Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Lider Odaları       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Serdar İnan Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

DENGE
08.01.2012
Okunma Sayısı : 2091
Oy Sayısı : 1
Değerlendirme : 5
Popülarite : 0
Verdiğiniz Puan :
 

 

DENGE

Serdar İnan 

Doğruluğundan en çok emin olduğunuz bir konuyu bir kenara yazın, altına uzun düz bir çizgi çekin, altına kendinizi zorlayarak tam tersini, hayalinizin gidebildiği en yanlışı bulup yazın, ikisinin birbirine bölümü size "bir"i verecektir.

Yani doğru ile yanlışın, iyiler ile kötülerin birbirlerine bölümü "bir" eder.

O "bir" ki; bugüne kadar düşüne-mediğimiz ve yanlış olarak gördüklerimiz ile bize doğru diye öğretilenlerin bileşkesidir.

O "bir" ki; hayatın en orta yerinde hep karşımıza çıkan, ama görmediğimiz veya görmek istemediğimiz hayat formülünün en önemli neticesidir.

O "bir" ki; bizi her zaman doğru düşünceye götüren, her şeye saygıyı öğreten mucize ra-kamdır.

Her şey o temel üstüne kurulmuştur.

Bunun sırlı öğeleri her yanımıza serpiştirilmiş olmasına rağmen, bazen egomuzdan, bazen düşüncesizliğimizden hiç görmeyiz onu.

Onu hep zannı-mız üzerine algılar, zannımız üzerine kendi doğrularımızla ya da egomuzla hareket ederiz.

Ancak dünyada tüm güzellikler ve çirkin-likler birbiri için yaratılmıştır. İkisi de aynıdır ve gereklidir; biri olmadan diğerinin kıymet-i harbiyesi olmaz.

Her şeyi "bir" görmek, o "bir"in parçalarını sevgilerimizde ve nefretlerimizde görebilmek gerek. Başkasının çocuğunu kendi çocuğun bilmek, komşunu kendi üzerinde hak sahibi görmek, fakire karşı kendinizi sorumlu hissetmek gerek.

Olmayana verirken onun hakkını veriyor olmanın hazzını yaşa-mak lazım; "bir elin diğer eli verirken görmemesi" bu anlayışı ne güzel anlatıyor değil mi?

"Bir"in matematikte de o kadar çok anlamı yok mu?

Neyi kendine bölsen "bir"i verir, "bir"i "bir" ile çarparsan gene "bir" elde edersiniz.

"Bir", Arapçadaki "elif" harfinin karşılığıdır.

"La ilahe illallah" dediğiniz zaman ve birer birer geri gittiğinizde sonunda "la", yani yokluk sıfatı ile karşılaşırsınız, "la" ise "elif" ve "lam" harfleridir; yokluğu bir geri sarar iseniz, elife, yani "bir"e geri dönersiniz.

O "bir" öyledir ki; her şeyin başı, yokluktan varlığa geçiş anahtarıdır.

Varı bilmenin yolu yokluktan, yokluğun anahtarı ise varlıktan geçmektedir. Yokluk da varlık da başta anlattığım gibi dengeyi oluşturur, biri olmadan diğeri oluşamaz.

Tersi olmayanın düzü olmaz; dualitenin aslı, gerçeği budur, tüm çirkinler aslında güzeldir. Çirkinde çok yol alsanız güzele, güzelde çok gitseniz çirkine ulaşırsınız.

Yaşamın "seyr-i sülukü"dür bu; hayat tüm sözlerinizi, yaptıklarınızı gün gelir karşınıza çıkarır.

Ben şunu yapmam deseniz, gün gelir hayat sizi onun peşine takar, sanki hiç o sözü söylememiş gibi sizi onu yapmaya mecbur eder.

O olmazı size yaptırmaktan, size onu güzel göstermekten, ilacı size kendi isteğiniz ile yutturmaktan ayrı bir zevk alır gibi davranır.

İyi kötü ile, doğru yanlış ile flört eder. Aklımızı karıştırmak için, kendimizi veya doğru bildiklerimizi vazgeçilmez sandırmak için, hayat bize boşuna mı kendi fikrimizi doğru gösterir durur?

