Ziynet Odası       Odam Olsun       Türklider Odaları       Lider Odaları       Sohbet Odası       TV Odası       E-Kitap Odası       BŞenver       Gazete Odası       iPad       Hakkımızda       Şifremi Unuttum   

 

Fuat Süren Gözüyle 



Tüm Yazıları
       ShareThis

 

BEN FUAT SÜREN
19.07.2006
Okunma Sayısı : 17695
Oy Sayısı : 10
Değerlendirme : 5
Popülarite : 5
Verdiğiniz Puan :
 

 

                                                BEN  FUAT SÜREN


24 Kasım 1919'da Beyoğlu İSTANBUL' da  doğdum.

Çocukluğumun büyük bir kısmı Taksim'de halen aynı isim altında bulunan SÜREN APARTMANI'nda geçti. (Süren apartmanı ile bir mülkiyet ilişkimiz kalmamıştır)

İngiliz HIGH SCHOOL'da okudum ve oradan 1935 senesinde mezun oldum.

HIGH SCHOOL'dan  sonra Fransızcam yalnız kulak dolgunluğu kadar olduğu halde, SAINT BENOIT mektebine gönderildim.

İlk gün papaz olan öğretmenimiz Pere Siegfried bize Fransızca bir dikte yazdırdı ve o diktenin neticesinde bana dönüp "Süren, sizin diktenizde hatalar, kelimelerden fazladır" dedi.

Dişimi sıktım ve buna rağmen 9 ay sonra sınıf birincisi olarak sınıfı geçtim.

1938'de SAINT BENOIT'da Fransız başosunu ve Türk olgunluk imtihanlarını ikmal ettim.

Çocukluğum psikilojik bakımdan ekstremler arasında geçti;

Bir taraftan derin düşünce, hayatın ve ölümün mana arayışı, diğer taraftan düşünmeden son sürat hareket.

Football ve box bana heyecanlı anlar yaşattı.

HIGH SCHOOL'dan bazı arkadaşlarla belki İSTANBUL'un ilk cazını kurduk.

Tabii birçoğumuz gibi çocukluğum ATATÜRK'ün mitolojik "archetype" gölgesi altında geçti.ATATÜRK'ün hukuk dışında ve üstünde olduğunun ve her istediğini yapabildiğinin bilincindeydik.Fakat nedense bu bizi fazla rahatsız etmiyordu.

Bunun gibi Türkiye'nin o zaman tek partili olması ve Demokrasi noksanı bizim muhtimizde fazla  kurcalanmıyordu.

Sonra 1938 sonbaharında Hukuk Fakültesine yazıldım.

Neden Hukuk Fakültesine?

İngiliz mektebindeyken bütün İngiliz İmparatorluğuna şamil bazı fen ve matematik dallarında ödül kazanmıştım.Üstelik Türk mektebine gitmediğimden, Türkçem nisbeten zayıftı.

Burada beni son zamanlarda kurcalayan bir meseleye değineceğim.

Neden Hukuk Fakültesine yazıldım sualine cevap veremediğim gibi hayatımın birçok mühim kavşağında niçin muayyen bir istikamete daldığımı kendi kendime izah edemiyorum.Sanki hayatımın mühim kararlarında bilinçli davranmayarak başkaları tarafından veya başka etkenlerle sevkedildiğim intiba var bende, ve bu benim için acıklı.

İSTANBUL Hukuk Fakültesine gitmemde çok yumuşak ve şefkatli olan annemin beni Türkiye dışında bir teknik üniversiteye göndermeme arzusu muhakkak bir rol oynadı.

Neyse, kifayetsiz Türkçemle Hukuk Fakültesine başladım, fakat orada da kısa zamanda sınıfın başına geçtim.

Beni kurcaladı diye meseleyi tekrarlıyorum, sanki benim katkım olmadan, bir yerlere , esrarengiz kuvvetler tarafından itildim, fakat o yerlere yerleştikten sonra hep başa geçmek mecburiyeti oluşuyordu bende.

Ve aşağı yukarı hep başa da geçtim.Fakat bunun kıymeti ne?Kendi seçmediğim bir işin birincisi olmak iyi midir?

Hukuka devam ederken, o zamanlar için çok renkli ve modern bir iş adamı olan Selim Osman Seynur'un yanında çömezlik yapıyordum.

Selim Osman, Marpuççularda kumaş satmakla başlamış, fakat sonra nasılsa Uluslar arası mali işlerde ün salmıştır.

O tarihlerde (1940 v.s.) yabancı sermayeye teşvik yerine yabancı sermayeli şirketleri Millileştirme modası vardı. Bu işin başında da meşhur Bayındırlık Bakanı Ali Çetinkaya bey bulunuyordu.

Bedel hakkında yabancılara pek müzakere hakkı verilmediği gibi, bedel Merkez Bankasında bloke edilirdi.Yani bu şekilde gaz, elektrik, Zonguldak Kömür Madenleri, v.s. neredeyse sıfır bedelle millileşti.

Bizim Selim Osman bir yolunu bulup mal ihraç etmek suretile büyük iskontalarla bu bloke edilmiş paraları yabancılara meşru yoldan transfer etme imkanı bulmuştu.Kendisi de arada bir hayli para kazandı.

