÖ:Hazırım.

ÖĞRENCİ:  Kelime dost

MÖ: Dostlarımız hakikaten  en kötü günde, en zor zamanda yanımızda olan.

Bazen zaman zaman birkaç ay geçmiş konuşmamışız ama en ufak bir sekteye uğradığımızda hemen yanımıza gelen güzel dostlardır.

Mesela ben bir tanesini dün yine aramayı  unuttum.  A

ma aynı kişi 4 ay önce babasını kaybettiğinde 4 gün 4 gece birlikteydik.

ÖĞRENCİ:  Kelime ölüm

MÖ:Benim pek düşünmeyi sevmediğim çekindiğim bir konu herhalde. 30 saniyeyi doldurmakta dost kelimesi kadar başarılı olamayabilirim. İnşallah Allah hepimize uzun ömür versin.

ÖĞRENCİ:Kelime Abramoviç

MÖ:Şımarık, bir işadamı diyelim.

Herhalde kolay yoldan geldi gibi geliyor bana. Politikacılarla ortaklığı da var gibi geliyor bana.

Çünkü mantıklı gelmiyor o kadar bir harcama. İnsan alın terinle kazanınca bu kadar kolay harcayamaz gibi geliyor. Güzel kızlarlada dolaşıyor.

ÖĞRENCİ:  Kelime zenginlik
 
MÖ:Zenginlik, paylaşın.

Hakikaten düzgünce istihdam , iş yaratmak, verimlilik kazanmak. İnsanın en büyük stresi onu hangi işe yatıracağı , yeni ne yapabilirim diye düşünmek.

O anlamda en güzeli , işle güçle zenginlik , başkalarıyla paylaşmak ve sosyal sorumlulukla zengin olmak.

ÖĞRENCİ: Kelime Beşiktaş

MÖ: Beşiktaş. Hasta beşiktaşlıyım.

Çocukken çok maça gittim.

2-3 kere dayak yedim.

3-4 yıldır küsüm biraz.

Babamın başkanlıkla hiçbir ilgisi olmadı.

Babam onu full time bir iş olarak görüyor.

O zaman sosyal sorumluluk, üniversiteye vakit ayıramayız.

ÖĞRENCİ: Kelime ahlak.

MÖ: Olmazsa olmaz.

Ahlak derken etik , ahlak gibi algılayarak söylüyorum.

Bir çizgide sınırda durduğunuzu düşünüyorsanız, hiçbir şey yapmayın.

Bir konuyu "Yaptığım acaba ahlaki mi?" sorusunu sorma safhasına giriyorsanız o işe hiç bulaşmayın.

Çünkü sınırdadır demek.

ÖĞRENCİ: Kelime aşk

MÖ:Aşk güzel. Sırf karımla olur sanardım ama şimdi üç çocuğum oldu.

Onlarlada oluyormuş.

Benim 8, 5 yaşlarında ve 8 aylık çocuğum var.

Onların varlığıyla karınıza olan da çoğalırmış.

Aşk  nadir yakalanan bir şey.

Yakalandımı da çok hızlı yakalanıyor.

Ben bir arkadaşımla 7-8 yıl arkadaşlık etmiştim, evlenemedim.

Karımı tanıdıktan 9 ay sonra evlendim.

ÖĞRENCİ: Kelime aile.

MÖ: Aile , dediğim gibi çocuklarım , ailem herşeyin önünde duran tek olay.  

Bayağı dengelemeye çalıştım, geldiğim ilk yıllar çok çok iş odaklı gidiyordu.

Şimdi biraz daha tempomu oturtaraktan onlara çok güzel vakit ayırmaya çalışıyorum.

Babamdan da çok şey öğrendim bu konuda tabii.

Annem ile babam profilde çok farklı iki kişi.

O yüzden onların dengeleri çok güzel.

Aile gibisi yok.

