Ziynet Odası       Odam Olsun        Türklider Odaları       Lider Odaları       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Bülent Şenver'in Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Peter Drucker'ın Hayatındaki 7 Önemli Ders
02.09.2004
Okunma Sayısı : 11238
Oy Sayısı : 12
Değerlendirme : 4,75
Popülarite : 5,13
Verdiğiniz Puan :
 

 

Ersin Dedekoca'nin bana gönderdigi Peter Drucker'in kitabindan yaptigi derlemeyi sizlerle paylasmak istedim.

Asagidaki bilgiler, Peter Drucker'in Hayatindaki 7 Ders, Peter Drucker'in Isao Nakauchi ile yaptigi mektuplasmalardan olusan bir kitap olan Drucker on Asia'dan, Ersin Dedekoca tarafindan derlenmistir [Drucker on Asia, Butterworth Heinemann, Boston, 1997, sf. 102-110].

Peter Drucker'in Hayatindaki 7 Önemli Ders:

Ilk Ders:
Mükemmele ulasmayi bir kez daha dene, kaç yasinda olursan ol!

Ikinci Ders:
Insanlarin degil, Allah'in dikkatini çekecek kadar mükemmel bir is yap!

Üçüncü Ders:
Birçok konuda derinles!

Dördüncü Ders:
Iyi yaptiklarini, yapamadiklarini bil ve gelecek yil için iyilestirme plani yap!

Besinci Ders:
Yeni bir göreve geldiginde, yapman gerekeni ögren!

Altinci Ders:
Kararlarini, kararlarin beklenen sonuçlarini yaz ve sonra gerçeklesenle tahminlerini karsilastir.

Yedinci Ders:
Insan öldükten sonra neyle hatirlanmak istedigini kendine sormali. Hatirlanmaya deger olan, birinin baskalarinin yasamlarinda yarattigi [olumlu] farklardir.

Peter Drucker'in Hayatindaki 7 Önemli Ders
Liseyi bitirip memleketim Viyana'dan pamuk ihracatçisi bir sirkete
stajyer olarak gittigimde henüz 18 bile degildim. Babam bu yaptigimdan hiç memnun olmadi. Ailemiz uzun süredir bürokratlar, profesörler, avukatlar, doktorlar çikaran bir aileydi. Dolayisiyla babam benim bir üniversite ögrencisi olmami istemisti, bense Latince ögrendigim siki bir lise evresinden sonra yorulmustum ve çalismak istiyordum. Ancak babami mutlu etmek için Hamburg Üniversitesi'nin Hukuk fakültesine de kaydoldum. O yillarda Avusturya'da ya da Almanya'da bir ögrencinin düzenli okula gitmesi gerekmiyordu. Yapilmasi gereken tek sey, hocalarin imzalarini kayit defterine geçirilmesiydi. Bunun için ögretim üyelerinin sekreterlerine usulune uygun sekilde ricada bulunmak imzalari almak için yeterliydi. Hiç gece dersi yapilmadigindan ve gündüzleri de ise gittigimden tek bir derse bile girememistim. Buna ragmen hala iyi bir ögrenci olarak kabul ediliyordum. Bütün bunlar modern zamanlardaki insanlara aykiri gelebilir, fakat o günlerde bunlar çok normaldi. Üniversiteye girmek için lise mezunu olmak yeterliydi. Üniversite diplomasi almak için gerekli olanlar, küçük bir miktar olan üniversite harçlarini ödemek ve dört yilin sonunda bitirme sinavini geçmekti.

Stajyer olarak çalismak son derece sikiciydi ve çok az sey ögrenmistim.
Is sabah yedi buçukta basliyor ve saat dörtte bitiyordu; Cumartesi günleri
ise 12'de özgür kaliyordum. Bol bol zamanim vardi. Hafta sonlari
Avusturya'dan iki stajyer arkadasimla otostop çekerek Hamburg yakinlarindaki kasaba ve köylere giderdik, resmi olarak ögrenci oldugumuzdan ögrenci yurtlarinda ücretsiz olarak kalirdik. Hamburg'un ünlü sehir kütüphanesi de, isyerimin yani basindaydi. Üniversite ögrencilerinin de istedikleri kadar kitap alma hakki vardir. Yaklasik 15 ay boyunca Ingilizce, Almanca ve Fransizca'dan sayisiz eseri hiç durmaksizin okudum.

