Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Prof.Dr.Ümit Özdağ Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Bülent Şenver'in Odası TV Programı ÜMİT ÖZDAĞ
26.04.2013
Okunma Sayısı : 3700
Oy Sayısı : 1
Değerlendirme : 5
Popülarite : 0
Verdiğiniz Puan :
 

 

Bülent Şenver'in Odası TV Programı ÜMİT ÖZDAĞ

.
.

Duayen bankacı Bülent Şenver, gençler için bir program yapacağını söyledi ve beni davet etti.

Bilikte verimli ve güzel bir saat geçirdik.

Gençlerimize faydalı olacağını zannediyorum...

.
.

 izlemek için

.
.

 dinlemek için  

.
.


Prof.Dr.Ümit Özdağ, Bülent Şenver

.
.

ÜMİT ÖZDAĞ Bülent Şenver'in Odası TV Programı
Deşifresi


Ümit Özdağ (ÜÖ)

Bülent Şenver (BŞ)

BŞ: Bülent Şenver'in Odasına Hoşgeldiniz. Bülent Şenver'in Odasında konuğum Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ. Hoşgeldiniz Ümit Bey.

ÜÖ:
Hoşbulduk.

BŞ:
Ümit Bey, sizi sık sık televizyon programlarına çıktığınız için tanımayan yok değil mi?

Sokakta siz gezerken, alış veriş merkezine giderken, yürürken sizi durduranlar oluyor mu?

"Bir dakika bir şey söylemek istiyorum." Veya "Aferin dün gece nasıl benzetiniz?" " Niye o adama nasıl bir tane tokat atmadınız?" böyle şeyler söylüyorlar mı?

ÜÖ:
En son sizin büronuza girerken  kapıda elektrikçi durdurdu. "Abi, hoş geldin. İyi oldu seni gördüğüm" dedi. Evet, oluyor.

BŞ:
O programlar ev hayatının içine giriyor ve her kesimden insan o  tip programları bir şekilde  tümünü olmasa bile muhakkak önemli bir yerinde yakalarsa ilgi çekiyor, dikkatle izliyor, hele hele siz konuşuyorsanız daha da dikkatli izliyor. Bizim evde öyle çünkü.

ÜÖ:
Teşekkür ederim. 1991 'den bu yana televizyonlara çıkıyorum.

Özellikle 1999'dan bu yana da yoğun bir şekilde çıkıyorum.

Milliyet Gazetesinin yaptığı bir araştırmaya göre 2010 yılında en fazla çıkan yorumcuymuşum. 2011 seçim senesiydi, 2010'dan da daha fazla olduğunu biliyorum ama bir istatistik yok. 2012, 2013 böyle devam ediyor.

Hayatın önemli bir bölümü televizyon, çünkü ben akademisyen olarak akademik bilginin sadece üniversitelerle kalmaması gerektiğini ve toplumla da paylaşılması gerektiğini düşünüyorum.

Ama paylaşırken de bunu bir ders anlatma üslubu ile değil de öğrencilere, herkesin anlayacağı bir dille herkesle paylaşmak .

Bir hoca olmaktan çok bir sohbet havası içerisinde paylaşmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. 

Sanıyorum bunun bir karşılığı oluyor.

Televizyoncu arkadaşlarla yaptığımız konuşmalarda onların da söylediği bu, olumlu bir cevap  geliyor toplumdan.

BŞ:
Size çok önemli bir soru soracağım; belki bu sorunun cevabını ben bilmiyorum diyebilirsiniz ama biraz düşünün bu sorunun cevabını.

3 Mart 1961 tarihinde Tokyo'da, Japonya'da ne arıyordunuz?

ÜÖ:
Doğum tarihim. Nüfus cüzdanımı değiştirmek için yolladım, bana geri geldi, Tokyo'yu silmiş, Tokat yazmış nüfus memuru.

Herhalde Tokyo'da niye doğsun diye düşünmüş. Sonra Tokyo olarak düzelttik.

Babam orada görevliydi, o görevi sırasında ben dünyaya geldim.

Ondan dolayı 3 mart 1961 Tokyo , Japonya doğum yerim.

BŞ:
Orada doğduğunuz için belirli vatandaşlık imkanı  var mı orada?

ÜÖ:
Toprak hukuku denilen hukuk orada yok.

Amerikan hukuku yok.

Ama daha sonra Japonya'ya gittim, Japon hükümetinin davetlisi olarak.

10 gün kaldım, doğduğum hastaneyi gördüm, yaşadığımız semti dolaştım ve dönüp anneme anlattım tabii.

BŞ:
Japonların Türklerle olan benzerlikleri var mı?

ÜÖ:
Japon dilinin ve Türk dilinin mantıkları aynı aşağı, yukarı. Ama bunun dışında pek fazla benzerliğimiz yok.

BŞ:
Huylarımız benzemiyor.

ÜÖ:
Ben huylarında benzediğini düşünmüyorum.

Çünkü çok farklı kültürler.

Milletin huylarını belirleyen kültürleridir. Japon kültürü yumuşak değil, çok sert bir kültürdür.

Hem kendisine karşı serttir, hem de fırsatını bulduğu zaman diğer  milletlere karşı sert olmuştur.

Mesela II. Dünya savaşında hep Nazilerin yaptığını hatırlarız ama Japonlar'ın da Çin'de yaptıkları katliamların, Nankin katliamı başta olmak üzere doğrusu unutulur yanı yoktur.