ÖĞRENCİ: Kelime mutluluk

MÖ:Mutluluğun benim için tek bir tanımı var denge,

Ne evde aile ile fazla vakit geçirirseniz mutluluktur, ne işte çok vakit geçirirseniz mutluluktur.

Hepsini bir dengede yapmak mutluluk.

Yılın altı ayı tatil yapsanız tatilden sıkılırsınız.

Tatilin mutluluğu da bir hafta iki kere yapmak, onu iple çekmek. .

Benim için hayattaki her hususta belirli dengelere oturtmuş olmak.

İşe ayırdığınız vakitten, keyife ayırdığınız vakite kadar, hobilerinizi eksik etmemenize kadar.

Hiçbir şeyin fazlası iyi değil.

ÖĞRENCİ: Kelime yoksulluk

MÖ:Çok çok önemlibir unsur.

Hepimizin yatıp kalkıp uğraşması gereken bir konu ama sistematik olarak uğraşması gereken bir konu. İstihdam yaratarak, uzun vadeli bakarak, popülist olmayarak, bunu ülke ekonomisini geliştirerek, büyüterek, bunu bu şekilde yapmak.

Hakikaten dünyadaki en büyük sorun.

BŞ: Kelimeler bitti, hepsini başarıyla yaptı.

Onun için Murat'ı alkışlıyoruz.

30 saniye de ben alayımmı, bir kelimede ben sorayım.Hatta ben 60 saniye alıyım, iki kelime sorayım.

Birinci kelimem benim Özyeğin Üniversitesi.

MÖ: Hepinizi davet etmek isterim. Müthiş bir kampüs yapıyoruz. Akademisyenler ile iş dünyasından değerli kişileri birleştirdik mütevellimizde.

Çok girişimci bir ortam.

Çok güzel bir ortam. Bilgi Üniversitesi de örnek aldığımız kurumlardan biridir.

Büyük bir takdirle izliyoruz, görüyoruz. Rıfat Bey'e , değerli rektörünüze babam ile birlikte iki kere geldik ziyarete. Kendilerinden öğreneceğimiz çok şey var, bizlerin ilerisinde olduğu için. Muazzam bir şey yapacağız.

Yüzde 72 burs oranımız söz konusu.

O nedenle çok kaliteli öğrenci tabanımız var. Bunu da çok kaliteli bir akademik kadroyla besleyerek, kampüsümüze de 2011 Eylül'ünde , Çekmeköy'de yerleşmiş olacağız.

Tek soyadımızı verdiğmiz şey.

Hiçbir işimizde bir soyadımızı vermedik. Sadece üniversitemizde söz konusu.

Onun için sonsuza dek baki ve başarılı olması için elimizden gelen her şeyi yapacağız.

BŞ: İkinci kelimem de Bilgi Üniversitesi
 
MÖ: Bizlerinde çok büyük takdirle izlediği çok değerli bir kurum.

Çok güzel bir kampüsü var, biraz evvel gezdim.

Rektörünüzü,değerli mütevelli heyeti başkanınızı ziyaret edip fikirlerini kendi üniversitemizi dizayn ederken alacağımız kadar değerli bulduğumuz bir okul. Bugün de burada olmak benim için çok büyük bir keyif.

MÖ:Hocam sizden de bu değerli arkadaşlarımızla birlikte olmamız anısına sizden de bir 60 saniye bir şeyler söylemenizi isteriz.

BŞ: Hakikaten seni burada misafir etmek hepimiz için bir kazan.

Çünkü sen hakikaten genç yaşta birçok gencimizin veya insanımızın yaşamadığı tecrübeleri yaşamış birisisin.

Hep arzumuz , istediğimiz her insan hayatta istediğine kavuşsun.

Bunu herkes gönülden istiyor ama herkese her istediğini vermek mümkün olmuyor.

Herkese her istediğini elde etmek nasip belki olmuyor.