Ilk Ders: Mükemmele ulasmayi bir kez daha dene, kaç yasinda olursan ol!

Daha sonra haftada bir operaya giderdim. Hamburg Operasi, simdi oldugu
gibi o zaman da dünyanin en ünlü operalarindandi. Her hafta operaya gidecek kadar çok maas almiyordum, ama operalar da üniversite ögrencileri için ücretsizdi. Yapmaniz gereken tek sey opera baslamadan bir saat önce oraya gitmekti. Gösteri baslamadan önce satilmayan ucuz biletler üniversite ögrencilerine ücretsiz verilirdi. Operaya gittigim aksamlardan birinde, Italyan bestecisi Giuseppe Verdi'nin 1893'te yazdigi son operayi 'Fallstaff'i dinledim. Su siralar son derece popüler olsa da 1930'lardan önce seyrek olarak sunulan bir opera eseriydi. Hem operayi söyleyenler, hem de dinleyenler için zor bir eserdi. Viyana'da yetismis bir genç olarak oldukça iyi bir müzik egitimim vardi. Birçok opera dinlemis olmama ragmen, bunun gibi bir sey daha önce duymamistim.

Bir arastirma yaptigimda beni son derece sasirtan bir sey buldum. Bu
opera; nesesiyle, yasam için verdigi müthis zevkle, inanilmaz dogalligiyla seksen yasinda bir adam tarafindan yazilmisti. 18 yasinda biri olarak, seksen yas benim için inanilmaz bir yasti. Daha sonra Verdi'nin kendisi için
yazdiklarini okudum.

Fallstaff'i yazmasindan sonra ona söyle sormuslardi:

'Bu seksen yasinizda, opera dünyasinda yüzyilin en büyük bestecilerinden biri kabul edilmenize ragmen, niçin çilginca bir çalismayla yeni bir opera yazdiniz ve niçin bu kadar sinirlari zorlayan bir tane?'

Verdi söyle cevap vermis:

'Bir müzisyen olarak tüm yasamim boyunca mükemmelligi kovaladim.
O ise her seferinde benden siyrilmaya çalisti. Seksen yasinda da olsam onu bir kez daha yakalamaya çalismayi denemek boynumun borcuydu.'

Bu sözleri hiçbir zaman unutmadim. Bende silinmeyen bir etki birakti.
Verdi, on sekiz yasindayken egitimli bir müzisyendi. Bense on sekiz
yasinda ne olacagimi bilmiyordum, sadece pamuk ihracatinda bir basari abidesi olacaga benzemiyordum. On sekiz yasinda, olgunlasmamis, acemi ve bir on sekiz yasindaki bir gencin olabilecegi kadar toydum. Otuzlu yaslarimin basinda nede iyi oldugumu ve hangi alana ait oldugumu biliyordum. Ancak ne is yaparsam, yapayim, Verdi'nin sözleri benim kutup yildizimdi.

Ileri yasima bile gelsem, vazgeçmeyecektim. Mükemmeliyet için
çalisacaktim, ne kadar kovalarsam, kovalayim onun benden kaçacagina emin olsam da.

Ikinci Ders: Insanlarin degil, Allah'in dikkatini çekecek kadar mükemmel bir is yap!