Burada bir şeyi tespit etmek lazım; Allah sevgisinin ve Allah inancının çok büyük bir önemi var ve Türk kültüründe çok büyük bir yer kaplıyor bu.

O beraberinde şefkati, merhameti de getiriyor. Belirli kodları da getiriyor. Japonlar da doğrusunu söylemek gerekirse, Tanrısız olmasına rağmen, bizim anladığımız anlamda dinleri, bir ahlak kodları var.

Fakat o ahlak kodu beraberinde bizim anladığımız anlamda bir merhameti, sorumluluğu, yükümlülüğü getirmiyor.

BŞ:
Ümit Bey, siz aynı zamanda 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü Başkanlığını yapıyorsunuz, 21. Yüzyılda Türkiye nereye gidiyor?

Çok basit anlamda gençlere bir mesaj vermeniz gerekse, Türkiye nereye gidiyor?

ÜÖ:
Şuanda programı seyredenler herhalde şunu soracaklar; nedir bu enstitüsü?

Ben bu konuda tevazu göstermiyorum, modern anlamda düşünce kuruluşu konseptini getiren ve yerleştiren kişiyim. 1999  Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi ASAM'ı  kurdum ve uzun süre onun başkanlığını yaptım.

Daha sonra ayrıldım 2004'de. 2006'da da 21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsünü kurdum.

Bir stratejik  araştırma merkezi anlayışı ASAM'ı  kurmamdan sonra Türkiye'de yavaş yavaş gelişti.

Bugün onu örnek alan 36 tane enstitü oldu.  21. Yüzyıl Türkiye Enstitüsü başta Türkiye olmak üzere küredeki bütün jeopolitik sorunlarla Türkiye'yi ilgilendirmesi çerçevesinde ilgilenen  bir düşünce kuruluşu.

Türkiye nereye gidiyor?

Türkiye ne yazık ki iyi bir noktaya gitmiyor diye düşünüyorum.

Çünkü yeni anayasa, yeni anayasa diye gündeme getirilen hususta  varılan nokta Türk milletinin adının anayasadan çıkartılması şeklinde bir uzlaşmaya doğru gidiyor

BŞ:
Türk milletinin adının çıkartılması. Yerine başka bir şey mi konulacak?

ÜÖ:
 Bu Türk milletinin elinden siyasi kimliğinin alınması demektir.

Türk milletinin bir etnik grup seviyesine düşürülmesi demektir. Neresinden bakarsanız bakın, Türkiye'de yaşayan insanların yüzde 85'i Türk'tür.

Yüzde 95'i de "Ne Mutlu Türküm Diyene" der kendisine .

Hal böyleyken küçük bir terörist grubun Türk milletine dayatmalarını kabul ederek, silahla tehdidine, şantajına, dayatmalarını kabul ederek Türk milletinin adının anayasadan çıkartılmasının doğrusu ben en büyük sorun olarak görüyorum ve hazmedilmeyecek bir sorun olarak görüyorum.

BŞ:
Bu en önemli  sorun diyorsunuz.

ÜÖ:
Türkiye'nin en büyük sorunu devletin karakteri değişiyor, yapısı değişiyor.

BŞ:
Peki bunu nasıl değiştirebiliriz? Değiştirmek mümkün mü?

ÜÖ:
Durdurmak mümkün. Bunu durduracak olan Türk milletinin kendisidir yine.

Ancak  milletler her zaman  vahametin, tehlikenin o anda farkına varamayabilirler.

Vardıklarında zaman çok geç olabilir. Türkiye'de de öyle bir süreçten geçiyoruz.

Çünkü iktidar partisinin çok yoğun  ekonomik sosyal yardım programı var.

27 milyon insana ekonomik  yardım yapılıyor.

Bu bir anlamda oyların da satın alınması anlamına geliyor.

Bu ekonomik sosyal yardımın aynı zamanda basın aracılığı ile yoğun bir algı yönetimi ile desteklendiğini görünce, halka doğruyu anlatmanın oldukça zorlaştığı bir süreci de yaşıyoruz.

Ama muhakkak millet bir gün "Ne oluyor?" diyecektir diye düşünüyorum.

BŞ:
Bu sadece bir kelime değişikliği değil.

Bazıları diyor ki : "Ne olacak canım iki kelime değişmiş, Türkiye milleti demişiz," diyorlar.

O orada kalmayacak, iki kelime değişikliği ile bitmeyecek bu.

ÜÖ:
Tabii bitmeyecek. Türk milletini anayasadan çıkartmanız demek, Türk milletini bir siyasi kimlikle kimlik olarak sona erdirmeniz anlamına geliyor. Normalde bu gibi şeyler savaşlardan sonra olur.

Bir millet yenilir, bir ülkeye yenilir, egemenlik devredilir.

Ne diyoruz biz anayasanın 708. Maddesinde? "Yargı Türk milleti adına karar verir. 

Çok somut bir şey.

Şimdi siz bu kanıyı  kaldırıyorsunuz oradan Türkiye milleti veya ne koyacaksanız, bu egemenliğin devredilmesidir.

Türk milletinin elinden egemenliğinin alındığı  bir süreçten geçiyoruz.

Millet henüz bunu farkında değil. Biraz soyut bir kavram bu.

BŞ:
Acaba şöyle yapılabilir mi?

Türk milleti deyince, başka kesimler Türk milletini ırkçılık seviyesinde algılıyorlar.