Para kazanınca teşkilat kurma hevesi doğdu kendisinde, ve o zamanki bürokratlardan ETİBANK Umum Müdür :Muavini Refii Teksan'ı başımıza Umum Müdür olarak  alma teşebbüsüne girdi.

Refii bey bürokratik alışkanlığı ile 15 sayfalık bir mukavele hazırladı.Son derece zeki, fakat aşırı tembel olan Selim Osman 15 sayfanın yalnız maaş kısmını kontrol etti, ve anlaşmayı okumadan imza etti.Benim yüzümde  herhalde bir eleştiri ifadesi gördü ki bana dönerek:
"herhalde beni  yorucu 15 sayfayı okumadığımdan eleştiriyorsun, fakat unutma ki Refik beyle olan anlaşmayı bozmak istediğim vakit bir kolayı var, Refii bey sen bana orta şekerli bir kahve söyle ve süratli olsun, dediğim vakit Refii bey ortadan toz olur" dedi.

Selim Osman sonra Fransa'ya yerleşti ve başarıları devam etti.Bir ara Edmond de  Rotchild'le müşterek işler yapabildi.

İşte Marpuçtular menşeli ilk iş mektebim bu Selim Osman olmuştur.

Arada, Hukuka devam ederken büyük bir şansım oldu:

Almanca bildiğim için Profesör E.Hirsch'in tercümanlığını yapıyordum.

Profesör Hirsch harpden sonra Almanya'ya dönerek yeni Alman Anayasasının hazırlanmasında büyük rol oynamıştır.

Bu arada Leyla Süren (o zaman Leyla Molvan 'la tanıştım. 1940'da o da Hukuk Fakültesine geldi.

Ben çok paralı değildim, fakat o daha da parasızdı.Tramvay parasını tasarruf etmek için Beyoğlu-Beyazıt –Beyoğlu'yu yürüyerek katediyorduk.

Leyla ile romanlardaki gibi bir aşk yaşadık.Benim için o vardı ve ondan sonra çok büyük mesafede hiçbir şey yoktu.Zannediyorum ki onun da bana karşı hisleri aynı nitelikteydi.

Birbirimizi çok etkiledik.Aynı kitapları okurduk:CAMUS, SARTRE, GIDE, HUXLEY, MALRAUX, FREUD, MARZ, STEINBECK, FAULKNER, BERGSON, v.s.

Ve saatlerce tartışırdık.

O zamanlar bizim için entelektüel meseleler yaşayan hadise olup çok mühimdi.tabii ölüm ve hayatın manası, Allah'ın varlığı, veya yokluğu başlıca temalarımızdı.

Haziran 1942'de Hukuku bitirdim.Profesör Hirsch'le ilişkim ve aldığım not derecelerine göre herkes akademik kariyere gireceğimi zannediyordu.Fakat böyle olmadı.Gene benim bilinç ve irademin dışında başka bir istikamete itildim.

İZMİR'de PİYALE MAKARNASI sahibi Muhterem Tahsin Piyale sağlık nedenleri ile İZMİR'i bırakarak İSTANBUL'a yerleşti.

METAL TÜRK A.Ş. namı altında bir firma kurarak Tophane, İskele Caddesi 3 numarada firmaya küçük bir mağaza ve yazıhane katı tuttu.

Firmayı faaliyete geçirmek için bir müdür arıyordu.

PİYALE'nin makarna etiketlerini basan Joseph Abajoli beni çocukluğumdan beri sever ve takdir ederdi.METAL Şirketinin de müdürlüğünü Tahsin Bey namına teklif etti. Ben de kabul ettim, 300 lira maaş ve kara iştirak hakkı ile.

Neden kabul ettim?

Sanki birçok hayatım var, bir tanesini de  METAL'e vereyim gibi.

İş hayatı ile o zamana kadar Leyla'nın  ve benim az ilişkimiz olmuştu (babam dişçi idi)

Akademik kariyeri bırakıp iş hayatına, hem de çok basit seviyeden girmeme herhalde Leyla eleştirdi ki (Ekim 1942'de evlenmiştik) kendisine "merak etme  biraz para yapıp 25 yaşımı ikmal edince çekilirim, kafayı daha fazla çalıştıran bir mesleğe girerim" dedim.

Herhalde başka hayat nostaljileri tahriki ile, her 5 senede bir işden çekilip başka şey yapmak vaadimi Leyla'ya ve etrafıma tekrarladım.Sonuç meydanda; 76 yaşında hala iş yapıyorum.

Neyse, 1943'ün Kasım'ında iskele caddesine taşındım.Şirketin hem müdürü, hem katibi, hem hademesiydim.

Harp  ortamı, tanınmamış, faaliyet alanı olmayan küçük bir firma, tecrübe ve iş bilgisinden mahrum 23 yaşında bir müdür.

Fakat beklenilmeyen müspet sonuçlar elde ettik.İşe başlayınca Sayın Piyale'den direktif istedim."METAL TÜRK A.Ş. Jilet toptancılığı  yapabilirse memnun olurum" dedi .

