Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Lider Odaları       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Serdar İnan Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

BENDE VAROLANLAR BENDEN İSTENENLERİ GİZLİYOR
08.01.2012
Okunma Sayısı : 1934
Oy Sayısı : 2
Değerlendirme : 5
Popülarite : 1,51
Verdiğiniz Puan :
 

 

BENDE VAROLANLAR BENDEN İSTENENLERİ GİZLİYOR

Serdar İnan


Kendimize sorsak, ben tam oldum mu diye?

Kimse kendisini tam olgun, tüm evrimlerini geçirmiş, artık değişmeye, gelişmeye hiç ihtiyacı kalmamış olarak görebiliyor mu?

Yani, artık hiç kızmayan, kendi içinde mutmain, sinirine hâkim olabilen, tüm insani ilişkileri düzgün, dingin ve huzurlu bir insan olarak kendimizi görebiliyor muyuz?

Evde, işte insanlar bize, 'ya sen ne kadar olgun ve iyi bir insansın, sana hayranım bu kadar iyi olmayı nasıl başarabiliyorsun' diyorlar mı?

Yoksa artık tam olamadık mı?

Netice olarak insan kendini eleştirmeyi öğrendiği zaman, daha doğrusu objektiflerini kendi üzerine çevirdiği zaman görecek ki aslında, o kendini beğenmiş tavırlarının ardında kendini beğenememişlik yatıyor.

Çünkü kendi içinde huzuru bulamamış ve agresifiz.

Allah bize yeri verse, göğü istiyoruz, başımıza gelenden ders alacağımıza isyan ediyoruz.

Huzursuzluk, sağlıksız yaşam, sağlıksız ilişkiler, görüneni yapan, ardına bakmayan tavırlarımız bizim içimizi ufaltırken, hayata karşı ve değişken olaylara karşı savunma yapan mekanizmamızı zayflatıyoruz. Sıra dışı tüm olaylar bizi korkutur hale geliyor.

Arkadaş ilişkilerimizde, iş ilişkilerimizde neyin doğru olduğunu karıştırır hala geldik.

Dün eleştirdiğimiz hareket tarzını bugün yapar hale geliyoruz, bu da üstümüzde farkında olmasak da  büyük baskı oluşturuyor.

Hayat bizi sıkıyor daraltıyor.

Peki bundan kurtulmak için dağın başına gidip kapanıp bilge hayatı mı yaşamamız gerekiyor?

Modern hayatın içinden, dinginliği ve huzuru çıkarmak mümkün değil mi?

Hayat bizden neyi yapmamızı istiyor?

Yaşayageldiğimiz hızlı hayat daha ne kadar ruhumuzu hızla törpülemeye devam edecek?

Tüm bu sorulara cevap için, işin başında doğru bir tespit yapmamız gerekiyor.

Biz aslında neyiz, ne yapıyoruz, neyi yapmalı, neyi yapmamalıyız?

Nasıl düşünmeliyiz, gelecek bizden ne bekliyor?

Tüm cevaplar aslında geçmişimizde yatıyor.

Elimizde gelecek olmadığına göre geriye dönmeli ve gün ile ilgili kararları fikirleri geçmişte aramalıyız.

Elimizde zaten başka bir ipucu yok.

Gelecek kendini geçmişimizde saklıyor, bunu hiç unutmayalım.

Geçmişimiz şimdimizi, şimdimiz ise geleceğimizi hazırlamakta.

Hayatımızı bizi bekleyen saklananları bulmaya göre ayarlamalıyız.

Hiçbir şey yoktan var olmuyor, yoktan yaratılış anda, ezelde oldu ve bitti, biz artık zamanın olanı önümüze getirmesini bekliyoruz.

Bu sebeple bizler ancak var olanı bulabiliyoruz.

Örneğin x ışını olmasa röntgen cihazı nasıl icat edilecekti? Vücudu geçen bir ışın varmış ve biri onu bulmuş, böylece röntgen oluşmuş.

Veya havada uçuşan radyo dalgaları olmasa, biz nasıl telefonda konuşacak nasıl televizyon izleyecektik?

Yani aslında geleceğimiz şu anda, şu an da geçmişte saklı.

Arayıp bulursak bizim ne olduğumuz, nereye gideceğimiz hakkında fikir sahibi olabiliriz.