Önce Türk milletinin tanımını yapıp yani Türk milletini doğru yere oturtup o sözlük anlamında, herkesin aklında farklı bir sözlük anlamı olmasın, Türk milleti demek şu demektir, diye sözlüğümüze koyup anayasa içine koyduktan sonra devam etse olmuyor mu?

ÜÖ:
 Bakın  ne diyor Atatürk?

"Türkiye cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk milleti denir."

Bundan daha güzel bir tanım var mı? Yeniden bir şey yapmamıza gerek yok. 

 Bunu anlamayan varsa, gerçekçi olalım, bunu bir tek terör örgütü, terör örgütünün etrafındaki küçük  entelektüel bir grup savunuyor.

AKP'li, CHP'lisi , MHP'lisi ve diğer siyasi partilerden olanlarla  kimsenin Türk milleti kavramıyla bir sorunu yok.

Mesele PKK'nın bu kavramda sorunu olması ve PKK'yı da Türk milletinden vazgeçseniz de nihai hedefinden yani Türkiye'nin bölünme hedefinden vazgeçirmeniz mümkün değil.

BŞ:
Atatürk, zamanında "Türk milleti çalışkandır, zekidir" demiş. Öyle olduğu için mi demiş sizce, yoksa öyle olmasını istediği gönülden istediği için, arzu ettiği için mi demiş?

ÜÖ:
Mustafa Kemal Atatürk'ün Türk milletini değerlendirirken 100 yıllık 300 yıllık 500 yıllık süreçler içerisinde değil, daha geniş tarihsel dilimler içerisinde değerlendirdiğini görüyoruz.

Amerika'nın en büyük düşünce kuruluşu  Rand Corporation  adlı Amerikan Hava Kuvvetleri tarafından desteklenen ve dünyanın en büyük düşünce kuruluşu olan kuruluşun yapmış olduğu bir dünya ekonomi atlası var.

Ekonomi atlası M.Ö 200'den M.S. 200'e kadar dünya ekonomisinde milletlerin işgal ettikleri hakim oldukları ekonomik alanları gösteriyor. Milattan

Önce 200'de ve Milattan sonra 2000'de kesintisiz varlığını sürdüren iki millet var.

Bunlardan bir tanesi Çin milleti, bir tanesi Türk milleti. 

 Mustafa Kemal Atatürk böyle bir kategoride Türk milletinin çalışkan ve zeki olduğunu söylüyor.

Zaten çalışkan ve zeki olmasa 4 bin sene bir milletin yaşaması mümkün olmaz.

Tarih sahnesinden silinir.

Bugün çalışkan ve zeki olduğunu düşündüğümüz Amerika Birleşik Devletleri'nin tarihine baktığımız zaman, bizim itfaiye teşkilatımızın tarihinden daha genç olduğunu görüyoruz.

İstanbul'da bir çok bina Amerika Birleşik Devletleri'nden daha eski durumda.
İngilizce 1600'lü yıllarda 0.2 nüfusu tarafından konuşulan bir dildi.

Yani tarihin belli bir diliminde , 4 bin senelik tarihin belli bir diliminde ki o da 1770 sonrasıdır, Türk milletinin bir gerileme sürecine girdiğini gördük.

Bu, bu milletin üstün vasıflarının ortadan kalktığı anlamına gelmiyor.

BŞ:
Bülent Şenver'in Odasında konuğum Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ ile birlikteyiz. Gençlerle tecrübelerini, birikimlerini ve zenginliklerini paylaşıyor.

Şimdi üç keşke.

Ümit Bey, üç keşke. Birinci keşkemiz dünya ile ilgili. Dünya ile ilgili keşke ne diyebilirsiniz?

ÜÖ:
Keşke, özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkeleri Afrika başta olmak üzere temel sağlık sorunlarına ve temiz su ihtiyacının giderilmesini daha fazla kaynak aktarabilseler.

BŞ:
Türkiye ile ilgili keşke.

ÜÖ:
Keşke Türkiye'de AKP iktidarda olmasa.

BŞ:
Kendiniz ile ilgili keşke.

ÜÖ:
Keşke ortaokul ve lisedeyken bir sosyal bilimci olacağımı bilirdim.

Ondan dolayı matematik, fizik gibi derslere çok fazla ilgi göstermedim.

Bunun yanlış olduğunu anladım.

Yeniden yaşama şansım olsaydı herhalde matematiği, fiziği çok iyi öğrenirdim.

BŞ:
Bülent Şenver'in Odasında konuğum Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ ile birlikteyiz.

Oyunlarımız var.

Şuanda kendisi ile "Bir göster bin işit" oyununu oynamak istiyorum.

Bir göster bin işit oyunumuzda ben size bir obje getirdim.

O objeyi size göstermek istiyorum.

O objeye bakıp, onunla ilgili gençlerimize bir mesaj vermenizi istiyorum.

Sizin için getirdiğim obje nasıl bir obje?

Aslında bu objeyi bilinçli getirdim.

Sizin sevdiğiniz bir şey. Vazgeçmediğiniz bir şey.

Aslında o obje şuanda üzerinizde bile var. Objemiz Türk bayrağımız.

Bununla ilgili gençlerimize ne söylemek istiyorsunuz?

ÜÖ:
Türk bayrağı ile ilgili söylenecek şey; bu bayrağın gönderde dalgalanması, onun altında gezen her Türk'ün özgür, bağımsız, onurlu bir ülkenin yurttaşı olarak gezebileceği anlamı taşımasıdır.