Tahsin  bey çok akıllıydı, fakat sağlık nedenleri ile günlük icraatımıza karışmazdı.

Bu jilet toptancılığı firmasına biraz Amiral Nelson gibi kör gözüme dayadığım dürbünle bakarak, sağa sola saldırdım.

İSCEÇ ve TÜRKİYE arasındaki takas ticaretinin büyük bir kısmını METAL için elde ettim.Mesela  İSVEÇ'e sosis imalatı için bağırsak gönderiri, mukabilinde senelerce TÜRKİYE'de meşhur olan kollu Facit makinelerini getirtirdik.

Harp biter bitmez performansımızı çok beğenen WALLENBERG Grubunun ticari kısmı olan AKTİEBOLAGET  TRANSFER firması bize teklif etti, ve %50 Tahsin beye ve bana ait, %50 AKTİEBOLAGET TRANSFER'e ait olmak üzere TRANSFER TÜRK LTD.Şirketi kuruldu.

TRANSFER TÜRK bir take-off yapmaya başladı.

1950 senelerinde bir aşk hikayesi ismimizi TARNFER TÜRK'den  TRANSTÜRK'e çevirmeye sebeb oldu.Bizim İsviçreli delege bir İstanbul'lu hanıma aşık oldu.Hanım da evli.Hanım'ın kocasının tehditlerinden bıkarak bir sabah habersiz, hanımı alıp İSVEÇ'e gitti.

AKTIEBOLAGET  TRANSFER'in dahil olduğu grubun başkanı meşhur bankacı Marcus Wallenberg beni Stockholm'a çağırdı ve "Türkiye'ye gönderecek delege bulamıyorum, acaba hissemizi alır mısınız?" dedi.

"Bir fiat meselesidir" dedim, ve bir fiat ortaya attım.Wallenberg teklifimi kabul etti, bana bir şart koştu: "TRANSFER kelimesini kullanmayacaksınız, isminizi değiştireceksiniz"  "TRANSTÜRK olur mu?" diye sorunca "Evet" dedi ve TRANSTÜRK ismi böyle doğdu.Bir parantez açacağım.Wallenberg gibi mühim bir adamın (ENSKILDABANK, ERICSSON, ASEA, v.s kontrolü altında) TRANSFER gibi nispeten küçük bir firmanın problemi ile bizzat uğraşması müdafaa kıymetli yardımcıları olmakla beraber, işinin en küçük teferruatı ve bölümü ile meşgul, veya hiç olmazsa haberdar olmalı.

Firmanın %100'ne sahip olduktan sonra da çabuk geliştik, ve nispeten kısa bir zamanda (5-10 sene içinde) Türkiye'nin sayılı ve saygılı dış ticaret ve finans firması olduk.

Arada Faruk Süren 28 Temmuz 1945'de doğdu.Ben ise 25 yaşımı doldurunca daha entelektüel bir mesleğe başlayacağım vaadimi unuttum.

Beyoğlu'nda bize lüks gelen yeni bir yazıhaneye taşındık.

Türkiye'de sanayi kurmaya karar verdik.

O zamanlar fazla statistik, etüd veya fizibilite raporu yoktu.İhtalatçı olarak mühimce bir pazar payını elde ettiğimiz sahalarda yatırım yapıp, Pazar payımızı ithalat yerine yerli üretimle karşılamaya çalışırdık.

İlk Sanayi yatırımımız 1968 senesinde MAKİNE TAKIM oldu.

Bugün MAKİNE TAKIM hala kesici takımlar sahasında Türkiye'de Pazar lideridir.

İlk seneler başarımızın sebepleri nelerdir?

Geçmiş başarı daima nostalji ile karışıktır.Çünkü arada hayatınızın bir kısmını bu başarı için sarfetmiş oluyorsunuz.

Fakat klasik çizgiden ayrılamayarak başarımızın bazı sebeblerini sıralayalım:

-         İş; aile hayatı, eğlence ve hobby'lere prioriteli olmalı

-         Saat yok, iş var

AMERİKA ile çalıştığınız vakit saat farkı dolayısı ile çok geç saatlerde büroda kalmalısınız.

-         Sürat

Çok tekrarlanan fıkra:Rakip mektup yazdığı vakit fax çekmelisiniz.Rakip fax çektiği vakit telefon etmelisiniz.Rakip telefon ettiği vakit zaten müşterinin yanında olmalısınız.

-         Anlaşmalarda kendi menfaatiniz kadar karşı tarafın menfaatini de korumak lazım.bu huzur ve iş tekerrürü için şarttır.

-         Mümkün olduğu kadar işleri matematik formüllere irca etmek.

-         Müzakerelerde daima yumuşak olmak lazım.Unutmayın ki bugün reddettiğiniz karşı tarafla yarın bir iş yapmak için hayati ehemmiyette olabilir.

-         Belki en mühim öğüt heyecanlı olmak.

Tabii yaptığınız işden daha mühim mefhum ve dünyalar olduğu bilincindesiniz.Fakat heyecanınızın tümü işinizde olmalı.Tıplı futbolcu maçın 1.5 saat sonra biteceğini bildiği halde oyun devam ederken gol atmaktan başka bir şey düşünmemesi gibi.