Asagi yukari ayni siralarda, Hamburg'da stajyer olarak çalisirken
'mükemmelligin' ne anlama geldigine dair bir hikaye daha okumustum. Bu hikaye, Antik Yunan'in en büyük heykeltirasi Phidias'in hikayesiydi.
Milattan önce 440 yilinda yaptigi anitlar 2400 yil sonra günümüzde dahi
Atina'da Parthenon'un tepesinde ayaktadir. Bugüne kadar bunlar Bati
geleneginin en büyük heykeltiraslik eserleri sayilmistir. Phidias dünyanin
en büyük heykeli olan Zeus heykelini kuyumcu gereçleriyle yapmistir.
Herkesin hayran kaldigi bu anitlarla ilgili faturayi sehrin mali isler
baskanina gönderdiginde, baskan ödeme yapmayi reddetmistir.

'Bu anitlar, Atina'nin en yüksek tepesinin üstündeki tapinagin çatisina
dikilmistir. Herkes önyüzünü görebilse de, arka yüzünü kesinlikle
görememektedir ve sen bize hiç kimsenin göremedigi arka kisimlarini da
fatura ediyorsun.'

Phidias sert bir sekilde yanit verir:

'Yaniliyorsun, Tanrilar onu görebilir.'

Bunu Fallstaff'i dinledikten kisa bir süre sonra okumustum ve
çarpilmistim. Daha önce böyle bir sey görmemistim. Tanri'nin fark etmesini istedigim birçok sey yapmistim, ama esas olan baska bir seydi:

Insan, diger insanlarin beklenti sinirlarinda degil, Allah'in begenecegi, fark edecegi bir mükemmeliyet için çabalamaliydi. Insanlar, bana hangi kitabimi en iyi olarak kabul ettigimi sorduklarinda, gülümseyerek söyle derim: 'Bir sonraki.' Bunu sadece bir espri olarak söylemem. Verdi'nin opera yazarken ki ruhuyla söylerim, mükemmeliyet için bir kez daha denemek gerekir. Su anda [bu satirlari yazdigi sirada seksen bes yasinda] iki yeni kitap üstünde çalisiyorum. Öncekilerden daha iyi olacaklarini umuyorum ve daha da önemlisi mükemmele bir parça olsun daha yakin olacak. [Bunlardan biri yayimlandi. Peter Drucker, 21.Yüzyil Için Yönetim Tartismalari, Epsilon Yayinlari, 2000]

Bir gazeteci olarak çalismak.

Birkaç yil sonra, Almanya'ya Frankfurt'a tasindim. Bir borsa araci sirketi
için önce stajyer olarak çalistim. New York Borsasi'nin 1929'daki
çöküsünden sonra araci sirket iflas etti. Yirminci yas günümde
Frankfurt'un en büyük gazetesine, mali konularda ve dis iliskiler konusunda yazar olarak girdim. Geçis yaparak hukuk ögrenciligime devam ettim. O yillarda bir Avrupa üniversitesinden digerine geçis yapmak çok kolaydi. Hala hukukla ilgilenmiyordum; ama Verdi ve Phidias'in verdigi dersler aklimdaydi. Bir gazeteci, birçok konuda yazmak zorundaydi ve böylece yetkin bir gazeteci olabilmek için her konuda bir seyler ögrenmeye karar verdim.

Üçüncü Ders: Birçok konuda derinles!

Çalistigim gazete ögleden sonra bitmek zorundaydi. Sabahlari altida
çalismaya baslar ve öglen ikiyi çeyrek geçe bitirirdik. Böylece kendimi
ögleden sonralari ve aksamlari çalismaya zorladim: Uluslararasi iliskiler,
uluslararasi hukuk, sosyal ve yasal kurumlar tarihi, finans ve digerleri.
Zamanla hala kullandigim bir sistemi gelistirdim. Her üç ya da dört yilda
bir yeni bir konu seçerim; bu bazen istatistik olur, bazen ortaçag tarihi,
bazen Japon sanati, bazen de ekonomi. Üç yillik bir çalisma bir konunun
uzmani olmaya yetmez, ama anlamak için yeterlidir. Böylece son altmis
yildir, belirli bir dönemde tek bir konuyu çalismisimdir. Bu bana sadece
bilgi kaynagi olmamistir. Ayni zamanda beni yeni disiplinlere, yeni
yöntemlere ve yeni yaklasimlara açik olmaya itmistir.

