Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Hikmet Barutçugil Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Ebruzen Hikmet Barutçıgil
25.10.2014
Okunma Sayısı : 3355
Oy Sayısı : 0
Değerlendirme : 0
Popülarite :
Verdiğiniz Puan :
 

 

Ebruzen Hikmet Barutçıgil


Ebru Sanatı ile tanışmam bundan 39 sene öncesine, 1973 yılına tekabül ediyor.

O günlerde gönlüme düşen bu aşk, tıpkı ilk günkü tazeliği ile hayatımın çok önemli bir kısmını kapsıyor.

Zannediyorum, sanatına derinden bağlı herkes bu duyguya aşinadır.

Ebru Sanatı ile ilk karşılaşmam Güzel Sanatlar Fakültesi'nde eğitim aldığım yıllarda, çok değerli hocam rahmetli Emin Barın'ın vesilesiyle oldu.

O dönemde geleneksel sanatlar birkaç üstat tarafından gerçek bir aşkla icra edilse de, toplum genelinde pek tanınmıyor ve ilgi görmüyordu.

Yani bugün benim de sevinerek ve duygulanarak izlediğim birçok gelişmeden, ülkemizin hemen her ilinde açılan farklı atölyelerden, bu atölyelerde gönüllerine bu sanatların aşkı düşmüş yüzlerce öğrenciden, üniversitelerde açılan bölümler ve verilen derslerden ve her gün çoğalarak artan sergilerden hiçbir iz yoktu.

Sevgili hocamın o yıllarda geleneksel sanatlar için duyduğu haklı endişeleri, bizleri unutulmaya yüz tutmuş bu sanatlara yönlendirme çabasını ve gerçekten bu sanatlarımıza olan ilginin azlığını işaret etmek için hocamızın bize aktardığı bir anekdotu paylaşmak isterim.

O günlerde İstanbul Üniversitesi cümle kapısının restorasyonu yapılmıştı. Türkiye'de onu restore edecek uzman varken her ne hikmetse bulamamışlar, İspanya'dan uzman getirip o kitabeyi tamir ettirmişlerdi.

Rahmetli hocam bu olaya çok kızmış ve kırılmıştı.

Bu kadar zengin kültür mirasımıza sahip çıkılmazsa bunlar kimlerin eline kalacak diye düşünür ve İspanyol'un, Fransız'ın, İngiliz'in bizim eserimizi tamir etmesini anlamsız bulur, sitemle karışık bizi eski sanatlara teşvik ederdi.

Bunun üzerine hat sanatına başladım.

Ve hocamın tavsiyesiyle eski hat örneklerini görmek üzere Süleymaniye Kütüphanesi'ne gittim.

Oraya gittiğimde hat örneklerinin dışında ebru çalışmalarını gördüm.

O zaman kadar ebru ile ilgili hiçbir bilgim yoktu. Nasıl yapıldığını bilmiyordum.

Tabi insan eğitim almaya başlayınca daha bir aşkla, şevkle sanat eserlerine yaklaşıyor, onları ciddiye alıyor.

Akademide renk bilgisi alıyordum, ama baktım işin içinden çıkamıyorum. Boya izi yok, fırça izi yok.

Hocama anlattım ve o gün bugündür kendi kendime bu sanatı öğrenmeye çalışıyorum. 

Sanatın kendisi bir gelişimin süreci olduğu için, 39 yıl geçse de öğrenciliğimin bitmeyen bir süreç olduğunu düşünüyorum.

Sadece gönlümü ortaya koyarak çıktığım bu uzun yolculukta, kişisel çalışmalarımın yanı sıra başta birçok Ebru sevdalısının buluşma, hep birlikte öğrenme ve Ebru'nun güzelliklerini keşfetme noktası olan Ebristan olmak üzere birçok farklı platformda bu sanatı öğrenmek isteyenlerle buluşuyor, böylece öğrenme sürecime ara vermeden devam edebilme şansını yakalıyorum.

Ebru Sanatı benim için; göründüğünün ötesinde, çok yönlü ve derinlikli bir sanat...

Çünkü; suyun yalınlığı, renklerin düğünü, insanın duyguları, doğanın kusursuzluğu ebru sanatında buluşur.

Ebru, fikre düştüğü ilk andan, gözle buluştuğu son ana kadar kendine has mistisizmini asla yitirmeyen bir ifade şeklidir.

Ebru, görsel zarafetinin yanı sıra bizlere mikro ve makro âlemlerden, çıplak gözün göremeyeceği ilginç güzellikler sunar. 

Venüs gezegeninden gelen fotoğraflar, bir kan hücresinin elektro mikroskoptaki görüntüsü, bir sabun köpüğünün yüzeyinde oluşan ya da arabalardan damlayan yağların yağmur suyunda oluşturduğu desenlere, muhtelif yeryüzü fotoğraflarına, toprak katmanlarına, mermer desenlerine çok benzemektedir.  

Tıp doktorlarının kullandığı histoloji atlaslarındaki, yüzlerce, binlerce defa büyütülmüş resimlerin hemen hepsi ebru görünümündedir. 

Acaba ebrular; beşer idraki ile anlaşılması, görülmesi zor olan soyut olayların görünür hale gelmesini sağlayarak bizlere bazı dersler mi vermek istiyor?

Mikro veya makro kozmostan haberler mi veriyor?

Yoksa yaradılışla ilgili sırlar mı ifşa ediyor?