O senelerde iş adamları ve bu arada ben , siyasetle pek meşgul değildik.

Siyset bu bürokratik alem bizim iş alemimizden tamamen ayrı  bir  saha telakki ediliyordu.

Bu aleme girme niyet ve arzumuz yoktu.Gayemiz bu garip alemi mümkün olduğu kadar idare ederek, vereceği zarardan korunmaktı.

Bu zarardan kendimizi bazen de koruyamadık.Misal olarak bürokratik nedenlerle kaçırdığımız 3 büyük projeyi kaydedeceğim:

-         NETAŞ'ın hisselerini nominal kıymetten almak(ki sonra ECEVİT Hükümeti ile bir devlet kuruluşuna 11 misline aldırdı )

-         İSTANBUL UMUM  SİGORTA'nın bütün gayrimenkulleri ile alımı

-         SELANİK BANKASI 'nın kontrolü(eski INTERBANK)

Bürokratlar bu projelerimize mani olsaydı elbette bugün durumumuz başka türlü olurdu.

1950'lerde Menderes'le birlikte mühim değişiklik oldu.

O zamana kadar yalnız askeri ve sivil bürokratlardan müteşekkil ikitadara biz sivillerin de iştirak edebileceğini gördük.

Bu, iş aleminin iştah ve hevesini kabarttı.

Sivil iş adamı siyasette siyasi bürokratlara eşit bir statü, hatta bazen üstün bir statü elde etti.Bu belki sosyal alanda en büyük başarı .Ve bunu muhafaza etmek için büyük dikkat ve gayret sarfetmeliyiz.

27 Mayıs ihtilali askeri ve sivil bürokratları sivil Türkiye'nin gelişmesine karşı ağır bir darbe idi.Birçok özel sektör müessesede olduğu gibi 27 Mayıs ihtilali TRANSTÜRK'ün hamlelerini durdurdu.Üstelik 27 Mayıs iktidarı bana karşı şahsen tutum aldı.

İnanılmaz ve tamamen bir iftira neticesi, rahmetli Menderes'in İsviçre hesabı  tarafımdan tutulduğu iddia edildi, ve hakkımda tevkif müzekeresi kesildi. Yüzde yüz kaniyim ki Menderes'in İsviçre'de bir "illegal"hesabı bulunmuyordu.Üsteli benim rahmetli ile maalesef hiçbir samimiyetim yoktu.27 Mayıs'da bir iş seyahati için Avrupa'daydım.Türkiye'deki bütün arkadaşlarım bir müddet dönmememi tavsiye ettiler.

"İhtilaldir, tevkif ederler seni, kaçmaya teşebbüs ettiğini ileri sürerek seni vurdururlar da" dediler.

Ben gene hayatımın mühim kararlarında yaptığım hatayı tekrarlayarak fazla düşünmeden 48 saat içinde İSTANBUL'a döndüm ve hangi uçakla döneceğimi İSTANBUL EMNİYET'ine peşinen bildirdim.Uçaktan inerken tevkif edildim.

Birkaç eziyetten sonra herhalde Menderes'in hesabının bende olmadığı, ve geçmişimin memleket için faydalı olduğu kanaati o zamanki iktidarda doğdu ki , beni serbest bırakarak, mesleki hayatıma tekrar dönebildim.Hatta onlardan görev teklifi bile aldım, fakat çok şükür o görevi kabul etmemeyi başardım.

Büyüdük, iş yaratma aşkı vardı bizde.

MAKİNA TAKIM'dan sonra yıl itibariyle kurduğumuz veya iştirak ettiğimiz  müesseselerden bazılarını aşağıda çıkardım.

YIL                                              ŞİRKET ÜNVANI

1958                                                                                   OLMUK OLUKLU MUKAVVA SANAYİ VE TİCARET A.Ş.

1963                                                        TRANSTÜRK KİMYA A.Ş.

1965                                                        AKDENİZ TURİSTİK TESİSLERİ A.Ş.

1972                                                        AKKARDAN SANAYİ A.Ş.
                                                                EV TEL EV EŞYA VE TİCARET A.Ş.

1973                                                        TAMSAM TOMRUK AĞAÇ SANAYİ A.Ş.

1974                                                        LİKİTGAZ DAĞITIM A.Ş.
                                                        İSMAK İSTİF MAKİNA A.Ş.
                                                                PRESİZ METAL İMALAT A.Ş.
                                                                TRANSTÜRK OTOMOTİV SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
                                                                TOPKAPI ULUSLAR ARASI OTO SERVİSLERİ A.Ş.
                                                                TÜRK CİVA İŞLETMELERİ A.Ş.

1975                                                        TRANSTÜRK FREN DEBRİYAJ A.Ş.                                                                                                                              PLASTAŞ PLASTİK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
                                                TOPKAPI ULUSLAR ARASI OTO SERVİSLERİ  A.Ş.
                                                                TÜRK CİVA İŞLETMELERİ A.Ş.

1976                                                        TRANSTÜRK DEMİR ÇELİK SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
                                                                SELTAŞ SEL TOPLULUĞU BAKIR VE ÇİNKO SANAYİ A.Ş.