Ayrı kültürlerin insanlarını bize hakir gösterir, bize asil muamelesi yapar; "Her şeyi sen bilirsin!" der, "Neden onlar gibi olasın, neden onlar gibi düşünesin?" der.

Sonuç olarak hiçbir zaman, iyilik veya kötülük, biri diğerine galip gelmeyecek; ne zaman ki doğru yanlışa galebe çalsa, ilahi yardım yanlışa gelecek ve hayatın dengesi yerine oturacaktır.

Ta-bii bu bize sanki haksızlık gibi gelecek.

O'nu, kendimizden çok uzaklarda bir yere oturttuğumuz zaman, kimimizin kafasında yaratana karşı eleştirisel yaklaşımlar oluşacak.

Bu eleştiriler ile kimimiz dinden çıkacak, kendimizi, yaratanı adaletsizlikle suçlar bulacağız.

Aklımızca ona ders vereceğiz, onu yok sayarak adalet dağıtacağız.

Hâlbuki varsayımlarımız ne kadar kendimize yö-nelik bilemeyeceğiz. Zannettiklerimiz, hayatı matah bilmemiz, her şeye kendi penceremizden bakmamız bize ne sevgilere mal olacak, ne yolları boş gideceğiz, yanımızdakileri görmeden bir ömür yaşayacağız.

Ve hiçbir zaman da döngüyü kapatamaya-cağız. Hayat kurgumuzda hep bir şeyler boş kalacak, bir türlü hayatın gereğini dört dörtlük yapamayacağız.

Bir müddet düşündüğümüz gibi yaşayacağız.

Ancak zaman ile düşündü-ğümüze göre yaşamayı bırakıp, yaşadığımız gibi düşünmeye başlayacağız.

İşin garibi bu sözü söyleyen çoğu dindar kardeşleri-miz de aynı tuzağa düşmekteler.

Dini düşünüşlerinin gereğini yapmak isterken, şekilde kalarak hayatlarının gereğini yaparlar.

Başkalarına öyleymiş gibi göstermenin peşine düşüp kendilerini aldatırlar.

Şekil, tüm düşünüşlere sınır getirir, düşüncenin şekli yoktur.

Her şeklin doğru düşünüşü vardır. Fikirlerin köşesi, boyutu yoktur.

Fikirler renk gibidir, istediğiniz şekle yapıştırın. Bugüne kadar yeşili yalnızca çimende görsen, çimen ile yeşili bir zannedersin.

Hâlbuki yeşil daha pek çok şekle aittir. Aynı şekilde farklı renkler olduğu gibi, aynı renkte farklı tonlar da vardır.

Bu sebeple kendimize sınır koyup sonra bu sınırların hâkimiyeti altına girmeyelim; unutmayalım ki her anda her şeyde değişiklik olabilir.

Senin için o gün doğru olan bugün benim için doğru olmayabilir; tarih bunun örnekleri ile doludur.

Amaç her koşulda dengeyi yakalamaktır; dengeyi kurmak için esas olan, karşınızdaki etkiye doğru tepkiyi vermektir. Kural bu kadar basit; nasıl hayatta birbirinin aynı olan hiçbir şey yok ise, tepkilerde de aynıya ehemmiyet verirseniz, dengenizi bozarsınız.

Bu bozukluk size ruhsal dengesizlik olarak geri döner, zaman içinde bu değişken ağırlıklar, metal yorgunluğu gibi, sizde belli kasılmalara yol açar.

Bu sebeple denge, hayatı ayakta tutan iki kuvvetin bileşkesidir.

Etki ve tepki bazen pozitifte, bazen negatifte yer alır.

Bu iki kutup, hareketi ve ivmeyi oluşturur. Bize düşen ters etkiyi de kendi faydamıza kullanıp, hareketi isteğimize göre yö-neltmektir.

İnanın gün gelecek insanoğlu bu formülü neticeye kavuşturacaktır.

Evliyaların kerameti işte böyle bir reaksiyonun neticesidir.

Bu iki ucun ortasında biz kendimizi görmeliyiz.

Ara-da ise narin, zayıf nefsimiz ile terazi oluşmaktadır.

O terazidir ki, yaşamı düz bir çizgide hatasız, şaşmasız götürür, terazinin stabilitesi ise yaşama enerji verir.  

Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org