Ondan asla vazgeçmemek lazım.

Hele onun adı ile hiç oynamamak lazım.

BŞ:
Tek bayrak değil mi? Fazla olmasın diyorsunuz.

Bir de gençlerimize değerler konusunda bazı şeyler söyleyebilir misiniz?

Gençlerimiz bazı değerleri unutuyorlar, hayatta yaşadığı bu ortam içerisinde bazı değerler yok oluyor, bazı değerler kayboluyor.

Sizce Türk gençliğinde hangi değerler önemli? Sahip çıkılması gereken değerler?

ÜÖ:
Aslında gençler birazcık yaşlandıktan sonra, yaşları ilerledikten sonra, gençliklerinde önemi olmadığını düşündüğü değerlere sahip çıkmaya çalışıyorlar.

Onlar da tırnak içinde muhafazakarlaşıyorlar diye düşünüyorum.

Ama benim onlara önereceğim şey; bunun için pek fazla beklememeleri ve gençliklerinden itibaren o değerlere sahip çıkmaya çalışmaları.

Zamanın, hayatlarının ki, hayatları çok değerli, önemli bir bölümünü o değerler olmadan geçirmemeleri.

Bu değerlerin başında birincisi; Allah sevgisi geliyor benim açımdan. Çünkü sevgilerin en büyüğü o.

BŞ:
En önemli değer sevgi diyorsunuz. Birinci sevgi Allah sevgisi.

ÜÖ:
Allah sevgisi olmadan millet sevgisi putperestliğe bile götürebiliyor.

Ne şeklinde?

Rasyonel sosyalistlerde olduğu gibi.

Halbuki Allah sevgisinden kaynaklanan bir millet sevgisi o insanın milletini, ailesini yüceltici bir sevgi haline dönüştürüyor.

Bunun altını çizmek istiyorum. İkisini birlikte sürdürmeleri gerektiğini düşünüyorum.

Aynı zamanda bu sevgi, Allah'a ve millete karşı duyduğu bu sevgi ona ailesi karşısındaki sorumlulukları konusunda da, kendisine karşı sorumlulukları konusunda ve millete karşı sorumlulukları konusunda da büyük bir uyarıcı niteliği taşıyor.  

Daha iyi bir öğrenci oluyor, daha iyi bir evlat oluyor, daha iyi bir yurttaş oluyor.

"Ben iyi bir öğrenci değilim, iyi bir evlat değilim, iyi bir yurttaş değilim ama iyi bir insanım."

Bu olmuyor.

Gençleri iyi bir insan olmak istiyorsanız önce iyi bir evlat olacaksınız.

Annenize, babanıza ve kardeşlerinize karşı iyi bir evlat olarak görevlerinizi yerine getireceksiniz.

Sizi herkes kıskanabilir.

Sizi bir tek kıskanmayacak anneniz ve babanız vardır.

Kardeşleriniz bile kıskanabilir ama anneniz ve babanız asla sizin başarılarınızdan dolayı sizi kıskanmaz.

Sizin başarılarınızdan dolayı büyük övünç duyarlar.

Sizin başarılarınız sadece ailenize büyük bir katkı, size büyük bir katkı değildir, belki fark etmezsiniz ama içinde yaşadığınız topluma yani millete karşı önemli bir katkıyı sağlamış olursunuz.

Onun için tekrar ediyorum; Allah sevgisi, millet sevgisi, Allah'a ve millete karşı sorumluluk aynı zamanda ailenize karşı ve kendinize karşı sorumluluk anlamı taşır.

BŞ:
Bülent Şenver'in Odasında konuğum Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ ile birlikteyiz.

Gençlerle tecrübelerini, birikimlerini ve zenginliklerini paylaşıyor.

Şimdi soru yağmuru.

Niye soru yağmuru dedim?

Çünkü yağmur damlaları gibi kısa kısa sorular hazırladım size.

Sizden de kısa kısa bu sorular ile ilgili cevaplar arzu ediyorum.

Siyasetçilerin yapmaması gereken iki şey söyleyebilir misiniz?

ÜÖ:
Siyasetçilerin yapmaması gereken birinci şey; halkına yalan söylememek.

Ama bu teoride kalıyor ne yazık ki.

İkincisi; her siyasetçi için birinci değer olarak milletini görmek ve ona hizmeti gerçekten bir aşk ile gerçekleştirecek durumda olmak.

BŞ:
Siyasi hayatta sizin tecrübelerinize göre sevmediğiniz, benimsemediğiniz, hoş görmediğiniz ne var?

ÜÖ:
Halk goygoyculuğu.

BŞ:
Bu ne demek biraz açar mısınız?

ÜÖ:
Bir şeyin yanlış olduğunu biliyorsunuz.

Karşınızdaki gruptan gelen talebin, isteğin veya görüşün yanlış olduğunu biliyorsunuz, ama onu söylemek:

"Bu yanlış , böyle düşünmeniz hiç doğru değil." demek, siyaseten doğru olmuyor.

Ben bunu sevmiyorum. Ondan dolayı bir şey bana doğru gelmiyorsa, siyaseten doğru olmasa da ben söylüyorum.

BŞ:
Çok parası olan insan, sizce muhakkak hangi iki şeyi yapmalıdır?

ÜÖ:
Çok parası olan bir insan çok geniş anlamda sosyal sorumluluk projelerine kaynak aktarmalıdır.