1978                                                        BÜNSA DÖKÜM MAKİNA SANAYİ VE TİCARET A.Ş.

1979                                                        T.S.T. TELEFON SANAYİ VE TİCARET A.Ş.
                                                                ANADOLU ÇİMENTOLARI  A.Ş.
                                                BEMİS BESİN MISIR SANAYİ
                                                COMAG CONTİNENTAL MADENCİLİK A.Ş.
                                                LİBKA TİCARET A.Ş.
                                                TEZSAN TAKIM TEZGAHLARI SANAYİ VE TİCARET A.Ş.

1980                                         ELEKTRO AKUSTİK
                                                INTERNANK TAŞIMACILIK A.Ş.

1981                                         TEKTABA TEKNİK MALZEME VE TÜTÜN SAN.VE TİC.AŞ.
                                                TRANSTÜRK EMLAK A.Ş.
                                                    TRANTÜRK PETROL ARAMA İŞLETMELERİ A.Ş.
                                                ANTALYA ENTERNASYONAL TURİZM A.Ş.
                                                PAKTRANS TRANSİT PAKETLEME A.Ş.

Bu  gelişmelere iştirak eden çok kıymetli mesai arkadaşlarım oldu.Bazı isimleri burada zikretmek isterim.

- ŞEFİK ATABEY: İnce zekalı.Londra'ya yerleştikten sonra dünya şeker piyasasında kendine mühim bir yer ayırabildi.

- NİMET BARAZ: Hem ortağımız, hem beni idari ve mali sorunlardan kurtaran fevkalade zeki ve dürüst bir insan.

- SONA ÇİZMECİ: Haşim Mardin'in eski yardımcısıydı.Haşim Mardin beyin hanını alınca onu da aldık, ve bence handan  çok daha kıymetli çıktı.Bütün hayatı boyunca akıllı ve vefalı bir şekilde bize yardımcı oldu.

- PANAYOT DEMİRCİOĞLU: Çok iyi bir demir tüccarı idi, demir işlerimizi yürütüyordu.

- ORHAN IŞIK: Çok  zeki ve çalışkan. İhracat işlerimizi gerçekçi yollardan büyüttü.

- EDOARDO LANZONİ: Son derece faal, süratli ve her telden çalan mühim bir yardımcımız.

- DR. İLHAN NURAL: Zürih 'de uçak mühendisi doktorasını yapmış, bizde kağıt makinesi ve kağıt satıyordu.Bu da Türkiye'deki insan kaynağı israfı örneği.

- CEMİL PARMAN: Eski Denizcilik Bankası ve Toprak Mahsulleri Ofisi Umum Müdürü.Benim tanıdığım Türkçeyi en süratli ve en iyi yazan insandı.

Bize bürokratik alanı tanıttı, ve bilhassa 27 Mayıs 1960 ile meydana gelen sorunlarımızın çözümüne çok fedekar davrandı.

- OKTAY PİYALE: Tahsin bey'in alçak gönüllü oğlu.

Babasının  forsunu hiçbir vakit kullanmadı, ve TRANSTÜRK'ün büyümesinde büyük katkıda bulundu.

- JAK SABAH : En iyi tüccarımızdı.birkaç hafta içinde yeni bir yabancı lisan öğrenme kabiliyeti vardı.

-NAZIM SENGEL:Belki TRANSTÜRK'e en bağlı elemanımız.Fedekar bir şekilde TRANSTÜRK'ün büyümesine katkıda bulundu.

- CENAN SAHİR SILAN: Dışişleri bakanımızdı.Büyük Uluslararası projelerimizde (KEBAN gibi) gayret ve başarı gösterdi.

- İBRAHİM ŞENSOY: Vefalı ve pratik zekalı çalışması ile TRANSTÜRK'ün birçok sorununu halletti.

- DR. AHMET TAŞKIN: Ahen'de makine doktorasını yapan son derece dürüst ve çalışkan bir arkadaşımızdı.

1979 'larda KEBAN HYDROELEKTRİK Barajının ikmali için Fransız müteahhidin  mümessili olarak büyük  çaba sarfettik.Bu münasebetle Sayın Demirel'le tanıştım.

Demirel'in dürüstlükten gelen idari cesaret ve bazı  Fransız mühendisleri (Andre Au Prince, Philippe Vidalanche gibi) görev aşkı olmasaydı bu baraj yapılamazdı.

Sayın Demirel'i çok takdir ettim, ve ondan sonra siyasi düşünce ve faaliyetlerimi ona bağladım.

Arada Haşim Mardin'in Tünwl'deki hanını satın aldık, ve hana TRANSTÜRK ismini verdik.

Haşim  Mardin çok renkli birisiydi. Bodrum'dan Gök'e, Gök'den Bodrum'a birkaç defa inip çıktı.Haşim son parasını bir gece MONTE CARLO'da kaybedip sabaha karşı  intihar etti.

20 aralık 1952'de Reha Süren doğdu.

Hukuk Fakültesini 1945'de bitiren Leyla bu kere Güzel Sanatlar Akademisine devam ederek onu da bitirdi.