Şimdi sıkı durun, sizlere her şeyin başını anlatacağım. Her şeyin başında hiçbir şey yok iken 'la', yalnızca Allah vardı 'ilahe', ve o illa ki Allah dedi 'illallah', ben nelere kadirim görmek istedi ve yaratılışın ilk tohumunu yarattı.

Tohum aşktı, ne güzel yarattım dedi ve yarattığına âşık oldu.

Aslında yaratan da, yaratılan da kendidir, ondan başka var yoktur.

Ancak bu kısım derin sırlar içerdiği için konunun esasına girmeyeceğim.

O ilk yaratılan kâmil insan özü Muhammediye nuruydu 'muhammeden' ve onu önce kulu 'abduhu' ve sonra elçisi 'resuluhu' ilan etti.

Kâinatın temeli bu şekilde vücut buldu. 'La ilahe illallah ve Muhammeden abduhu ve resuluhu'.

Allah kendisini Muhammed aynasında gördü, esmalarından ona verdi ve kendini açığa çıkarabilecek en üstün varlığa hayat verdi.

O şekilde esmek saçmak istedi ve Âdem vücut buldu.

O Muhammed ise kendi nurundan bahisle, ben nelere kadirim dedi ve maddi ve mana âlemleri oluşmaya başladı.

Bizim âlemimiz ise ana saçılma 'big bang' ile başladı.

İlk madde oluştu ve zaman maddenin içinden çıktı.

An sonsuza uzadı, ayna kırıldı ve kırık aynada her parçada o açığa çıktı.

Çokluk âlemi 'kesret', tek ten 'vahdet' çıktı.

Yaratılış ve ritm başladı.

Maddenin ritminden zaman çıktı.

Zamandan nefes çıktı, kalpten başlayan ve tüm evreni kaplayan dönüşme yaşanmaya, git geller oluşmaya başladı.

Sarmallar, DNA yapıları oluştu hepsi ona varmanın yolunu gizledi, ta ki biri gelip de onu bulsun, buldursun diye.

Dikkat ederseniz, kalbin açılıp kapanınca çıkardığı ses 'al lah'tır.

Nefes alırken 'hay' deriz hayat buluruz, verirken 'hu' der ölürüz.

Anda, ezelde, yaratılışta tüm olaylar an'da olup bittiğine göre insanlık o an'da doğdu ve ne zaman ki yaşarken ölecek, o zaman gerçeğe yeniden doğacak.

Doğumun ve ölümün sırrı işte buradadır.

Yani insan ilk halk edilişte doğar, ölmeden evvel ölünce sonsuza doğar, anlaşılacağı üzere tek doğum ve tek ölüm vardır.

Hayata gelmemizdeki sebep içimizdeki o nuru açığa çıkararak yaşarken ölmektir.

O sebeple dualarımız kabul edilebilir, bizler Muhammediye nurundan parçalar olduğumuz için hepimizde ondan gelen 'Ol' tecellisi vardır.

Onun hatırına bizler kabul görür seviliriz.

Her şeyin aslı o aşk ve o nurdur, bunu iyi bilmemiz ve içimize sokmamız gereklidir.

Tüm dinler ve hayat bize bunu öğretir.

Her şeyde o mutlu sona bir gidiş ve tekamül vardır.

İnsanın seyri süluğu budur.

İnsan hayat sarmalını tamamlayıp seyri sülukta son noktaya çıkarak, içindeki beni öldürerek gerçeğe doğmak için gelmiştir.

Bunu başarabilen nadide kullara ne mutlu.

Allah hepimize bu azların içine girmeyi nasip etsin.

Tekamül doğada, hayatta, siyasette olduğu gibi insanın içinde ve dinlerde de mevcuttur.

Din ilk yaratılışta son halini almadı, binlerce peygamber geldi, ancak her yeni gelen bir öncekini geliştirdi.

Bizim anladığımız modern anlamda dinin temeli Hz. İbrahim zamanında hayata inmiştir. Hz. İbrahim dinin temelini oturtmuş, dine aklı getirmiştir.

Yani bir anlamda su onundur.

Hz. Musa ise dinde şeriatı getirmekle mükellefti ve öyle de yaptı.

On Emir tamamen şeriatı verir, diğer semavi dinlerde de zaten temelde aynı şeriat vardır.

Yalan söylemeyeceksin, hırsızlık yapmayacaksın vs gibi temalar insanı görsel anlamda sınırlar, neyi nasıl yapacağını kalıp içine koyar, yani suyu taşıyan bardaktır.