Sosyal sorumluluk projeleri derken, Erciyes'de depremde yıkılan Kara Yusuf Paşa'nın mezarının yıkılması ve etrafındaki cami'nin onarılmasından başlar, Türkliderler projesinin desteklenmesine kadar uzanır.

Çok geniş bir alan.

İkincisi; sadece günü değil, kendisinden sonraki geleceğinden inşa edilmesine katkıda bulunmak için, toplumun, kendi yaşıtlarının önüne çıkmış ve küçük desteklerle daha büyük mesafeler alması mümkün olan gençleri ekonomik olarak desteklemek.

BŞ:
Başı bir daha dünyaya gelsem ile bir cümle kurabilir misiniz?

ÜÖ:
Bir daha dünyaya gelsem ile ilgili biraz önce söylediğim şey; matematiği ve fiziği iyi öğrenirdim.

BŞ:
Toplumda gördüğünüz ve sizi kızdıran en önemli davranış?

ÜÖ:
O kadar çok davranış var ki, en önemlisi son dönemde beni kızdırmanın ötesinde çıldırtan bir şey var, herhalde sizi de çıldırtıyordur, şuanda bizi kameraya alan arkadaşı da çıldırtıyordur.

Hamile kadınların hastanelerde dövülmesi. İnanılır gibi değil.

Son birkaç gündür haberlerde gördüm bunu.

Bunu yapan adamların aşağılık olduğunu düşünüyorum.

BŞ:
Onu döven yakınları mı?

ÜÖ:
Hiç tanımadığı insanda olabiliyor, cezalandırmak için de bunu yapabiliyor.

Hamile bir bayan doktor, ağır bir şekilde hasta yakını tarafından dövüldü.

Kabul edilebilecek bir şey değil.

BŞ:
Bir de bana anlattığınız, uçakla gelirken yaşadığınız bir olay var değil mi?

ÜÖ:
Evet. Uçak tam İstanbul'a inmek üzereyken tam denizin üzerinde süzülüyor, bir bayanın telefonu çaldı ve görüşmeye başladı.

Uçak düşebilir, yüzlerce insan orada hayatını kaybedebilir.

Yaptığının uyarıldığında bir kabahat olduğunu düşünmediğini  gösteren bir cevabı vardı ki, terbiyesizliğin daniskası.

BŞ:
İçerdekilerde fazla tepki göstermiyor, o da ayrı bir konu.

ÜÖ:
Maalesef bir tek ben tepki gösterdim.

BŞ:
Hosteslerde göstermiyor.

ÜÖ:
Maalesef onlarda ilginç bir tavır içerisindeydiler. Doğrusu Türk Hava Yolları müdürü ile ben bu konuyu görüşeceğim. Onun da bilgisine sunacağım.

BŞ :
Pek, televizyonlara sık sık çıktığınız için televizyon programlarında en sık rastladığınız etik olmayan davranış nedir?

ÜÖ:
Ben televizyon programlarında pek sık etik olmayan davranış görmüyorum.

En azından kendi katıldığım programlarda görmüyorum.

Çünkü sağı solu bir tarafa, siyasi görüşler Türkiye'de televizyon sektöründe çalışan insanlar ciddi bir profesyonelliğe sahip diye düşünüyorum.

BŞ:
Sizce Türkiye'de Atatürk'ü unutturmak veya yıpratmak isteyenler neyin peşinde?

ÜÖ:
Doğrusu  eğer bu  insanlar seksen sene önce gelmiş olsalardı hayata herhalde Yunan Ordusuna alkış tutarlardı diye düşünüyorum.

BŞ:
Peki neyin peşindeler? Ne yapmak istiyorlar?

ÜÖ:
Milli devleti yıkmak istiyorlar.

BŞ:
Yerine ne kuracaklar?

ÜÖ:
Yerine Sünni Selefi zemin üzerinde  şekillenmiş bir kimlik tahayyül  ediyorlar ve bu kimliğin  daha birleştirici olduğunu düşünüyorlar ama doğrusu gülüyorum ben buna.

Bu birleştirici değil, parçalayıcı bir kimlik. Bunların bir kısmı Cumhuriyet'i kuranların sanki Osmanlı'yı yıktığını düşünüyor.

Halbuki cumhuriyeti kuranlar Osmanlı yıkılmasın diye kanlarını canlarını verdiler.

Onlar Osmanlı yıkıldıktan sonra elde kalanları kurtarmanın mücadelesini vererek Türkiye Cumhuriyetini kurdular.

BŞ:
Etik Değerler Merkezi Derneği Başkanı, Bülent Şenver size gelse dese ki: "Türkiye'de etik anlayışı bilincinin oluşturulması ve yaygınlaştırılması çalışmaları yapıyoruz.

Bize hangi projeleri yapmamızı önerirsiniz? Bize hangi fikirleri verirsiniz?" dese, ona ne önerirsiniz?

ÜÖ:
Önce zaman isterim. İyi bir proje önerebilmek için zamana ihtiyacım var.

BŞ:
Zaman içinde bir şey öneririm diyorsunuz. Sizce gerekli mi böyle bir çalışma yapmak?

ÜÖ:
Kesinlikle gerekli, çünkü duyarsız bir toplum yapısına doğru gittikçe kaydığımızı görüyoruz. Sosyal duyarlılık gösteren insanların basın da dahil, başına iş alan adam şeklinde tasvir edildiği bir süreçten geçiyoruz.