Holdingleştik, ve daha fazla büyüme imkanı sağlamak ve karımızı halkla paylaşmak gayesi ile 1972'de halka açıldık.Bu operasyonu realize etmek için MEBAN'ı kurduk.

ALMANYADA'ki Türk işçilerine hisse senedi satmak üzere KÖLN'de bir büro açtık.

MEBAN başarılı oldu, ve yalnız TRANSTÜRK'e değil, diğer iyi Türk gruplarına finans hizmeti vermeğe başladı.

1980 başlarında sanayi, finans ve ticarette faal olan TRANSTÜRK genellikle Türkiye'de üçüncü grup olarak kabul ediliyordu. KOÇ ve SABANCI'dan sonra.

Meban muteber şirketlerin hisse senetlerini ve tahvillerini pazarlayarak KASTELLİ gibi tasarruf sahiplerine gerçek bir gelir temin etmeyi başardı.

1975-1980 tarihlerinde bankalar tasarruf sahiplerine enflasyonun altında faiz  vermekle halkı tam manası ile istismar ediyordu.

MEBAN ve KASTELLİ'nin yeni çığır açan faaliyeti herhalde bankaların hoşuna gitmedi, ve bankalar bu müesseseleri batırmak için ellerinden geleni yaptılar.

TRANSTÜRK  ve MEBAN'da çalışanlar MEBAN'ın akibetini şöyle izah ediyorlar:

KASTELLİ, İşviçreye kaçmakla bir güven bunalımı yarattı.

MEBAN'IN problemleri de bu güven bunalımından ileri gelmekteydi.

Kabahati başkasında bulmak normal bir reaksiyondu.Ve belki KASTELLİ hadisesi olmasaydı, MEBAN durumunu düzeltebilirdi.

Fakat şunu da ilave etmek lazım ki MEBAN'ın esas problemleri mali alemin çok eski bir tabii yasasını çiğnediğinden ileri gelmekteydi.

MEBAN halkdan kısa vadeli olarak aldığı paraları firmalara uzun vadeli olarak veriyordu.Vaka MEBAN'ın borç verdiği yerler hep muteber yerlerdi: KOÇ, YAŞAR HOLDİNG, TRANSTÜRK, v.s.

Fakat güven bunalımı dolayisiyle kısa vadeli tasarruf sahipleri paralarını MEBAN'dan hemen geri isteyince MEBAN imkansız kaldı, çünkü uzun vadeli plase ettiği paraları geri isteyemedi.

Gene hayatımın mühim bir kavşağında bulunuyordum . MEBAN müstakil bir anonim şirketti.Onun acze düşmesi TRANSTÜRK'ü fazla sarsmazdı.Halbuki TRANSTÜRK MEBAN'ın kısa vadeli  taahhütlerini karşılamak için, TRANSTÜRK varlıklarının büyük bir kısmını satmak mecburiyetinde kalacaktı, hem de o günkü bunalım havası içinde yok pahasına satacaktı.

Bu mühim kararımı da kafi düşünmeden, ve yanlış muhasebe doneleri ile aldım.Ve Hükümete giderek MEBAN'ın borçlarını üstlenmeye hazır olduğumuzu bildirdik.

Kararımızda Sayın Turgut Özal'ın rolü büyüktür. Turgut bey şerefimize hitab ederek bize "Halk TRANSTÜRK vardır diye MEBAN'a  güvendi.TRANSTÜRK muhakkak MEBAN'ı desteklemeli.KASTELLİ'den sonra  MEBAN 'da aciz duruma düşerse Hükümet düşebilir" dedi.

İdari ve mali yönden  büyük sıkıntılara girdik.Çözüm  yolları bulmak  için bir sene içinde Faruk Süren ile  birlikte 82 defa ANKARA'ya gittim.En iyi sanayilerimizi ve gayrimenkullerimizi o zamanki piyasanın çok düşük rayiçlerine göre satarak kaynaklarımızı MEBAN'a tahsis ettik.O sayede tasarruf sahipleri MEBAN'dan faizleri ile  birlikte paralarını geri alabilirlerdi.Fakat TRANSTÜRK 'de varlığının yaklaşık üçte ikisini feda etti.

Bu hadiseden esas itibariyle iki büyük ders aldık:

1/ TRANSTÜRK büyüme içindeydi.Ben ilke olarak zamanımı yeni işlerimize ve problemli şirketlere vermeyi uygun buluyordum.

İyi giden şirketler ve meyanda MEBAN şirketi  ile ilke  olarak ilgilenmiyordum.Bu tabii yanlış bir prensiptir.Çünkü iyi giden bir şirket kontrol edilmezse kolaylıkla kötü yola girebilir.Bunun en bariz misali  MEBAN'dır. MEBAN'ın idari Meclisinden bile çekilmiştim.İdare Meclisine iştirak etseydim, KASTELLİ'yi taklit ederek MEBAN'nın kısa vadeli paralarını uzun vadeli olarak yatırmasına mani olur muydum? Belki?