Dördüncü Ders: Iyi yaptiklarini, yapamadiklarini bil ve gelecek yil için iyilestirme plani yap!

Kendimi uzun süre entelektüel olarak ayakta tutmama yol açan dördüncü
dersi, Avrupa'nin önde gelen bas editöründen almistim. Editör kadrosu
oldukça genç insanlardan olusuyordu. Yirmi iki yasinda, yardimci yönetici
editörlerden biri olmustum. Bunun nedeni çok iyi olmam degildi, hiçbir
zaman birinci sinif bir gazeteci olmadim. Ama 1930'lu yillarda otuz yasin
üstünde bu tür bir konum için uygun kimse kalmamisti; hemen hepsi I. Dünya Savasi'nda ölmüstü. Son derece yüksek ve sorumluluk gerektiren konumlar, benim gibi genç insanlar tarafindan dolduruluyordu. Bu durum Pasifik savasi'ndan on yil kadar sonra 1950'lerin sonlarina dogru gittigim
Japonya'da da ayniydi.

O siralar ellili yaslarinda olan bas editörümüz genç ekibini disipline
etmek ve egitmek için sonsuz ugras veriyordu. Her hafta her birimizle
yaptigimiz isi ele aliyordu. Yilda iki defa yilbasindan sonra ve tatil
iznimizden önce Haziran'in sonunda bir Cumartesi ögleden sonramizi ve
Pazar günümüzü bir degerlendirme toplantisina ayirirdik.

Bu toplantilarda neler konusulurdu:

Önce geçmis alti ayi degerlendirerek geçiriyorduk. Editörümüz her zaman iyi yaptigimiz seylerle konusmaya baslardi. Daha sonra iyi yapmaya çalistigimiz seylerle konusmaya devam ederdi. Bir sonraki asamada yeterince çalismadigimiz seyler hakkinda konusurdu. Son olarak da kötü yaptigimiz ya da basarisiz oldugumuz konularin elestirisini yapardi.

Son iki saatimizi gelecek alti aydaki isimizi öngörmeye ayirirdik.

Nelerin üstüne konsantre olmaliyiz?
Neleri iyilestirmeliyiz?
Her birimizin ögrenmesi gerekenler nelerdir?

Bu toplantidan bir hafta sonra, bas editörümüze izleyen alti ay için bir
çalisma ve ögrenme programimizi her birimiz ayri ayri verirdik.

Bir önceki yili degerlendirmek

Yaklasik on yil sonra, ABD'ye henüz geldigimde, bunlari hatirladim.
1940'larda önde gelen bir fakültede ögretim üyesiydim, kendi danismanlik
isimi baslatmis ve büyük kitaplar yayimlamaya baslamistim. Daha sonra
Frankfurt'taki editörümün ögrettigini hatirladim. O zamandan beri, her yaz
iki haftami geçmis yildaki çalismalarimi degerlendirmekle geçiriyorum.
Önce iyi yaptigim seyleri, sonra daha iyi yapabilecek oldugum seyleri, iyi
yapamadigim seyleri ve son olarak kötü yaptigim ya da yapamadigim seyleri degerlendiriyorum. Böylece danismanlik, yazarlik ve ögretim islerindeki önceliklerimi belirleyebiliyorum.

Hiçbir zaman, Agustos ayinda yaptigim bu planlari tam olarak
uygulayamadim, ancak bu çalismalar benim Verdi'nin 'mükemmeli yakalamak için çabala' düsturundan gitmeme yardim etti, mükemmel benden hep daha hizli davranip kaçtiysa da.

Besinci Ders: Yeni bir göreve geldiginde, yapman gerekeni ögren!

Bir sonraki ögrenme deneyimim birkaç yil sonraydi. 1933'te Frankfurt'tan
Londra'ya gittim, önce büyük bir sigorta sirketinin yatirimlar bölümünde
analist olarak, daha sonra küçük ama hizli büyüyen bir bankanin
ekonomisti ve üç kidemli ortagin genel sekreteri olarak çalistim. Kurucu olan ortak yetmis yaslarindaydi ve diger iki ortak otuzlu yaslarinin ortalarindaydi.