Ondan dolayı ben çok önemsiyorum. Doğru bir iş.

Bunun en önemli vatandaşlık ve insanlık görevlerinden bir tanesi olduğunu düşünüyorum.

BŞ:
Yani biz etik Değerler merkezi Derneği olarak boşa kürek çekmiyor muyuz?

ÜÖ:
Hayır, asla.

BŞ:
Sabırlı olalım.

ÜÖ:
Hem sabırlı olmak hem de yoğun bir şekilde çalışmak lazım.

BŞ:
Bülent Şenver'in Odasında konuğum Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ ile birlikteyiz.Gençlerle tecrübelerini , birikimlerini ve zenginliklerini paylaşıyor.

Şimdi "Siz  Olsaydınız Ne Yapardınız?"

Ümit Bey, ben size bir etik vaka hazırladım. Bu vaka hakiki değil, hayali bir vaka hazırlandı. Müsaade ederseniz o vakayı size okuyayım ve sonra sorayım; Siz Olsaydınız Ne Yapardınız? Diye.

Benim vakam şöyle:

Kemal Bey, önemli bir kentin Büyükşehir Belediye başkanıdır.

Şehrin genişlemesi için bir takım yeni imar planları düşünülmektedir.

İmara açılacak yeni sahalar belirlenmektedir. İmara açılacak sahalar ile ilgili yeni bir proje ortaya çıkar ama henüz bu daha toplumla paylaşılmamıştır, kimseye söylenmemiştir.

Belediye Başkanı Kemal Bey, bunu Başbakana onaylatmak için yurtdışından dönüşünü bekler, o da yaklaşık 10 gün civarında sürmektedir.

Başbakan da onaylarsa bu yeni bölgeyi halka açıklayacaktır.

O bölgede arsası bulunanlarda arsa fiyatları birden bire yükseleceği için büyük rantlar elde edeceklerdir.

Kemal Bey, bir gün akşam evde yemek yerken eşi kendisine bir soru sorar.

Kemal Bey'in eşi de kendi kardeşi ile ortak olduğu bir inşaat şirketleri vardır.

Kendi kardeşi ile birlikte kurdukları inşaat şirketi de ev yapmak, konut yapmak, büyük binalar yapmak için arsalar aramaktadırlar. Bulup satın almak istemekteler.

Kemal Bey'in eşinin sorusu şöyle olur:

"Kemalciğim,  yeni yerlerden arsa almak istiyoruz. Acaba nerelerden arsa alsak? Bize bazı yerler söyleyebilir misin? Sana danışmak istedim." Der.

O sırada Kemal Bey tam çorbasını yudumlamak üzereyken kaşık yarıda kalır ve kaşığı dolu halde tekrar kasenin içine indirir.

Aklına birden bire gizli tutması gereken yeni imara açılacak sahanın ismi gelir. Ve düşünmeye başlar, acaba paylaşsam mı bu bilgiyi şuanda eşimle yoksa paylaşmasam mı? Diye. 

Sayın Ümit Özdağ, bu durumda Belediye Başkanı Kemal Bey'in yerinde siz olsaydınız, siz bu durumda ne yapardınız?

ÜÖ:
Doğrusu ben Belediye başkanlığına başladığım gün, eşimin  kardeşinin şirketindeki  hisselerini kardeşine devrederdim, ben belediye başkanlığı bırakacağım güne kadar bu işlerle uğraşmamasını sağlardım.

Çünkü Kemal Bey'in bunu söylememesi durumunda kendisine, eşine ve eşinin yanlış yatırım yapması durumunda o evlilik devam etmez.

BŞ:
Zor durumda Kemal Bey.

ÜÖ:
Öyle zor bir duruma girmemek için yapılması gereken en iyi şey, eşini bu tür işlerden Belediye Başkanı olduğu sürece el çektirmek.

Sadece bu problem de değil , başka problemlerde de bir belirli bir görevdeki kişinin eşinin, çocuklarının  iltimas sağlayabilecek konularda olmaması gerekir diye düşünüyorum. Rahmetli Menderes'in oğlu ticaret yapmak istediği zaman oğluna diyor ki:

"Sen ticaret yaparsan, baban başbakan olduğu için kaçınılmaz olarak önünde bazı süreçler açılır. Bu da ahlaki değildir, doğru değildir. Onun için devlet memuru ol ve devletle çalış."

Bence tutumlu olmalıdır siyaset alanı için ama doğrusunu söyleyeyim çok iyi bir oyun kurmuşsunuz.

BŞ:
Hakiki hayatta böyle olaylar yaşanabiliyor.

Bir de bu vakayı çeşitlendirirseniz ve derseniz ki tamam hanımının ortaklığı yok ama hanım yine soruyor, yukarıdaki komşu, bizim vakfın başkanı bir arsa arıyormuş Kemalciğim nerede lasın?

Bu nerede hangi bilgi saklanmalı?

Ne zaman deşifre edilmeli?

Bunlar çok önemli konular.

ÜÖ:
Devlet ve millet hizmeti ile aile meselelerinin birbirine karıştırılmaması gerekiyor.

  İfade ettiğiniz gibi o şekilde olmaz da başka şekilde olabilir.

Ama bunun bir sorumluluğu var, kul hakkı yemek.

Her şey affediliyor ama kul hakkının yenmesini Allah affetmiyor.

