Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Sizin Odalarınız       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Betül Mardin Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

Betûl Mardin ile Hayat Bilgisi
06.01.2012
Okunma Sayısı : 6951
Oy Sayısı : 9
Değerlendirme : 4,89
Popülarite : 4,67
Verdiğiniz Puan :
 

 

Betûl Mardin ile Hayat Bilgisi
Betül Mardin

.
.

Kutraldışı dergisinde yayınlanmak üzere sevgili Berrin Yavuzlar benimle bir söyleşi yaptı.

Sizlerle paylaşıyorum...

.
.

Betûl Mardin ile Hayat Bilgisi


Başlığı, Betûl Mardin'in Bilgi Üniversitesi'nde halkla ilişkiler mesleğine ilgi duyanlara verdiği hayat bilgisi derslerinden aşırdım.

Ondan aldıklarınızı daha iyi hiçbir şey anlatamazdı çünkü.

Çünkü onunlayken vakit hiç geçmesin istiyorsunuz.

Çünkü o sizi şaşkına çeviriyor, kendine hayran bırakıyor, arkanızdan tüm zarafetiyle el sallarken "Acaba bir daha ne zaman görürüm" dedirtiyor.

Çünkü çünkü'ler bitmek bilmiyor.

Artık hayatta olmayan akrabalarının tablolarıyla bezeli, anılarla dolu bir evde yaşıyor Betûl Mardin.

Onları anlatırken küçük bir kız çocuğuna dönüşüyor adeta.

Size gümüş tabaklarda kurabiyeler ikram ederken ya da yemediğiniz kuru incirleri yanınızda götürmenizi isterken ne kadar şefkatliyse, bir haksızlıktan söz ederken o kadar çatıyor kaşlarını.

Örneğin 13 Aralık'ta Bilgi Üniversitesi'nde maden işçilerini, tersane ve kot fabrikalarında çalışanları, yani pisi pisine ölen insanları korumak adına vereceği semineri anlatırken müthiş bir ciddiyete bürünüyor.

Konu mesleği ve yaratıcılık olduğundaysa bambaşka bir ifade alıyor yüzü. "Cin cin bakıyorsunuz" diyorum, hoşuna gidiyor; "Cin cin bakıyorum değil mi? Bir şeyler yapacağım yine" diyor. O an anlıyorsunuz; Betûl Mardin'in yapacakları bitmez!




Hiç tanımayan birine Betûl Mardin'i nasıl anlatırdınız?

(Gülerek) Yandı…

İlk sıfat ne olurdu?

"Dayanan kadın" herhalde değil mi?

Her şeye rağmen dayanan kadın…

Yaşına rağmen, sakatlığına rağmen, ağrılarına rağmen dayanan kadın…

Muhakkak ki dayanmışım.

Çocukluğumda konuşamamışım, konuştuğum zaman kekelemişim, kekelemem geçmiş, ailede huzursuzluklar içinde büyümüşüz, savaş ve Mardin ailesinin her şeye rağmen süren o geleneği; "Sen ne yapacaksın, söyle bakalım!"

Hep bu baskı,"Üniversiteye gidemezsin, okuyamazsın…"

Hep dayanma, hep mücadele!

Çocuk Betûl'le yetişkin Betûl arasındaki en belirgin fark ne?

Daha az konuşurmuşum, daha çok dinlermişim.

Gözlerimi açar, dinlermişim.

Hep öyle söylerler, gözlerim iki katıymış.

Meslek icabı şimdi daha çok konuşuyorum.

Daha dışa dönük oldum altmış senedir.

Bugün yetişkin Betûl'un en çok neye ihtiyacı var?



Sağlığa…

Yaşlılıkta şu çok fena; her sabah kalkıyorsun başka bir yerin bozuk.

Her sabah bir şey yanlış.

Bir gün sırtın ağrıyor, bir gün bacağın, bir gün belinde bir şey var.

Her gün bir şey var yani. Gözlerin daha az görüyor. İnsan ismini çok zor hatırlıyorsun. İsmini biliyorsun, isme suratı koyamıyorsun. Yetmiş beşten en sonra durum değişiyor. Ben söylüyorum arkadaşlara; yetmiş beşe kadar problem yok, sonra bir şeyler başlıyor.



Yaşlılığın hoşlukları da var mı?

Var tabii; hırsın kalmıyor o kadar. "Onu geçeyim, onu ben yapayım" demiyorsunuz. Küçük acımalar var insanlarla ilgili. "Ay, zavallıcık çok uğraşıyor" falan. "Ayol, değmez yavrum" falan gibi şeyler geliyor insanın içinden.