Önce iki genç ortakla çalistim ve daha sonra yaklasik üç ay sonra yasli
kurucu ortak beni ofisine çagirdi ve dedi ki:

'Sen buraya geldiginde seni çok fazla dikkate almamistim; hala da
almiyorum. Ancak sen tahmin ettigimden daha aptalsin; ve hatta sen hakkin olandan daha fazla aptalsin!'

Diger iki genç ortak, hemen her gün beni göklere çikarirken, bu ortak
beni aptal bulmustu.

Yeni bir göreve geldiginde yapman gereken nedir

Yasli adam devam etti:

'Sen daha önce çalistigin sigorta sirketinde çok iyi yatirim analizleri
yapiyordun anliyorum. Ama eger biz senin yatirim analizi isine devam
etmeni isteseydik, seni orada birakirdik. Sen su anda ortaklarin genel
sekreterisin ve hala yatirim analizleri yapmaya devam ediyorsun.

Yeni isinde etkili olmak için su anda ne yapiyor olman gerekirdi?'

Çilgina dönmüstüm, ama yine de yasli adamin hakli oldugunu anliyordum.
Davranisimi ve çalisma seklimi tamamen degistirdim.
O zamandan beri, ne zaman yeni bir görev alsam, kendime su soruyu
sorarim:

'Yeni görevimde etkili olmak için ne yapmam gerekiyor?'

Bu sorunun cevabi her seferinde farkli olur. Yaklasik elli yildir danismanim. Birçok ülkede birçok organizasyonla çalistim. Insan kaynaklarinin en büyük israf yolu, basarisiz terfilerdir. Yetenekli insanlar terfi ettikleri yeni konumlarinda birer basari abidesine dönüsmüyorlar. Bunlardan çok azi tamamen basarisiz olur. Çok daha büyük bir miktari, ne basarisiz olurlar, ne de basarili olurlar, sadece ortalama olurlar. [yeni görevinde etkili olmak için ne yapmasi gerektigini bulur ve onu yapar ve böylece]Çok azi ise basarili olur.

On ya da on bes yildir yetkin olan insanlar, ne olur da birden
yetkinliklerini kaybederler? Asagi yukari bütün vakalarda gördügüm,
insanlarin benim Londra Bankasi'nda yaptigim hatayi yaparlar. Yeni
görevlerinde, onlara eski görevlerinde terfi etme yolun açan isleri
yapmaya devam ederler. Böylece yetkinliklerini kaybederler, çünkü yanlis seyleri dogru sekilde yapiyorlardir.

Altinci Ders: Kararlarini, kararlarin beklenen sonuçlarini yaz ve sonra gerçeklesenle tahminlerini karsilastir.

Birkaç yil sonra, 1945'lerde Ingiltere'den Amerika'ya 1937'de tasindiktan
sonra, üç yillik çalisma konularimdan biri olarak 'Erken Modern Avrupa
Tarihi'ni seçmistim, özellikle de besinci ve altinci yüzyillari. O dönemde
Avrupa'da iki hakim güç vardi. Bunlardan biri, Jesuitler, bir digeri ise
Calvinistler idi.

Bu örgütlerden herhangi biri, kritik bir karar aliyorsa, bekledigi
sonuçlari da yazmak zorundaydi. Dokuz ay sonra, gerçeklesen sonuçlarla
tahminlerini de karsilastirmasi gerekirdi.

Bu yöntem bir süre sonra, karari alan kisinin neyi iyi yaptigini ve
güçlü yanlarinin neler oldugunu gösteriyordu. Ayrica

ne ögrenmesi gerektigini ve
hangi davranislarin degismesi gerektigini
neleri iyilestirebilecegini de gösteriyordu.

Sonuç olarak, neye yetenegi olmadigini ve neden uzak durmasi gerektigini, neyi iyi yapamadigini da gösteriyordu.