Ben onu ilke olarak koymak gerektiğini düşünüyorum.

Öyle olunca daha rahat bir şekilde başınızı yastığa koyuyorsunuz ve uyuyorsunuz.

BŞ:
Ve tabii bu gibi olaylarda kurallar çok belli olursa daha rahat yöneticiler hareket edebiliyor. Kurallar olmayınca herkes kendi kafasına, kendi  vicdanına göre hareket etmeye başlıyor.

Vicdana göre hareket etmeye başlayınca da kendine göre olur ve doğru şeyleri bulup yaptığının doğru olduğuna inanmaya başlıyor bu sefer onu savunmaya başlıyor.

Herkesin doğrusu kendine göre oluyor.

Benim aklıma şu geldi; belki Kemal Bey'in verebileceği en güzel cevap şuydu; "Hanım, bu yeni imara açılacak bir saha var bu şehirde, bunun duyurusu şu tarihte televizyonlarda Başbakan tarafından yapılacaktır.

Şu tarihte şurada açıklanacaktır.

Sizde gelirseniz o toplantıya açıklanırken bunu duyarsınız.

Ondan sonra tabii o çorbayı içebiliyor mu?

Böyle bir cevabı vermek kolay değil ama etik ilkeler, dürüstlük, kul hakkı, vicdan  böyle davranmayı gerektiriyor.

En önemlisi böyle ortamlara yakalanmamak için gerekli ön tedbirleri almak.

Biraz önce söylediğiniz oydu zaten.

Ön tedbirleri alıp, böyle bir şeyle karşılaşmamak.En güzeli o. 

 Bülent Şenver'in Odasında konuğum Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ ile birlikteyiz.

Şimdi Çubuk Oyunu.

Oyunlarımız bitmiyor.

Çubuk oyununda bu kutunun içinde bazı çubuklar sizin için yerleştirdim.

Çubukların üzerine de ben güzel sözler yazdım. Bir tane çekelim bakalım size hangi güzel söz çıkacak.

ÜÖ:
Kuş ancak kendi cinsinden kuşlarla uçar.

BŞ:
Ne demek bu acaba? Kuş ancak kendi cinsinden kuşlarla uçar. Gençlere bir mesaj bu.

ÜÖ:
Hayatta öyle değil mi zaten.

Eğer okulda çalışkansanız, çalışkan öğrencilerle beraber kütüphaneye gidersiniz.

Birazcık haylazsanız, haylaz arkadaşınız ile birlikte kültür kıraathanesine gidersiniz, orada kültürlenirsiniz.

Kaçınılmaz olarak beraberinde geliyor. Herkes yaşam uygulamayı seçtiği yaşam tarzına uygun, benzeyen  insanlarla birlikte olmayı tercih ediyor.

BŞ:
Herhalde gençler önce hangi cins kuşla uçamaya karar verecek..

ÜÖ:
Bir de kendilerinin hangi cins kuş olmaya.

BŞ:
Bir de kendilerini tanıyacaklar. Kendilerinin hangi cins kuş olduğunu bilecek. İnşallah iyi bir kuşsundur.

ÜÖ:
Bir de daha iyi olmak için çalışmak lazım. "Ben çok çalışmak istemiyorum." Hayır.

Çalışkanlara bir takıl, onlarla bak yaşamaya çalış, onlarla hareket etmeye çalış.

Onlar sana iyi örnek olurlar. Notların artar.

Hayatta daha başarılı olursun.

Okullarda yüksek başarı seviyesini yakalayanlar bunu hayatta mükafatını görüyorlar.

BŞ:
Biz de başka söz de var: "Annesine bak kızını al." Bir sürü atasözümüz var.

Bir tane de ben çekebilir  miyim sizin için.

Bu sizin biraz önce bahsettiğiniz çıktı. Bakarak çekmedim.

ÜÖ:
"Ya olduğun gibi görün, ya da göründüğün gibi ol."

Zaten doğru. Bu kaçınılmaz olarak öyle oluyor.

Çok güzel bir söz. İnsan kaçınılmaz olarak bir süre söyle söylediklerine, yaptıklarına inanıyor ve onları meşrulaştırmaya çalışıyor.

Eğer gayri ahlaki olduğunu ruhunun derinliklerinde bildiği bir şey varsa, onu yapması onu rahatsız edeceği için bir süre sonra görüyorsunuz ki onu meşrulaştırmak, onun doğru olduğunu anlatmak için izahlara giriyor ve sonunda kendisi bu izahatlara inanıyor.

BŞ:
Bir de bizim halkımızda gösteriş merakı var.

Olduğu gibi görünmek değil de etrafa başka türlü görünebilmek, ihtiyacımı diyeyim böyle bir kültür açısından, gerek mal varlığı açısından, gerek parasal açıdan neysem onu göstermek değil de hep bir üstünü. Başkaları ne der? diye.

ÜÖ:
Sanıyorum bir tek bizim halkımızda değil, bir çok millet mensubunda insani bir duygu olarak, ben bunu insani duygu olarak nitelendiriyorum, iyi ve kötü olmanın ötesinde.

Çünkü insan zaafları olan bir yaratık. Bu zaaflarımız olmasaydı zaten melek olurduk.

Zaaflarıyla yaşıyor. Burada mesele; aklınızla zaaflarınızı ne kadar kontrol edebildiğiniz.

Bütün insanlardan akılları ile tüm zaaflarını mükemmel şekilde kontrol etmeyi bekleyemeyiz.