Ve tarifi kolaydır. Siz bardağın teknik spesifikasyonunu vererek, aynı bardaktan Amerika'da üretebilirsiniz.

Böylece Hz. İbrahim'in söylediği akıl, şekil alarak din bir adım daha ilerlemiş ve su bardağa konmuştur.

Hz. İsa ise hakikati temsil eder, işin kalbidir, suyun tadıdır.

Su nasıl her ağızda ayrı tat bulursa, Hıristiyanlıkta da çeşitli İncillerin olmasının hakikati budur.

Çünkü her yazan anladığını yazmıştır, her gönülde din gül yaprağı

gibi başka açmıştır. Hz. İsa şekli ifade etmez, her nefs ayrı bir tat alır, yani artık su içilmiştir. Fakat görüyorsunuz ki dinde hâlâ bir eksiklik var o da faydadır.

Yani su vardır, bardağa konmuştur, içilmiş tat alınmıştır ama susuzluğa deva olmuş mudur?

Hayır, henüz olamamıştır. İşte ben sizin dininizi tamamladım derken Allah aşkı Muhammedi eliyle insanlığa, dinin son halini anlayalım ve gelişelim diye sunmuştur.

Su artık insanlığın hizmetine girmiş ve susadığının farkına varanların içeceği bir deryadır.

Dikkat ederseniz susadığının farkına varanlar için dedim, çünkü çoğumuz onun farkında bile değiliz, dünyanın perdelerine o kadar kendimizi kaptırmışız ki, ne susuzluğumuzu hissedebiliyoruz, ne kana kana su içiyoruz, yanıp kavruluyoruz.

Başucumuzdaki bardağa elimizi uzatamıyoruz. Bizler sahici gibi gözüken dünyevi perdelerde öyle asılı kalmışız ki, hakikate yani perdenin ötesine bir türlü geçemiyoruz.

İşte gizli kalan da budur aynı radyo dalgaları gibi bir gün keşfedilmeyi bekliyor.

Allah nurundan herkese verirken, o nuru içimizde bizim bulabilmemizi istemiştir.

Bazen yardım gelir, ama bu hayat yolculuğunda bilmeliyiz ki hepimiz yalnız, tek başınayız ve Allah hepimizin suyu içmesini istemeyebilir de.

Bu şekilde hayat aslında hepimizden aynı şeyi istemiyor.

Bizler aslında büyük bir resmin parçalarıyız.

Bu sebeple dünyada meslekler farklı, herkes aynı işi yapmadığı gibi manevi âlemde de insanlar arasında vazife farklılıkları var.

Her şey bir araya gelince ancak bütün resim görülebiliyor. Hayata bu resimdeki yerimizi alabilmek için de geliyoruz aynı zamanda.

Dünyaya ilk göz açışımızda kader planımız elimizde, ancak başımıza gelecek olayları aslında biraz da biz oluşturuyoruz.

Burada Allah'ın mutlak ilmi devreye giriyor. Bizim ne yapacağımızı da o biliyor.

Zaten her şey an'da saklı olduğu için, yani film çevrilmiş olduğu için, Allah için ne olduğu veya ne olacağı arasında bir fark yok, ikisi de onun ilminden birer parçadır.

Bizim tekamül planımızda Allah'ın bizi vardırmak istediği yer 'resimdeki noktamız' kayıtlıdır, bu da bizim aslında istidadımızdır.

Ana yaratılışta Ana nur ben nelere kadirim derken bir piramit oluşmuştur, bu piramidin altında da üstünde de insanlar vardır ve bu piramit asıl resmi ifade eder.

İşte asıl piramit ve suretinin iç içe geçmiş hali ise siyon yıldızını verir, iki üçgen aynadaki görüntü gibi ters olarak üst üste konmuş halidir, dualite de budur, Allah'ın iyi kulları olması için kötülere ihtiyaç vardır.

Güzel, çirkin olmadan güzelliğini fark edebilir mi?

Bu sebeple piramidin altında olan istidad ile gelen varlık olduğu gibi, yukarıda istidadı ile gelen de vardır, ama istidadımızı aşabilmek bir yerde elimizdedir.

Çok özel kullar için bu kapılar daima açıktır.

Zaten bizim bildiğimiz anlamda aşk da öyle değil midir?

Aşkımız için her şeyi yapmaya, tüm kuralları değiştirmeye biz de hazır değil miyiz?

Unutmayalım dünyanın yaratılışındaki ilk tohum aşktır.