Bu biraz da mesleğinizin en yüksek noktasına gelmenizden olabilir mi?



Şöyle bir şey var; ben Türkiye'de halkla ilişkiler mesleğinin dışa dönmesini istedim. Türkiye'nin dışarıda başarılı olmasını istedim. 95 senesinde Dünya Başkanı oldum. Dünya Başkanı olarak da dışarıdakilere birkaç şey bıraktım.

Onlar çok mutlu oldu. Bir defa dedim ki, "Her başkan başkanlık senesine bir amaç versin." Benimkinde hoşgörüydü. Hoşgörü üstüne dedim herkes konuşsun. Herkes karşısındakini hoşgörüyle karşılasın. Onlar sonra devam ettiler. Şimdi tekrar bana dönerlerse bir sorun için, hiç cevap vermiyorum. Onun da sebebi şu: 95'ten bu seneye kadar olanlarla ilgili ukalalık istemiyorum. "Ben sizin yerinizde olsam öyle yapmazdım, şöyle yapardım" vs. Ukalalık çok ağrıma gidiyor.

Onun için "Ben bilmiyorum ki ne yapıyorsunuz son zamanlarda" deyip, çekiliyorum. Çok korkuyorum. "Peki falanın ne yaptığını biliyor musunuz?" "Duymadım, hay Allah." Böyle şeyler başlıyor. İnsan herhalde olgunlaşıyor o konularda.

Hırsınız yok ama zaaflarınız var mı?


Kızmak, başkalarına öfkelenmek mesela. Dün çok bağırdım, sesim kısıldı bağırmaktan. Sebebini söyleyeceğim; bizim ülkemizde engellilere ve yaşlılara hiçbir önem verilmiyor. Ben tanındığım için beni gördükleri zaman insanlar kenara çekiliyor; yaşlıyım, bastonluyum diye. Ama dün Contemporary Art Fuarı'na gittim.

Güvenlik, "Şuradan arkaya aşağıya iniyorsunuz" dedi. Başladım yürümeye. Tesadüfen yanımda üç dört yaşlı hanım var. Bir de bakalım ki önümüze kırk elli basamak çıktı. Evvela panik oldum nasıl ineceğim diye. Sonra baktım tutunacak yer var, tutunarak indim. Baktım ihtiyarlar da çok güç iniyor.

Çocuklu kadınlar var, onlar da güç iniyor. Ayol inanmayacaksın ikinci bir set çıktı karşımıza. Gene bir kırk tane basamak. İmkânı yok! Dediler ki; "Hanımefendi, şuradan tekrar yukarı çıkın…" "Evet?" "Arabayla aşağıya inin." Aa, niye fuar diye o zaman aşağıda bir ok var? Ne diyecek oraya; engelliler ve yaşlılar için ayrı kapı vardır diye not yazacak. Davetiyeye bile koyacak bunu.



Aşağıya inebildiniz mi sonra?



Şekerim, yüz yirmi basamak falan indik. Orada üç dört genç erkek duruyor.

Benden kart istiyorlar. Benim kartım da protokol. "Göstermiyorum kartımı" dedim. Ama nasıl bir bağırma! "Bu nasıl bir hafızadır ki siz büyükannenizi hatırlamıyorsunuz? Büyükanneniz ayrıca" dedim "bastonlu!" (Gülerek) Sonra bir daha indik merdivenden. Aa, bir de bakayım ki; düz! Arkadan gelseymişiz, basamaklardan inmemize hiç gerek yokmuş, arabayla önüne gelebiliyormuşuz. Söylememişler bize! İnişte olası trafik oluyor tabii, kendilerini koruyacaklar. Yok böyle bir şey!

Çok bağırdım. Aşağıya indim, orada bir masada hanımlar vardı, onlara da bağırdım. Sonra hiçbir şey olmamış gibi içeri girdim, Bedri Baykam'ı öptüm. Ama dedim; "Her röportajımda sizi şikâyet edeceğim." Sen birincisin.

Bunu siz yaşamadıysanız da aynı tepkiyi verirdiniz değil mi?



Tabii canım, olacak şey mi? Düşünmeye başladım; hiçbir yerde "engelliler ve yaşlılar" diye bir şey görmedim ben. Hiç! Bu ne demek?

Engelli ve yaşlıların gezmesi pek beklenmiyor Türkiye'de.


Yaşlılar otursun evde yani! İnadım inat yaşayacağım. İnadım inat işe devam!

Bu işin peşini bırakacak mısınız peki?