Ebru öyle bir şey ki; anlamak, tarif etmek sanki sonsuzluğu anlatmak gibi. 

 Ebru; varlıklar görüntüye gelmeden, ilmi ilahide veyahut nasıl isimlendirilecekse daha hiçbir şeyin olmadığı; biçimlerin, şekillerin oluşmadığı bir dönemde yani Allah var daha başka hiçbir şey yok iken, kendinde saklı olan hazineyi dışarı salmak istemesinden önce kendi beşer idrakimiz ile algılayabildiğimiz, varlığını tahmin edebildiğimiz görüntüler mi?

Kullandığımız kelimelerle bunları ifade etmekten aciziz. İlmi, ezeli diye tabir ettiğimiz Allah'ın düşünceleri, hayalleri gibi sözler söylüyoruz ama bunlar hep beşerlikle ilgili ifadelerdir.

Bizler, istesek de istemesek de bu beşerlik kalıplarından soyutlanamıyoruz.

Her şeyi kuşatan O, bizlerde kuşatılanız.

Kuşatılan, kuşatanı ne ile, nasıl ifade edebilir ki.

Allah, bir ifadesizliktir.  

Ebru, sanki bu ifadesizlik içindekileri şekil olarak görüntüye gelmeyen mahlûkatın ana dokuların sonsuzluğunu, önsüzlüğünü çağrıştırıyor gibi.

Bu ifadelere sığmaz özelliğinin, güzelliğinin iç içe iç içe, uzantılarını veriyor.

Dolayısı ile sonunu göremiyoruz.

Hep sonsuzluk, hep sonsuzluk...

Ebru, görüntünün arka plandaki ilahi güzellikleri, bazen çıplak gözle görülmeyen görüntüleri, önü ve sonu olmayan güzelliklerin suyun üzerinde belirli kesitler halinde yakalanarak bizlere gösteriyor.

Su da oluşan şekiller:

"Her şeyin sudan yaratıldığını bilmezler mi, inanmazlar mı" ayetini de hatırlatıyor. İç içe bir gizem ve esrar yumağı, çöz çözebilirsen.

Bu karmaşanın sonu nedir, nerededir?

Henüz bilmiyorum. Ancak, su üstünde olup bitenlerin amacı, galiba sadece renkli kâğıt hikâyesi değildir.

Gönül gözü ile bakanlar için eşsiz hazlar tattırabilir.  

Ayrıca Ebru'nun terapi özelliğine sahip olduğu, bu tarihi sanatın meraklıları için tartışılmayan bir gerçektir...

Ebrunun en karakteristik özelliği, kullanılan doğal malzemelerdir. Sığır ödü, doğal kitre zamkı, toprak ve bitki renkleri ile fırça yapmak için gül dalı ve atkuyruğu kullanılmaktadır.

Bu gizemli sanatın geleneksel ve tedavi edici yanını görebilmek için doğal malzemeleri kullanmanın önemini asla inkâr edemeyiz.

Bu doğallık, tabiatta görmeye alıştığımız ahengin kendi içinde bir tedavi etkisini zaten oluşturuyor.

Bunların yanı sıra Ebru Sanatı, öğrencilerimde sıklıkla gözlediğim üzere kişiye iletişim kurmak, kendine güveni sağlamak, kendini teslim ederek inanç duygusunu geliştirmek ve sabit fikirlerden kurtulmak gibi pozitif düşünceler aşılıyor.

Böylece bu sanatı icra edenler, modern zamanların koşturmacısı içinde iyice bilinçdışına itilmiş bir durum olan sanat, hilm (huylarda meydana gelen yumuşaklık) ve incelik hislerini yansıtmaya, yaşananlara daha farklı bir bakış açısı ile bakmaya başlıyor.

Ebru Sanatını yaşatmak için sürekli güncellememiz ve günlük hayatımızın bir parçası haline getirmemiz gerektiğine derinden inanıyorum.

Bunun için yukarıda bahsettiğim terapi özelliğinin yanı sıra, Ebruyu sadece kağıt üzerine uygulamakla kalmayıp uzun yıllardır sanatın güzelliğini cam, ahşap, seramik ve kumaş gibi farklı yüzeylere taşımaya yönelik çalışmalar yapıyorum.

Elbette bu çalışmalarımda köklerimizden asla kopmayarak günlük hayatımızda, baktığımız her yerde geleneksel sanatlarımızdan izler görmeyi amaçlıyorum. 

Bunun sebebi ise çok açık...

Ülkemiz, uluslararası arenada var olmayı hedefleyen bir ülke.

Ancak, küreselleşmenin kıskacındaki dünyamızda bu hedefe yürürken yaşayacağımız en ufak bir kültürel kopukluk bizleri amacımızdan uzaklaştırmakla kalmaz, kaybolmamıza da sebep olur.

Çünkü uluslararası olmanın ilk ve temel prensibi önce ulusal olmaktır.

Büyük medeniyetlere baktığımızda, hepsi kültür ve sanatları ile var olmuştur. Bu var oluş da ancak geleneksel sanatlarımız gibi kendi öz kültürümüz ile gerçekleşir. 

Ebru Sanatı görüldüğü gibi bir resim sanatı olmakla beraber, resim sanatı olmaktan ibaret değildir.

Aynı zamanda nükteli bir şiir, yumuşak bir ezgidir de...

Ebru, gücü zaman üzerinde oynamaya yeten, dans eden bir figürdür-tıpkı adını telaffuz ederken olduğu gibi-:

EBRU! 


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org