Sonunda biz diyoruz ki, bulduğumuz ve hedeflediğimiz şeylerin önemli bir bölümünü elde dersek, memnun olalım demeğe başlıyoruz.

Ondan sonrada hayat içerisinde o kadar süratli hayat geçiyor ki, bir bakıyorsunuz 30 yaş, bir bakıyorsunuz 40, bir bakıyorsunuz 50, sonra bir bakıyorsunuz benim gibi 60.

Nasıl oldu bu? Diyorsunuz. Hakikaten çok süratli geçiyor.

Mutlu olmak çok önemli. Mutlu olmak içinde insanın ne istediğini bilmesi gerekiyor. İstediğiniz şeyler eğer ulaşılabilir şeyler , elde edilebilir şeyler ise, mutluluğu yakalayabiliyorsunuz.

Geri kalan bence teferruat diyorum.

Bakarsanız hayatta ileride öyle acılar, öyle kederler , öyle olaylar yaşayacaksınız ki, her yasadığınız olay biz ona tecrübe diyoruz işte, size bazı şeyleri daha hoşgörülü karşılamayı , daha müsamalı karşılamayı, daha skin karşılmayı ve kendinize değer vermeyi , çevrenize değer vermeyi, insanlara değer vermeyi, ufak tefek şeylerle mutlu olmayı,  öğrenmeyi öğretiyor.

Yeterki sağlık elden gitmesin. En önemli şey sağlık.

Allah herkese bir ömür biçmiş.Muhakkak onuda bir yerde sizin elinizden alıyor.

Hepimizin başına gelebilecek bir şey.

Yaşadığınız dakikaların, yaşadığınız saniyelerin, kıymetini bilin.

Burada sizinle birlikteysek, Murat'la birlikteysek onun kıymetini , bunun anlamını  bilip bundan mutlu olmayı öğrenin.

Yoksa okul birincisi olmuş, şu olmuş bu olmuş  , bunlar güzel şeyler sizi taçlandıracak şeyler ama hayatın sonu değil okulu 5. bitimek, 10. bitirmek.

İnsan hayatında bazen öyle kapılar açılıyor ki, bazen o kapıları siz açıyorsunuz, bazen şans açıyor o kapıları.

O kapıların bazılarından geçip mutluluğa ulaşıyorsunuz.

Bazıları göremiyorsunuz bile.

Hayatı yaşıyorum diyebilecek kadar yaşayın.

Yaşamak sadece nefes almak değildir.

Hayatı ben yaşadım diyebilecek gibi "Bu günü yaşadınız mı?" dediklerinde "Evet, bugünü yaşadım" deyin.

.
.

.


Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof.Dr. Halil Güven, Bülent Şenver 
.


Prof.Dr.Halil Güven, Bülent Şenver, Murat Özyeğin
.



.



.


Murat Özyeğin, Bülent Şenver
.


Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Halil Güven Genç Yöneticiler kulübü üyeleriyle
.


Bilgi Üniversitesi Rektörü Prof.Dr.Halil Güven ve Bülent Şenver Genç Yöneticiler kulübü üyeleriyle

.


Bülent Şenver, Murat Özyeğin
.


.


.


.


.



.



.


.

  

.

  

.

   

.

  

.

  

.

  

.



.

 

.

 

.

 

.

 

.

 

.

 

.

  

.
.



                                         
                                                         BİLGİ ÜNİVERSİTESİ

                                                     GENÇ YÖNETİCİLER KULÜBÜ

                    DUAYEN BANKACI BÜLENT SENVER İLE GİRİŞİMCİ BANKACI MURAT ÖZYEĞİN
                                   
                                                     "BANKACILIK VE FİNANS"

              KONULU BİR SÖYLEŞİ GERÇEKLEŞTİRECEKTİR. KATILIMINIZI BEKLİYORUZ.                                                                              

TARİH: 11 MART CUMA                                 
 SAAT: 14.00                                                          
YER: SANTRAL KAMPÜSÜ E3/101

                                                            

Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org