Bu sebeple Allah'ı hiçbir konuda sınırlamamak gereklidir. Allah dilediğine dilediğini verir, bu noktada bizim aklımız ile mantık aramak karıncanın orman hakkında hüküm vermesine benzer, ne biliyoruz ki ne söyleyebiliriz?

Yunus bir dizesinde bize bu konuda ışık tutmuştur. 'Cennet cennet dedikleri / birkaç köşkle birkaç huri / isteyene ver onları / bana seni gerek seni' derken dünya ehline cennetin haram olduğunu söylüyor.

Yani Allah dünyayı isteyene dünyayı verirken, kul neler kaçırdığının farkına varmadan Allah'a şükrediyor.

Bizi bu konuda yanıltan, bizi biz yapan aklımız oluyor.

Akıl ile bir yere kadar gelmek mümkündür, ancak ötesi aşk olmadan gidilemeyen mecralardır. Bu yolda Allah'ın bizi sevmesi esastır.

Tekamülde son noktalar Allah'ımızın bize aşkı olmadan varılamayacak yerlerdir.

Tabii bu noktalar bize çok uzak olduğu için normal mecralara geri dönmek istiyorum.

Bizim kaderimizde yaşayacağımız olaylar değil ama yaşayacağımız hisler yazılıdır.

Bizi ileri götürecek olan, bu hislere karşı ne reaksiyon göstereceğimizdir.

Yani başımıza gelen etkilerden bizler sorumlu değiliz, bizler etkilerden sonraki tepkilerimizden sorumluyuz.

Bu tepkilerimizin doğruluğu veya yanlışlığı bize ulaşacak etkilere direkt etki etmekte. Yaptığımız iyiliklerin de, kötülüklerin de bir gün karşımıza çıkacağı fikri işte buradan doğuyor. Bu şekilde hayatta hoşumuza gitmeyen türlü olaylar vuku bulabiliyor.

Örneğin eşimizi, kardeşimizi sevemiyebiliyoruz. 'Ya sen niye öylesin' diyoruz, 'ben çok çalışkanım, sen niye tembelsin' diyoruz, veya 'ben tertipliyim, sen niye dağınıksın' diyoruz.

Hayatı olduğu gibi kabul edemiyoruz.

Hatta 'hayat karşımda böyle oluştuğuna göre, burada bana ne düşüyor' diyemiyoruz.

Yani 'atılan ok niye hedefte değil' dememeliyiz.

'Oku o attı ve mutlaka ki hedeftedir, buradaki hedeften kendi adıma ne çıkarmalıyım, bana burada ne söylenmek isteniyor' demeliyiz.

Yoksa Allah'ın bir gün yanımıza gelip bizimle konuşacağını bekler isek, daha çok bekleriz.

Allah kulları ile yarattığı olaylar vasıtası ile hâlâ konuşmaktadır.

Umulur ki bu sözleri kulağımız duysun ve bedenimize o sözlerin ışığında yön verelim.

Yazının başında bahsettiğim geçmişimize bakıp günümüzü anlayalım sözü burada devreye giriyor.

'BENDE VAR OLANLAR, BENDEN İSTENENLERİ GİZLİYOR'.

Bu sözü her gün gördüğümüz bir duvara asıp akşama kadar okuyup hazmetmeliyiz.

Hayatımızın ortasına, bizi yönlendiren en önemli kavşağına tabela diye dikmeliyiz.

Şu anki ve eski sabitlerimize bakıp gelecek dinamiklerimize yol göstermeliyiz.

Eşimizi beğenmeyip ayrılsak da aynı duyguları Allah bize başka birinde gene yaşatacaktır.

Rızalık gösterip şükreder isek, yani doğru tepki verirsek bizi rahatsız eden etkilerden kurtulup tekamülde bir üst sınıfa çıkarız ve o sınıfın sorularına etkilerine tabii oluruz.

Bu böyle biz yaşarken ölene kadar, yani nefsimizi terbiye edene kadar devam edecektir.

Ve ezeldeki ilk doğumdan sonraki esas ölümümüz o noktada oluşacaktır.

Ve bizler başka tatlar bulmaya başka âlemlere doğacağız.

Bu serüven devam edecektir.

Ve Allah 'ben her an bir şandayım' sözünün tezahürünü görecektir.

Kendi boy aynasında, nelere kadir olduğunun resminin seyrine dalacaktır.

15.01.2007

Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org