Bu yöntemi son elli yilda kendim içinde kullandim.

Yedinci Ders:
Insan öldükten sonra neyle hatirlanmak istedigini kendine sormali. Hatirlanmaya deger olan, birinin baskalarinin yasamlarinda yarattigi [olumlu] farklardir.

1949 Aralik ayinda New York Üniversitesi'nde yönetim ögretmeye
baslamistim. Babam o sirada yetmis üç yasindaydi, California'dan bizi ziyaret etmeye gelmisti. Hemen yilbasindan sonra onun arkadasi olan ünlü ekonomist Joseph Schumpeter'i ziyarete gittik. Babam emekli olmustu, ama Schumpeter altmis alti yasinda hala Harvard Üniversitesi'nde ders veriyordu ve Amerikan Ekonomi Dernegi'nin aktif baskanligini yapiyordu.

1902 yilinda babam Avusturya Maliye Bakanligi'nda bürokrat olarak
görevliydi ve üniversitede ekonomi ögretiyordu. Genç ögrenciler arasinda
en parlak olani Schumpeter idi. Schumpeter, gösterisli, magrur, igneleyici
bir kendini begenmisti; babamsa sessiz, nazik ruhlu, kendini yok gösterecek kadar alçakgönüllüydü. Çok farkli olmalarina ragmen çok iyi iki dosta dönüsmüsler ve öyle kalmislardi.

1949 yilinda, Schumpeter çok farkli bir insandi. Altmis alti yasinda ve
Harvard'daki son ögretim yilinda, kendi söhretinin dorugundaydi. Iki eski
dost, eski günlerden konusarak harika vakit geçirdiler; ikisi de
Avusturya'da yetismis ve çalismislardi ve ikisi de sonunda Amerika'ya
gelmislerdi. Schumpeter 1932'de babamsa dört yil sonra. Sohbet sirasinda
babam aniden sordu:

'Joseph, neyle hatirlanmak istedigin hakkinda hiç konusuyor musun?'

Schumpeter, bir kahkaha patlatti, öyle ki ben bile güldüm. Schumpeter'in
otuz kadar kitabi yayimlanmisti ve iki tanesi bas yapit sayilabilecek iki
ekonomi kitabiydi, Schumpeter zaten bunlarla ünlenmisti. Belki gençliginde sormus olsaydik, muhtemelen Schumpeter, Avrupa'da kadinlarin en çok sevdigi adam, Avrupa'nin en iyi at binicisi ve dünyanin en büyük ekonomisti olarak hatirlanmak isteyecekti.

Schumpeter söyle cevap verdi:

'Bu soru hala benim için önemli, ama artik bu soru için daha farkli bir
cevabim var. Artik yarim düzine ögrenciyi, birinci sinif ekonomistlere
dönüstürmüs olmakla hatirlanmak istiyorum.'

Babamin yüzündeki hayret dolu ifadeyi görmüs olarak sözlerine devam
etti:

'Biliyorsun, Adolph, artik kitaplarla ya da teorilerle animsanmanin
yeterli olmadigini bildigim bir yastayim. Birisinin yarattigi fark, eger bir baska insanin yasaminda fark yaratmiyorsa, o kisi fark yaratmis sayilmaz.'

Babamin Schumpeter'i ziyaret etmesinin nedenlerinden biri de,
Schumpeter'in hasta olmasi ve çok uzun yasamasinin beklenmemesiydi. Gerçekten de bizim ziyaretimizden bes gün sonra Schumpeter öldü.

Bu konusmayi hiç unutmuyorum. Bu konusmadan üç sey ögrendim:

Insan öldükten sonra neyle hatirlanmak istedigini kendine sormali.
Bu sorunun cevabi yaslandikça, olgunlastikça, dünya degistikçe degismeli. Hatirlanmaya deger olan, birinin baskalarinin yasamlarinda yarattigi [olumlu] farklardir.

Bu yaziya yorum ekle

Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org