Sonuna kadar götüreceğim bu işi. Hiç merak etme. Bu ancak sen, ben konuşursak olur. Susarsak, akıllarına gelmiyor. Bundan sonra yapacağım her özel olayda bunu yapacağım. Çok genç insanlar yapıyor öyle işleri. Bir yaşlı alsalar komitelere, işler değişir. Hayır ben bu sene maden işçilerine, tersanecilere taktım kafayı. Bilseydim buna da takardım. Next! (Bir dahaki!)

M E D Y A D A  K A D I N


Kırk yıl önceki medyayla bugünkü arasında bir fark görüyor musunuz?

57 – 58 senelerinde başladım basında çalışmaya. Bilmiyorum ne kadar farkı var. Her şey aynı aslında.

Medyada kadının duruşunda peki bir farklılık var mı?

(Gülerek) Eyvah! Eyvah, eyvah! Bu söylediğin başka bir şey. Gazeteciyken kadın olarak çok hırpalandım.

Çok dedikodu çıkardı. Çok!

Yani mesela bu eve gelirlerdi, çalışırdık, mutlaka ertesi gün dedikodu çıkardı.

Çok dedikodu olan bir yer gazete.

Her zaman. Herkes için bir şey söylenir. Kah kah, kih kih.

Onlardan çok rahatsız olurdum. Sonra ecnebilerle çalıştığım zaman da "yerli" diye konuşurlardı Türkler için.

Orada da çok üzüldüm.

Onlarda da aynı dedikodu vardı.

Galiba bu hiçbir yerde değişmiyor.

BBC'de de vardı, ben orada da çalıştım.

Basında dedikodu her zaman var; kadınla da ilgili erkekle de ilgili.

Yahu bir defasında İngiltere'de çalışıyorum, halkla ilişkiler yapıyorum.

Bir gazeteciyle yemek yedim. "Bir yere gidiyorsan, seni bırakayım" dedi. "Valla iyi olur, şu köşeye bırakıver" dedim ben de.

Bindim arabaya, elini arkamdan pantolonumdan içeri sokmaya çalışıyor.

İngiltere'desin.

Dur dedim taksiye, açtım kapıyı. Bir daha adamı görmedim.

Türkiye'de var diyorsun da ayol dışarıda da var aynı şey. Kadının çalışması bu konularda çok zor.

Kadın güzel oldu mu da başarılı olmasını başka şeylere bağlıyorlar genellikle.


Bu sefer çirkin dedikodular çıkarıyorlar ama hep dedikodu var. Radyoda da çalıştım, televizyonda da, gazetede de… En büyük problemdi. Bir kız arkadaşım vardı. Ankara'daydık. Otomobille beni otelden alır, beraber çalıştığımız yere giderdik. Dedikodu çıktı biz iki kadın ne yapıyoruz diye. Yahu ne yapabilirim?  Uyduruyorlar işte. Bir şeyler süslüyorlar, dantelliyorlar.

Geçmişi de düşünecek olursanız Türkiye'nin geleceğini nasıl görüyorsunuz?

İlk başladığımda hiçbir şey yok, her şeyi beraber yapıyoruz. Ama o zaman Atatürk var, öyle yapma böyle yap diyor.

Bir bakıyorsun onun dediği daha doğru, yapıyorsun.

Fazla bir şey düşünmeye lüzum yok, birisi bizim için düşünüyor.

Ondan sonra savaşı gördük, savaş kötüydü. Biz savaşa girmedik ama çok uğraştılar bizi sokmak için. Hakikaten yokluk gördüm. Ben senelerce çay içmedim.

Çay yok, kahve yok.

Fındığın kabuğunu ateşte yakıyorlar sonra öğütüyorlar, sonra kahve niyetine onu içiyorsunuz.

Kahvenin tadı yok, kahvemsi bir şey.

Şeker yok.

Çocuklarım büyüyecek; haber alıyorsunuz Edirne'de bir yerde şeker var diye, arabalar gidiyor.

Çok çektim. Türkiye'de çok yokluk çekildi. Her taraf kuyruk.

Ömer o zaman dokuz on yaşında, kuyrukta durur, benzin getirirdi.

Şimdi böyle bir problem yok, hatta bence fazla her şey.

Hiçbir şeyden fazlaya geldik.

Bundan sonra ne olacak?

Benim bazı ümitlerim var.

Türkiye'de insanlar eğitiliyor artık.

Hep kafamda böyle bir Türkiye var; okumuş insanlar, yeni bir şeyler buluyorlar.

Böyle bir rüyam var, olur olmaz bilmiyorum.

Gençlerden ümidim var, onlara olan inancım çok büyük.

Ne kadar iyi değil mi böyle düşünebilmem.

Çok kaçan var halbuki.

Kaçan kaçana…

.

Betül Mardin

.
.
.


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org