Hakiki baş, hakiki patron olmak çok güç.O,  başında bulunduğu teşkilatın en küçük teferruatına vakıf olacak, ve firmasının işletmesine o küçük teferruatı entegre edebilecektir.120 kişilik bir senfoni orkestrasında kontrbasın yanlış notasını duyabilen orkestra şefi pek azdır.Hakiki patron da o orkestra şefinden belki daha az.

2/ İkinci ders bir iş adamının siyasi vaadlere inanmaması ve ona göre hareket etmesi gerektiği.

MEBAN'ın desteklememizi sağlamak için Sayın Turgut Özal'ın bize verdiği vaadlerin hiçbiri tutulmadı.

Turgut  bey Kasım 1983'de istifa ettikten sonra ise o vaadler üstüne tam bir sünger çekildi.

MEBAN bunalımının çözümünde Faruk Süren büyük rol oynadı.

İşte 1985 senesinde MEBAN problemlerini çözmüş , fakat çok küçülmüş bir TARNSTÜRK'ün başında bulunuyorduk, Faruk'la birlikte toparlandık.

Bu toparlanma 30-40 senelik eski dış ilişkilerimizn büyük katkısı olmuştur.

MEBAN sarsıntısına rağmen bize güvenlerini kaybetmeyen büyük yabancı grupları burada sempati ile hatırlıyorum.

1990 senelerinde işleri Faruk Süren'e devretme zamanı geldiğini hissediyordum.

Bunun esas 3 nedeni vardı:

-Birincisi, durumumuz kafi derecede konsolide edilmişti.

-İkincisi , ben işin başında dururken Faruk Süren işlere kendi istediği özelliği veremezdi.

-Üçüncüsü de, nihayet Leyla'ya yaklaşık 50 sene evvel verdiğim vaadi yerine getirerek iş aleminin haricinde bir faaliyet sahibi olacaktım.

Bunları ekteki veda mesajımda ifade etmeye çalıştım.1990'da TRANSTÜRK'den ayrıldım, hem de tam ayrıldım.

50 senelik bir faaliyetten sonra TARNSTÜRK'ün şeref başkanlığı tabii hakkımdı.Fakat Faruk'u tamamen serbest bırakmak için bunu istemedim.Doğrusu bana teklif bile edilmedi.

Hayatımın mühim kavşaklarında kararları geriye bakarak tahlil ettiğim vakit daima tereddütler geçirmekteyim.

Bugün bu son kararımın da belki isabetsiz olduğu kanaatindeyim.

TRANSTÜRK  Faruk'da  hakiki bir lider bulamadığı gibi, Faruk'da TRANSTÜRK'ün başkanlığında hayatta aradığı heyecan ve coşkuya varamadı.GALATASARAY Başkanlığı acaba bu heyecan noktasını telafi etmek için midir?

Ben ise bir daha sözümde durmayarak, iş aleminin haricinde faaliyette bulunmaktansa, ORTADOĞU YATIRIM VE FİNANSMAN A.Ş. şirketimi canlandırmaya koyuldum.

Tabii nedenleri vardı.Bu nedenlerin başında bazı maceralardan çıkmış Reha Süren'i meslek sahibi yapmaktı.

ORTADOĞU'yu canlandırmak kararı ORTADOĞU için verimli oldu.

ORTADOĞU, gerek Holding, gerek Savunma sahasında, gerekse de yabancıları Türkiye'ye getirmekte (mesela CARREFOUR  hipermarketİ) başarılı oldu.

Şimdi de Reha Süren'in idaresinde saygılı bir commodity şirketi olmak üzeredir.

Bu başarı beni bir nevi serbestleştirerek hayatımın yeni bir kavşağına getirmektedir.

Bakalım bu sefer hep özlediğim, dış etkenlerden uzak, rastgele olmayan, hakikaten derinden  istediğim, bir kararı verebilecek miyim?
.
.
.

Fuat Süren "Başarının Sırrı TV" programını izlemek için hızlı internet bağlantınız varsa lütfen bilgisayarınızın sesini açıp yandaki oku tıklayın.   


.
.
Fuat Süren "Bir Dakika Etik" TV programını izlemek için hızlı internet bağlantınız varsa lütfen bilgisayarınızın sesini açıp yandaki oku tıklayın.   

FUAT SÜREN



 


Kötü         Çok İyi  Oyla  
  Geri  |  Arkadaşıma Gönder  |  Yazıcı Dostu
 
Tüm yazıları
ShareThis

    Hayat Verenler : Microsoft    HP Türkiye    PBS Bilişim    SAY Ajans    SFS - MAN    Superonline       

Türk Liderler:

Abbas Güçlü, Adil Karaağaç, Ali Ağaoğlu, <Ali Kibar, Adnan Nas, Adnan Polat, Adnan Şenses, Ahmet Başar, Ahmet Esen, Alber Bilen ,Ahmet Cemal Kura, Ali Abalıoğlu, Ali Naci Karacan, Ali Sabancı, Ali Koç, Ali Saydam, Ali Talip Özdemir, Ali Üstay, Arman Manukyan, Arzuhan Yalçındağ, Asaf Güneri, Atila Şenol, Attila Özdemiroğlu, Avni Çelik, Ayduk Koray, Aydın Ayaydın, Aydın Boysan, Ayhan Bermek, AyşeKulin, Ayten Gökçer, Başaran Ulusoy, BedrettinDalan, Bedri Baykam, Berhan Şimşek, BetülMardin, Bülend Özaydınlı, Bülent Akarcalı, Bülent Eczacıbaşı, Bülent Şenver, CağvitÇağlar, Can Ataklı, Can Dikmen, Can Has, Can Kıraç, Canan Edipoğlu, Celalettin Vardarsuyu, Cengiz Kaptanoğlu, Cevdetİnci, Çoşkun Ural, Cüneyt Asan, Cünety Ülsever, Çağlayan Arkan, Çetin Gezgincan, DenizAdanalı, Deniz Kurtsan, Didem Demirkent, Dilek Sabancı, Dr. Oktay Duran, Ege Cansel, Em. Org. Çevik Bir, Emre Berkin, Engin Akçakoca, Enver Ören, Erdal Aksoy, Erdoğan Demirören, ErhanKurdoğlu, Erkan Mumcu, Erkut Yücaoğlu, Ergun Özakat, Ergun Özen, Erol Üçer, Ersin Arıoğlu, Ersin Faralyalı, Ersin Özince, Ethem Sancak, Fatih Altaylı, Fatih Terim, Ferit Şahenk, Ferruh Tanay,Feyhan Kalpaklıoğlu, Feyyaz Berker, Fuat Miras, Fuat Süren, Füsun Önal, Göksel Kortay, Güler Sabancı, Güngör Kaymak, Hakan Ateş, Halit Soydan, Halit Kıvanç, Haluk Okutur, Haluk Şahin, Hamdi Akın, Hasan Güleşçi, HayrettinKaraca, Hazım Kantarcı, Hilmi Özkök, Hüsamettin Kavi, Hüseyin Kıvrıkoğlu, Hüsnü Özyeğin, Işın Çelebi, İbrahim Arıkan, İbrahim Betil, İbrahim Bodur, İbrahim Cevahir, İbrahim Kefeli, İdris Yamantürk, İhsan Kalkavan, İshak Alaton, İsmet Acar, İzzet Garih, İzzet Günay, İzzet Özilhan, JakKamhi, Kazım Taşkent, Kemal Köprülü, Kemal Şahin, Leyla Alaton Günyeli, LeylaUmar, Lucien Arkas, Mahfi Eğilmez, MehmetAli Birand, Mehmet Ali Yalçındağ, Mehmet Başer, Mehmet Günyeli, Mehmet Huntürk, Mehmet Keçeciler, Mehmet Kutman, Mehmet Şuhubi, Melih Aşık, Meltem Kurtsan, Mesut Erez, Metin Kalkavan, Metin Kaşo, Muharrem Kayhan, Muhtar Kent, Murat Akdoğan, Murat Dedeman, MuratVargı, Mustafa Koç, Mustafa Özyürek, Mustafa Sarıgül, Mustafa Süzer, Mümtaz Soysal, Nafi Güral, Nail Keçili, Nasuh Mahruki, Nebil Özgentürk, Neşe Erberk, Nevval Sevindi, Nezih Demirkent, Nihat Boytüzün, Nihat Gökyiğit, Nihat Sırdar, Niyazi Önen, Nur Ger, Nurettin Çarmıklı, Nuri Çolakoğlu, Nüzhet Kandemir, Oğuz Gürsel, Oktay Duran, Oktay Ekşi, Oktay Varlıer, Osman Birsel, Osman Şevket Çarmıklı, Ozan Diren, Özen Göksel, ÖzdemirErdoğan, Özhan Erem, Pervin Kaşo, R.BülentTarhan, Raffi Portakal, Rahmi Koç, Rauf Denktaş, Refik Baydur, Rıfat Hisarcıklıoğlu, SakıpSabancı, Samsa Karamehmet, Savaş Ünal, SedatAloğlu, Sefa Sirmen, Selçuk Alagöz, SelçukYaşar, Selim Seval, Semih Saygıner, SerdarBilgili, Sevan Bıçakçı, Sevgi Gönül, Sezen Cumhur Önal, SinanAygün, Suna Kıraç, Süha Derbent, Süleyman Demirel, ŞadanKalkavan, Şadi Gücüm, Şahin Tulga, Şakir Eczacıbaşı, Şarık Tara, Şerif Kaynar, ŞevketSabancı, Tan Sağtürk, Taner Ayhan, Tanıl Küçük, Tanju Argun, Tansu Yeğen, TavacıRecep Usta, Tayfun Okter, Tevfik Altınok, Tezcan Yaramancı, Tinaz Titiz, Tuna Beklevic, Tuncay Özilhan, Türkan Saylan, Uğur Dündar, Uluç Gürkan, Umur Talu, Ümit Tokçan, Üzeyir Garih, Vehbi Koç, Vitali Hakko, Vural Öger, Yaşar Aşçıoğlu, Yaşar Nuri Öztürk, Yılmaz Ulusoy, Yusuf Köse, Zafer Çağlayan, Zeynel AbidinErdem

Tecrübeleriniz ve birikimleriniz toprak olmasın @ Copyright 2004 turklider.org