Bunu daha iyi kontrol edenler hem bu hayatta, hem bundan sonraki hayatta daha başarılı oluyorlar.

BŞ:
Ümit Özdağ, yaptığı televizyon programlarında sinirlenmemiş midir? Çok sakin görünüyorsunuz. Ne derse desinler sakin cevaplar veriyorsunuz.

ÜÖ:
Siz beni bir de programdan sonra görün. Eğer program gece bitiyorsa sabaha kadar uyuyamıyorum. Çünkü vücut adrenalin biriktiriyor.

BŞ:
Kendinizi kontrol ediyorsunuz.

ÜÖ:
Kontrol ediyorum. Program içerisinde dövmeyi istediğim çok insan oluyor. Şurası bir program değil de boks ringi olsa diyorum. Uzun süreler karate ve tekvando yaptım.

BŞ:
Kuşağınız var mı?

ÜÖ:
Birisinde mavi, kırmızıya kadar geldim tekvandoda. Karatede özel ders aldığım için öyle kuşak üzerinde durmadık.

Bir hoca ile birebir çalıştık. Onları kullanmak aklımdan geçiyor ama kendime hakim oluyorum.

Ben karşımdakini dinliyorum programda. Aslında bu programa hakimiyette veriyor.

Karşınızdakinin ne  söylediğini anlıyorsunuz.

Ne söylediğini anlayınca ona cevap vermek daha da kolay oluyor.

Sinirlenmiyorum demek mümkün değil, insani de değil zaten.

Sadece et ve kemikten ibaretsinizdir, sinirleriniz  yok demektir.

Benim de sinirlerim var ve onlar yay gibi geriliyor.

BŞ:
Bülent Şenver'in Odasında konuğum Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ ile birlikteyiz.

Şimdi 3 yap, 3 yapma.

3 yap, 3 yapma yine gençlerle ilgili olacak.

Gençler yapın. Gençler ne yapsınlar.

ÜÖ:
   1-Spor yapın. 
          2-Yabancı dil öğrenin.
          3. Özellikle bu çağda bilgisayar teknolojileri konusunda kendinizi yetiştirin.

BŞ:
Yapmalar. Sakın yapma.

ÜÖ:
Sakın tembellik yapmayın. Sakın tembellikle iç içe geçmiş, hayat çok kısa bunu 18-19-20-25 yaşında anlamıyorsunuz.

Benim yaşıma gelince daha iyi anlıyorsunuz. Onun için zamanınızı boşa geçirmeyin, zamanınızı boşa geçirmeyin, zamanınızı boşa geçirmeyin.

Bülent Şenver'in Odasında konuğum Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ ile birlikteyiz.

Onunla son oyunumuz bir kelime bir cümle oyunu.

Ben size bir cümle söyleyeyim, siz bana bir kelime söyleyin onun hatırlattığı.

Benimle bir kelime, bir cümle oyununu oynamaya hazır mısınız?

ÜÖ:
Hazırım.

BŞ:
Kelime hoşgörü cümle.

ÜÖ:
Hoş görülecek şeyler vardır ama ben hoş görülemeyecek, tahammül edilemeyecek şeylerin de olduğunu düşünüyorum. Hoşgörüyü sonsuz olarak görmüyorum.

BŞ:
Kelime saygı cümle.

ÜÖ:
İnsanların arasındaki ilişkilerin sağlıklı bir şekilde  yürütülmesi iyi bir saygı kurumunun karşılıklı olarak işletilmesine bağlı.

BŞ:
Kelime aşk cümle.

ÜÖ:
Olmasaydı aşk insan hayatı çok anlamsız olurdu.

BŞ:
Kelime zenginlik cümle.

ÜÖ:
Zenginlik klasik, her zaman  mutluluk getirmez ama olmadığı zamanda mutluluk geldiğini söylemek zor. Olursa iyi olur.

BŞ:
Kelime itibar cümle.

ÜÖ:
En önemli zenginlik.

BŞ:
Kelime kitap cümle

ÜÖ:
Harika bir şey. Olmasaydı hayat çok yavan olurdu

BŞ:
Kelime Kürt sorunu cümle.

ÜÖ:
Türkiye'de sosyolojik anlamda bir Kürt sorunu değil Allah'a şükürler olsun ki, politik anlamda bir bölücülük, Kürtçülük sorunu var. Ülkemiz inşallah bu sorunu aşacak. 

BŞ:
Kelime Atatürk cümle.

ÜÖ:
Çok seviyorum.

BŞ:
Kelime Türkiye cümle.

ÜÖ:
İlelebet payidar olacaktır.

BŞ:
Kelime Prof. Dr. Ümit Özdağ cümle.

ÜÖ:
Çalışmaya devam edecek.

BŞ:
Çok teşekkür ediyorum, ağzınıza sağlık.

BŞ:
Bülent Şenver'in Odasında konuğum Sayın Prof. Dr. Ümit Özdağ idi.  

Gençlerle tecrübelerini , birikimlerini ve zenginliklerini paylaştı.

Unutmayın, gençler bizim her şeyimiz, en değerli hazinemiz.

Gençlerimize sahip çıkalım.

Bir başka programda birlikte olmak dileğiyle .

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın.

Hoşçakalın.

.
.


Prof.Dr.Ümit Özdağ, Bülent Şenver

.



.



.



.



.



.



.



.


Prof.Dr.Ümit Özdağ

.
.

Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org